Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.877
Gösterim
Adı:
Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257913775
Orijinal adı:
Зимние заметки о летних впечатлениях
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
Batı Batı Dedikleri
Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
“Dostoyevski’nin Kış Notları, yazarın görüşlerinin, başka hiçbir gazete, dergi yazısında görmediğimiz kadar bütünlüklü ve dürüst bir ifadesini sunuyor bize.”

Joseph Frank

Dostoyevski’nin 1862’nin Haziran ayında Peterburg’dan yola çıkarak yaptığı Avrupa gezisi notlarından oluşan Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları, yazarın editörlüğünü de yaptığı aylık dergi Vremya’nın Şubat 1863 sayısında yayımlandı. Dostoyevski’nin Avrupa’daki Rus algısına dair izlenimlerini de içeren yazıları içeren bu kitap, birçok eleştirmene göre, yazarın Yeraltından Notlar’da daha derinlikli işleyeceği bazı temaları barındırmasıyla o romanı müjdeleyen de bir yapıt.

Dostoyevski, kendi sara hastalığı konusunda Batı tıbbının neler söyleyeceğini öğrenmek için çıktığı bu yolculukta Paris, Londra, Berlin, Viyana, Milano, Floransa gibi şehirlere gider. Burada aynı zamanda Rusya’yı yozlaştırdığını düşündüğü Batı kültürünü de gözlemleyebilecektir.

Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları, yazarlık kariyerinin henüz ilk on yılını devirmiş, en bilinen eserlerinin çoğunu daha kaleme almamış bir Dostoyevski’nin bakış açısına dair aydınlatıcı bir metin.



(Tanıtım Bülteninden)
137 syf.
·Beğendi·10/10
2019 yılını Dostoyevski ile bitiyorum. Her defasında, huzursuzlukların merkezinde boğulurken uzaktan görünen cankurtaran gibi yetişiyor yardımıma Dostoyevski. Bunca huzursuzlukların, olumsuzlukların yığılarak kapıma dayandığı anda bir umut ışığı yanıyor onun cümleleriyle. Ölü bir bedenin geçmişi beni hayata bağlıyor belki de…

Zor, zor… Bir Dostoyevski incelemesi yapmak istediğimde tarafsız yaklaşmam oldukça zor. Duygusallığı bir kenara bırakıp Dostoyevski’nin zihnine girmeye çalışmalıyım:

19. yüzyıl Rusyası, soğuk, bir o kadar da karışık. II. Aleksandr’ın Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler, Batı hayranı olarak ülkelerine dönüyorlar ve Batı’dan radikal fikirleri ithal ediyorlardı. Sürekli Batı övülüyor ve her anlamda onun çizgisi yakalanmaya çalışılıyordu. Bu durumu eş zamanlı olarak Osmanlı toplumu da yaşadığı için anlamamız daha da kolaylaşıyor. Kıyafetler, davranışlar değişiyor fakat düşünce hiç değişemiyordu, Dostoyevski bunu görüyordu. Övülen Batı’nın gerçekten övgüyü hak edip etmediğini sorguluyordu.

Sene 1862. Yoğun çalışma temposu içerisinde zamanını harcayan, idamdan ve sürgünden dönmüş Dostoyevski, doktorunun önerisi üzerine birçok Rus gencinin hayalini kurduğunu Avrupa seyahatine çıkıyor. Bu seyahatinde birçok Avrupa ülkesini gezme fırsatını yakalıyor fakat bu gezileri onun için tam bir hüsran ile sonuçlanıyor. Övdükleri Avrupa’nın hiç de övülmeye değer olmayacağını görüyor.

