Yenişehir´de Bir Öğle Vakti (Bütün Eserleri 3)

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.589
Gösterim
Adı:
Yenişehir´de Bir Öğle Vakti
Alt başlık:
Bütün Eserleri 3
Baskı tarihi:
Temmuz 2012
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750501227
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Yenişehir´de Bir Öğle Vakti
Yenişehir
Sevgi Soysal, 1974 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanan Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’nde, çok boyutlu bir toplumsal kesiti sanki hiç zorlanmadan edebiyata aktarmış gibidir. Gözlemlediği alabildiğine gerçek insan portrelerini, birbirinden kopukmuş gibi duran hayatlarından alıp, zekice bir kurguyla buluşturur. Bu çerçevenin içine de, Ali, Doğan ve Olcay’dan oluşan bir üçgen kurar; o dönemin sorularını, abi-kardeş, arkadaş ve sevgililik ilişkileri üzerinden yansıtır. Ve ortaya, insanın “sol” tarafını sağlam kılan bir roman çıkar.

(Arka Kapak)
272 syf.
·8/10
Türk edebiyatında modern bir roman olarak övgüyü hakeden bu eser zaten Orhan Kemal roman ödülüne layık görülmüş. Yetenekli ve sıradışı yazarımızı çok genç yaşta, benim de içinde olduğum kırk yaşında kaybetmişiz. Bu memlekette sıradışı bir kadın olmak üstüne bir de sanatçı olmak ve bu özellikte eserler vermek kolay iş olmamakla beraber, genç yaşında sanatçılığının hakkını vermiş yazar. Benim nazarımda sanatçının özgün yapıtlar verebilmesi, sanatının ve kültürünün hakkını verebilmesi için kurulu düzene muhalif olması ve eleştirilerini korkusuzca yapması şarttır. Yakasını mevcut iktidarın hükmedenlerine kaptırmış kişiden sanatçı değil ancak yandaş olur. ( Kimisi yandaşı sert bulduğundan “uyumlu” diyor, bu da başka bir rezillik.)

Roman, Ankara’nın bir mahallesinde, bir kavak ağacının yıkımı sırasında orada oluşan kalabalıktan kişiler üzerinden, o zamanın sosyolojik ve kültürel durumunu irdeliyor.. O dönemin durumunu Adalet Ağaoğlu da Dar Zamanlar üçlemesiyle irdelemişti. Toplumun kültürel yapısının birey üzerindeki baskısı ve bireyin şekillenmesindeki rolü bir anlamda. Bunun yanında kültürler arasındaki çatışmalar, bu çatışma arasında kalmışlar, “yolunu bulmuşlar” ve yolunu arayanlar da var romanda.

