Yedi Asılmışların Hikayesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
313
Gösterim
Adı:
Yedi Asılmışların Hikayesi
Baskı tarihi:
1988
Sayfa sayısı:
137
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757530060
Kitabın türü:
Çeviri:
Güneş Bozkaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yar Yayınları
Rusya'da 1905'de patlak veren ve ancak 1907'de bastırılabilen ilk devrimden sonra, o karanlık, karışık yıllarda (1907-1917) idamlar, intiharlar salgın şeklini almıştı. Rusya'nın dört bir yanında darağaçları kuruldu. Cellatlar gece gündüz, durmadan çalışıyor, cellat yetişmiyordu. O mahut Schlüsselburg kalesi ve çoğunluğu kale şeklinde olan diğer hapishaneler, mahpuslarla dolup dolup taşıyordu. Çar mahkemeleri ara vermeden çalışıyordu. Ve bir gece geçmiyordu ki şafak vakti birkaç genç insan asılmasın. Binlerce kişi asılarak idama mahküm edildi, binlerce insan müebbet hapse, Sibirya'da kürek cezasına çarptırıldı ve nüfus kütüğünden silindi. İşte o zaman Rusya'nın hümanistleri, aydınları var gücüyle bu teröre karşı gelerek, bu keyfi zülme meydan vermemek için harekete geçtiler. Başta Leo Tolstoy, Maksim Gorki, V. Korolenko, ünlü ressamlardan İ. E. Repin ve Sirikov, tiyatro yazarı Korney Çakovski gibi ünlü edebiyat-tiyatro eleştirmenleri, gazete ve dergi sahipleri, üniversite profesörleri geniş bir kampanya açtılar. Bu kampanyaya herkes bir katkıda bulundu. Bu eyleme en parlak, en ünlü katkılardan biri de Leonid Andreyev'in insanın sinirlerini ayağa kaldıran Yedi Asılmışların Hikayesi olmuştur. Bu eser, okurlar çevresinde Çarlığın darağaçlarına mert ve çok şiddetli bir protesto olarak kabul edildi ve geniş yankılar yarattı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ın idam hükmüne tepki ve idamın kaldırılması yolundaki mücadeleye bir katkı olarak ülkemizde ilk kez 1972 yılında yayınlanan Yedi Asılmışların Hikayesi'nin 2. baskısını da, bu çağ dışı anlayışa karşı kamuoyunun dikkatini bir kez daha çekebilmek umuduyla yayınlıyoruz.
137 syf.
·10/10
Ölüm, her zaman hep en uzak ve en bilenmez en yakın olmuştur insanoğluna. Bu içselleştirmekte zprlandığımız bir gerçektir oysa. Bir yaşam parçası. Bir ölüm kalanlar içindir elbette çünkü ölü öldüğünü bilmekten uzaktır. Kalanlar ve ölüm öncesi bir sancı duyar insan. Ölüm bir bilinmez bizim için. Asla kestiremediğimiz bir olgu. Sonrası var mı yok mu bilmiyoruz. Burada devreye inançlar giriyor. Sonsuz yaşam arzusu iki şekilde tecelli ediyor bir kısım ölümsüz olmak için bilimsel araştırma yapıyor bir kısımda ikiye ayrırıp (ruh-beden) birini ölümsüz kılıyor ya da öyle var sayıyor. Ölüm saati ve yeri belli değil hemen hiç bir zaman. Bunu bilsek nasıl yaşardık veya yaşayabilir miydik ki? Bilmek bazen bir tedirginlik sebebi bilmek yaşamamak anlamına gelir çoğu zaman. Saatler bir balyoz olur ya da ışık hızı. Bizden kalanlarsa eşyalardır. Eşyalar saatler kalanlar

“Bir gün giderler de kalırsanız yalnız
Eski odalarda gece
Bir saat gibi durmuş sabahtan
Her şey onlar gidince.
Bir garip boşalışla cansız
Uzaklarda şimdi
Ayna önünde resimler
Eşyalar, ellerinin değdiği.
Yüklenen sessizlikte radyo
Şen şarkılar hepsi de üzüntülü
Duyduğunuz derinlerde bir ses
Gidenlerin götürdüğü.
Anladınız neymiş kattıkları
Perdeler çiçekler ışık hava su
Ancak onlar varken
Sizi yaşatıyordu.” Behçet Necatigil.

Sebep sonuç ilişkisi içinde yaşarken ölüm aklımıza gelmez ta ki biri ihbar edene kadar. O zaman ölümü bekler bulur insanoğlu kendini. Kaçmanın yolunu arar ya da tedbir almanın. Hesaba çeker kendini ne yaptığını ne yapmadığını. Her zaman temize çıkartır kendini. Yoksa tutunamaz ki hayata. Bu kaygı ölümün kendisinden bile beterdir çünkü.
Ölüm hemen daima yabancıdır bize uzak akraba bile sayılmaz. Beklenmedik misafir olunca ölüm katlanılır olur da beklediğin bir konuk ise vahşet. Ölüm kalana sorundur şu keşmekeş dünya içinde ta ki ölüm saati ve zamanı bilene dek. Ölüm mahkumu bunu hisseder tüm hücrelerinde. Ölüm saati yaklaşmıştır ve hesap zamanıdır. Geçmiş ile hesap vardır da düzeltme ihtimali olan gelecek elinden alınmıştır. Düzeltme şansı yokturda ölüm saatine kadar ne yapacaktır ki? Veda edecektir belki ya da hiç düşünmeden yiyip içecek ve anın keyfini çıkaracaktır.
Hesaba çekmek için bir fırsat yakalamıştır kendi eliyle yaşattığı ölümlerin nedenini. Ya da öldürmek kolay mıdır? Elinde ölümü tatmış bir varlıkla empati nasıl yapılır. Ölüm bir yabancıdır daima öldürdüğün tüm insanlarsa hem yabancı hem de ölümü gerekli kişilerdir. Bir temize çekme bile gerekmez ama ölüm yanaşınca hesap zamanıdır. Veda zamanı tüm eş dost akraba ve geçmişle. Bir öfkeyi kusma zamanı üzülme ve onun ölümü ile kaybolacak geleceği özlem ile anma zamanı.
Yedi değil tam sekiz kişinin öyküsü bu roman biri kurban diğerleri ise ölüme mahkum insanların romanı. Bir tedirginlik hali bir soğukluk bir hesap hali. Bunların öyküsünün en yalın hali. Yaşanan şartlar ve zamanın kısa özeti ile bir manzaranın ortasında parlayan bir ölüm. Ölüme mahkum bir grubun anlaşılmaya çalışılan ruh halleri. Yaklaşan sonun tahribatı ve içimizden alamadıkları. Ölümü ne zaman fark ederiz sorusuna verilen bir kaç cevap örneği. Normal bir halin abartılı tezahürü. Kısa güzel cümleler eşliğinde sağlam bir kurgu ve karakter seçimi ile.
Keyifli okumalar!
137 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
Leonid Andreyev’in bu kitabı, sanıyorum konusu itibariyle beni biraz zorladı. Beş siyasi ve iki adi suçlunun yargılanmaları, idamlarına karar verilmesi, idama giden yol ve nihayetinde idamları anlatılıyor.
Ve hayatta iken çok sevilen bir kimsenin mezarında durup ölü arkadaşına seslenen bir insanın şefkati ve kederiyle:
“Duyuyor musun beni?”
İnsan beyni, ölüm dirim arasındaki, anlatılamayacak kesinlikte olan bir sınırda olmasına dayanamıyor ve rüzgarın kuruttuğu bir kil toprağı gibi bin parça oluyordu..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yedi Asılmışların Hikayesi
Baskı tarihi:
1988
Sayfa sayısı:
137
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757530060
Kitabın türü:
Çeviri:
Güneş Bozkaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yar Yayınları
Rusya'da 1905'de patlak veren ve ancak 1907'de bastırılabilen ilk devrimden sonra, o karanlık, karışık yıllarda (1907-1917) idamlar, intiharlar salgın şeklini almıştı. Rusya'nın dört bir yanında darağaçları kuruldu. Cellatlar gece gündüz, durmadan çalışıyor, cellat yetişmiyordu. O mahut Schlüsselburg kalesi ve çoğunluğu kale şeklinde olan diğer hapishaneler, mahpuslarla dolup dolup taşıyordu. Çar mahkemeleri ara vermeden çalışıyordu. Ve bir gece geçmiyordu ki şafak vakti birkaç genç insan asılmasın. Binlerce kişi asılarak idama mahküm edildi, binlerce insan müebbet hapse, Sibirya'da kürek cezasına çarptırıldı ve nüfus kütüğünden silindi. İşte o zaman Rusya'nın hümanistleri, aydınları var gücüyle bu teröre karşı gelerek, bu keyfi zülme meydan vermemek için harekete geçtiler. Başta Leo Tolstoy, Maksim Gorki, V. Korolenko, ünlü ressamlardan İ. E. Repin ve Sirikov, tiyatro yazarı Korney Çakovski gibi ünlü edebiyat-tiyatro eleştirmenleri, gazete ve dergi sahipleri, üniversite profesörleri geniş bir kampanya açtılar. Bu kampanyaya herkes bir katkıda bulundu. Bu eyleme en parlak, en ünlü katkılardan biri de Leonid Andreyev'in insanın sinirlerini ayağa kaldıran Yedi Asılmışların Hikayesi olmuştur. Bu eser, okurlar çevresinde Çarlığın darağaçlarına mert ve çok şiddetli bir protesto olarak kabul edildi ve geniş yankılar yarattı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ın idam hükmüne tepki ve idamın kaldırılması yolundaki mücadeleye bir katkı olarak ülkemizde ilk kez 1972 yılında yayınlanan Yedi Asılmışların Hikayesi'nin 2. baskısını da, bu çağ dışı anlayışa karşı kamuoyunun dikkatini bir kez daha çekebilmek umuduyla yayınlıyoruz.

Kitabı okuyanlar 26 okur

  • özge düzen
  • Camus
  • kitapbiriktiricisi
  • Burak
  • Zeynep Tezcan
  • Ali Can
  • Oblomov
  • Levent Varol
  • Tanju Arat
  • ismail karaman

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30 (3)
9
%40 (4)
8
%20 (2)
7
%0
6
%0
5
%10 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0