Tahmini Okuma Süresi:
7 sa. 48 dk.
Sayfa Sayısı:
275
Basım Tarihi:
1982
Yayınevi:
Remzi Kitabevi
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·276 syf.··
2022 86. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2022 00:00
Kitabın adı:Yayla Yazarın adı: Fakir Baykurt Sayfa 276 Çakır Hasan karısı gelini ve torunlarıyla Morsay yaylasına çıkar . Ormanlık Çiçekler böcekler soğuk sular çok güzeldir. Çakır Hasan çok mutludur nasıl mutlu olmasın torunu Gülcan büyümüş eline su dökmektedir. Gülcan yeni yeni gençliğe adım atar çok güzel bir kızdır. Gülcan'ın babası Hollanda'daki çalışmaktadır ailesine hasrettir çok özler ama ne yapsın çalışmak zorundadır. Yaylada birde kazı işleri vardır Ankara'dan öğrenciler ve hocaları gelir. Köylüden işçi almışlardır. Çakır dayı hocaya çadır kurdurur içini kilim keçe döşer. Eksik birşey bırakmaz ve hergün yemek verdirir. Birgün bizim Gülcan hastalanır yayladan soktora götüreceklerdir. Hocadan pilavı isterler hoca devlerin arabası veremem der . Öğrenciler isyan eder Gülcan kötüleşir gencecik yaşında hayatının ilkbaharında......
YaylaFakir Baykurt · Remzi Kitabevi · 1982322 okunma
GÜNEŞ BALÇIK İLE SIVANMAZ
10/10
·279 syf.··
Beğendi
·
2020 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2020 04:06
(Spoiler içerir) Fakir Baykurt... Ülkemizin gelmiş geçmiş en değerli kalemlerinden bir adam. Pek çoğumuzun ismini, kitabı filme, diziye uyarlandığı vakit duyduğumuz bir yazar. Kendini halkın
Edebiyat
YaylaFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011322 okunma
7/10
·279 syf.··
2015 209. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2015 22:18
Yayla kitabını okurken kendim de 25 yıllık bir devlet memuru ve idareci olarak yaşadıklarım aklıma geldi.1977 de yazılan bir kitap olarak ülkem adına fazla bir değişiklik olmadığını görmek de üzücüydü.Eğitim sorunu,sağlık sorunu,gelir adaletsizliği,hukuki sorunlar bir gün çözüme kavuşacağı inancımı yitirmemeye çalışıyorum. Kitapta; yazın yaylaya göç eden köylülerin hayatını, gelenek, göreneklerini, zor koşullar altındaki hayat mücadelelerini anlatırken bu yaylaya yolu düşen bürokratların, aydınların, öğrencilerin,memurların ilişkileri yer almıştır. Kişi devlet ilişkilerinin, çürüyen aksak yönlerini yansıtılırken, kırsal kesimlerde yaşanan sorunlar ve göç olayı da irdelenmiştir.Fakir Baykurt un az bilinen kitabını tavsiye ederim.
Hukuk
YaylaFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011322 okunma
9/10
·279 syf.··
Beğendi
·
2024 17. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2024 00:59
Fakir Baykurt kaleminden severek okuduğum bir roman daha. Memleketimizin ücra köşelerinde bulunan bir köyü ele almış. Varlık içinde yokluğu, ulaşılmazlığı, insanların zor durumda nasıl tavırlar sergilediğini gösteren daha nice toplumsal yaralara parmak bastığı mükemmel bir kitaptı. Zevkle ve hüzünle okudum. Fakir Baykurt ile tanışmadıysanız biran önce tanışmanızı dilerim :) Keyifli okumalar efenim…
Yayla
Yayla
Fakir Baykurt
Fakir Baykurt
Düşünce
YaylaFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011322 okunma
Görev Nerede Biter İnsanlık Nerede Başlar?
8/10
·279 syf.··
2024 4. kitabı
Fakir Baykurt, yurdum insanı diye tabir edilen şehrin kirletmediği masumiyet timsali bireyleri bu kez Morsay Yaylası üzerinde anlatıyor. Bu yaylanın havası suyu yiyeceği her şeyi adeta can suyu gibidir. Köyden yaylaya çıkan Çakır Hasan ve ailesi, yaylada bir kazı ekibi ile yan yanadır tanışır ve kaynaşırlar. Roman ilerleyen kısımlarda 70 ve 80'lerde devlet kademesinde çalışanların aşırı görevciliği daha doğrusu kraldan çok kralcılığı yüzünden insani değerlerden vazgeçtiklerini gösteriyor. Görev kutsaldır lafına sığınıp insanlığından olan sözde aydınların, beyaz yakalıların çözülmelerinin ve kokuşmuşluğunun romanıdır aslında. Oldukça akıcı bir dil arka planında duygusal bir anlatım söz konusu. En iyi Fakir Baykurt romanı mı, değil ama okunmaya değer...