“...kurtulmaya çalıştığım, kaçtığım şeylerin benzerlerini görmek için mi teptim bunca yolu, iki gün sallandım durdum trende, bunca sıkıntıya katlandım? Ihlamur ağaçları bile hoşuma gitmedi Berlin’in. Oysa bu ağaçlar uğruna Berlinli en değerli varlığını bile hiç duraksamadan verir.” (sf.45)

Ve başlıyor eleştirilere. Fakat kendisini sorguladığını ve söylediklerinin yanlış olabileceğini de satır arasında aktarıyor okuyuculara. Her ne kadar Avrupa ülkeleri hakkında yapılan yorumlar olarak gözükse de, Dostoyevski bu eserinde abartılan Batı’nın Rus toplumu üzerinde sebepsiz yükselmesini eleştiriyor.

“Ayağımıza ipek çorap geçirip başımıza bir peruk takınca, bir de kılıç kuşanınca Avrupalı olacağımızı sanıyorduk. İşin kötüsü, hoşumuza da gidiyordu bu. Oysa değişen bir şeyimiz yoktu gerçekte: Her şeyi, ağzının pek pis koktuğu bile herkesçe bilinen de Rohan'ı bile bir yana bırakıp gözlüklerini çıkardıktan sonra, uşaklarını kırbaçlatıyordu gene yaşlı adam. Ailesine sert davranıyordu gene. Ufacık bir saygısızlığı yüzünden her yanı kabarıncaya dek kırbaçlıyordu gene ahırda komşu küçük toprak sahiplerini. Büyüklere yaranmak uğruna alçaklıkta yarışılıyordu gene.” (sf. 63)

Eleştirilere ufak bir ara verelim: Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları, Dostoyevski’nin büyük eserlerinin oluşumundaki fikri temelinin oluştuğu eser olması nedeniyle oldukça önemlidir. Yeraltından Notlar kitabının temeli Avrupa gezisi ve bu kitap sonrasında atıldığını düşünüyorum.

"İnsan," diye geçirdim içimden, "doğanın bu kralı ufacık karaciğerine böylesine mi bağımlı? Ne bayağılık, Tanrım!" (sf. 46)

Üslup ve karaciğer nasıl da Yeraltından Notlar kitabını akla getiriyor öyle…

Dönelim eleştirilere: Batı’nın ruhtan uzak materyalist düşünceleri Dostoyevski’nin tasvip ettiği bir şey değildi. Ona göre Rus toplumu maneviyatıyla, kardeşliğiyle var olmalıydı. Bu yüzden bencil burjuvaların, materyalist sosyalistlerin yoğunlukta olduğu Avrupa’nın ithal fikirlerinin Rus toplumuna uyamayacağını düşünmüştür.

“Çeşitli devirlerde ne gibi etkileri olmuştu bizde Avrupa'nın? Hep uygarlığıyla konuk gelmişti bize. Ne kerte uygarlaştırmıştı bizi peki? Daha doğrusu, ne kerte uzaklaştırmıştı bizi uygarlıktan?” (sf. 60)

1789’da yaşanan Fransız Devrimi’nin ardından kardeşlik naraları atılsa da Dostoyevski’ye göre bu durum kişilikleriyle tamamen bir zıtlık oluşturuyordu.

“Fransızların, daha doğrusu, genel olarak Batılının yaradılışında kardeşlik duygusu yoktur. Kişisel bir başlangıç, bir kendini sakınış vardır onun yaradılışında. Bir yükselme tutkusu, herkesten başka olma isteği, kendine herkesten, her şeyden çok değer verme duygusu. Kendine böylesine değer veren bir insanda kardeşlik duygusunun bulunmaması elbette doğaldır.” (sf. 104)

Geçmişinde tutkulu devrimci yıllar bulunsa da sürgünün ardından benimsediği slavofil fikirler geçmişini bastırmıştır. Fakat onu tamamen yok edememiştir, bu kitapta da devrimci ve slavofil Dostoyevski’nin harmanlanmış bir şekilde önümüze sunulmasının lezzetini tadıyoruz. Dostoyevski, sosyalistlerce kullanılan, “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için!” sloganın daha iyisinin düşünülemeyeceği belirtir ardından ekleyerek bu sloganın İncil’ten çekip çıkarıldığına işaret eder.

