Yatar Bursa Kalesinde (Şiirler 4)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.783
Gösterim
Adı:
Yatar Bursa Kalesinde
Alt başlık:
Şiirler 4
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803765
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel boyutlu bir şair ve yazarın bu basım için yeniden gözden geçirilmiş, kaynak metinler esas alınarak düzeltilmiş "külliyatı"...
(Arka Kapak)

Yeni Sanat
Döndü
Bin bir volt bin bir amperle döndü motör
Kudurmuş bir rüzgar gibi vantilatör
Koptu avarasından...
Girdi
Çelik yaylı aklımın son kafasından...

Hey 
Hey
Yeni sanatın makinalaşan şaheserini
Kuş sütüyle beslenen kuş kafana sığdırmazsan
Eski sanatın kadın kokan şiirlerinde bulamazsın
Üç kat nasıl patlatan avuçlarımın zahmetini!
(Kitabın İçinden)
Nazım Hikmet’in 1929-1935 yılları arasında yazdığı ama sağlığında yayımlanan kitaplarına almadığı şiirlerinin yanında 1937-1951 yılları arasında yazdığı ama sağlığında kendi derlediği (ve ancak ölümünden sonra basılabilen) kitaplarına almadığı şiirleri bu kitapta toplanmış.

Nazım’ın okuduğum ilk eseri olma özelliğini taşıyan bu kitabı Fazıl Say’ın bestelediği, Genco Erkal’ın seslendirdiği “Yaşamaya Dair” adlı Nazım Hikmet şiirine hayranlık duyduğum için aldım.

Şiirseverlerin başucu kitabı olmalı. İnsanların Facebook sayfasında paylaştığı çoğu şiir bu kitapta yer alıyor diyeyim de, nemalanın .p
En sevdigim siir kitabidir.
"Dağlardan inip yayılan bu duman
kış dumanı değil artık.
Bak,
çocuk elleri gibi yumuşak olan sisin içinde
gül kütüklerinin aşı bezleri ıslak.
Kapanmak üzre yarası budanmış ağaçların.
Çırılçıplak dallarda uykuyla uyanıklık arası.
Fakat henüz
ne bir filiz
ne bir yaprak.
Cemreler bile düşmedi daha.

Yağmur yağdı bütün gece,
şakır şakır, bir zafer şarkısı gibi yağdı yağmur,
hâlâ da çiseliyor cesur ve sıcak
ve kardeşçesine gülümsiyerek.

Fakat mümkün
hava belki poyrazlar yine,
hattâ kar serpiştirir.
Lâkin bahar,
artık o bir müjdeden de fazla bir şey
lakin bahar geldi demektir."
Nazım Hikmet namı diyar "Mavi Gözlü Dev"

"O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan bir ev."

Bu şiiri kitapta yer almasa da yazarı tanımlamada çokça kullanılan bir şiir. Aynı zamanda beyazperdeye ilham kaynağı olmuştur.

Edebî kişiliğinin yanında çapkınlığı ile bilinen Nazım, bu eserini sağlığında derlemiş fakat basımı ölümünden sonra gerçekleşmiştir. Eser şiirselleştirilmiş mektuplardan, hapisteki gözlemlerinden ve Piraye'nin mektuplarından oluşmaktadır. Nazim'ın hayatının, yaşama dair bakış acısının, kadınlara verilen haklara ve kadının sürekli ikinci plana atılmasına değinmiştir. Kadını unutmadı ve unutturmadı. Anadoluda gözlemlediği kadın profilini Nazım bu dizelerle anlatmıştır.

"....Korkunç ve mübarek elleri
Ince küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz,
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen

ve sofradaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp, uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki,
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
Isiltısında yere saplı bıçakların
Oynak ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan

kadınlar
bizim kadınlarımız..."

Kadınların toplumdaki yerini yaşantısını anlatırken "sanki hiç yaşamamış gibi ölen" dizesi, kadın açısından tüm zamanları tanımlıyor. Bunun gibi kadınlara yönelik bir çok şiirini görebiliriz.

Piraye Nazım'a yazdığı mektupların siirsellestirilmesini istememistir. Nazım bunun üzerine Ayşe'den hapisteki eşi Halil'e yazılan mektuplar şeklinde siirsellestirip yayınlamıştır. Hapiste yatan birine verdiği gücün yanında, edebî değerlerine dikkat çekmiştir. Mektuplarda Ayşe küçük kızı Leyla ile yaşadığı evi, komşularını, yanan evleri, gözemlerini anlatır. Yıllar içinde Ayşe'nin ruh hali değişir, hatıralar aklına gelir yaşlanıyor hissine kapılır. Ayse'nin mektubundan;

"Her kadın saçmadır sevdiği zaman
bırak da içimden seveyim seni
açığa vurmadan."

