Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi

·
Okunma
·
Beğeni
·
647
Gösterim
Adı:
Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi
Baskı tarihi:
21 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alaca Yayınları
Baskılar:
Gıda Emperyalizmi
Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi
Büyük yalanlara karşı mücadele vermiş bir isim… Okyanus Ötesi'nden pompalanan gıda üretimi ve beslenmeyle ilgili ezberleri bozan bir akademisyen… O yıllarda gıda yönünden kendi kendine yeten ender ülkelerden olan Türkiye'nin, yanlış tarım politikalarıyla ithal tarım pazarı haline getirileceğini ilk kaleme alan bir yazar… Kimyasal yiyeceklerin insan sağlığını nasıl perişan ettiğini yazdığında kara listelere alınan bir beslenme uzmanı… Ülkesinde dışlanan, aç bırakılan, suikaste uğrayan vatansever bir aydının portresi…

Parasını veriyorduk…
Ama “yardım” diyorlardı…
Süt tozundan bahsediyorum.

İlkokullarda dağıtılan un ve süt tozu gibi gıda torbalarının üzerinde görülen toka yapan eller figürüyle, çocuklara Amerika'yı ne kadar sevdiğimizi anlatan şarkılar söyletiliyordu.
Türkçe tangolar üstadı Celal İnce, “Amerika Amerika/Türkler, Dünya Durdukça/Beraberdir Seninle/Hürriyet Savaşında” diye şarkı söylüyordu.
Oyunu bir kişi bozdu…
Adı, Osman Nuri Koçtürk
120 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kısa bir inceleme yazısı yazmadan önce şunu ifade etmek istedim. Kesinlikle alın, okuyun ve anlatın.

Osman Nuri Koçtürk kim diye sorduğumuzda, Soner Yalçın'ın 2014 yılında Sözcü gazetesinde yazdığı yazı ile kitap başlıyor. Ben de o tarihte o yazıyı okuyunca bu kişiden haberim olmuştu. Bu giriş yazısı daha sonra Soner Yalçın'ın Saklı Seçilmişler Saklı Seçilmişler adlı kitabında da yer almaktadır. Bu kitabın da mutlaka okunmasında yarar var.

Soner Yalçın'ın tanıtması üzerine daha sonra Osman Nuri Koçtürk'ün 'Gıda Emperyalizmi' ve 'Açlık Korkusu' kitaplarını da okudum ama bu kitap daha 'taze'. Kitabevi dolaşmalarım sırasında 'Yeni Çıkanlar' rafında görünce büyük bir sevinçle aldım. Okuması kısmet bugüneymiş ve mutlaka alın ve okuyun.

Daha önce TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası tarafından basılmış kitabı okumuştum. Bu ikinci okumam. Tarihin tozlu sayfalarından bu kitabı çıkarıp yeniden yayımlayan 'Alaca Yayınları'na teşekkür ederim. Ayrıca kapak tasarımını da çok iyi yapmışlar, herkesin eline sağlık. Diğer kitaplarının da tekrar yayımlanmasını umuyorum.

Emperyalizmin, silahlı çatışma yerine daha kolay bir yol olan gıda üzerinden yaptığı sömürgecilik anlatılıyor. Gıdaların nasıl silah olarak kullanıldığı da gösteriyor. Anlattığı dönem 1966 yılı ve öncesi. Ama kitabı okuduğumuzda ve oradaki tarihleri kapattığımızda 2019 Türkiye'sinde yine değişen hiçbir şeyin olmadığını görmek için kahin olmaya gerek yok. İsimler, şirketler değişse de 'Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi' değişmiyor. Hatta daha da artarak gıda üzerinden oynanan oyunlar devam ediyor.

Osman Nuri Koçtürk de artık bizim için geçmiş olan bir tarih içinden çıkıp, tekrar -anlayanlara- çağrıda bulunuyor.

1966 ve öncesine dair yazılarından Türkiye'nin o dönem ki durumunu da görüyoruz. Nüfusun 32 milyon ve et ihraç eden bir ülkenin yanlış, hatalı ve kasıtlı bir şekilde tarımının işlemez hale getirilmesine değiniyor. Dahili ve harici işbirlikçilerle tarım ve hayvancıkta (genelde tarım ) yaşanan sıkıntılar ve halkın beslenmesi üzerinden yapılan olumsuz etkilerden bahseder.

O zamandan bu zamana, atılan müspet tohumlar müspet, menfi tohumlar da menfi sonuçlar ortaya çıkartmış. Ülke eğer 1966 yılında değil de 2019 yılında kuru soğana muhtaç hale getirilmişse bunun sebeplerinin araştırılmasına yarar var. Bir anlık ya da bir yıllık yanlış tarım siyaseti mi bu hale getirdi yoksa yılların birikiminin sonucu mu bu hale gelindi bunun da düşünülmesi gerekiyor.