Gençliğinin ateşli düşüncelerini atamadığını bu alıntıda oldukça gösteriyor:

“Her şeyimle insanlığa adıyorum kendimi. Öyleyse çıkar gözetmeden, tümden "adıyorum kendimi topluma, öyleyse toplum da bana adamalı kendini" düşüncesini aklımın ucundan geçirmeden adamalıyım kendimi. İnsan kendini öyle adamalı ki, her şeyini vermeli, hatta buna karşılık kendisine hiçbir şey verilmemesini, hiç kimsenin onun için fedakârlık etmemesini istemeli.” (sf.105)

Kardeşlik duygusundan mahrum Batı dünyası karşısında sosyalistler, eli kolu bağlı bir vaziyette çıkar yolu aramaya çalışmaktadırlar. Dostoyevski, onları şöyle açıklıyor:

“Peki ama Batılılarda kardeşlik duygusu yoksa, bu duygunun yerini bencillik, çıkarcılık almışsa, insanlar orada kişisel hakları için elde kılıç, kıyasıya dövüşüyorlarsa sosyalistler ne yapsınlardı? Kardeşliğin olmadığını görünce, insanları kardeşliğe çağırmakla başladılar işe elbette... Önce kardeşliği kurmak istiyorlar. Kuzu kızartması yapmak için önce kuzu olmalı derler... Ama yok kuzu. Yani kardeşliğe yatkın yaradılış yok!.. Umutsuzluğa kapılan sosyalistler bu kez gelecekteki kardeşliği övmeye başlıyorlar. Elde edilecek yararları uzunluk, ağırlık ölçü birimlerini kullanarak anlatmaya çalışıyorlar. Dil döküyor, öğretiyor, bu kardeşlikten kimin ne kadar yarar sağlayacağını, kimin ne kadar kazanacağını anlatıyorlar. Elde edilecek dünya nimetlerini sayıp döküyorlar bir bir. Bunlardan kimin ne kadar alacağını, bu nimetlerden topluma kimin ne kadar vereceğini belirliyorlar. Peki ama, her şey önceden paylaşılmışsa, kimin ne kadar yarar sağlayacağı önceden belirlenmişse kardeşlikten söz edilebilir mi burada?” (sf. 107)

Ardından sosyalizmi topa tutmaya devam eder. Dostoyevski’ye göre sosyalistler kardeşliği hedeflemeleriyle birlikte ferdin kişisel özgürlüğünü elinden almaya çalıştıkları takdirde başarısız olacaklarını düşünür. Karamazov Kardeşler’in muazzam bölümü olan Büyük Engizisyoncu kısmında özgürlük hakkında görüşleri bu düşünüş etrafında şekillenir. Kış Notları’nda ise şöyle bahsetmektedir:

“...kişinin her şeyini güvence altına alacaklar. Onu yedirip içireceklerini, ona iş bulacaklarını vaad ediyorlar. Bütün bunlara karşılık da toplumun mutluluğu için kişisel özgürlüğünden küçük bir damla istiyorlar onun. Çok çok küçük... Hayır, bu çeşit hesaplar içinde yaşamak istemez insan. Kişisel özgürlüğünden bir parçacık bile vermek ağır gelir ona. Aptallığından, böyle bir yaşamı cezaevi yaşamına benzetir. Kendi başına yaşamanın daha iyi olduğunu, çünkü o zaman özgürlüğünün tümüne sahip olduğunu düşünür. Oysa döverler onu özgürken. İş vermezler ona. Açlıktan ölür... Özgürlük diye bir şey kalmaz... Gelgelelim gene de özgürlüğünün her şeyde tatlı olduğunu sanır garip adam.” (sf. 108)

Sosyalizmin materyalist düşüncesiyle birleşen hâline nefret duyan Dostoyevski, sosyalizm unsurlarını benimsemekten kendini alıkoyamaz. Ona göre kardeşlik duygusunun olmadığı bir toplumda sosyalist bir düzen kurulamaz.