İnsan ve Hayat
YaylaFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011322 okunma
Yayla
Puan vermedi·279 syf.··
2025 101. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2025 02:03
Fakir Baykurt
Fakir Baykurt
Genel olarak toplumcu gerçekçi edebiyatın temel konuları malumumuz: İşçi hakları, köy ve köylü yaşamları ve sorunları, zengin-fakir ayrımları, aydın-cahil kıyası ve bundan doğan (basmakalıp) eleştiriler. Kimi eserlerde sanki yazar anlattığı kesimi eğitimli, “Batılı tarzda yetişmiş”, güngörmüş entellerden ayırır ve onu eğitilmeye muhtaç bir pasif özne gibi konumlandırır. Okuyanlar yazara hak verir. Köylü kesiminin sığ, bilgisiz ve olanaksız kaldığı konusunda ikna olur. Belki aldığı gazla bir anda kolları sıvamaya niyetlenir. Ama köylerin ve insanların yaşamlarını oluşturan koşullar (ya da ideolojiler) düşünülmez. Arada bir duvar varmış ve okur bu duvarın öte yanından izlermiş gibi. Yani bana öyle geliyor. Fakir Baykurt’u yalnızca toplumcuların değil tümden edebiyatımızın büyüklerinden saymamın nedeni onun meramını yazdığı karakterlerin dilinden anlatması. Bir yazar olarak değil Irazca olarak, Çakır Hasan, Gülcan olarak konuşması. Böylece yalnızca acınacak kırsal yaşamı değil oradakilerin iç dünyasını, onlara karşı duran ve onların karşı durduğu kimselerin de bakışını görece daha insani bir yönden okuyoruz. Empati kurmak kolaylaşıyor. Onları yoldan geçerken görüvermiş gibi değil; evimizde misafir etmiş, bir yer yatağında uyutmuş, yemeği aynı tabaktan kaşıklamış gibi okuyoruz.
Roman-Edebiyat
YaylaFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011322 okunma
Puan vermedi·279 syf.··
2021 42. kitabı
Fazla söze gerek yok Fakir Baykurt u bilen bilir. Okurken o köyde yaşarsın o dereden su içersin o otları koklarsın o öfkeyi o hüznü yaşarsın.Mehmet Ali Çakır Hasan la vedalaşırken “birgün seni de bizi de anlayan bir düzen gelecek;hiç üzülme!Mutlaka gelecek…” diyor ya o düzen hiç gelmiyor ilerde geleceğe de benzemiyor …Saygılar Fakir Baykurt.
YaylaFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011322 okunma
10/10
·279 syf.··
2023 16. kitabı
Toplumcu gerçekçi, özellikle de köy romancılığı Türk edebiyatının her zaman dimağlarda yaşayan yanı olmuştur. Bu anlayışın temsilcilerinden biri olarak karşımıza çıkan Fakir Baykurt, okuyucusunun
YaylaFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011322 okunma
Puan vermedi
FAKİR BAYKURT YAYLA Fakir Baykurt bu romanında, memur zihniyetini benimseyip, kalıpların dışına çıkmayan insanları eleştiriyor. Daha doğrusu, bu tip insanlardan yola çıkarak, sağlık sorunları başta olmak üzere memleketin pek çok sorununu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Morsay Yaylası; eşsiz doğal güzelliği, tertemiz havası ve çeşit çeşit bitkileriyle, Ballıdere köyünün cennetidir Morsay Yaylası. Yaz gelince köyün bir kısmı buraya göçer. Onlardan biri de Çakır Hasan’dır. Karısını, gelinini ve üç torununu takıp peşine, göçer gelir yaylaya. Bir çadıra sığışmak zordur ama biraz mecburiyetten, biraz da burada şifa bulduklarına inandıklarından, geçemezler bu mevsimlik göçten. Günlerden bir gün bir kazı ekibi gelir Morsay Yaylası’na. Anlarlar o zaman doğası kadar tarihinin de zengin olduğunu bu yörenin. Ne var ki, bu güzel tablo, Çakır Hasan’ın güzeller güzeli torunu Gülcan hastalanınca paslanıverir. Bildikleri her yolu denerler iyi olması için. Kazı ekibindekiler ise ellerinden gelen yardımı yaparlar. Lakin Gülcan bir türlü iyileşmez. Hastaneye yetiştirilmesi gerekmektedir tez elden. Çakır Hasan’ın torunu Gülcan bütün gayretlerine rağmen iyileşecek mi?
YaylaFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011322 okunma
Torosların içinde sürükleyici bir roman
10/10
·279 syf.··
2025 4. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2025 03:29
Kitapta Toroslarda çadırda yaşayan bir aile ve hemen yanlarında yeni başlayan bir arkeoloji kazısındaki öğrenciler ve hocaların başından geçenler anlatılıyor. Kahramanımız Çakır Hasan, eşi, gelini ve torunlarıyla hem davar güdüyor hem de gelen arkeologlara pek saygı duyuyor, onlara hizmet etmekten zevk alıyor. Gel gör ki çok saygı duyduğu, bu kazının başındaki profesör, Çakır Hasan’a aynı samimiyetle bakmıyor. Bir gün torunlarından biri hasta olan Çakır Hasan hem dönemin (yanılmıyorsam 70ler) hükümetinin eksiklikleriyle, hem sağlık politikasındaki engebelerle hem de “koskoca bilim adamı” diye gözünde büyüttüğü akademi dünyasının çetrefilleriyle uğraşmaya çalışıyor. Betimlemeleri ve yorumlarıyla insanı sanki o yaylalarda gezip çayını içiyormuş gibi hissettiren bir roman. Yazarın başka kitaplarını da merak ediyorum şimdiden. Yayla’yı herkese tavsiye ederim.
YaylaFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011322 okunma

Yazar Hakkında

Fakir BaykurtYazar · 55 kitap
Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) Türk yazar, sendikacıdır. Çocukluğu Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) Burdur'un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy'de doğdu, Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber şu sözleri ile 1929 yılında haziran ortası olduğu varsayılmaktadır; "1929 doğumlu olduğum doğru. Ay, gün bilinmiyordu. Anamla konuştuk. Köyde orak mevsimi. Tarlada sancılanıp eve gelmiş. Haziran ortasıdır..." Tahir Baykurt'un annesinin adı Elif ve babasının adı Veli'dir. Doğduğunda ona savaşlarda vurulup geri dönmeyen Amcasının adı olan Tahir adı verilir. Tahir 1936 yılında Akçaköy İlkokulu'na başlar ve iki yıl sonra babasını kaybeder. Babasının ölümünden sonra dayısı Osman Erdoğuş tarafından Balıkesir iline bağlı Burhaniye köyüne götürülür ve orada dayısının yanında dokumacılık yapmaya başlar. II. Dünya Savaşı'nın başlaması ile dayısı askere alınır ve Tahir Akçaköy'e dönerek okula devam etme imkânı bulur. 1942 yılında ağır bir sıtma geçirir bu dönem aynı zamanda şiir yazmaya başladığı dönemdir. Köy Enstitüsü yılları İlkokulu bitirdikten sonra Isparta Gönen Köy Enstitüsü'ne yazılır. Köy enstitüsü yıllarında özellikle şiire olan ilgisi artar, kendini okumaya verir. Bu dönemde özellikle Türkçe'ye çevrilen klasikleri okur. Fakir Baykurt Köy enstitüsündeki yıllarını ve kendisine kazandırdıklarını şu şekilde anlatmıştır; "...Köy enstitüsü benim için olağanüstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu..." "...Klasiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı..." Bu yıllarda Bursa Cezaevi'nde olan Nazım Hikmet'in şiirleri ise gizli gizli yayılmaktadır. Tahir Baykurt da bu dönem Nazım Hikmet'in şiirlerini bulur ve gizli gizli okumaya başlar. "...Kitaplıkta Nazım Hikmet'in kitapları yoktu. Yasaklandığını öğrenince Çivril'in bir köyüne gidip onları buldum. Nazım'ın yedi kitabını kendi yaptığım defterlere kitap harfleri ile yazıp defalarca okudum." Köy enstitüsü yıllarında ilk şiiri Fesleğen Kolum Eskişehir'de çıkan Türke Doğru dergisinde çıkar. Edebiyata olan ilgisinden dolayı enstitüde de kitaplığın yönetimine seçilir ve daha fazla okuma fırsatı bulur. 