Dün, bugün ve bu gidişle yarın da değişen bir şey olmayacak gibi gözüküyor. Aktörler farklı olsa da oynanan oyunların aynı olduğunu görmemek mümkün değil. Maalesef planlama (2000'den sonra bilinmeyen bir kelime oldu) olmadan yapılan işlerin, ülkemize ne kadar zarar verdiğini örneklerle anlatıyor.

Var olan durum ve çeşitli ülkelerden örneklerle tarım ve hayvancılık siyasetine yer veriyor. Örneğin, Japonya dar bir coğrafi alanda olduğu için hayvancılık imkanları kısıtlı olduğundan et yerine balıkçılığa önem vererek bu ihtiyaçlarını karşılar. Türkiye'nin de kendi doğruları ve imkanları doğrultusunda planlama yaparak hareket etmesini ifade ediyor.

Karnını doyuramayan bir ülkenin (kitapta Hindistan) nasıl kendisini kalkındıracak bir sanayi kurması beklenir diye bir soru soruyor. Hem ülkemizde hem de çevre ülkelere bakıldığında bunun da yanlış olmadığı görülebilir.

Her satırı her cümlesi balyoz gibi vuruyor. Sarsıyor. Ortadan konuşuyor. Oradan, buradan medet ummadan açık, net, anlaşılır bir dille, sözünü esirgemeden konuşuyor. Bir sistemin yerleşmesinden bahsederek partiler üstü bir durumu ifade ediyor. Ve hala 2019 Türkiye'sinde bunları anlamayan, bilmeyen, göremeyen binler, on binler, milyonlarca insan var. Osman Nuri Koçtürk taaaaa 1960'lı yıllarda bunları yazarak toplumların nasıl gıda üzerinden sömürüldüğünü ortaya seriyor. Her cümlesi, anlayan zihinler için sert ve etkili. Daha ne desin ki!

Gelişmiş ülkelerin diğer ülkeleri sömürmek için kullandıkları yolların görünen ama ne hikmetse bilinmeyen yönüne parmak değil, kolunu basıyor. Emperyalizmin daha fazla sömürmek için yerli işbirlikçilerle olan işbirliklerinden bahsediyor.

Ve bir toplum yeterince et yiyemiyor ve birileri (doktor, siyasetçi ya da adı sanı cinsi cibilliyeti ne / kim olursa olsun) de kalkıp etin verdiği kaloriye eş değer diye bakliyat (fasulye, nohut, mercimek ) yiyin diyorsa o da o düzenin işbirlikçisidir. Bu konu da daha ayrıntılı bilgi için "Ölüm Tohumları" Ölüm Tohumları kitabına bakılabilir. Bu toplum niye yeterince ve daha yüksek oranda et tüketmiyor. Bunun da cevabı bu kitabın içinde yer almaktadır. Buradan hareketle et tüketen toplumlarla tahıl tüketen toplumların kalkınmışlık değerleri hakkında bilgiler de veriliyor.

Türkiye'nin kalkınmasının nasıl engellendiğini daha açık nasıl anlatılabilir ki! Halkın et, süt, yumurta, balık yerine tahıl gibi boş bir gıdayla beslenmesini kalkınmamanın en büyük sebepleri arasında görüp hayvancılığa önem verilmesinden bahsediyor. Bugün ülkemizde hayvancılığın aşama aşama bitirilip, etin bile ithal duruma düşürülmesi (bazı ülkelerden kesilmiş, lop etler gelir de bunların ne kadarının islami olduğu da şüpheli ve ayrıca bu konuda İslamcı camiadan ses çıkmaması da düşündürücü.) hiç mi önemli bir konu değil.


Akademisyen olmasına rağmen akademik dil kullanmadan halkın anlayacağı şekilde derdini anlatıyor. Türkiye'de Gıda Emperyalizmi'ni net bir şekilde anlatmış. Keşke 2019 Türkiye'sinde biraz daha bilinçlensekte ona göre tedbirler alabilsek. Ama toplum bir yerlerden birbirine düşürüldüğü için (siyasi, dini) esas sorunlar devam ediyor. Bu arada emperyalizm de gıda üzerinden bizleri sömürmeye devam ediyor.

Son olarak şunu söyleyeyim: "Afyonla başlayıp pirince ve pirinçten şekere, tahıl ve yağ ile margarine atlayan gıda emperyalizmi bu kitapta ana hatları ile ve anlaşılabilir tarzda açıklanmaya çalışıldığı için okuyucuların konu etrafında yeterli bir şekilde aydınlanmış olacaklarını ve Türkiye’de olup bitenleri bu kitabı okuduktan sonra daha iyi değerlendireceklerini tahmin ediyoruz. (s.113)". Mutlaka alın, okuyun ve okutun.
120 syf.
·Puan vermedi
Osman Nuri Üçok beyfendi, gıda politikaları konusunda yurtiçi ve yurtdışı çok önemli çalısmalar yapmış ve bulgularını tereddüt etmeden yazmış çok kıymetli bir aydındır. Kendisini benim gibi gıda politikaları konusunda doktora yapan birisi olarak, gençlere ilham verdiği için bir hocam olarak kabul eder, yazdıklarının geniş kitlelere ulaşmasını dilerim.

