Adı:
Yedinci Gün
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750510861
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaafların asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle sizleri bir kez daha şaşırtacak. Çizgilerde değil kürelerde gezinecek, bilinen zamanların bilinmeyen anlarına yolculuk edeceksiniz. Alışık olmadığınız bu dünyanın kapısından girdiğinizde âşinalık hissedecek, sadeliğin ihtişâmına teslim olmanın rahatlığıyla kendinizi akışta yolculuk ederken bulacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)
İhsan Oktay Anar'ın okuduğum ilk kitabıydı. Kitabın başında, hatta genelinde o kadar çok Arapça-Farsça kelime barınıyordu ki doğruyu söylemek gerekirse böyle devam etmesi halinde kitabı asla bitiremeyeceğimi düşünmeye başlamıştım. Bir yandan kitabı okumaya çalışıyor diğer yandan bilmediğim kelimeleri anlamlarıyla birlikte defterime not ediyordum. Neyse ki kitabın sayfaları ilerledikçe bilmediğim kelimeler de azalmaya, okumam kolaylaşmaya başlıyordu. Kitap; Baba, Oğul, Hayalet olarak 3 bölümden oluşuyor. II. Abdulhamid döneminden başlayıp son bölümde Cumhuriyet yıllarına dair izler taşıyan bu tarih içerikli kitabı anlatımından ötürü olmasa da kurgusundan ötürü beğendim. Ancak romanın ne için yazıldığı konusunda pek bir fikir sahibi olduğum söylenemez. Çünkü yazar, kitabı sanki okuyucuya bir şey anlatmak için değil de şahsi fikirlerini yansıtıp kendisini okumak için yazmış hissiyatı verdi. Haliyle bana da belirli bir kitleye yazılmış gibi gelmedi, yer yer halka atıfta bulunan yazar, aynı şeyi devlet için de yapmıştı. Kitapta tarafı tutulan bir kitle, kesim yoktu. Örneğin, 131. sayfada "Allâhû Teâlâ devletimize, vatanımıza, milletimize zevâl vermesin!" diyen İhsan Oktay Anar, 172.sayfada "Vatanı uğruna yaşayan birine köpek, yine vatanı uğruna ölene de köpek leşi muamelesi yapmak, gâliba bir devlet geleneğiydi." diyebiliyordu. Okurken kitabın birbirinden bağımsız görünen bu üç bölümünün son sayfalarda birbiriyle bağdaştırılması ise kitabı bir bütün haline getirmişti. Okunmaya değer bir eser olduğunu düşünüyorum. Okumak isteyenlere tavsiye ederim.
İhsan Oktay Anar klasiklerinden biri daha diyebiliriz kısacası. Bilmiyorum ama ben bu yazarın kurgusuna, hayal gücüne, kelimeleri kullanış biçimine hayranım. Aslında kitabı okumadan önce sayfada yer alan incelemeleri okumuş ve kitap hakkında sıkıcı ve anlaşılmaz olduğuna dair bilgiler görmüştüm. Fakat okurken gördüm ki, dil bakımından gerçekten okuduğum İhsan Oktay Anar kitapları arasında,çok rahat anlaşılan bir kitap. Betimlemelerin ve cümlelerin uzunluğu gözünüzü korkutmasın, dikkatli bir şekilde okunduğunda o kadar rahatlıkla anlaşılıyor ki, resmen cümleleri beni mest etti. Seviyorum bu yazarı.
Kitabın içinde sanki birbirinden bağımsızmış gibi görünen kişiler ve olaylar olmasına rağmen, tabiki de kitabın sonunda tüm karakterler bir araya gelerek parçalar tamamlanmış oluyor. Malum ne de olsa bu da yazarın tarzı.. :)
Yazarın, Suskunlar eserinden sonra merakla alıp okuduğum başka bir romanı...II. Abdulhamid döneminin anlatılmasıyla başlayan roman, cumhuriyetin ilk yıllarının anlatımıyla sona eriyor.