1947 yılında Köy Enstitüleri ve Kaynak Dergisi'nde şiirleri çıkar ve bu yıllarda önce şiirlerinde daha sonra tüm yazılarında Fakir Baykurt adını kullanmaya başlar. Köy enstitüleri üzerindeki baskıların artması ile birlikte tüm enstitülere daha baskıcı yönetimler atanmaya başlar. Bu dönemde enstitüler daha önceki bir çok özelliğini yitirmeye başlarken eski öğrencilerin yaşam alışkanlıkları da bu yeni yönetimlerce sorun olmaya başlar. Fakir Baykurt da yeni atanan müdürle sorunlar yaşar ve defalarca kovuşturmaya maruz kalır. Ancak 1947 yılında Köy enstitüsünü başarı ile bitirir ve Yeşilova'nın Kavacık Köyü'ne öğretmen olarak atanır. Öğretmenlik ve yazarlık yılları 1951 yılında ölene kadar birlikte olacağı Muzaffer Hanım'la evlenir. Bu yıl ayrıca körbağırsağı patlar ve iki kez amelliyat olur. Öğretmenliği Dereköy'e aktarılır. Üzerindeki baskılar devam eder, savcılıkça evine baskın yapılır ve koğuşturma geçirir. 1953 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’ne girer ve bir sene sonra bu sefer Gayret Dergisi'nde çıkan bir yazısı nedeni ile yargılanır. 1955 yılında Gazi Enstitüsü'nü de başarı ile bitirirerek Hafik'de açılan ortaokula atanır. Aynı yıl ilk kitabı olan Çilli yayınlanır. 1957 yılında askere alınır ve Ankara Piyade Yedek Subay Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır. İlk kızı Işık da bu yıl dünyaya gelir. 1958 yılında ilk romanı Yılanların Öcü Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı Yunus Nadi Roman Ödülleri'nde birinci olur. Ancak roman nedeni ile hem Baykurt hem Cumhuriyet koğuşturma geçirir. Baykurt bu dönemden sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmaya başlar. Askerlikten sonra Şavşat Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır ve ikinci kızı Sönmez dünyaya gelir. Yılanların Öcü adlı romanı da Remzi Kitapevi tarafından basılır. Ardından Köy ve Eğitim Yayınları tarafından Efendilik Savaşı adlı kitabı yayımlanır. Cumhuriyet'teki bazı yazıları yüzünden öğretmenlikten alınıp Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı Yapı İşleri Bölümü'nde görevlendirilir. Sürüp giden yazıları ve Yılanların Öcü romanı yüzünden Bakanlık buyruğuna alınarak cezalandırılır. Altı ay açıkta kaldıktan sonra 27 Mayıs 1960'da Ankara İlköğretim müfettişliğine atanır ve aynı yıl Efkar Tepesi adlı kitabı basılır. 1961 yılında yazarın Yılanların Öcü adlı romanı tiyatroya ve filme uyarlanır. Tiyatro gösterimi yasaklanır, film ise ancak Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in konuya el koyması ile gösterime girer ancak filmin gösterimi sırasında olaylar çıkar. Bu yıl ayrıca yazarın Onuncu Köy, Karın Ağrısı, Irazca'nın Dirliği kitapları yayımlanır. Bir sene sonra yazarın oğlu Tonguç dünyaya gelir. Baykurt Amerika'ya giderek, Bloomington'daki Indiana Üniversitesi'nde göze kulağa hitap eden ders araçları ve yetişkinler için yazma öğrenimi görür. 1963 yılında yurda dönerek Ankara İlköğretim müfettişliği görevini sürdürür. Onuncu Köy Bulgarca'ya çevrilir ve kitapları Bulgaristan'da Türkçe olarak da basılır. Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği de Almanya'da, "Die Racheder Schlangen" adıyla basılır. Yılanların Öcü Rusça'ya çevrilir. Türkiye Öğretmenler Sendikası 1965 yılında TÖS'ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. 