Diğer bir yönü Nazım bütün hayatını büyük bir coşku ve ciddiyetle yaşamış bir adamadır. Şiirleri ile ciddiyet ile yaşadığı hayatını ciddiyetle yazdığı şiirleriyle aktarmıştır dünyaya. Yaşama Dair'de de dediği gibi:

"Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey
beklemeden
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,"

Bu ölümsüz şiiri Genco Erkal- Fazıl Say'dan dinlemek bambaşka bir tad.

https://youtu.be/SEbsNaWA7-I

Nazım insanlığa bakışı ve dünyanın neresinde olursa olsun, yaşanan zulüm, baskı, iktidar zorbalıkları ve katliamları kendi yaşamış gibi hissetmiş, karşı çıkmış ve bunu devrimci kişiliği ile kült bir ruha çevirip yansıtmıştır.

Sergilediği cesareti ile yasamak zorunda kaldığı hapislik hayatını, ömründen geçen her günün kendisine ve yakınlarına olan yansımalarını şiirinde konu edinmiş ve;

"Kardeşlerim, bu ne biçim iş,
şu dokuz yıldır eli elime değmeden,
ben burda ihtiyarladım,
o orda."

Hapiste geçirdiği günleri, yaşadığı haksızlığı "Ben içeri düştüğümden beri" diyerek akan giden zamanın değiştirdiği hayatları anlatmıştır. Yine Fazıl Say ve Genco Erkal yorumu ile bu eser ilgiyi daha fazla üzerine almıştır.

https://youtu.be/0Mq9Ri8CjMg

Işte böyle hayatını satırları ile bize yansıtan koca bir çınardır Nazım Hikmet. Onun şiirlerini, hayata bakışını burda bir incelemeye sığdırmak mümkün değil. Zira yazar "Zafer aşkın ve hayatındır" derken dolu dolu hayatını hissettirir.

"Yatar Bursa Kalesinde" yazarın hayatının harmanlandığı bir eser. Şiir severler için mutlaka okunması gereken bir yapıt. Mükemmel bir Türkçe, asil bir anlatimı ile Romantik Devrimci şairdir. Ayrıca Tahir ile Zühre, Hoş geldin, Yaşama Dair, Ölçü... gibi bir çok tanımış şiirleri bu eserdedir.

Nazım okuyan kötü olabilir mi hiç. Tanımadığı tüm insanlar için onlarla yaşıyorcasına acı çeken Nazım'ı okumak için kominist olmaya gerek yok insan olmak yeterli.

(Not: kadın hakları ile bildiğimiz Nazım, hayatında olan kadınları ki bu kadınlar eşleri bile olsa kendi aşkları için hiçe sayan biriydi. Aşk için egoist olduğu aşikardır. Tüm bunlara rağmen şiirlerinde aşkı hissetirmekten öteye geçtiği için ramantik şairdir.)

Keyifli okumalar!
Nazım Hikmet'ten bir kitap okuduğumda onun dirilişini ve umudunu yeniden hissediyorum. nerede olursa olsun asla umudunu yitirmeden yaşıyor. Hapishanedeki hücresinde olsa bile.


Yatar Bursa Kalesinde bulunan şiirler, Nazım Hikmet'in 1929-1935 yılları arasında yazdığı ama sağlığında yayımlanan kitaplarına almadığı ve 1937-1951 yılları arasında yazdığı ama sağlığında kendi derlediği (ve ancak ölümünden sonra basılabilen) kitaplarına almadığı şiirlerden oluşuyor.


Her bir şiirde onun sesinden dinliyormuşum gibi okudum. Özellikle de Yaşamaya Dair şiirini okurken Genco Erkal'ın sesinden de dinlemenizi tavsiye ederim. (Bu arada Fazıl Say bestelemiştir.)



"YAŞAMAYA DAİR

1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
1947
2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...
1948
3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...
Nazım HİKMET"


Nazım hikmet, haksızlığa gelemediğini, bu yüzden kırgınlığını ve kızgınlığını da şiirlerinde aktarmıştır. Devrimci ruhu asla sönmemiştir. Hapisteyken bile bu ruh ile yaşamıştır.



