Yedinci Gün

·
Okunma
·
Beğeni
·
7336
Gösterim
Adı:
Yedinci Gün
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750510861
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaafların asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle sizleri bir kez daha şaşırtacak. Çizgilerde değil kürelerde gezinecek, bilinen zamanların bilinmeyen anlarına yolculuk edeceksiniz. Alışık olmadığınız bu dünyanın kapısından girdiğinizde âşinalık hissedecek, sadeliğin ihtişâmına teslim olmanın rahatlığıyla kendinizi akışta yolculuk ederken bulacaksınız.
240 syf.
BİR SİNEĞİ KOVALARKEN BAŞLADI HER ŞEY..


Hey Ulu Hakan!
Ve
İtalyan heykeltıraş Valeriyani 'nin yaptığı, yediyüzellide bir oranında küçültülmüş Dersaadet maketinde, Ayasofya semtinde bir çatı katında, içeride sedirde oturup kitap okuyan bir gencin elindeki kitabın arasındaki Paris' ten postalanmış ihtilal beyannamesini gören gözleri!! :)

Uzun bir cümle mi oldu? Aslında ifade ettikleri daha uzun. En azından kitabın ilk bölümünde bahsedilen Abdülhamit dönemini tasvir etmesi açısından önemli ve ironik.

Bir sineği kovalarken başladı her şey.
Nasıl olduğunun farkına varamadan kafaları simsiyah kömürleşerek öldürülmüş yedi şeyhe uzanıyor mevzu.

Olağanüstü durumları ve olayları bu kadar doğalmış gibi anlatırken, yine yer yer fazlaca gülümseten bir kitap okudum.

Röntgen cihazına karşı kurşunla zırhlanan feraceler kıvamında bir ifade, yeniliğe direnilen bir zamanda, gösterilen karşı duruşu çok zekice anlatıyor.

Kitap üç bölümden oluşmuş.
Baba, Oğul ve Hayalet.

Belirli bir sıra ve sınır olmayan olaylar, birbirinden bağımsız gibi görünse de okudukça bağlantılar kuruyorsunuz.

Yer İstanbul. Ve işin ilginç tarafı böyle tasvirlerin dolu dolu olduğu bir kitabın yazarının İstanbul 'a sadece birkaç defa gittiğini duymak çok şaşırttı beni.

Bölümler arasında zaman farkı var. Ana kahraman İhsan Sait Efendi. İllüzyon yapayım derken kaybettiği çocuk sebebiyle düştüğü mapus damında, koğuş ağası her secdeye eğildiğinde, el çabukluğuyla çıkardığı yumurtalar meselesi var ki gülmekten zor okudum.
Bir süre sonra ağadan yumurta çıkaramaz olunca, ağanın koğuştakilerden biri tarafından, yumurtadan kesildi diye bıçaklanması koptuğum noktaydı.

Yer yer polisiye roman tadında, sürpriz sonlarla dolu, ama özellikle ilk kısımda dili çok ağır olan bir kitaptı.
Baba kısmı ile diğer kısımlar arasında çok bariz dil farkı hissettim.

Birden Gabri El, Rafa El ve Mikha El 'den Hans El ve Gret El' e geçmeniz çok mümkün. Bazı özel isimleri okunduğu gibi yazması ayrıca dikkatimi çekti. Vilyam ve Rişar gibi.

İttihatçilerin fikir ve hayallerini yüksek dozda espri katarak anlatan yazar, hürriyet sevdalılarını ince ince işlemiş
Bunu yaparken, nam - ı diğer Barbar Moğol İhsan Sait Efendi üzerinden bol bol eleştiri katmış.
Ki ölçülemez dünya nizamını ölçmeye kalkan, göklerin hükümdarı olmayı düşünen, zaman makinesi bir zeplin yapmaya çalışan efsane bir zattır kendisi.

Bir şey anlatırken ; "Caart kaba kağıt!" ve benzeri cümlelerle araya girip, "Külahıma anlatsın!" tarzında eklemeler yaparak kurduğu samimi dil, yazarın kendisini hikayenin kahramanlarından biriymiş gibi hissetmenizi sağlıyor.

