Adı:
Ye Türk'üm Ye
Baskı tarihi:
Eylül 2007
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754686944
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Allah vergisi işte… Fena halde çalışır kafamız. "İşleyen demir ışıldar" özdeyişine uygun olarak. Bundandır ki üstesinden gelemediğimiz hiçbir sorun yoktur. Biri hariç: Geri kalmışlık. Bunca çalışan kafaya rağmen, neden diğer ulusların gerisinde kaldığımızı anlamak için galiba Türk olmak gerekir.
Zira son derece iyi yetişmiş devlet adamlarımız vardır. Matematik dehasıdırlar adeta. Tek kusurları, dehalarını kendilerinin ve yakınlarının mal varlıklarını artırmada kullanmalarıdır.
İnşaat sektörünün piri Karadenizli vatandaşlarımızdır. Örnek aldıkları Pizza Kulesi gibidir diktikleri gökdelenler. Tıp fakültesini orta dereceyle bitirmiş doktorlarımız, balık istifi yaşamaktan hoşnut olsalar gerek, bu dairelere dünyanın parasını öderler. Tabii doktorlar da, satın aldıkları bir apartmanın altında kalmanın intikamını, kalplerini böbreklerinin olduğu yerde ameliyat ederek alırlar.
Fena halde çalışır kafamız. Trafik mi tıkandı; arabamızla karşı yola girerek, karşıdan gelen araçların da önünü tıkarız. Pratik çözümlemelerimize dünyada hiçbir ulus yetişemez. Lağım sularını açıktan geçen derelere akıtırız. Böylelikle de kanalizasyon gibi masraflı işlere girişmekten kurtuluruz. Gerçi diğer vatandaşlar biraz mikroplu su içmiş olurlar, ama bunun bir önemi yoktur. Zira onların lağım sularını da biz içmekteyizdir.
Ye Türk'üm Ye, denebilir ki, mizahi bir Türkiye potpurisi. Araba tamircisinden, medeniyet âşığı minibüs şoförüne; namuslu ticaretin kurallarını yazan tüccarlardan, babası gelse doğrudan şaşmayan belediye başkanına kadar bu toprakların insanını anlatıyor. Nasreddin Hoca'dan bu yana değişen bir şeyin olmadığını gösteriyor.
"Yalçın Pekşen,
(...) sıradan bir olayı bile mizah öyküsü tadında sunuyor."
EMRE KONGAR
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Patron beni odasına çağırdı ve işime son verdi.Sebebi dalgınlığımmış.
Nasıl olsa beni işten çıkarmıştı artık.Kaybedecek bir şeyim yoktu. Yılların birikmiş hıncını kendisinden çıkardım. Ağzıma geleni söyledikten sonra kapıyı yüzüne çarparak üç metre yükseklikten kendimi bahçeye bıraktım.
Allah'tan patronun odası binanın ilk katındaydı. O yüzden kapı diye pencereden çıkarken fazla zarar görmemiştim.
Zaten bunları düşünecek halde değildim. Hiç neden yokken, dalgınlığım bahane edilerek işten atılmıştım. O kızgınlıkla yeniden içeri girerek dolapları boşalttım ve eşyaları büyükçe bir paket yaptım.
Herkes şaşkın şaşkın beni seyrediyordu. Büyük bir olasılıkla olayı duymamışlardı.
_ Ne yapıyorsun, diye sorduklarında "işten kovulduğumu" söyledim onlara.
Bunun üzerine bir tanesi koluma girerek , "her işten kovulanın bu yola sapmaması gerektiğini, üstelik bu işi güpegündüz ve herkesin gözü önünde yapmanın mantıksızlığını" dile getirdi.
O zaman kendime geldim ve yanlışlıkla başka bir işyerine girerek kendi dolabım diye başka bir dolabı boşalttığımı ve içindeki eşyaları paket yaptığımı anladım. Beni soyguncu sanmışlardı. Fakat kendilerine "patron tarafından dalgınlık gibi bir iftirayla işten kovulduğumu, bu yüzden ne yaptığımı bilmez durumda olduğumu" anlatınca yumuşayarak beni polise teslim etmekten vazgeçtiler.