“Sözün kısası, sosyalizm yeryüzünde bir gün gerçekleşecekse, Fransa'dan başka bir ülkede gerçekleşecektir.”

Kardeşlik vurgusunu yaptığı kendi ülkesi 1917 yılında sosyalizmi görecektir. Bu durum tüyler ürpertici olmakla birlikte 1862 yılında yapılan öngörünün ne kadar isabetli olduğunu gösteriyor. Dostoyevski bu konuda Marx’ı bile geride bırakıyor: Marx’a göre sosyalist bir düzenin kurulabilmesi için burjuva devriminin öncül olması gerekiyordu. Oysa Rusya’da bir burjuva sınıfı yoktu, dolayısıyla burjuva devrimi gerçekleşmesi muhtemel değildi. Marx yanılmıştı, Rusya istisna olarak ortaya çıkmıştı ve Marx, ömrünün ilerleyen yıllarında kendi yargısının Rusya için geçerli olmadığını kabul edecekti. Herzen ise, Batı’nın sosyalist toplum için aradığı kriterlerin hâlihazırda Rusya kömünlerinde bulunduğunu Komünist Manifesto yayımlandıktan iki yıl sonra söyleyecekti.

Dostoyevski’nin romanlarının dışında da kaleminin oldukça kuvvetli olduğunu görüyoruz. Büyük sorunlar, çelişkiler üzerine düşünceler üretmeyi denemesi ve kurtuluş yolu aramaya çalışması, aşama aşama bizlere Yeraltı Adamı’nı, Raskolnikov’u ve Karamazov Kardeşler’i sunmuştur.

Dostoyevski öyle bir ağaç ki, onun her meyvesi lezzetli, faydalı. Bu meyvelerden tatmak oldukça haz veriyor. Hepsi de ağacın köküne götüren yolculuğun bileti gibi…

Keyifli okumalar, şimdiden güzel seneler diliyorum :)
137 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Tek suçum DOSTOYEVSKİ okumak !

''Aynı şekilde,doktor Lujin'e Dostoyevski'den herhangi bir şey verilmesini yasakladı,zira Dostoyevski,doktorun deyimiyle,çağdaş insanın ruhunda baskılı bir etki yaratıyordu,sanki korkunç bir aynaymış gibi- '' Lujin Savunması(Nabokov)

Lujin Savunması


Dostoyevski'nin tüm kitaplarını okudum(en çok sevdiğim yazar DOSTOYEVSKİ) ,okuduğum son eseri(Yaz izlenimleri üzerine kış notları) ile eşsiz yazarı bitirmenin hem sevincini hem de hüznünü duyumsuyorum.

İnsan ruhu derinlemesine irdeleyen, özdeşleştirdiğimiz ve içselleştirip empati kurduğumuz karakterler yazan(Raskolnikov. Prens Mişkin,İvan Karamazov..),gerçekçi sosyal durum analizi yapan...

Kendi kendi ile çelişen fikirlere sahip...
Kendi kendi ile alay eden...
Okuyucu ile konuşan...

bir deha DOSTOYEVSKİ !

''Kelimeler yetmez seni anlatmaya,
Büyüklüğünü görmek için okumak yetmez insana !
Hissetmeli onu okuyarak canlandırmalı onun düşlerini okur ''

Dostoyevski'yi neden çok seviyoruz ?

-Bizim gibi, bizden biri..
-Mükemmel değil, mükemmel olma ideali de yok !
-İçten, samimi ve sıcak...
-Bize, kendimizi gösteren bir ayna..
-Onu anlamak için kullanılacak en iyi kelime HİSSETMEK !!!