Tam bir İhsan Oktay Anar kitabı idi. 1870’lerde başlayıp 1940’larda devam eden bir örgüsü var. Sıra dışı anlatımı yine dikkatleri çekiyor. Anar, gerçekten farklı bir yazar. Belli bir standardı var ve her okur bu ağırlığın altına giremez. Romanlarındaki mizah/karamizah dozu fevkalade iyi ayarlanmış.

Yedinci Gün ile ilgili en çok da şunu söylemek isterim; mükemmel bir bölüme sahip. Sayfa 161 ile 183 arasındaki Oğul adlı bölümden bahsediyorum. Bence Türk edebiyatının en iyi savaş meydanı anlatımıdır. Kafkas Cephesinde çarpışan askerleri muhteşem bir bakış açısı ve cümleler toplamıyla anlatmış. Öyle ki, o soğuğu, o ortamı, çatışmayı, ölümü, karı, kışı, düşmanı… Her şeyi hissedebiliyorsunuz. Er Ryan’ı Kurtarmak filminin giriş sahnesi nasıl ki sinema tarihinin en başarılı savaş sahnelerinden biridir, buradaki Oğul bölümü de benim için Türk romancılığının en iyi savaş ortamı anlatımıdır.
Okuduğunuz ve okuyacağınız kitaplarda giriş bölümü ve finali akılda kalır en çok. Girişteki o hikayelerin bağlanışı, bir olayın öbürüne etkisi, en sonunda ana karakterimiz İhsan Sait'e ulaştığımız an, kitap beni cezbetti zaten. 3 bölümün 3 farklı zaman diliminde geçtiği, zamanla yolculuk olayının tarihi olaylara bağlandığı, karakterlerin samimiyeti ve yazarın daha önce hiçbir kitapta rastlamadığım o dobra mizacı ve bununla gelen okudukça eğlendiren sert mizahı su gibi okumanızı sağlıyor. Final dedim bir de, kitabın adını aradım kitap boyunca, takılırım ben öyle detaylara. Düşünüyorum Yedinci Gün nerede çıkacak, o esnada çok güzel bir noktadan vurup iyi ki okumuşum gülümsemesi bırakıyor bana ve vedalaşıyorum bu güzel kitapla.
238. sayfaya kadar bitsin artık diye direnirken, tam bu sayfanın sonunda ''haydaağğ'' diye tepki vermeme sebep oldu ve sadece kitabın son iki sayfasından zevk aldım.

Okuduğum ilk İhsan Oktay Anar kitabıydı ve bu yazarı okumaya başlamak için ideal bir kitap değildi. ( Benim açımdan.) Çünküsü kısa bir sürede bitirebileceğim kitabı ''bak burda farsça tamlama kullanmış bak bu kelime Fea'il vezni bak burda Fe'ale vezninin ismi failini yapmış diye diye okuyamadım ve bu işle uğraşmak şu an yapmak istediğim son iş. 'Kitabın ilgimi çeken taraflarından birisi ise ''5 dk da kısa dünya tarihi kısmıydı. Dili çok ağdalı. Sevemedim...
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki İhsan Oktay Anar'ın tarzına hakim değilseniz "Bu nedir, ne anlatıyor, çamdan girdi kavaktan çıktı, ordan oraya atladı." diyebilisiniz bu çok normal ama bu tarza bir alışın aslında tüm o dağınıklığın hepsi bir yerde toparlanıyor.
1870'lerden başlayan hikayemiz 1940'larda son buluyor. Ihsan Sait ana kahramanımız ama hemen hemen her kitabında olduğu gibi ana karaktere ulaşmadan önce bir çok yan karakter ile haşır neşir oluyoruz. Sefil bir haldeyken nasıl zengin olduğunu, zeplin yapma serüvenini, aşkına ulaşmak uğruna göze aldıklarını, Almanları kendince bozguna uğratışını pek keyifli buldum.
