Yedikıta - Sayı 066 (2014 Şubat)

·
Okunma
·
Beğeni
·
28
Gösterim
Adı:
Yedikıta - Sayı 066
Alt başlık:
2014 Şubat
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çamlıca Basım Yayın
“Osmanlılar devrinde vakıflar sayesinde bir adam, vakıf bir evde doğar, vakıf bir beşikte uyur, vakıf mallarından yer ve içer, vakıf kitaplarından okur, vakıf bir mektepte hocalık eder; vakıf idaresinden ücretini alır ve öldüğü zaman vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir mezarlığa gömülürdü. Bu suretle beşerî hayatın bütün icaplarını ve ihtiyaçlarını vakıf mallarla temine pekâlâ imkân vardı.”

Esat Arsevük’ün bu ifadeleri vakıfların İslam medeniyetindeki yerini özetler mahiyette.

Vakıf müessesesi insanlık tarihi kadar eskidir. Bilinen ilk vakfın Hz. Adem (a.s.) tarafından kurulduğu, ilk vakıf eserinin de Kabe-i Muazzama olduğu rivayet edilir. Yine Hüdhüd kuşunun, Hz. Süleyman’ı (a.s.) tehdit makamında “Vakıf tarladan toprak alır, mülküne serper ve saltanatını yıkarım” demesi, vakıf malının önemini gösteren rivayetlerden biridir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanı ve sonraki devirlerde de vakıf müessesesi gelişmiş, İslam beldeleri on binlerce vakıf eseriyle insanların huzur ve refahını sağlamakta önemli hizmetler vermiştir.

600 yıl insanlığa adalet ve hizmet götüren Osmanlılar da hâkim oldukları toprakları vakıflarla donatarak insanların menfaatlerini koruyup kollamışlar, vakfiyelerle vakıf hizmetini ve devamını teminat altına almışlardır.

Şu an dünya üzerindeki bütün İslam eserleri vakıf eseridir desek hiç de yanlış olmaz. Ne var ki, şu son asrımızda on binlerce vakıf eseri, kasıtlı veya kasıtsız olarak vakıf anlayışının ve hassasiyetinin zayıflaması, hırs ve açgözlülüğün âlemi kaplamasıyla sahipsiz kalmış vaziyettedir.

Özellikle, toprakları “vakıf cenneti” olarak tanımlanan Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasıyla birlikte vakıf eserlerine zarar vermek, eserleri kimliksizleştirmek ve mülküne geçirmek adeta sıradanlaşmıştır.

Çok uzaklardan misal vermeye gerek yoktur. Bugün, sadece İstanbul Suriçi’nde ticarethane veya şahsî mülk olarak kullanılan binlerce tarihî yapı vakıf eseridir…

Bu ay, yurt içinde ve yurt dışındaki ecdad mirası eserler üzerine yıllardır yürütülmekte olan, zamanla birçok kurumun da dahil olduğu, üç kıtaya yayılmış ecdat yadigarlarını tespit eden envanter çalışmasını mercek altına aldık. Yurt Dışındaki Kültür Varlıklarının Tespiti Projesi’ne emek vermiş isimlerden TTK eski başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ile; envanter çalışmasının en geniş kısmında başarılı çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Mehmet Zeki İbrahimgil’le vakıf eserleri meselesini enine boyuna masaya yatırdık. Aynı zamanda, son yıllarda vakfiyeler konusundaki araştırmalarıyla çalışmaların merkezinde yer alan Prof. Dr. Hamza Keleş’le vakıf eserleri ve vakfiyeleri konuştuk. Projede ilgili kurumlarla yaptığımız görüşmelerdeyse maalesef dişe dokunur bir bilgi ve belgeye ulaşamadık.