Yazarın sade diliyle anlattığı psikolojik ve sosyolojik durumlar her okuyucuda ayrı bir farkındalık yaratacaktır. Bu da yazarın roman yazımındaki gücünü gösteriyor.
272 syf.
·9/10
Bu kitap ile fuardaki kitapçının tavsiyesi üzerine tesadüfen tanıştım. Son derece sade ve akıcı bir dile sahip. Kitapta; yolları bir şekilde kesişen pek çok farklı karakter psikolojik ve sosyolojik olarak analiz edilmiş. Eski Ankara sokaklarında geçen hikayede bir de karakterleri buluşturan ağaç metaforu kullanılmış.
272 syf.
·12 günde·9/10
Yazar kısa bir zaman aralığında Yenişehir'de bulunan insanlardan ve olaylardan bahsetmiş. Genellikle geriye dönüş tekniği kullanılmış. Farklı sınıflardan insanların portlerini başarılı bir şekilde ortaya koymuş. Betimlemeler ve psikolojik tahlilleri başarılıydı.
272 syf.
·4 günde·8/10
Tüm sadeliğinin içinde derinlik barındıran bir roman bu...
Önce bölüm bölüm farklı tiplemelerde bazı karakterlerle tanıştıyor bizi Sevgi Soysal. Devrilmek üzere olan kavak ağacının etrafında geçen kısa bir kesitte, bir öğle vaktinde birbirlerinden ayrı, bağlantısız gibi gözüken tüm bu karakterler arasında bazen kısa bazen uzun süreli bazı etkileşimler oluyor. Ve kitabın sonlarına doğru aslında hepsinin bir bütün oluşturduğunu fark ediyoruz. Sonrasında kitap 3 karakter üzerinde yoğunlaşıyor.Eminim ki Ali, Doğan ve Olcay arasında geçen sohbetler, sistem hakkındaki eleştiriler hoşunuza gidecektir.
Fazla detayına girmek istemediğimden bu sohbetlerden bahsetmek istemiyorum. Fakat Sevgi Soysal'ın tutuklu olduğu zamanlarda kaleme aldığı bu eser dönem hakkında fazla sıkmadan, bunaltmadan bir izlenim edinmenizi sağlayacaktır.
Eğer bir gün yolum Ankara'ya düşerse ve Yenişehir'de Piknik lokantası hala var ise muhakkak orada bir yemek yiyip bu karakterleri yeniden anımsamak isterim. Sizlere de onlarla tanışmanızı tavsiye ederim.
272 syf.
·8/10
Sevgi Soysal'ın okuduğum ilk kitabı. Öncelikle kitabın çok güzel bir dili var. Yani sokakta konuşulan, hepimizin hakim olduğu dili okuyor ve tanıdık yaşamları inceliyoruz. Kitapta tek bir olayı birden fazla kişinin gözünden kendi hikayeleriyle birlikte anlatıyor. Tam olarak toplumumuzun bir portresini çizmekle kalmayıp, her kesimden insanın sorunlarına da değiniyor. Bize anlattığı hayatları bir metafor ile sunuyor ve hepsinin kaderini birleştiriyor.
272 syf.
·4 günde·10/10
Duru bir dil, ayağı yere basan gerçek hayattan karakterler, farklı dünyaları bir araya getiren kurgu. Sevgi Soysal büyük bir ustalıkla 70 lerin Ankara’sında bir öğle vaktine uçuruyor okuru. Kendi araya girmeden kocaman bir dünyayı önümüze seriyor. Yakın zamanda okuduğum en güzel kitaptı. Kesinlikle tavsiye ederim
****spoiler

Roman boyunca devrilmek üzere olan kavak ağacı iktidarı temsil eder..Romanda da kavak ağacının etrafındaki insanlar tek tek anlatılır. Okuyucu, romanın sonunda kavak ağacının. u insanlardan birinin üstüne düşeceğini düşünürken, hiç anlatılmayan bir karakterin üstüne düşer. Bu karakter işçi sınıfının temsilidir.. Bu yönüyle iletmek istediği mesajı sevdim.
272 syf.
·Puan vermedi
12 Mart dönemini anlatan önemli yapıtlardan birisi. Yenişehir'de devrilen bir kavak ağacı metaforu üzerinden dönemin Ankarasını siyasal ortamını onların içinden birisi olarak anlatmakta Sevgi Soysal.
272 syf.
·Beğendi·10/10
Ankara’da doğup büyüyen bir kimse olarak şehrimi anlatan her eser ilgimi çekmiştir, ancak Soysal’ın bu kurgusu Yozgat’ta da geçse, Paris’te de geçse aynı şevkle okurdum. Elbette o zaman biraz anlam bütünlüğünü kaybedebilirdi. Zira Soysal, bu şahane eserde özellikle benim gibi 90larda doğan ve kısacık bir zamanla milletimizin yaşadığı siyası iç çatışmanın en yoğun dönemini tecrübe edinemeyen kimseler için muazzam, didaktik bir gösteri sunuyor. Joyce’un Ulysses’te yaptığına benzer şekilde, derinliği olan birçok karakteri tek bir güne, Yenişehir’de Bir Öğle vaktine sığdırıyor. Tüm karakterlerin yolları kesişiyor ve sınırsız bir okuma, anlama ve öğrenme şansı sunan, 1970’lerin Ankara’sını, o dönemin her kesiminden insanları ve toplumsal çatışmayı gözler önüne seriyor. Bahsederken bile heyecanlandım. Her şeyimle tavsiye ediyorum.
272 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Karakter analizleri içeren bir kitap. Yazar bunu harika tespitler, psikolojik ve sosyolojik tahlillerle yapar. Kitabın sonunda bir kavak devrilir ki, aslında devrilen sadece bir kavak mı sorusunu kendinize sorarsınız.Pek çok karakterle tanışacağınız ve onların iç dünyalarına ineceğiniz harika bir eser.
272 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Çok nayif bir kitap diyerek incelemeye başlamak istiyorum..Tam olarak hangi yılda geçtiğini bilemesek de eski zamanlarda Ankaranin günlük yaşamına çok güzel insan incelemeleri ile ışık tutan bir kitap. Ali,Doğan,Olcay,Mevhibe Hanım,Necmi,Mevlut ve niceleri ile insanın içine işleyen incelikle işlenmiş bir olay örgüsü. Boyacı Necmi'nin şu sözleriyle bitiriyim incelememi:Kalabalığın merakı yoktur. Merak yarışı vardır.. Okuyun okutturun..
272 syf.
·Beğendi·8/10
Sevgi Soysal Yenişehir’de Bir Öğle Vakti eserini, aslında cezaevi sürecinde kendisine anı için yazsa da ilerleyen hastalığına çözüm olacağını umduğu ameliyat parası için yayınlamaya karar vermiş. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti kitabında bahsettiği karakterler aslında birbirinden bağımsız gibi dursa da, kurgusu ile hepsini bir araya getirmiştir. Ankara’da belli bir çevrede buluşturduğu kahramanları ile aile, arkadaşlık, toplumsal olaylar gibi konulara gerçek ve akıcı bir üslupla değinirken bir taraftan hızla gelişen ve değişen yaşam tarzını da sorgulayarak gözler önüne sermektedir.