1966 yılında İlköğretim müfettişliğinden uzaklaştırılarak yeni kurulan Milli Folklor Enstitüsü'nde uzman olarak atanır. Kaplumbağalar ve Amerikan Sargısı romanları yayımlanır. 1967 yılında Onuncu Köy adlı eseri de Rusça'ya çevrilir. Yazıları ve TÖS'teki çalışmaları yüzünden sık sık kovuşturma geçiren Baykurt Gaziantep'in Fevzipaşa bucağına sürülür. TÖS "Devrimci Eğitim Şurası"nı düzenler. Bir yıl sonra da TÖS "Büyük Eğitim Yürüyüşü"nü bir sene sonra da "Genel Öğretmen Boykotu"nu düzenler. Bu faaliyetlerinden sonra tekrar görevden alınarak bakanlık emrine alınır ancak Danıştay kararı ile görevine geri döner. 1970 yılında Fevzipaşa'dan Ankara'ya Ortadoğu Teknik Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Yayın Müdürlüğü görevine getirilir. Anadolu Garajı ve Tırpan kitapları yayımlanır. Tırpan ve Sınırdaki Ölü ile TRT Ödülleri'ni kazanır. Ardından Onbinlerce Kağnı adlı kitabı yayımlanır. Sıkıyönetim yılları 1971'de ordunun yönetime el koyması ile başlayan sıkıyönetim döneminde Baykurt iki kere gözaltına alınır. Aynı yıl Tırpan ile Türk Dil Kurumu Ödülü'nü kazanır. Kitaplarının yeni basımları yapılırken yazar askeri tutukevinden Ankara Merkez Cezaevi'ne aktarılır. 1973 yılında Can Parası ve Köygöçüren basılır. Baykurt'un yurt dışına çıkışı da yasaklanmıştır. 1974 yılında İçerdeki Oğul basılır. Keklik romanını yazar. Can Parası ile Sait Faik Ödülü'nü kazanır. Askeri Yargıtay'da TÖS Davası'ndan beraat eter. Sınırdaki Ölü ve Keklik kitap olarak basılır. 1976 yılında Sakarca basılır. Emeklilik Yılları Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli olan Baykurt Madaralı Roman Ödülü'nün kuruluşuna yardımcı olur. 1977 yılında İsveç'te öğretmen yetiştirme çalışmalarına katılır ve Yayla romanı basılır. Frankfurt Uluslar arası Kitap Fuarı'na katılır ve Almanya, Hollanda ve İsviçre'ye geziler yapar, göçmen işçilerle iletişim kurar. 1978 Yılında Sakarca sahneye uyarlanarak İstanbul Şehir Tiyatroları'nca oynanır. Kara Ahmet Destanı ile Orhan Kemal Ödülü'nü kazanır ve Kültür Bakanlığı'na danışman olur. 1979 yılında Tırpan adlı eseri de tiyatroya uyarlanır. Devlet Tiyatrosu tarafından İzmir, Ankara ve Antalya'da oynanır. Baykurt, göçmen işçi konusunu incelemek üzere tekrar Almanya'ya gider. Duisburg şehrinde yaşamaya başlar. Yandım Ali kitap olarak basılır. Bu dönemde ODTÜ'de öğrenci olan oğlu Tonguç da tutuklanır. 1980 yılında Tırpan İstanbul Şehir Tiyatroları'nca da sahneye konulur ve iki mevsim oynanır. Tırpan'dan ötürü Baykurt ve Taner Barlas, "Avni Dilligil En Başarılı Yazar" ödülü kazanırlar. Suna Pekuysal da "En Başarılı Oyuncu" seçilir. Rur Havzası'nda Türk işçi çocukları için başlatılan RAA programında görev alır ve bir İngiltere gezisi yapar. Kızı Işık da bu yıl tutuklanır. Baykurt, Taner Barlas ve oyunda rol alan sanatçılar "İsmet Küntay Ödülü" kazanırlar. Tırpan'daki oyunu nedeniyle Suna Pekuysal "Ulvi Uraz Ödülü"nü kazanır. 1981'de "Sakarca" İsveç'te çizgi film yapılır ve Macarca'ya da çevrilir. DDR'de bir inceleme gezisi yapar. Öyküleri Gürcistan'da da kitap olarak basılır. "Kaplumbağalar" filminin senaryo çalışmalarına katılmak üzere İsviçre'nin Neuchatel şehrine gider. Almanya'daki göçmen işçilerin yaşamını konu alan öyküleri "Gece Vardiyası" adıyla basılır. İşçi çocuklarının yaşamını dile getiren öyküleri de "Barış Çöreği" adıyla basılır. Kitaptan yapılan seçmeler Almanya ve Hollanda'da iki dilli olarak yayımlanır. 