Uzun süre kendi iş yerimi aradım, ama işten kovulmanın verdiği kafa karışıklığı yüzünden nerede çalıştığımı hatırlayamadım. Patron haksız bir suçlamaya beni işten atınca, demek ki, kafam karışmıştı.Yarın nasıl olsa hatırlar ve gidip eşyalarımı alabilirdim.
Karım her zamanki gibi asık bir suratla kapıyı açtı ve "yine mi siz?" diye karşıladı beni.
_ Ne demek yine mi siz, eve gelmek suç mu?
_ Suç değil, ama siz her akşam geliyorsunuz.
Acaba yanlışlıkla başka bir yere mi gelmiştim? Olabilirdi, çünkü kafam çok bozuktu bugün. Kadının yüzüne dikkatle baktım. Hayır, çok iyi hatırlıyorum bu yüzü. Ev de aynı hatırladığım gibiydi. Demek, doğru eve gelmiştim.
_ Şimdi şakanın zamanı değil, dedim, seni ve evi çok iyi hatırlıyorum.
_ Tabiî hatırlayacaksınız, diye karşılık verdi, çünkü her akşam kendi eviniz sanarak buraya geliyor ve beni görüyorsunuz.
Kendisinden özür diledim ve patronumun yaptığı haksızlığı, yani dalgın olduğumu bahane ederek işime son vermesinin öyküsünü ona da anlattım.Allah razı olsun, kadın her akşam oraya gittiğim için evimi öğrenmişti.Beni hayatımda ilk kez gördüğüm yollardan geçirerek kendi evime getirip, karıma teslim etti.
Kadın gittikten sonra uğradığım haksızlığı anlattığım karım gülmeye başladı.
_ Hayatım, dedi, sen zaten orada çalışmıyorsun ki, dalgın olduğun için çok önceden kovulmuştun . Üstelik bu dalgınlıkla eski iş yerini bulmanın imkanı yok. Mutlaka başka bir yere girmişsindir.
Yalçın Pekşen
Sayfa 26 - Say Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ye Türk'üm Ye
Baskı tarihi:
Eylül 2007
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754686944
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Allah vergisi işte… Fena halde çalışır kafamız. "İşleyen demir ışıldar" özdeyişine uygun olarak. Bundandır ki üstesinden gelemediğimiz hiçbir sorun yoktur. Biri hariç: Geri kalmışlık. Bunca çalışan kafaya rağmen, neden diğer ulusların gerisinde kaldığımızı anlamak için galiba Türk olmak gerekir.
Zira son derece iyi yetişmiş devlet adamlarımız vardır. Matematik dehasıdırlar adeta. Tek kusurları, dehalarını kendilerinin ve yakınlarının mal varlıklarını artırmada kullanmalarıdır.
İnşaat sektörünün piri Karadenizli vatandaşlarımızdır. Örnek aldıkları Pizza Kulesi gibidir diktikleri gökdelenler. Tıp fakültesini orta dereceyle bitirmiş doktorlarımız, balık istifi yaşamaktan hoşnut olsalar gerek, bu dairelere dünyanın parasını öderler. Tabii doktorlar da, satın aldıkları bir apartmanın altında kalmanın intikamını, kalplerini böbreklerinin olduğu yerde ameliyat ederek alırlar.
Fena halde çalışır kafamız. Trafik mi tıkandı; arabamızla karşı yola girerek, karşıdan gelen araçların da önünü tıkarız. Pratik çözümlemelerimize dünyada hiçbir ulus yetişemez. Lağım sularını açıktan geçen derelere akıtırız. Böylelikle de kanalizasyon gibi masraflı işlere girişmekten kurtuluruz. Gerçi diğer vatandaşlar biraz mikroplu su içmiş olurlar, ama bunun bir önemi yoktur. Zira onların lağım sularını da biz içmekteyizdir.
Ye Türk'üm Ye, denebilir ki, mizahi bir Türkiye potpurisi. Araba tamircisinden, medeniyet âşığı minibüs şoförüne; namuslu ticaretin kurallarını yazan tüccarlardan, babası gelse doğrudan şaşmayan belediye başkanına kadar bu toprakların insanını anlatıyor. Nasreddin Hoca'dan bu yana değişen bir şeyin olmadığını gösteriyor.
"Yalçın Pekşen,
(...) sıradan bir olayı bile mizah öyküsü tadında sunuyor."
EMRE KONGAR

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • öykü şen
  • Mehmet Kesdal

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%100 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0