YAZ İZLENİMLERİ ÜZERİNE KIŞ NOTLARI:

-Yazarın Avrupa'ya yaptığı seyahat sonrası yazdığı kişisel notlarıdır:

Dostoyevski'nin zengin fikirlerini ,histerikli dünyasını ,edebi üslubunu anlamak için okunması gereken ideal bir eser.

Özellikle İletişim yayınevindeki Joseph Frank'ın yazdığı önsözü çok beğendim. Hem yazar hem de eser hakkında açıklayıcı ve zengin bir içeriği var.
Okurlara önsöz'ü es geçmemelerini rica ediyorum.

-Yazar ,gezdiği yerler hakkında detaylıca bilgi verecek gibi gözükse de anlatımı dağınıktır, fikirlerini aklından geçtiği gibi düzensiz yazar. Bu kaosun içinde ise gizlenmiş bir başyapıt söz konusudur

Yeraltından Notlar eserini ilk bölümünü okuyanlar bilir ve hatta genel olarak der ki: 'anlaşılması oldukça güç nevrozlu bir kişinin iç çekişler'i. İşte burada da aynı o kitap gibi dağınık ama son derece güçlü bir anlatım görülür .Biraz Yeraltından Notlar'a hazırlık gibi ! (Daha sonra yazılmış)

-Zengin fikirler savrulur eserde, yaşadığı dönemin Avrupa'sı ve Rus kültürü arasındaki kıyaslamalar yapılır:

Burjuvanın ağır eleştirisi söz konusudur ,burjuvanın erdemli görünme histerisi, özellikle Avrupa burjuvasının materyalist,bencil ve egositliği ile alay edilir.

-Rahiplerin paragözlüğü, işçi sınıfının boş vaktinde gereksiz para harcayarak sisteme kazandığı az parayı bağışlaması, materyalizm eleştirisi, paranın gücü, Avrupa sosyal ortamının bozuk düzeni ve insanlarının bencilliği...daha bir çok şey anlatılır ve Rus'ların kaba olması ,görgüsüz ve dayakçı olması...gibi kendi halkına da çuvaldızı batırır Dostoyevski ,Avrupa ile Rusya'yı kıyaslarken...

-Sosyalizm, kapitalizm ,aristokrasi ...daha birçok konu hakkında kendi güzel fikirlerini dile getirir DOSTOYEVSKİ...

Bu kadar güzel şey söyledim, yetmedi mi ?

Bu değerli eser için hala şüpheniz var mı?
137 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
“Ezilenler”i tamamladıktan sonra yoğun çalışma temposu nedeniyle sağlığı bozulan Dostoyevski doktorunun tavsiyesi ile Almanya, Fransa ve İngiltere’yi içeren kısa bir Avrupa seyahatine çıkar. Yıl 1862’dir. Avrupa’da devrimin etkileri hala sürmekte, burjuvazi yükselmekte, ezilen kesimleri savunmak amacıyla sosyalizm sesini yükseltmektedir. Slav milliyetçisi Dostoyevski’nin gözünden bakıldığında Avrupa medeniyeti ruhsuz ve kalpsiz bir materyalizme dayanmaktadır. Londra’da toplumsal hayatın açık çelişkileri, zenginlik ve yoksulluk arasındaki uçurum, manevi duygulardan uzaklaşma bilinçsiz bir küstahlıkla ve hiç kimseye aldırış etmeden sergilenirken devrimin merkezi Paris’te burjuvazinin kendine güven ve düzen görüntüsü altında saklanır. Katolik kilisesi paranın peşinde koşar olmuş, insanlar ahlak ve maneviyattan uzaklaşmışlardır.

Öfkeli ve alaycı bu Avrupa eleştirisinde Dostoyevski otellerdeki kimlik kontrolünden küçük esnafa, eşini aldatan kadın ve erkeklerden hayat kadınlarına, burjuvadan rahiplere kadar hem kesime batırır iğnelerini. Dostoyevski’ye göre sosyalizme geçiş kaçınılmazdır, ancak bencil kişisel çıkarlara dayanan bir sosyalizmin kazanma şansı yoktur; başarılı olmak için manevi değerlere sarılmak ve Rus komününe özgü Hristiyan değerleri muhafaza etmek gereklidir.