Bu kitap, maalesef çok yıllardır bilinçli bir gıda politikası oluşturamadığımızı, gelişmiş ülkelerin ne kadar gerisinde olduğumuzu, vb. örneklerle, rakamlarla, ispatlarla açıklayan okuyucuyu çok bilgilendiren, alanında temel bir kitaptır.
1960 başında ABD soya fasulyesi üretiminde dünya birincisi oldu ve soya ürünleri fazlalığına pazar açma çabası içine girdi. Ne yaptığını artık tahmin ediyorsunuz; Türkiye’nin soya ekimine karşı çıktı ve Türkiye’ye soya yağı ihraç etti!

(Soner Yalçın, Sunuş yazısından)
Emperyalistler artık ateşli silahlardan çok, günlük ihtiyaç maddelerini ve yiyecekleri bir arâç gibi kullanıp, çatışarak giremedikleri ve sömüremedikleri toplumlara barışçı bir hava içinde ve yalancı bir dost davranışı ile sokulmayı biliyorlar.
“2007’de ürettiğimiz buğday 17.3 milyon ton, 2008’de 17.8 milyon tondur. Türkiye’nin kendine yeterli olabilmesi için en az 18.5 milyon ton buğday üretmesi gerekiyor. Yalnızca bu yılki buğday ithalatı 1.5 milyon ton. 2008’de tarımsal dış ticaret açığımız 2.3 milyar dolar. En az 20 milyon insanımız günde bir doların altında parayla karnını doyurmaya çalışıyor. 1999’da 9 milyon olan tarım istihdamı bugün 5.6 milyona düştü. Bu kadar insan, şehirlerin varoşlarına yığıldı ve yoksullaştırılıp bağımlılaştırılarak her türlü istismara açık yeni bir siyaset projesinin aracı haline dönüştürüldü”
Osman Nuri Koçtürk, soya yağına karşı özellikle radyo yayınlarıyla halkı uyandırdı. Bu arada sürekli halka tarhana yemeyi öğütlediği için adı, “Tarhana Osman”a çıktı!

(Soner Yalçın, Sunuş yazısından)
1966’da Tabii Senatör Haydar Tunçkanat tarafından açıklanan ve basında “Türkiye’de Nötralize Listesi” olarak adlandıran CIA raporunda, Türkiye’de pasifize edilmesi gereken isimler arasında gösterildi ve istenmeyen adam ilan edildi.

(Soner Yalçın, Sunuş yazısından)
Kültürel ilişkilerle başlayan ve ticari anlaşmalarla son bulan dostlukların zengin ülkeleri daha zengin hale getirdiğini ve mutsuz Türk halkını ise daha fakir ve mutsuz bireyler toplumu haline getirdiğini görebiliyoruz.
Fakir ülkelere yapılan yiyecek yardımlarının büyük bir kısmı onların, kendi güçlerini harekete geçirme imkânlarını yok etmek ve törpülemek için yapılmakta ve daha sonra çok daha yüksek maddi değerler, yardımı yapan ülkelerin kasalarına dönmektedir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi
Baskı tarihi:
21 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alaca Yayınları
Baskılar:
Gıda Emperyalizmi
Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi
Büyük yalanlara karşı mücadele vermiş bir isim… Okyanus Ötesi'nden pompalanan gıda üretimi ve beslenmeyle ilgili ezberleri bozan bir akademisyen… O yıllarda gıda yönünden kendi kendine yeten ender ülkelerden olan Türkiye'nin, yanlış tarım politikalarıyla ithal tarım pazarı haline getirileceğini ilk kaleme alan bir yazar… Kimyasal yiyeceklerin insan sağlığını nasıl perişan ettiğini yazdığında kara listelere alınan bir beslenme uzmanı… Ülkesinde dışlanan, aç bırakılan, suikaste uğrayan vatansever bir aydının portresi…

Parasını veriyorduk…
Ama “yardım” diyorlardı…
Süt tozundan bahsediyorum.

İlkokullarda dağıtılan un ve süt tozu gibi gıda torbalarının üzerinde görülen toka yapan eller figürüyle, çocuklara Amerika'yı ne kadar sevdiğimizi anlatan şarkılar söyletiliyordu.
Türkçe tangolar üstadı Celal İnce, “Amerika Amerika/Türkler, Dünya Durdukça/Beraberdir Seninle/Hürriyet Savaşında” diye şarkı söylüyordu.
Oyunu bir kişi bozdu…
Adı, Osman Nuri Koçtürk

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Abdullah Ç.
  • Yağızcan Türkelli
  • Osman İnan
  • S. Ali

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0