"Ben İçeri Düştüğümden Beri

Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman…’
Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün…’
Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsanız: ’Bütün bi hayat…’
Bana sorarsanız: ‘Adam sende bi hafta…’
Katillikten yatan Osman; ben içeri düştüğümden beri
Yedibuçuğu doldurup çıktı.
Dolaştı dışarda bi vakit,
Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda…

Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları,
Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.
Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.

Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri…
Ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor

Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
Sonra vesikaya bindi
Bizim burda, içerde
Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız

Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
Daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşimaya
Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçünden bahsediyor amerikan doları
Fakat gün ışığı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
Ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular yarı yarıya

Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine
‘Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
Ve kahreden yaratan ki onlardır,
Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır’

Ve gayrısı
Mesela, benim on sene yatmam
Laf’ı güzaf…

Nazım Hikmet"



Şiirin son satırlarında yazdığı Kuvayi Milliye kitabından bahsetmektedir. (Bu kitabı Bursa'daki hapishanede yatarken yazmıştır.) Kuvayi Milliye kitabı ile ilgili yorumu aşağıya ekleyeceğim okumak isterseniz bakabilirsiniz.



https://fuldenufacik.blogspot.com/...-kuvayi-milliye.html



Eğer Nazım Hikmet'i anlamak istiyorsanız onun şiirlerini okuyun ve şiirlerin içinde yaşamaya çalışın. Onun ruhunu ve insan sevgisinden beslenerek hayata farklı açılardan bakın. Çünkü o ruhunun ve birlikteliğin büyüsü ile etrafınızı sardığında ondan vazgeçmeniz zorlaşacaktır.
Nazım Hikmet Ran'ın bizlere bırakmış olduğu muhteşem şiirlerden oluşan eserlerinden biri. Kesinlikle en sevdiklerim arasındadır. Büyüksün Baba.
O, ölümden değil
Ölmekten korkuyordu.
Her şeyden üstün
Her şeyden önce
Yaşamak istiyordu sadece.
Kadınlı
Kadınsız,
Tok
Aç,
Herhangi bir ağaç
Bir kuş
Bir bulut
Bir balık,
Bir bardak su
Bir avuç toprak
Gibi yaşamak...
Ve bu ölmemek
Sadece yaşamak isteyen kaçak
Bir sabah bir çiçek
Bir dalda açarken
Dizildi kurşuna.
İki elin kanda bile olsa gel.
Sana bir bayrak gibi açacağım içimi.
Dudakların değerken alnıma,
Ben… Hürriyet şarkısı söyliyeyim son defa.
İyi günlerimde çok eller uzanır ellerime,
Resmimi, suratımı baş köşeye asarlar...
Fakat demir kapıların her kapanışında üzerime,
Ardında taş duvarların her kaldığım zaman,
Ne arayan beni, ne soran...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yatar Bursa Kalesinde
Alt başlık:
Şiirler 4
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750803765
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel boyutlu bir şair ve yazarın bu basım için yeniden gözden geçirilmiş, kaynak metinler esas alınarak düzeltilmiş "külliyatı"...
(Arka Kapak)

Yeni Sanat
Döndü
Bin bir volt bin bir amperle döndü motör
Kudurmuş bir rüzgar gibi vantilatör
Koptu avarasından...
Girdi
Çelik yaylı aklımın son kafasından...

Hey 
Hey
Yeni sanatın makinalaşan şaheserini
Kuş sütüyle beslenen kuş kafana sığdırmazsan
Eski sanatın kadın kokan şiirlerinde bulamazsın
Üç kat nasıl patlatan avuçlarımın zahmetini!
(Kitabın İçinden)

Kitabı okuyanlar 211 okur

  • dipsylco
  • Ferman Özben
  • Ahmet Turhan
  • büyük yolların haydudu
  • venüste uyandım
  • ibrahim Yanık
  • Elif Gizem ÇOBAN
  • Salih Özbek
  • Okur ve Yazar
  • Nietzsche, At ve Kırbaç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.8
14-17 Yaş
%0.9
18-24 Yaş
%21.1
25-34 Yaş
%38.5
35-44 Yaş
%24.8
45-54 Yaş
%7.3
55-64 Yaş
%2.8
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50.3
Erkek
%49.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%60.8 (31)
9
%17.6 (9)
8
%13.7 (7)
7
%5.9 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%2 (1)
2
%0
1
%0