Dostoyevski notlarının başlangıcında derin bir Rus toplumu analizi yapar; biz de Rus ve Türk aydınlarının birbirine ne kadar benzediğini anlarız. Rus entelijiyansı Avrupalılara benzemek ister, ama sadece görünüş olarak (“Ayağımıza ipek çorap geçirip başımıza bir peruk takınca, bir de kılıç kuşanınca Avrupalı olacağımızı sanıyorduk. İşin kötüsü, hoşumuza da gidiyordu bu.”). Bu Avrupalılaşma hevesi okumuş kesimi halktan uzaklaştırır (“Biz öylesine güzeliz, öylesine uygarlaştık, öylesine Avrupalılaştık ki yüzümüze bakınca sade Rus vatandaşının midesi bulanıyor. Artık hepten yabancı, başka ulustan sayıyor bizi”). Aydın kesim kendisini anlamayan sıradan halkı küçümsemeye başlar hatta (“Halkın karşısında ellerimiz belimizde, böylesine kurulmamızın, üstelik yüzlerine tükürürcesine konuşmamızın ne alemi var? Kişinin kendi kusursuzluğuna, başkalarını küçük görmeye hakkı olduğuna böylesine inanması gerçekten gülünç, hem de çok gülünç. Dahası, bunun inanç mı, halkı küçümseme mi, yoksa Avrupa uygarlığı karşısında duyulan akılsızca, uşakça bir tapınış mı olduğunu da bilmiyoruz.”).

Dostoyevski’nin bu çalışması izleyen yıl yayınlayacağı mükemmel kitabı “Yeraltından Notlar”a da hazırlıktır.
137 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Dostoyevski, 1862 Haziran'ında Petersburg'tan ayrılarak ilk Batı Avrupa seyahatine çıktı. Görünürde Batılı hekimlerin 'sara'sı hakkındaki görüşlerini öğrenmek için çıkmıştı seyahate. Ama başka bir amacı daha vardı: Rusya'yı yoldan çıkardığına inandığı Batılı 'fikirlerin' kaynağını yerinde görmek. Seyahati boyunca pek çok önemli şehri gezdi Dostoyevski: Berlin, Paris, Londra, Floransa, Milano ve Viyana. Bu seyahatten dönüşte kaleme aldığı Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları da, ilk olarak 1863 Şubat'ında, kendi çıkardığı Vremya (Zaman) dergisinde yayımlandı. Dostoyevski'nin bu öfkeli ve alaycı Batı eleştirisini, Nobel ödüllü büyük romancı Saul Bellow'un önsözüyle sunuyoruz.

"Dostoyevski'nin ilk Avrupa yolculuğunun hikâyesi olan bu kitap, büyük yazarın romanlarının da vazgeçilmez konusu olan, Batı'yla aşk ve nefret ilişkisini bütün çıplaklığı ve saflığıyla ortaya koyuyor."
-Orhan Pamuk-
(Tanıtım Bülteninden)