Kızılay’dan alışveriş etmenin bir ayrıcalık, üstünlük olduğu düşüncesini kendinde oluşturan tezgâhtar Ahmet, kendi parasını kazanır kazanmaz her şeyi Kızılay’dan almaya özenmişti, hem de en pahalı mağazalardan. Çünkü Ulus, Hal denince babasının kış başında aldığı, soğan, patates çuvalları aklına gelir yoksulluk duygusuna kapılmadan edemezdi. Tüm derdi şıklığıyla bunu bertaraf edebilmekti.

Spor Toto’da haftanın belli günleri çalışan Şükran, Ahmet’in sevgilisiydi. Tüm kızlar gibi o da Ahmet’in yakışıklılığına kapılıp gitmişti. Aslında Ahmet’in onunla sadece takıldığını biliyordu ama yine de karşı koyamıyor hatta sevdiğini itiraf ediyordu.

Hatice Uzgören Hanım vardı; hep aceleyle yapacak işleri olurdu. Emekli öğretmendi. Tez canlı, üşengeçlikten nefret ederdi. Genelde gergin ve sinirli bir yapıya sahipti. Durmadan kabahat işleyen kabahatlilerin cezasız kaldığını görmeye, buna katlanmaya dayanamıyordu. “Ankara caddelerinde pırtıl insan görünmezdi bir zamanlar; düzen vardı otorite, asayiş…” demekten kendini alamazdı.

Lozan’daki öğrencilik yıllarında öğrendikleri bir yana, bütün inceliği, tükenmeye yüz tutmuş baba mirasına rağmen göz dolduran biri olmayı bilen Necip Bey de kahramanlardan biriydi. Ona göre Hatice Hanım gibi görgüsüz ve edepsiz insanlar, sağa sola bağıranlarla doluydu apartmanlar. En çok Hatice’nin olur olmadık zamanlarda evlerine gelip ahbaplarına telefon etmesine ya da Necip Beylerin numarasını vermelerine sinir olurdu. Ağabeyinin batırdığı paraları düşünüp hırslanmakta günlük işlerinden biriydi. Kendisi için en zor durumlardan biri de kızı ve oğlu arasındaki geçimsizliğiydi. Değil Necip Bey’e gelecek için güven vermek adam yerine bile koymuyorlardı.

Kafkasyalı bir göçmen ailesinden boyluca, mavi gözlü, çalışkan sessiz bir kız olan Mehtap bankada çalışıyordu. Hem banka idaresi hem de müşteriler memnundu ondan. Bir türlü iyi gün göremediklerini gördüğü anne babası için bir şeyler yapmayı aklına koymuştu. Ticaret lisesini bitirince kendisine Ankara’da bir bankada iş bulmuştu. Babasının emekli maaşı ve Mehtap’ın kazandığı parayla anca geçiniyorlardı.