OĞUL

Ağırlıklı olarak savaş tasvirlerinden oluşmuş bir kısım. Daha ileri bir tarihte geçiyor, bu kısımda dilde bir sadeleşme ve dolayısıyla bir akıcılık farkediyorsunuz.
Bu kısımda beni en çok etkileyen alıntıyı şuraya ekleyerek devam edeyim.
#43235649

VE HAYALET
Zeplin geleceğe ulaştı sonunda.
Aslan yürekli Richard 'tan Hitler' e, kitlelerin bütünleştiklerinde ortaya çıkan tablolar, etkileyici şekilde anlatılmış.
Fikirlerimizi sınırlandıran dünyadır ya da biz dünyayı fikirlerimizle sınırlandırıyoruz diyerek, düşünmenizi sağlıyor.

Ve İdrisoloji. :)
Bu kadar enteresan tip olur da İdris Amil Hazretleri 'nden bahsetmeden olur mu? Galiz Kahraman narin ve sanatkar ruhuyla bu cümbüşte yerini alıyor.

Sonsuzluğa erişme serüveninden, Tanrılaşma isteğine kadar, iyinin de, kötünün de apaçık ifade edildiği güzel bir eser.

Yüzde yüz hakim oldum ya da anladım diyen mübalâğa etmiş olur. Kurguyu çabalarınız sonucunda oturtsanız da, aslında anladığımdan fazlasını anlatıyor hissi yakanızı bırakmayacak.

Oysa bir sineği kovalarken başlamıştı her şey..


Keyifli okumalar. :)
240 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
İhsan Oktay Anar klasiklerinden biri daha diyebiliriz kısacası. Bilmiyorum ama ben bu yazarın kurgusuna, hayal gücüne, kelimeleri kullanış biçimine hayranım. Aslında kitabı okumadan önce sayfada yer alan incelemeleri okumuş ve kitap hakkında sıkıcı ve anlaşılmaz olduğuna dair bilgiler görmüştüm. Fakat okurken gördüm ki, dil bakımından gerçekten okuduğum İhsan Oktay Anar kitapları arasında,çok rahat anlaşılan bir kitap. Betimlemelerin ve cümlelerin uzunluğu gözünüzü korkutmasın, dikkatli bir şekilde okunduğunda o kadar rahatlıkla anlaşılıyor ki, resmen cümleleri beni mest etti. Seviyorum bu yazarı.
Kitabın içinde sanki birbirinden bağımsızmış gibi görünen kişiler ve olaylar olmasına rağmen, tabiki de kitabın sonunda tüm karakterler bir araya gelerek parçalar tamamlanmış oluyor. Malum ne de olsa bu da yazarın tarzı.. :)
240 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
İhsan Oktay Anar’ı Puslu Kıtalar Atlas’ı kitabıyla tanımıştım. İlk sayfalardan itibaren kitaba da yazara da hayran kalmıştım. Şimdiye kadar nasıl olur da ihsan Oktay Anar’ı okumadım dedim. Okurken sanki Osmanlı döneminde yaşıyorum. Sokaklarında geziyorum. Okuduğum her kitabında büyülendim. Farklı zamanlarda yaşıyorsunuz. Adeta zamanda yolculuk yaptırıyor.
Bu kitabı da ayrı bir zevk verdi. Her kitabı okunmalı...
240 syf.
Tam bir İhsan Oktay Anar kitabı idi. 1870’lerde başlayıp 1940’larda devam eden bir örgüsü var. Sıra dışı anlatımı yine dikkatleri çekiyor. Anar, gerçekten farklı bir yazar. Belli bir standardı var ve her okur bu ağırlığın altına giremez. Romanlarındaki mizah/karamizah dozu fevkalade iyi ayarlanmış.