Dostoyevski'nin Avrupa daha doğrusu bilhassa o zaman favori ülke olan Fransa hakkında görüşlerinden ziyade beni bu kitaba çeken şey onunla sohbet etme imkanı bulmak oldu. Sürekli romanları ile onun düşüncelerini anlamaya çalışan bir okur olarak böyle bir eseri ile direk olarak düşüncelerini anlatmış olması benim için çok değerli idi. Gerçi her ne kadar ben istemiyorum fakat madem siz bu gezilerimi anlatmam için ısrar ediyorsunuz o halde Size anlatayım demiş olsa bile, anlattıklarım sizin hayran olduğunuz Batı'nın görünmeyen daha doğrusu yazılmayan kısmı olması sebebi ile pek hoşunuza gitmeyecek anlatacaklarım demiş olsa da ben sevdim yine de. Onun görüşlerini dolaysız bir şekilde okumak isteyenlere tavsiye ederim.
137 syf.
·2 günde
Çok güzel incelemeler yapılmış kitap üzerine zaten, ben çok ayrıntıya girmeyeceğim ama şu kadarını söyleyebilirim; Dostoyevski'nin Avrupa gezisi sonrası izlenimlerini yazdığı bu kitap kendi milletinin fazlasıyla abarttığını düşündüğü Batı hayranlığı üzerine bir eleştiri. Kraldan çok kralcılık gibi olan gözü kör bir hayranlık ve kendini "şeklen" Batılı yapma işine bozulmuş sevgili Dosto'muz.

Kendimize pay çıkaracaksak eğer; Muassır medeniyet neredeyse Batı ise Batı Asya ise Asya... Oradan yalnızca gerektiği kadarını alıp temelde kendi "kızılelma" istikametimizde gitmemiz lazım. Taklitçilik, aşağılık kompleksi bunlar bize hiçbir şey katmadı bugüne kadar.
137 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Dostoyevskinin okuduğum her kitabında ona bir kez daha hayran oluyorum. Kitapta dikkatimi çeken Ruslarla Türklerin benzerliği. Çok ilginç geldi bana. Biz Türkler tüm dünya ile etkileşim haline girmiş tüm ulustan kültür alıp kendi kültürümüzü yaymışız. Avrupa ile benzerliğimiz çok az var o da sanırım yine bir şeylerden etkilendiğimizden kaynaklı. Dostoyevski gözünden bir Avrupa kültürü okumak istiyorsanız okumalısınız. Özellikle Fransa oldukça eleştiriye maruz kalmış.
137 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Dostoyevski'yi okuduk, onu tanıdık ve içimize hiç gitmeyecek bir huzursuzluğu sokmasına izin verdik. Onun kurguladığı uzun soluklu hikayelerde kendimizi bulduk. O hikayelerde ki karakterleri de tanıdık. Karamazov kardeşlerden biri olmak istedik yahut Raskalnikov gibi bir psikoloji yaşasak ne olurdu diye düşündük.

Ama hiçbir zaman yazarın kendisiyle birebir konuşmadık yahut onun kendi cümlelerini yani kendi ağızdan çıkan birebir kurgu olmayan sözlerini okumadık. Şimdi onu gerçekten tanımanın vakti, onun asıl karakterini keşfetme vakti.

Yazarın belki çok az yayın evinde olan bir eseri. Yaptığı Avrupa yolculuklarında ki izlenimlerini anlatan eserimizde, yazar birebir konuşuyormuşuz gibi olan kısımlar gayet güzeldi. Yaz mevsiminde gezdiği yerleri kış zamanında kaleme aldığı için kitabın adı bu şekilde belirlenmiş.

Gezdiği Avrupa şehirlerinde odak noktası hep kendi ülkesi olan Rusya olmuş. Çünkü şöyle anlaşılıyor ki kendi ülkesinin yoldan çıkmışlığını batılı fikirlere bağlıyor. Onları yerinde tespit etmek için Avrupa şehirlerini gezmeye başlıyor. Sonuç olarak bu esere bir nevi batı eleştirisi diyebiliriz.