1983 yılında "Yüksek Fırınlar" kitap olarak basılır. Oğlu Tonguç'la birlikte Sovyetler Birliği gezisi yapar. Moskova, Bakü, Batum ve Leningrad şehirlerine ve Yasnaya Poliana'ya giderek Tolstoy'un Yurtluğu'nu ziyaret eder. 1984 yılında Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü'nü kazanır. Gece Vardiyası ve Kara Ahmet Destanı Almanca, Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği Bulgarca basılır. Türkiye'de "Barış Derneği İkinci Davası"nda sanık olarak aranır. 1985 yılında Gece Vardiyası ile Alman Endüstri Birliği BDI'nin Yazın Ödülü'nü alır. Dünya Güzeli ve Saka Kuşları adlı Kitapları Türkçe ve Almanca olarak basılır. 1986 yılında Duisburg'ta öğretmenliğe başlar ve yurt dışında oluşan Türkiye Aydınlarıyla Dayanıma Girişimi'nin yönetiminde görev alır. "Duisburg Treni" adlı eseri basılır. Kopenhag'ta Dünya Barış Kongresi'ne katılır aynı yıl Koca Ren basılır. 1987 yılında Keklik romanı 20 öyküsüyle birlikte Rusça’ya çevrilip basılır. Londra’ya bir gezi yaparak Highgate’te Karl Marx’ın gömütünü ziyaret eder. Aynı yıl aralarında birçok yabancı dile çevrilen kitabının da bulunduğu 19 kitabı Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Halikarnas Balıkçısı, Mihail Şolohov, Ernest Hemingway, İvan Gonçarov, Tolstoy, Gogol, Panait Istrati gibi yazarlarla beraber gerekçe göstermeden yasaklanır. Aynı yıl Sakarca adlı eseri de Hollandaca ve Almanca olarak basılır. Türkiye – Yunanistan Dostluk Gelişimi’nin Avrupa’da kuruluşunda görev alır. Tiflis’te İlaya Cavcavadze’nin 150’nci doğum yıldönümü konferansına katılır. 1988 yılında İçerdeki Oğul’u oyun olarak tekrar yazar. A. Çetinkaya ile birlikte Fridan Halvaşi’nin şiirlerini Türkçe’ye çevirir; Kitap Eninde Sonunda adıyla Almanya’da basılır. 1989 yılında Kuru Ekmek romanını yazar. İçerdeki Oğul, Amersfoort Halk Tiyatrosu’nda oynanır. Şiirleri de Bir uzun yol adıyla basılır. Moskova’ya yeni bir gezi yaparak Nâzım Hikmet’in evinde ve arşivinde çalışır. Baykurt ders vermeyi Pestalozzi Okulu’nda sürdürür. Şiirleri Hollanda’da “Vuurdoorns – Ateşdikenleri” adıyla basılır. 1991 yılında Ortaokul öğrencileri için, “KALEM – Schreiber” dergisini çıkarmaya başlar aynı yıl boynundan bir ameliyat geçirir. 1992 yılında, bugün Literaturcafé Fakir Baykurt adıyla varlığını sürdüren Duisburg Edebiyat Kahvesi'ni kurar. Bir Uzun Yol’un Almanca’sı “Ein langer Weg” adıyla çıkar. Yazar bu yıl bir de Çin gezisi ertesi yıl da Avustralya gezisi yapar. 1995 yılında Almanya’da öğretmenlik yaptığı çalıştığı Pestalozzi Okulu’ndan emekliye ayrılır. Öykü Kitabı bizim İnce Kızlar basılır ve 7 kitaptan oluşan Özyaşam öyküsünü bititir. 10 Mart'ta Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Yardımlaşma Vakfı tarafından “Fakir Baykurt’a Saygı Gecesi” düzenlenir. Bu yıl Yarım Ekmek romanı da yayımlanır. 1998 yılında Telli Yol öykü kitabı ile birlikte, “Özyaşam” dizisinin ilk cildi “Özüm Çocuktur” yayımlanır. Gezi yazılarının bir bölümünü Dünyanın Öte Ucu (Avustralya Gezi İzlenimleri) adıyla yayımlanır. Benli Yazılar deneme kitabıyla birlikte “Özyaşam” dizisinin ikinci ve üçüncü ciltleri (Köy Enstitülü Delikanlı; Kavacık Köyünün Öğretmeni) çıkar. 1999 Nisan genel seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi İzmir milletvekili Adayı olur. 11 Ekim 1999 Pazartesi günü tedavi gördüğü Almanya’da Essen Üniversitesi Kliniği’nde pankreas kanserine yenik düşerek ölmüştür.