Yedinci Gün ile ilgili en çok da şunu söylemek isterim; mükemmel bir bölüme sahip. Sayfa 161 ile 183 arasındaki Oğul adlı bölümden bahsediyorum. Bence Türk edebiyatının en iyi savaş meydanı anlatımıdır. Kafkas Cephesinde çarpışan askerleri muhteşem bir bakış açısı ve cümleler toplamıyla anlatmış. Öyle ki, o soğuğu, o ortamı, çatışmayı, ölümü, karı, kışı, düşmanı… Her şeyi hissedebiliyorsunuz. Er Ryan’ı Kurtarmak filminin giriş sahnesi nasıl ki sinema tarihinin en başarılı savaş sahnelerinden biridir, buradaki Oğul bölümü de benim için Türk romancılığının en iyi savaş ortamı anlatımıdır.
240 syf.
Yazarın, Suskunlar eserinden sonra merakla alıp okuduğum başka bir romanı...II. Abdulhamid döneminin anlatılmasıyla başlayan roman, cumhuriyetin ilk yıllarının anlatımıyla sona eriyor.
240 syf.
·Puan vermedi
Okuduğunuz ve okuyacağınız kitaplarda giriş bölümü ve finali akılda kalır en çok. Girişteki o hikayelerin bağlanışı, bir olayın öbürüne etkisi, en sonunda ana karakterimiz İhsan Sait'e ulaştığımız an, kitap beni cezbetti zaten. 3 bölümün 3 farklı zaman diliminde geçtiği, zamanla yolculuk olayının tarihi olaylara bağlandığı, karakterlerin samimiyeti ve yazarın daha önce hiçbir kitapta rastlamadığım o dobra mizacı ve bununla gelen okudukça eğlendiren sert mizahı su gibi okumanızı sağlıyor. Final dedim bir de, kitabın adını aradım kitap boyunca, takılırım ben öyle detaylara. Düşünüyorum Yedinci Gün nerede çıkacak, o esnada çok güzel bir noktadan vurup iyi ki okumuşum gülümsemesi bırakıyor bana ve vedalaşıyorum bu güzel kitapla.
240 syf.
·3 günde·6/10
238. sayfaya kadar bitsin artık diye direnirken, tam bu sayfanın sonunda ''haydaağğ'' diye tepki vermeme sebep oldu ve sadece kitabın son iki sayfasından zevk aldım.

Okuduğum ilk İhsan Oktay Anar kitabıydı ve bu yazarı okumaya başlamak için ideal bir kitap değildi. ( Benim açımdan.) Çünküsü kısa bir sürede bitirebileceğim kitabı ''bak burda farsça tamlama kullanmış bak bu kelime Fea'il vezni bak burda Fe'ale vezninin ismi failini yapmış diye diye okuyamadım ve bu işle uğraşmak şu an yapmak istediğim son iş. 'Kitabın ilgimi çeken taraflarından birisi ise ''5 dk da kısa dünya tarihi kısmıydı. Dili çok ağdalı. Sevemedim...
240 syf.
·Beğendi·7/10
Yedinci Gün
05.06.2020
Büyülü gerçekçiliğin başarılı temsilcisi gerçek ile fanteziyi harmanlayarak keyifli bir okuma sunuyor.
.
Yazarın dili başta ağır gelebilir ama zamanla alışırsınız,satır aralarındaki espri ve göndermeleri anlaması için okuyucusundan belirli bir birikim bekler.
.
İlginç karakterler,tarihi olaylar,teknolojik ve siyasi gelişimlerden hangisi gerçek hangisi fantezi?
240 syf.
·2 günde·9/10
Ahh! İhsan Oktay Anar ah!.. Keşke seninle tanışma ve sohbet etme fırsatım olsa. Sen anlatsan ben dinlesem ne güzel olurdu.
Kitaptan önce yazar hakkında bir iki kelam etmek istiyorum. Çok zeki ve hayal gücü çok yüksek, yazarlığın hakkını sonuna kadar veren bir yazar. Onun yazdığı gibi yazabilmekte her babayiğidin harcı değil kanımca. O kadar ince göndermeler yapıyor ki hayranlığım bir kat daha artıyor. Kitabı okurken yüzünüzden tebessüm hiç eksik olmuyor. İsimler üzerinden verdiği mesajlar ayrı, tarihi olaylara yaptığı göndermeler apayrı. İsimler demişken daha önce yazarın eserlerini okuyanlar Uzun İhsan’ı mutlaka bilirler. Amat ve Suskunlar’da Uzun İhsan’ı göremeyince şaşırmıştım lakin bu kitabında yine bir İhsan’la karşı karşıyayız. Bu seferki İhsan Sait yani Âli İhsan.
Kitabımız üç bölümden oluşuyor: Baba, oğul ve hayalet.
İlk bölüm Ulu Hakanımızın bir sivrisineği kovalamasıyla başlıyor ve tahmin edileceği gibi İhsan hocamın o ince zekası ve üslubuyla devam ediyor.

Oğul kısmında ise savaş ve savaş anında yaşananlar gözler önüne seriliyor tabiki hikayeden kopmadan. Başta bağımsız gibi görünsede aslında kitap sona doğru bir hazırlık ve bütünlük içerisinde.