Necip Bey son parasını çekmek için bankaya gittiğinde Mehtap çok etkilenmişti. Bankada para biriktirmenin hiçbir şeyi değiştirmeyeceği düşüncesine kapılmıştı umutsuzca. Tamamen hesabını kapatırken iki çocuğunu okuttuğunu, karısının boşanıp nafaka istediğini, ipotekli apartmanını anlatıyordu Mehtap’a.

Güngör’ün hikâyesi en ilginçlerinden biriydi aslında. Çankaya’da yeni açtığı bir möble dükkânı vardı. Bazı tüccarlardan satın aldığı çeyiz permisiyle Avrupa’dan getirdiği ev eşyalarını satıyordu. Güngör boşandığında evleneceği bir nişanlısı vardı. Giyinmeyi, iş yapmayı, para kazanmayı, iyi yaşamayı çok iyi biliyordu. Zamanında mahalleye gelen Amerikalılarla iş birliği yaparak yolunu bulmuştu. Yaptığı boyalı paskalya yumurtalarını verip yerine blue jeanler, cikletler, gömlekler alıp pahalıya satardı.

Prof. Salih Bey, Güngör’le karşılaşmıştı o gün. Cezacıydı Salih Bey. Ulus’ta bir yazıhanesi vardı ve bilirkişilikten kazanıyordu. Durumu eskisine nazaran iyileşmiş olsa da, apartmanı, arabası, arsaları da olsa, yazıhanesi iyi e işlese geleceğe tam güven duymazdı. Bu güvensizlik duygusu ise çocukluğundan kalmıştı… Güngör Bey’i gördüğünde, onun evindeki antika eşyaları satmaları için yaptığı baskıyı hatırlamıştı. Yine aynı konunun açılacağını beklese de Güngör hızlıca geçip gitmişti yanından.

Salih’in eşi olan Mevhibe Hanım, çok titizdi. Eski Halk Partililerde, yılardır kadın kollarında çalışan ve bir yardı derneğini yöneten biriydi. Yardımcıları olan Nurten Hanım’la ilgili de mutlaka bir kusur bulurdu…

Mevhibe’nin kızıydı Olcay. Hoşlandığı şeylerle hep arasına giren, bir türlü değişmeyecek ve düzelmeyecek bir anneye sahip olduğuna karar veren Olcay’ın hikâyesi ile devam ediyordu. Olcay ve abisi Doğan arasında hep bir uzaklık olmuştu. Her ikisi de sevgisizlik duvarının iki yanında birbirinden kopuk büyümüştü. Nihayetinde bir gün Olcay’ın küçük bir adımıyla ilk yakınlaşma gerçekleşmişti.

Sonrasında Doğan’ın arkadaşı Ali, Olcay’ın Ali’yi kısa sürede benimseyip birbirlerine olan ilgileri, inişli-çıkışlı ilişkileri ile devam eden hikâyeye Ömer, Aysel, Boyacı Çingene Nemci gibi karakterlerin girmesiyle macera ile son buluyordu.
Eve alınması mutlaka "gerekli" eşya için karılarına surat asmaktan usanmış kocaları, ev ihtiyaçlarını hayatın merkezi sanan dar görüşlü ev kadınlarını, ev eşyalarında hiç bıkmadan yenilik ve değişiklik yaparak hayatlarını renklendirdiklerini sanan ve belki de hayatlarında sadece bu alanda ilerleyen aileleri, yeni kuracakları yuvayı döşemekten anlaşılmaz bir tat çıkaran nişanlıları, kafeslerine delice meraklı, kafesleri için durmadan para ve emek tüketen tutsak kuşları, hem alışveriş edip hem de bundan şikayetçi olanları ayırt etmiyordu mağaza müdürü.
Sevgi Soysal
Sayfa 13 - İletişim Yayınları
“Bu dünya o kadar karışık değil. İşte senin, belki de ‘duvar’ diye nitelendirdiğin karışıklık, ürkütücü filan değil. Basbayağı anlaşılabilir bir şey. Ve anlamana yardımcı olan kitaplar var. Okuyabilirsin onları. Ne okuduğunu anlayınca da duvardan muvardan ürkmezsin, tamam mı?”
Sevgi Soysal
Sayfa 118 - İletişim Yayınları
Elini tuttu. Hep el ele tutuşurlarmış gibi yadırgamadılar bunu. Öyle, iki vücutta ayrı ayrı dolaşan kan, ansızın iki vücutta birden dolaşmağa, daha büyük, daha güzel, daha canlandırıcı bir gezi yapmağa başladı. Ellerinden birbirlerine aktardıkları özsuyunun verdiği sevinçle yürüdüler.
Çocuklarının yokluk duygularını onlara hikaye anlatarak kapatmaya çalışırdı. Tokgözlü yetiştirmişti çocuklarını. Kırk yılın birinde, yumurtaya buladığı bayat ekmek dilimlerini zeytinyağda kızartınca, "Anam ekmek balığı yapıyor," diye bayram ederlerdi çocuklar.
Sevgi Soysal
Sayfa 66 - İletişim Yayınları /17. Baskı 2018, İstanbul
“Benimle bir şey içer misiniz?”
“İçki içecek param yok.”
“Sizi ben çağırdım.”
“Olabilir, ama benim paramın olmaması önemli.”
“Canım başka zaman da siz çağırırsınız beni.”
“Mesele burda ya, başka zaman da param olmaz benim.
"O zaman kimde para varsa o verir. Lafı mı olur bunun?”
“Tabii, olmayan için lafı olur.”
Sevgi Soysal
Sayfa 173 - Bilgi Yayınevi
Kızı hiçbir sorusuna karşılık vermiyor; oğlu saç uzatıyor, acayip bıyıklar bırakıyor, odasına Fidel Castro'nun resimlerini asıyordu; inat için yapıyor bunları, hepsini inadına. Oysa liberal bir adamdı Necip Bey, öyle sayardı kendisini, her sabah İsviçre gazetesi okumayı ihmal etmezdi. Komünizmin ne olduğunu, kimlerin komunist olduğunu bildiğini iddia ederdi. Bu, modası geçmiş amele diniydi; bir zamanlar Avrupa'da fırtınalar koparmıştı ama, Avrupalılar gereken tedbirleri almışlar, açgözlü ameleyi doyurarak haset beyinlerini bu doğmatizmin karanlığından kurtarmışlardı. Şimdi de bazı gençler yeniden bu modayı keşfetmişlerdi, ama önemi yoktu bunun, sonunda babalarının paraları kendilerine kalınca, ya da çalışmaya başladıklarında bu gençlik çılgınlığını unutacaklardı mutlaka.
Sevgi Soysal
Sayfa 60 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yenişehir´de Bir Öğle Vakti
Alt başlık:
Bütün Eserleri 3
Baskı tarihi:
Temmuz 2012
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750501227
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Yenişehir´de Bir Öğle Vakti
Yenişehir
Sevgi Soysal, 1974 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanan Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’nde, çok boyutlu bir toplumsal kesiti sanki hiç zorlanmadan edebiyata aktarmış gibidir. Gözlemlediği alabildiğine gerçek insan portrelerini, birbirinden kopukmuş gibi duran hayatlarından alıp, zekice bir kurguyla buluşturur. Bu çerçevenin içine de, Ali, Doğan ve Olcay’dan oluşan bir üçgen kurar; o dönemin sorularını, abi-kardeş, arkadaş ve sevgililik ilişkileri üzerinden yansıtır. Ve ortaya, insanın “sol” tarafını sağlam kılan bir roman çıkar.

(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 214 okur

  • Tuba Doğan
  • buse
  • Zeynep Atay
  • Sena Aydın
  • shknechtevek
  • Ruken Yıldırım
  • Nisanur
  • Monii
  • Effkkurt
  • Adil KÜÇÜK

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.1
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%12.9
25-34 Yaş
%38.7
35-44 Yaş
%30.6
45-54 Yaş
%8.1
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68.8
Erkek
%31.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.9 (22)
9
%18.8 (16)
8
%31.8 (27)
7
%14.1 (12)
6
%3.5 (3)
5
%0
4
%0
3
%1.2 (1)
2
%0
1
%0