"Oğul" kısmındaki anlatımı bence yazılmış en iyi savaş tasviri, sanki ordaydım, sanki üşüyen aç kalan süngü takan bendim mükemmel anlatım ve harika bir bağlayış.
Diline gelecek olursam evet dili ağır, evet bazı cümleleri anlamak için bir kaç defa okumak gerekebiliyor ama değer mi kesinlikle değer. Bir kaç kitabını okuduktan sonra bu dili bu tarzı zaten sevmeye hatta sürekli okumak için açlık hissetmeye başlıyorsunuz en azından bende öyle oldu.
Eski kelimelerin yoğun kullanılmasını sevmememe rağmen İhsan Oktay Anar'a bu tarz çok yakışıyor. Üstelik bu yoğunluk, kitabın akıcılığını bozmamış ve kitabın (ve de yazarın) kendine has bir tavrı olmasını sağlamış. Tarihsel karakterlerden kurgusal olaylar yaratması çok hoş. Kitap, sonlara doğru üst insan olmanın yüzeysel ve sıradan olmaktan geçtiğinden bahsediyor. Katılıp katılmamak size kalmış.
İhsan Oktay Anar’ı Puslu Kıtalar Atlası’yla tanıdım.Sonrasında Suskunlar,Amat kitaplarıyla devam ettim. Dil ve anlatım tarzı bakımından diğer Anar kitaplarından biraz daha ağır ve karmaşık gelebilir.Sevdiğim bir yazarın kitalarını okumanın güzelliği yanında, diğerlerinden aldığım tadı aldım diyemem.Bu kişiden kişiye değişir tabii.Kitap İhsan Sait'in gelecekten kendisine aşk mektubu gönderen Prenses Döjira'ya ulaşma çabasını anlatıyor. Onun için kullandığı imkanlar ve göze aldığı imkansızlıkları..Kitabin kahramanı İhsan Sait sevdiği kadını ararken zamanda yolculuk yapıp Tanrı ve insan olmanın ayrımını öğrenecekmis. Sabırlı olup sonuna kadar gittiğinizde Anar'ın hayalgücüne tekrar hayran kalıyorsunuz.Oktay İhsan Anar'ın her kitabında olan insan olma erdemi, Kainat - varlık kavramlarını bu kitabında da bizlere anlatıyor.Zorlu bir dili olan -osmanlıca kelimelerden kaynaklı- ve zaman kurgusu nedeni ile karmaşık gibi görünsede yine de güzel bir kitap.Yazarı sevenler için önerilir fakat ilk başlayanlar için önerim Puslu Kitalar Atlası
Su gibi akıp giden bir İhsan Oktay Anar eseri.. Mükemmel tarih bilgisini müthiş bir kurguyla birleştiren Anar okuyucuyu tarihin tozlu raflarına götürüyor.. Kitapta; Abdülhamid ve Jön-Türkler; İttihatçılar ve İtilafçılar; Türkçüler, Osmanlıcılar, Adem-i merkeziyetçiler de dahil olmak üzere dönemin başlıca siyasi aktörlerine karşı sert eleştiriler var.. Kitabı İlber Ortaylı'nın önerdiği listede görünce okudum. İyi ki okumuşum..
Dili yazarın diğer kitaplarına göre oldukça ağır geldi ve zaman zaman koptuğum oldu. Anlayamadığım veya tam kuramadığım bağlantılar yazarın diger kitaplarına göre bu kitabının daha sönük olmasindan kaynaklı değil. Tam tersine daha anlayabilecek kapasiteye erişememiş olmamdandir.