Araştırmalarımızda, vakıf eserlerinin derli toplu bir listesinin oluşturulamadığını öğrendiğimizde hayal kırıklığına uğradık. Maksadımız, çalışmaları yürüten kurumları veya şahısları tenkit etmek değil; aksine, vakıf eserleri konusunun ciddiyetine ve hassasiyetine dikkat çekmektir. Ek olarak verdiğimiz 1902 tarihli Bulgaristan Vakıfları Raporu da bir asır öncesinin vaziyetini dile getirmesi bakamından önemli.Vakıf eserlerine ne kadar vâkıf olduğumuzu mu merak ediyorsunuz? O zaman buyrun…
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yedikıta - Sayı 066
Alt başlık:
2014 Şubat
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çamlıca Basım Yayın
“Osmanlılar devrinde vakıflar sayesinde bir adam, vakıf bir evde doğar, vakıf bir beşikte uyur, vakıf mallarından yer ve içer, vakıf kitaplarından okur, vakıf bir mektepte hocalık eder; vakıf idaresinden ücretini alır ve öldüğü zaman vakıf bir tabuta konur ve vakıf bir mezarlığa gömülürdü. Bu suretle beşerî hayatın bütün icaplarını ve ihtiyaçlarını vakıf mallarla temine pekâlâ imkân vardı.”

Esat Arsevük’ün bu ifadeleri vakıfların İslam medeniyetindeki yerini özetler mahiyette.

Vakıf müessesesi insanlık tarihi kadar eskidir. Bilinen ilk vakfın Hz. Adem (a.s.) tarafından kurulduğu, ilk vakıf eserinin de Kabe-i Muazzama olduğu rivayet edilir. Yine Hüdhüd kuşunun, Hz. Süleyman’ı (a.s.) tehdit makamında “Vakıf tarladan toprak alır, mülküne serper ve saltanatını yıkarım” demesi, vakıf malının önemini gösteren rivayetlerden biridir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanı ve sonraki devirlerde de vakıf müessesesi gelişmiş, İslam beldeleri on binlerce vakıf eseriyle insanların huzur ve refahını sağlamakta önemli hizmetler vermiştir.

600 yıl insanlığa adalet ve hizmet götüren Osmanlılar da hâkim oldukları toprakları vakıflarla donatarak insanların menfaatlerini koruyup kollamışlar, vakfiyelerle vakıf hizmetini ve devamını teminat altına almışlardır.

Şu an dünya üzerindeki bütün İslam eserleri vakıf eseridir desek hiç de yanlış olmaz. Ne var ki, şu son asrımızda on binlerce vakıf eseri, kasıtlı veya kasıtsız olarak vakıf anlayışının ve hassasiyetinin zayıflaması, hırs ve açgözlülüğün âlemi kaplamasıyla sahipsiz kalmış vaziyettedir.

Özellikle, toprakları “vakıf cenneti” olarak tanımlanan Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasıyla birlikte vakıf eserlerine zarar vermek, eserleri kimliksizleştirmek ve mülküne geçirmek adeta sıradanlaşmıştır.

Çok uzaklardan misal vermeye gerek yoktur. Bugün, sadece İstanbul Suriçi’nde ticarethane veya şahsî mülk olarak kullanılan binlerce tarihî yapı vakıf eseridir…

Bu ay, yurt içinde ve yurt dışındaki ecdad mirası eserler üzerine yıllardır yürütülmekte olan, zamanla birçok kurumun da dahil olduğu, üç kıtaya yayılmış ecdat yadigarlarını tespit eden envanter çalışmasını mercek altına aldık. Yurt Dışındaki Kültür Varlıklarının Tespiti Projesi’ne emek vermiş isimlerden TTK eski başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ile; envanter çalışmasının en geniş kısmında başarılı çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Mehmet Zeki İbrahimgil’le vakıf eserleri meselesini enine boyuna masaya yatırdık. Aynı zamanda, son yıllarda vakfiyeler konusundaki araştırmalarıyla çalışmaların merkezinde yer alan Prof. Dr. Hamza Keleş’le vakıf eserleri ve vakfiyeleri konuştuk. Projede ilgili kurumlarla yaptığımız görüşmelerdeyse maalesef dişe dokunur bir bilgi ve belgeye ulaşamadık.

Araştırmalarımızda, vakıf eserlerinin derli toplu bir listesinin oluşturulamadığını öğrendiğimizde hayal kırıklığına uğradık. Maksadımız, çalışmaları yürüten kurumları veya şahısları tenkit etmek değil; aksine, vakıf eserleri konusunun ciddiyetine ve hassasiyetine dikkat çekmektir. Ek olarak verdiğimiz 1902 tarihli Bulgaristan Vakıfları Raporu da bir asır öncesinin vaziyetini dile getirmesi bakamından önemli.Vakıf eserlerine ne kadar vâkıf olduğumuzu mu merak ediyorsunuz? O zaman buyrun…

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Muharrem Okumuş

Kitap istatistikleri