Gezi yazılarının toplamı olan bu eser aslında biraz sıkıcı ama o sıkıcılığı bertaraf eden en önemli özelliği yazarla sohbet edişimiz, onu daha yakından tanıma fırsatını bizlere sunmasıdır. Dostoyevski'yi anlamak bu dünyayı tanımak için yeterli değil onu benimsemek lazım...
Maalesef üzülerek yarım bırakmak zorunda kaldım.. Kesinlikle dilini anlayamadım parantez içi cümleler çok fazla uyumluluk kurmakta zorlandım. Dostoyevski’yi çok severim diğer kitapları da mevcuttur bu kitabı hayal kırıklığı yarattı bende. Çevirmen hatası olduğunu düşünüyorum.
137 syf.
·396 günde·5/10
Avrupa medeniyeti(kapitalizm) karşısında aşağılık kompleksine kapılmış Dostoyevski'nin sayıklamalarından başka bir şey değil kitapta yazılanlar. Vahşi kapitalizmin insanlar üzerindeki ağır yüküne dair gözlemlerden başka işe yarar satır yok. Avrupa'yı gördüğü gibi değil, görmek istediği gibi anlatıyor. Daha doğrusu anlatmıyor, Rus milliyetçiliği ve lafazanlık yapıyor. Zaten tanıtım yazısında da kitabın neyi anlatıp neyi anlatmadığı belirtilmiş. Benim için zaman kaybıydı diyebilirim. Yazarı büyüklüğüne nazaran oldukça basit bir kitap. Okumaya değmez.
Ben yokum, benim bu dünyada bir varlığım yok, ben gizlendim, saklandım, yanımdan geçip gidin lütfen, beni görmemiş gibi yapın, yürüyün gidin..
Yalnız bırakılmış, beşeri şölenden kovulmuş milyonlarca insan büyük kardeşleri tarafından itildikleri yeraltının karanlığında birbirleriyle itişip kakışarak el yordamıyla bazı kapıları bulup çalıyor ve o karanlık yeraltında boğulup gitmemek için bir çıkış arıyor..
"Elde edeceklerini elde edince her şeyi kaybetmek korkusu huzursuz etmeye başlar insanı... Her şeyden kim en çok korkuyorsa, o en varlıklıdır, en rahattır..."
"Yokum ben. Yeryüzünde yokum. Lütfen beni görmeden çekip gidin yanımdan. Fark etmeyin beni. Görseniz bile görmezden gelin ne olur... Başınızı çevirip geçin!..."
Kişinin kendi kusursuzluğuna, başkalarını küçük görmeye hakkı olduğuna böylesine inanması gerçekten gülünç, hem de çok gülünç!..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786257913775
Orijinal adı:
Зимние заметки о летних впечатлениях
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
Batı Batı Dedikleri
Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları
“Dostoyevski’nin Kış Notları, yazarın görüşlerinin, başka hiçbir gazete, dergi yazısında görmediğimiz kadar bütünlüklü ve dürüst bir ifadesini sunuyor bize.”

Joseph Frank

Dostoyevski’nin 1862’nin Haziran ayında Peterburg’dan yola çıkarak yaptığı Avrupa gezisi notlarından oluşan Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları, yazarın editörlüğünü de yaptığı aylık dergi Vremya’nın Şubat 1863 sayısında yayımlandı. Dostoyevski’nin Avrupa’daki Rus algısına dair izlenimlerini de içeren yazıları içeren bu kitap, birçok eleştirmene göre, yazarın Yeraltından Notlar’da daha derinlikli işleyeceği bazı temaları barındırmasıyla o romanı müjdeleyen de bir yapıt.

Dostoyevski, kendi sara hastalığı konusunda Batı tıbbının neler söyleyeceğini öğrenmek için çıktığı bu yolculukta Paris, Londra, Berlin, Viyana, Milano, Floransa gibi şehirlere gider. Burada aynı zamanda Rusya’yı yozlaştırdığını düşündüğü Batı kültürünü de gözlemleyebilecektir.

Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları, yazarlık kariyerinin henüz ilk on yılını devirmiş, en bilinen eserlerinin çoğunu daha kaleme almamış bir Dostoyevski’nin bakış açısına dair aydınlatıcı bir metin.



(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 241 okur

  • Özgür Ozan Şeşeoğulları
  • Nrdn Dstyvsk

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%1.7 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0