Hayalet kısmı ise tek kelime ile mükemmeldi. Nelere değinmemiş ve neleri eleştirmemiş ki? Ne Napolyon kalmış ne Hitler. Bir bakıyorsunuz Sezar, sende mi Brütüs deyivermiş :)
Bu arada hocamın anlatımına ve diline aşina olanlar hemen fark edecektir bu kitapta argoya biraz fazlaca yer verilmiş. Anlaşılması açısından en hafif kısmından bir alıntı paylaşmak istiyorum ki rahatsız olacaklarını düşünenler hiç bu kitaba bulaşmasın :) Okumayı düşünenlere de keyifli okumalar diliyorum..

“Burada rafadanları, rafine zazonları sevmeyiz,” dedi. “Ne o! Sinyale mi çıktınız?” İhsan Sait, “Hayır,” dedi. “Dolaşıyoruz sadece.” Kopuk ise, “ Bana sıkıp üfleme,” dedi. “Bunu kıçının hangi lobundan uydurdun!” İhsan Sait, “Gelmişken birini göreceğiz,” deyince, kopuk, “Aç karın, yüksek nalın, salın husyelerim salın!” dedi.. (s.97)
240 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Özellikle ilk bölümü okurken eski kelimelerin çokluğu beni zorladı. Kitabı okurken bazen sıkıcı bazen akıcı olarak devam ettim. Tarihsel olarak istibdat meşrûtiyet savaş ve cumhuriyetten birer kesit görüyoruz. İlk kısımda farklı hikayeleri olan birçok insanın yaşadıkları şeyler sonrası değişimlerini, bilim ve dinin seçmeden bir şekilde insanların hayatına girdiğini, kahramanımız ihsan saitin sadece resmini gördüğü bir kadına aşkı için her şeyi göze alarak bir zeplinle kendini sonsuza göndermesini gördüm.İkinci bölümde kahramanımızın başka bir görünümü olan Ali İhsan’ın Sarıkamış olduğunu tahmin ettiğim savaşta bir erin neler yaşadığını anlattığı bölümdü. Üçüncü bölüm ise başlangıçta birkaç sayfada kısa dünya tarihi özeti, sonra kamil insan arayışıyla bulunan Amil Zulanın başına gelenler ve en son kahramanlarımızın bir araya gelmesi sonucu sanırım insan-ı kamile ulaştığı gösteriliyor. Son olarak 6 gün çalıştım dinleneceğim kısmı da sanırım dünyanın yaratılışı olarak gösterilen zamana atıfta bulunuyor. Tabi bunların dışında daha bir çok şey de çıkabilir.
''Çünkü hayatının değişmeyeceğini gayet iyi biliyor, buna da kader diyordu. Zaten kader, bir memurun sabit geliri gibiydi; fiyatlar yükselip alçalsa bile maaş, yani kader değişmezdi.''
Bayram Envâr Efendi'nin dediği gibi belki de, erkeğin kadını seçtiği bir cemiyet batarken, kadının erkeği seçtiği bir cemiyet refâha eriyordu.
Eflâtun nam bir feylesof, "Bu dünya, Fikirler Aleminin bir taklididir," dediğinde, Fars kralı Dara, "Nah! Asıl fikirler, bu Dünya'nın bir taklididir!" Demişti.
İhsan Oktay Anar
Sayfa 192 - İletişim yayinlari, 1. Baski

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yedinci Gün
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750510861
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaafların asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle sizleri bir kez daha şaşırtacak. Çizgilerde değil kürelerde gezinecek, bilinen zamanların bilinmeyen anlarına yolculuk edeceksiniz. Alışık olmadığınız bu dünyanın kapısından girdiğinizde âşinalık hissedecek, sadeliğin ihtişâmına teslim olmanın rahatlığıyla kendinizi akışta yolculuk ederken bulacaksınız.

Kitabı okuyanlar 1.707 okur

  • Didem Gök
  • Nihan Çete
  • Münircan Özdemir
  • Ali Güdülü
  • Dans Eden Bulut
  • Emre
  • Nilay ŞANAL
  • Ebru çatal
  • Ferhat Naz
  • murat apaydın

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%1.6
18-24 Yaş
%9.5
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%37.1
45-54 Yaş
%8.6
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48
Erkek
%52

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.3 (118)
9
%18 (95)
8
%26.1 (138)
7
%21.8 (115)
6
%5.9 (31)
5
%3 (16)
4
%1.1 (6)
3
%0.8 (4)
2
%0.6 (3)
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları