Yeraltı Demiryolu

7,8/10  (41 Oy) · 
65 okunma  · 
24 beğeni  · 
1.298 gösterim
2017 PULITZER ÖDÜLÜ / 2017 ARTHUR C. CLARKE ÖDÜLÜ /

2016 AMERİKAN ULUSAL KİTAP ÖDÜLÜ

Amerikan edebiyatının en yeni yıldızı Colson Whitehead’den, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasında anılan cesur ve sarsıcı bir roman: Yeraltı Demiryolu. Whitehead, Amerika’nın adeta bağırsaklarını deştiği bu romanında “rüya” ülkesinin geçmişine uzanıyor ve okurunu uzun zaman terk etmeyecek ilham verici bir mücadele öyküsü anlatıyor. Dünyada bir başına kalmış bir kadının, Cora’nın dünyaya kafa tutma öyküsü bu; öldürmeyip güçlendiren darbelerin, birer nişan gibi taşınan yara izlerinin ve zamanı gelince ya ödenen ya da ödetilen bedellerin öyküsü. Öyle bir öykü ki, çağın karanlığında pırıl pırıl parlıyor ve dört bir yanı saran kötülüğün bataklığında kaybolan ruhlara kuzey yıldızı misali yön gösteriyor.

Eleştirmenlerden tam not alan, çoksatarlar listelerinde aylar boyunca bir numarada kalan ve ödüllere doymayan Yeraltı Demiryolu, Sefiller’den Sevilen’e uzanan bir yelpazede yer alan engin çağrışımlarıyla son yılların en önemli ve en çok ses getiren kitaplarından biri.

YILIN EN İYİ KİTAPLARI,

The New York Times, Amazon, Wall Street Journal, Washington Post, Time, NPR, Goodreads, Oprah’s Book Club



(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2017
  • Sayfa Sayısı:
    334
  • ISBN:
    9786055903671
  • Orijinal Adı:
    Underground Railroad
  • Çeviri:
    Begüm Kovulmaz
  • Yayınevi:
    Siren Yayınları
  • Kitabın Türü:

İlk sayfasından itibaren beni içine alan; uzun zamandır bu kadar tadına vararak okuduğum, anlamlı ve amacı olan bir kitap görmemiştim.
Bende uyandırdığı etki o kadar muazzam oldu ki daha otuzuncu sayfasında beğeneceğini düşündüğüm arkadaşlarıma kitabı önerir oldum. Uzatmadan sizlere bir kaç fikir edindirmek adına kendimce kitabı tanıtmak isterim.

-Yılın en iyi kitabı- sloganıyla dikkatimi çeken, prestijli ödülleri toplayan bir kitap. Ödül alması kitabın ederini ne ölçüde etkiler, bence hiç. Ancak konusu dikkatimi çekti ve sonuç olarak kütüphaneme girdi.

'Yeraltı Demiryolu' ismini Amerika tarihinde, kuzeye kaçan kölelerin yol üzerinde barındıkları, güvenli yerlerin tamamına verilen mecazi bir ifade. Ancak kitapta gerçek anlamıyla kullanılmış ve kaçış yerlerimiz olmuştur.
Başkahramanı 'Cora' adlı siyahi bir köle. Annesi de köleydi, onun annesi de. Yaşadıkları yer (kitapta plantasyon olarak adlandırılıyor) tüm özgürlüklerini kısıtlayan, onları pamuk tarlalarında çalıştıran, işkence edildikleri beyaz adama ait bir çiftlik.
Cora'nın annesi Mabel'in çiftlikten kaçışı ile Cora tek kalıyor. Mabel'in hikayesi, başına neler geldiği tüm kitap boyunca merak konusu. Çünkü ilk kez kaçmayı başarmış, yakalanamamış bir köle. Cora kendisini bıraktığı için hem nefret ediyor ondan hem de özgür olmayı başardığı için gurur duyuyor. Nitekim bu asi kan Cora'da da mevcut.
Baskaldırışları oluyor düzene karşı. Öldüresiye dövülüyor, tecavüze uğruyor. Sonunda da kendisine kaçma teklifinde bulunan 'Caesar' a tamam diyor.

Kurgu sade, abartısız cümleler ile zamanda ileri gitme, geri dönme teknikleri ile yapılmış.
Çok acı çeken bu insanların durumu acitasyon yapılmadan anlatılmış. Zaten karakterlerin çok gelistirilmedigi, iç dünyalarının tam yansitilmadigini düşünüyorum. Diğer bir eleştirim ise yan karakterler sürekli, hızlı bir şekilde değişiyor. Kaçış bunu gerektirir sanırım. Bu konu bizim Türk yazarının elinde olacak ki ne ağlatırdı. Ancak ben hiç gözyaşı dökmeden bitirdim kitabı. Soğuk ve yalın anlatım çok hakim kitaba.

Tabi ki bu kedi - fare oyununda bir de köle avcısı lazım bize. Cora'nın annesini yakalayamamanın hırsıyla kızının peşine düşen bir beyaz avcı.

Yok mu hiç kölelik karşıtı düşünen insanlar? Var. Bizim içimizi ısıtan satırlardalar. Siyahilere yardım eden, evinde saklayan ( idama rağmen), kaçmalarını sağlayan beyazlar da var. Burada Schindler'in listesi filminden karelerle tamamladım hayal gucumdeki bu tahayyül edemeyeceğim sahneleri. Biz kölelik nedir bilmeyen bir toplumuz. Allah yaşatmasın da.

'Kim bana zincir vuracakmış, şaşarım.'

Cora eyaletten eyalete kaçıyor. Özgür olduğu bir anda kitap okuyor. KİTAP OKUYOR. Alfabeyi öğreniyor ve okuyor. Onu okurken gören adam gibi adam çiftlik sahibi şöyle diyor: "Alfabeyi öğrendiği için bir köleyi öldürenler bir kütüphane hakkında ne düşünür sence?"
Nitekim kütüphaneleri de yakılıyor.
Çok etkilendiğim bir yer de Cora'nın Bağımsızlık Bildirgesi okunduğunda düşündükleri.
Sf:133 " Söylediklerinin çoğunu anlamıyordu ama eşit yaratılmıştır sözcüklerinin ne anlama geldiğini biliyordu. 'Bütün insanlar' sözcükleri de gerçekten insanların tümü anlamına gelmiyorsa, bildirgeyi yazan beyazlar da o metni anlamıyor demekti. Başkalarına ait olan, toprak gibi avucunuza alabileceğiniz veya özgürlük gibi elinizle tutamayacağınız bir şeyi zorla alıyorlarsa, anlıyor olamazlardı. "

Kitabın sonunda annesi Mabel'in başına gelenleri öğreniyoruz. Bu benim için tam anlamıyla beklenmedik bir şeydi.
Cora mı? O ise hep batıya, daha batıya, özgürlüğe kaçışını sürdürmekte..

Kölelik kavramı Amerika tarihi okuyanlar için tanıdık gelecektir. Topraklarından sürülen yerliler, 'beyaz'ların emrinde, onların malı muamelesi görmüşlerdir. Çalıştırılmış, satılmış, dövülmüş, tecavüz edilmiş ve işe yaramayacak duruma gelince öldürülmüştür.
Bu kitap bunları bir kacak kızın gözünden bizlere sunuyor. Hayatta kalmaya çalışan bir siyahi kız.

Tavsiye ediyorum. Okuyunuz efendim.
Hatta bir de izleyiniz.
'The Fence' ( Çit ) filmi bu kitapla o kadar benzer ki.

Okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Sevgiyle kalın.