İhsan Oktay Anar'ın üslübuna uygun şekilde yazılmış bir İhsan Oktay Anar kitabı :)) Önceden yazarın herhangi bir kitabını okumamış olan arkadaşlara uyarı, kitap aşırı Osmanlıca vs. kelime içermektedir!!! İhsan Oktay Anar okurken ben kendimi ingilizce bir roman okuyor gibi hissediyorum çünkü ikisinide kelimesi kelimesine değil genel hatlarıyla anlayabiliyorum, birini İngilizce hakimiyetimin üst düzey olmayışından diğerini Osmanlıca ile alakam olmamasından :)) Dil konusunu geçersek kitap eğlenceli. Biraz karmaşık bir hikayesi olmasına rağmen çoğu kısım akıcı geçiyor. (ahhh bide şu dil sıkıntısı olmasa) Bakmayın öyle ağdalı bir dili olmasına, dili eski bile olsa İhsan Oktay Anar'ın kitapları gayet fantastiğe yakın hatta ciddi anlamda fantastik öğeler barındıran kitaplardır. Spoiler verme korkusuyla kitabın kendisinden ziyade yazarı anlatmış olsam da şöyle ufak bir tüyo vereyim kitapta zaman yolculuğu tadında bir muhabbetten tutun da kitabın özünü oluşturmasa da vampir hikayesine kadar pek çok öğe var ve bunlar Osmanlı Dönemi'nde geçiyor. Yazarı sadece bir kez okuyunca kalitenin tadını alacak ve diğer kitaplarını da okumak isteyeceksiniz.
''Çünkü hayatının değişmeyeceğini gayet iyi biliyor, buna da kader diyordu. Zaten kader, bir memurun sabit geliri gibiydi; fiyatlar yükselip alçalsa bile maaş, yani kader değişmezdi.''
Tabip, çıkarttığı bu kemik parçasının camı çizdiğini gördü.
İhsan Oktay Anar
Sayfa 26 - İletişim yayinlari, 1. Baski
"Medeniyetin köleler tarafından inşâ edildiğini iddia eden iştirâkîyûn mezhebi haksız sayılmazdı."
İhsan Oktay Anar
Sayfa 126 - İletişim Yayınları, 2.Basım
"Kostantiniye fethedildikten sonra Ayasofya bir cemaat bulmuş, ama Filosofya bulamamıştı."
İhsan Oktay Anar
Sayfa 27 - İletişim Yayınları, 2.Basım
Evvelce dokuz çocuğu kovmuş olan pastacının daha bir ay önce işe aldığı bu oğlan, yakasının ense tarafına esrarengiz bir demir halka dikili beyaz bir önlük giymişti. İşte pastacı el kantarının kancasını bu halkadan geçirip oğlanı havaya kaldırarak her hafta tartıyor, abur cubura düşkün çocuk şişmanlamışsa onun harama el uzattığına hükmedip veled-i zinayı işten atıyordu. Ancak şimdiki çocuk, işe girmeden önce pantalon ceplerine taş doldurarak ağırlığını, dolayısıyla ustası dükkanda yokken yiyeceği pasta miktarını beş okka kadar arttırmıştı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yedinci Gün
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750510861
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaafların asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle sizleri bir kez daha şaşırtacak. Çizgilerde değil kürelerde gezinecek, bilinen zamanların bilinmeyen anlarına yolculuk edeceksiniz. Alışık olmadığınız bu dünyanın kapısından girdiğinizde âşinalık hissedecek, sadeliğin ihtişâmına teslim olmanın rahatlığıyla kendinizi akışta yolculuk ederken bulacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 661 okur

  • l
  • Uğur Ukut
  • Hatice
  • Haldun Lenger
  • Ayşegül Gül
  • Muhittin Mert Özkara
  • saim
  • Nurhan Kapılar
  • Mirakuru
  • Samet

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.9
14-17 Yaş
%1.6
18-24 Yaş
%9.5
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%37.1
45-54 Yaş
%8.6
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48
Erkek
%52

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.9 (48)
9
%17.8 (41)
8
%23.9 (55)
7
%22.6 (52)
6
%7.8 (18)
5
%3 (7)
4
%1.7 (4)
3
%0.9 (2)
2
%0.9 (2)
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları