Yeraltı DemiryoluColson Whitehead

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.850
Gösterim
Adı:
Yeraltı Demiryolu
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
334
ISBN:
9786055903671
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Underground Railroad
Çeviri:
Begüm Kovulmaz
Yayınevi:
Siren Yayınları
2017 PULITZER ÖDÜLÜ / 2017 ARTHUR C. CLARKE ÖDÜLÜ /

2016 AMERİKAN ULUSAL KİTAP ÖDÜLÜ

Amerikan edebiyatının en yeni yıldızı Colson Whitehead’den, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasında anılan cesur ve sarsıcı bir roman: Yeraltı Demiryolu. Whitehead, Amerika’nın adeta bağırsaklarını deştiği bu romanında “rüya” ülkesinin geçmişine uzanıyor ve okurunu uzun zaman terk etmeyecek ilham verici bir mücadele öyküsü anlatıyor. Dünyada bir başına kalmış bir kadının, Cora’nın dünyaya kafa tutma öyküsü bu; öldürmeyip güçlendiren darbelerin, birer nişan gibi taşınan yara izlerinin ve zamanı gelince ya ödenen ya da ödetilen bedellerin öyküsü. Öyle bir öykü ki, çağın karanlığında pırıl pırıl parlıyor ve dört bir yanı saran kötülüğün bataklığında kaybolan ruhlara kuzey yıldızı misali yön gösteriyor.

Eleştirmenlerden tam not alan, çoksatarlar listelerinde aylar boyunca bir numarada kalan ve ödüllere doymayan Yeraltı Demiryolu, Sefiller’den Sevilen’e uzanan bir yelpazede yer alan engin çağrışımlarıyla son yılların en önemli ve en çok ses getiren kitaplarından biri.

YILIN EN İYİ KİTAPLARI,

The New York Times, Amazon, Wall Street Journal, Washington Post, Time, NPR, Goodreads, Oprah’s Book Club



(Tanıtım Bülteninden)
İlk sayfasından itibaren beni içine alan; uzun zamandır bu kadar tadına vararak okuduğum, anlamlı ve amacı olan bir kitap görmemiştim.
Bende uyandırdığı etki o kadar muazzam oldu ki daha otuzuncu sayfasında beğeneceğini düşündüğüm arkadaşlarıma kitabı önerir oldum. Uzatmadan sizlere bir kaç fikir edindirmek adına kendimce kitabı tanıtmak isterim.

-Yılın en iyi kitabı- sloganıyla dikkatimi çeken, prestijli ödülleri toplayan bir kitap. Ödül alması kitabın ederini ne ölçüde etkiler, bence hiç. Ancak konusu dikkatimi çekti ve sonuç olarak kütüphaneme girdi.

'Yeraltı Demiryolu' ismini Amerika tarihinde, kuzeye kaçan kölelerin yol üzerinde barındıkları, güvenli yerlerin tamamına verilen mecazi bir ifade. Ancak kitapta gerçek anlamıyla kullanılmış ve kaçış yerlerimiz olmuştur.
Başkahramanı 'Cora' adlı siyahi bir köle. Annesi de köleydi, onun annesi de. Yaşadıkları yer (kitapta plantasyon olarak adlandırılıyor) tüm özgürlüklerini kısıtlayan, onları pamuk tarlalarında çalıştıran, işkence edildikleri beyaz adama ait bir çiftlik.
Cora'nın annesi Mabel'in çiftlikten kaçışı ile Cora tek kalıyor. Mabel'in hikayesi, başına neler geldiği tüm kitap boyunca merak konusu. Çünkü ilk kez kaçmayı başarmış, yakalanamamış bir köle. Cora kendisini bıraktığı için hem nefret ediyor ondan hem de özgür olmayı başardığı için gurur duyuyor. Nitekim bu asi kan Cora'da da mevcut.
Baskaldırışları oluyor düzene karşı. Öldüresiye dövülüyor, tecavüze uğruyor. Sonunda da kendisine kaçma teklifinde bulunan 'Caesar' a tamam diyor.

Kurgu sade, abartısız cümleler ile zamanda ileri gitme, geri dönme teknikleri ile yapılmış.
Çok acı çeken bu insanların durumu acitasyon yapılmadan anlatılmış. Zaten karakterlerin çok gelistirilmedigi, iç dünyalarının tam yansitilmadigini düşünüyorum. Diğer bir eleştirim ise yan karakterler sürekli, hızlı bir şekilde değişiyor. Kaçış bunu gerektirir sanırım. Bu konu bizim Türk yazarının elinde olacak ki ne ağlatırdı. Ancak ben hiç gözyaşı dökmeden bitirdim kitabı. Soğuk ve yalın anlatım çok hakim kitaba.

Tabi ki bu kedi - fare oyununda bir de köle avcısı lazım bize. Cora'nın annesini yakalayamamanın hırsıyla kızının peşine düşen bir beyaz avcı.

Yok mu hiç kölelik karşıtı düşünen insanlar? Var. Bizim içimizi ısıtan satırlardalar. Siyahilere yardım eden, evinde saklayan ( idama rağmen), kaçmalarını sağlayan beyazlar da var. Burada Schindler'in listesi filminden karelerle tamamladım hayal gucumdeki bu tahayyül edemeyeceğim sahneleri. Biz kölelik nedir bilmeyen bir toplumuz. Allah yaşatmasın da.

'Kim bana zincir vuracakmış, şaşarım.'

Cora eyaletten eyalete kaçıyor. Özgür olduğu bir anda kitap okuyor. KİTAP OKUYOR. Alfabeyi öğreniyor ve okuyor. Onu okurken gören adam gibi adam çiftlik sahibi şöyle diyor: "Alfabeyi öğrendiği için bir köleyi öldürenler bir kütüphane hakkında ne düşünür sence?"
Nitekim kütüphaneleri de yakılıyor.
Çok etkilendiğim bir yer de Cora'nın Bağımsızlık Bildirgesi okunduğunda düşündükleri.
Sf:133 " Söylediklerinin çoğunu anlamıyordu ama eşit yaratılmıştır sözcüklerinin ne anlama geldiğini biliyordu. 'Bütün insanlar' sözcükleri de gerçekten insanların tümü anlamına gelmiyorsa, bildirgeyi yazan beyazlar da o metni anlamıyor demekti. Başkalarına ait olan, toprak gibi avucunuza alabileceğiniz veya özgürlük gibi elinizle tutamayacağınız bir şeyi zorla alıyorlarsa, anlıyor olamazlardı. "

Kitabın sonunda annesi Mabel'in başına gelenleri öğreniyoruz. Bu benim için tam anlamıyla beklenmedik bir şeydi.
Cora mı? O ise hep batıya, daha batıya, özgürlüğe kaçışını sürdürmekte..

Kölelik kavramı Amerika tarihi okuyanlar için tanıdık gelecektir. Topraklarından sürülen yerliler, 'beyaz'ların emrinde, onların malı muamelesi görmüşlerdir. Çalıştırılmış, satılmış, dövülmüş, tecavüz edilmiş ve işe yaramayacak duruma gelince öldürülmüştür.
Bu kitap bunları bir kacak kızın gözünden bizlere sunuyor. Hayatta kalmaya çalışan bir siyahi kız.

Tavsiye ediyorum. Okuyunuz efendim.
Hatta bir de izleyiniz.
'The Fence' ( Çit ) filmi bu kitapla o kadar benzer ki.

Okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Sevgiyle kalın.
Amerika'nın acımasız,karanlık tarihine yolculuk...

Irkçılık,kölecilik gibi insanlığın utanç kaynağı olan konuların işlendiği bu kitapta zamanında Amerika'nın güneyinde,pamuk eyaletlerinde Afrika'dan gemilerle getirilip zalimce çalıştırılan kölelerin çektikleri zulmü konu alıyor.
Kitaba gelince;

Çoklu karakter tanıtımlarıyla bölüm bölüm işlenmiş detaylı anlatım var.Farklı karakterlerin gözünden hikaye anlatımı hoşuma gitti. Bu tekniği çok seviyorum.Fakat yan karakterlere bolca yer verilmiş, bu da ara ara konu bütünlüğünü sekteye uğratıyor.

Cora karakterinin özgürlüğe kaçış macerasında tempo yer yer düşüyor ancak kitabın sonuna doğru heyecan artıyor tekrar.

Paragraflar arasında zaman geçişleri ile farklı konuşmacı gözünden anlatım araya giriyor,kaçırmamak için dikkatli okumak lazım.

Mabel'in anlatıldığı bölüm çok dokunaklıydı .Dönem kitaplarına merakınız varsa bu kitaba bir şans verin bence. İyi okumalar.

'' ... uyuduktan sonra ters yöne ilerlemeye başladığından korktu.Tünelin derinlerine doğru mu gidiyordu,geldiği yöne mi? Köle tercihinin ona rehberlik edeceğine güvendi,kaçtığınız yer hariç her yer uygundu.Bunca yolu böylelikle gelmişti.Ya çıkışı bulacak ya da rayların üzerinde ölecekti.'' s.332
“Yeraltı Demiryolu” Colson Whitehead tarafından 2016 yılında yayınlanmış bir roman. Yayınlandığı yıl New York Times, Washington Post, Time, The Wall Street Journal, Amazon, Goodreads, National Public Radio, Oprah Book Club gibi yayın ve pazarlama mecralarında yılın kitapları listelerinin ön sıralarında yer aldı. Roman, 2016 yılında Amerikan Ulusal Kitap ödülünü aldıktan sonra, ödüller 2017 yılında Pulitzer ile Arthur C. Clarke ödülleri ile gelmeye devam etti.

Türkiye’de Siren Yayınevi tarafından 2017 yılı Ekim ayında basımı yapılan kitap, çıktığı günden itibaren kitapevlerinin raflarında, web satış sitelerinin sayfalarında en dikkat çekici noktalarda yer aldı. Ancak benim kasım ayında edindiğim kitap henüz birinci basımdı. Kitaba dair internette yeterince inceleme ve değerlendirme yazısı göremedim. Sadece K24’de Seçil Epik’in Colson Whitehead ile yaptığı röportaj, İdefix’de Ece Karaağaç’ın yine yazarla kısa bir röportajı, SabitFikir’de bir değerlendirme yazısı gözüme çarptı. Amatör blog yazarları arasında ise sadece bir yazı dikkatimi çekti. 1000Kitap sitesinde, 1 Aralık tarihi itibari ile kitabın okunma sayısı 5, beğeni sayısı da 1 olarak görünüyordu.

Bu durum, Türkiye’de edebiyat okurluğunun kitaba değil yazara odaklı olduğunu gösteriyor. Okur, güvendiği okurun kitabına, herhangi bir değerlendirme okumadan gözü kapalı güvenirken, tanımadığı bir yazarın kitabı için, ödüllere boğulsa dahi mesafeli duruyor.

Colson Whitehead’in “Yeraltı Demiryolu”, Amerikan toplumu için klasik ve çok tekrarlanmış bir konuyu içeriyor olabilir. Kölelik mevzuu, sinema, dizi ve edebiyat dallarında fazlası ile işlenmiş bir konu. Ancak Amerikan toplumunda, özellikle siyahilerde yara o kadar taze ki, bu mevzuya her farklı ve özgün bakış ilgi çekmeye devam ediyor.

Aslında, konu sadece Amerika’ya özgü değil. 20. Yüzyılın ilk çeyreğine kadar kölelik tüm dünyada yaygın bir durum ve köle pazarları Osmanlı topraklarında ve Anadolu’da dahi mevcut. Amerika’yı ön plana çıkaran üç nokta olduğunu düşünüyorum; İlki, Amerika’daki köleliğin, tarımsal endüstrinin en yüksek halinde sistematik bir ihtiyaca yani sadece efendi ile köle ilişkisinin dışında, toplumsal düzenin bir parçasına dönüşmesi. İkincisi Amerika’da köleliğin, dünyanın birçok noktasına göre erken bir vakitte, 1862’de kaldırılmış olmasına karşın, bir yüzyıl daha siyahilerin temel haklarından mahrum kalması. Üçüncü ve bence en önemli nokta ise, Amerikan toplumunun geçmişten kalan bu sorunla yüzleşmekten vazgeçmemesi, yarayı temizlemeden üstünü kapatmaya çalışmaması ve her hatırlama girişimini bir pansuman olarak değerlendirmesi.

“Yeraltı Demiryolu”nu Amerikan Edebiyatının bu pansuman işlevinin ürünlerinden birisi olarak görebiliriz. Gerçi Colson Whitehead verdiği röportajlarda, ABD’nin hala ırkçı olduğunu ve kendisinin ömrünün sonuna kadar da böyle olacağını düşündüğünü söylüyor. Yani ona göre yara hala açık ve kanamaya devam ediyor.

Romanın aldığı ödüllerden birisi olan Arthur C. Clarke ödülü fantastik ve bilim kurgu eserlere veriliyor. Bu roman için fantastik ve bilimkurgu diyemesek bile gerçeküstü kılan bir yönü var, 1800’li yıllarda Amerikalı zenci köleler arasında bir efsane olan “yeraltı demiryolu” ifadesini, gerçek bir tren yolu olarak kurgulaması. Oysa, o dönemlerde “yeraltı demiryolu” olarak isimlendirilen sadece, kölelerin çiftliklerinden ya da efendilerin hakimiyet alanlarından kaçarken kullandıkları tüneller.

“Yeraltı Demiryolu” kitabını, yazarının da beklemediği ölçüde popüler kılan şeyin, döneminin dilinde metafor olarak kullanılan bir kavramı gerçek anlamına dönüştürerek kullanması. Demiryolu istasyonlarının romanın en heyecan verici, merak uyandırıcı kısmı olduğuna şüphe yok.

Bazı kitapların özetleri, kitabın derinliğine gölge düşürür. Aynı şeyin bu roman için de geçerli olacağını düşünüyorum. Tek cümle ile kitap genç bir kızın köle olduğu çiftlikten (romanda plantasyon olarak tanımlanıyor) kaçarak özgür olacağı coğrafyalara ulaşma çabasının hikâyesi. Ama bu cümleden sonra kitaba tekrar dönüp baktığımda, bu özetin kitaba anlatmak için asla yeterli olmayacağını görüyorum.

Kölelerin kendi içindeki hiyerarşiden, beyazlar içinde köleliğe dair farklı bakış açılarına, coğrafyalara göre fark eden fikir akımları ve davranış kalıplarından, insan öldürmede cinayetin nerede başladığına dair detaylarla bezenmiş bir kurgu ile karşı karşıyayız. ABD’nin güneyindeki Georgia eyaletinde başlayan hikâye Güney Carolina, Kuzey Caroline, Tennessee, Indiana eyaletine uzanıyor. Amerika’da kuzeye gidildikçe kölelik karşıtlığı dolayısı ile özgürlük artış gösteriyor. Ama baş karakter Cora’nın kaçış hikâyesi inişli çıkışlı bir grafik seyrediyor. Kitabın sonunda anlıyorsunuz ki, 1800’li yıllarda Cora’ya kurtuluş yok, o her defasında yakalanacak, her defasında yeniden kaçmaya çalışacak, her defasında ona başka vicdanlar yardım edecek ve o vicdanlar her seferinde vicdansızlığın bataklığında boğulacak.

Kitapla ilgili en dikkat çekici eleştiri, Cora etrafında dönen, özellikle üçüncül karakterlerin çok çabuk değişmesi, yeterince betimlenmemesi ve karakterlerin çok silik kalması. Açıkçası ben bu eleştiriye katılmadım. Bu akışkanlığı, Colson Whitehead’in dönemin panoramasını geniş tutmak için çok fazla karakteri sahneye aldığı ama romanı boğmamak için onları sahnede çok fazla tutmamaya gayret etmesi şeklinde yorumladım. Oysa her bir karakterin hayatı, acısı, çilesi başlı başına bir roman olmayı hak ediyor. Diğer bir eleştiri ise romanda zamanın ileri geri akışkanlığının fazla olması. Bunun bir kurgu tercihi olduğunu ve romanı derinliğini arttırdığını düşünüyorum. Whitehead romanı bir puzzle gibi kurgulamış. Parçaları tek bir yönde yan yana değil, farklı noktalarda farklı yönlere doğru yerleştirerek ilerlemeye başlamış. Bunun okuru yorduğunu kabul ederim. Ama edebiyat okurunun biraz da çalışkan ve uyanık olması gerektiğini düşünürüm. Whitehead’ın da çalışkan ve uyanık okuru hedeflemesinde bir yanlışlık yok bence.

Kitabın, Türkiye’de daha fazla okunmasını ve Türk edebiyatına, Ermeni, Kürt, Alevilik gibi tarihsel yaralara pansuman olma işlevini bulaştırmasını umuyorum.
Eser, 1800'lü yıllarda Amerika'nın köle ticareti için Afrika kıtasından koparılıp, çalıştırılmak üzere zincirlere vurulan kölelerin yürek burkan öyküsünü konu ediyor...

Kölelere yapılan insanlık dışı zulmü hoş gören büyük bir çoğunluğun arasında onlara destek vermeye çalışan bir avuç insanın öyküsünü kaleme alan yazar, aldığı ödülleri hak etmiş...
Vahşete seyirci kalan, köle avcılarının iz sürüp hayvan avlar gibi insan avlamayı marifet sayan avcıların ödül için birbirleri ile yarışını dehşet ile okudum...

Ten renklerinden dolayı hor görülen, tacize, tecavüze uğrayan, sürekli kırbaçlanan, dövülen insanların, özgürlük ile ilgili kurdukları hayalleri insanın duygulanmasına sebep oluyor...

Tüm kölelerin duyduğu fakat yerini bilmediği "Yeraltı Demiryolu" efsanesi kaçacak olan kölelerin hayalini süslüyor olmasına rağmen, kimsenin yerini bilmediği fakat bulmak ve özgürlüğe kavuşmak için ölümü göze almaktadırlar...

Eserin bütünü kaçmaya çalışan Cora adlı bir kölenin hayat hikayesini anlatıyor. Bu anlatımın yanı sıra diğer kölelerin yaşadıkları bir kaç bölümde tekrar edilse de beni okurken rahatsız etmedi...

İnsanın okurken 1800'lü yıllardan bugüne kadar zencilerin hayatında bir şeyin değişmediğini, hala ezilen sömürülen bir ırk olarak hayat mücadelesi vermeye devam ettiklerine, sayfaları çevirdikçe daha çok kanaat getirdim...

Okuyacak olan herkese keyifli okumalar diliyorum...
Yeraltı Demiryolu'nun piyasaya sürülmesiyle ünlenmesi bir oldu. Eleştirmenlerden tam not üstüne tam notlar, okurlardan okuduklarını beğenenlerin büyük çoğunluğu derken deli gibi ödüller de yağmaya başladı Yeraltı Demiryolu'na. Bu yüzden Colson Whitehead, Amerika'nın yükselen yıldızı olarak görüldü 2016 yılında. Hakkını da vermek lazım. Toplumun hala kanayan yarasına dikkat çekmek ve bunu yaparken kırıcı olmamaya özen göstererek son derece yerinde göndermeler yapabilen bir yazar, aldığı övgülerin hepsini hak ediyor demektir. Peki neden, hala kanayan yara ifadesini kullandım? Bu konuda Whitehead de benimle aynı fikirde, bu da demek oluyor ki o benden önce söyledi ve benim kafamdaki fikri de pekiştirmiş oldu. Whitehead, Amerika'daki ırkçılık sorunun düzeldiğine inanmıyor. Ona göre, Amerika var oldukça, ırkçılık ülkenin en büyük sorunlarından biri olarak kalacak. Son zamanlarda dış haberlerde gördüklerimizi düşünürsek Whitehead'in haklı olduğu nokta çok. Din ve ırk ayrımı Amerika'da kendini fazlasıyla gösteriyor. Elbette, bu sorunların yaşanması açık fikirli insanların var olmadığını göstermiyor. Amerikan nüfusunun büyük bir çoğunluğu bu sorunun farkında ve bu durumdan memnun değil. Denk geldiğim haberlerde görüyorum, bu gibi hoş olmayan durumların toplum içinde yaşaması sonucu halk da tepki gösteriyor. Fakat maalesef bu sorunu azaltmıyor. Zaten bu şekilde bir ayrıma giden bir kafaya medeni bir şekilde yaklaşamazsınız. Bu şekilde düşünen insan bunu toplum içinde de yapar, çünkü kendisine göre o sonuna kadar haklı ve karşısına dikilen insanların ciddi problemleri var. Üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen eski zamanların kafa yapısı nasıl buralara kadar gelebilmiş? Zamanla duvarlar dökülüyor, demirler paslanıyor, yapılar bile yıkılıyor. Bırakın artık.

Kitaba dönecek olursak, Whitehead eserinde zamanı farklı bir biçimde kullanmış. Zaman üzerinde herhangi bir fantastik oynamadan söz etmiyorum, yalnızca kitabın gidişatını iyi takip etmek gerektiğini düşünüyorum. Yeraltı Demiryolu'nun zamanı biraz fazla "akıyor". Tamamen çizgisel akmayan zaman da dikkat dağınıklığı sırasında okura bazen yolunu kaybettirebiliyor. Ama umarım kimse bunu bir eksi olarak görmüyordur. Yazarın elindeki materyali kurgulamak da yine yazarın kendisine aittir. İstediği gibi zamanla oynar, geriye döner, ileriye seyreder. Bu; elimizde tuttuğumuz romanın bir karakteristik özelliğidir. Yeraltı Demiryolu'nu teknik açıdan kusursuz yapan bir detayı eksi bir yön olarak sayamayız zaten, dilimiz kopar.

Romanda işlenen konunun temeli olan sonu gelmeyen tempo yukarıda bahsettiğim zaman oynamaları ile iyice sürükleyici bir hale getirilmiş. Cora'nın kaçışı elbette romanın odaklandığı tek nokta değil. Fakat olayların genel olarak bu çerçevede döndüğünü söyleyebiliriz. Kitabın adı da buradan gelmekte. "Yeraltı Demiryolu" kitabın geçtiği zamanda gerçekten kullanılan bir tabirdi. Efendilerinin ellerinden kurtulan kölelerin kaçmak için kullandığı yolların efsanesinden ibaretti. Colson Whitehead'in bu başarılı eseri gerçeklikten tam da burada sıyrılıyor. Kitapta gerçekten demiryolunu görüyoruz. Whitehead, bu zamana kadar bir efsane şeklinde gelmiş bir tabiri tamamen somutlaştırıyor ve okurlarına sunuyor. Gerçekleri tüm çıplaklığı ile anlatırken, kurgusunu da son derece başarılı oluşturan bir eserden bahsediyoruz.

Yeraltı Demiryolu, bundan uzun zaman önce geçen hikayeleri konu alıyor. Fakat üzerine bastırdığı yara hala taze. Gerek anlatımı, gerek karakterlerinin replikleri, gerekse bölüm aralarına serpiştirdiği köle ilanları olsun; Yeraltı Demiryolu, Whitehead'in okurlarına gözlerini açmaları için bir çağrı niteliğinde. Teknik açıdan kusursuz ,kurgusu son derece etkileyici ve yer yer fazlasıyla çarpıcı olan eser tamamen amacına ulaşmış bir başarı olarak görülebilir. Aldığı ödülleri hak eden ve çok belli nedenlerden ötürü kesinlikle okunması gereken bir roman "Yeraltı Demiryolu".
MODERN VAHŞET
Öncelikle böyle güzel bir kitapla tanışmama vesile olan @insanokur’a teşekkür ediyorum.
Kitabın yazarı Calson Whitehead New York’lu afroamerikan bir şahıs. Kitaplarında genel olarak siyahilerin şehir hayatını işliyor diyebiliriz.
Yeraltı Demiryolu 2017 Pulitzer ödülü ve Arthur C. Clarke bilimkurgu (neden bilimkurgu cevabı incelemede) ödülü almış. Ayrıca Sabitfikir dergisince özel 50 kişiye sorularak yapılan ankette kitap birinci olmuş.
Yeraltı Demiryolu Güney’de bir plantasyonda yaşayan öksüz bir kız olan Cora’nın yaşam mücadelesini, kaçış macerasını anlatıyor. Bence kitabı anlatım yönünden başarılı yapan iki unsur var. Birincisi siyahi kölelere yapılan işkenceyi tüm gerçekleriyle ele alması. Yazar açık yüreklilikle bu vahşetin ABD’deki bazı tüccarların yerel uygulaması değil sistematik bir zulüm olduğunu gözler önüne seriyor. Açıkçası özellikle kitabın ilk sayfalarında yapılanları okumakta çok zorlanıyorsunuz. İkincisi; Amerikan tarihinde kölelerin kaçış güzergahına “yeraltı demiryolu” saklandıkları evleriyse “istasyon” denirmiş. Yazar bu benzetmeyi gerçek bir kurguya dönüştürüyor. ( Bilimkurgu ödülü oradan ) Köleler emekleriyle yeraltına bir demiryolu inşa ediyor ve bu kaçış yoluna dönüşüyor.
Kitapta beni en çok etkileyen ise siyahilere yapılan sistematik zulmü yapanların maalesef diğer siyahiler olduğunu görünce dehşete düşüyorsunuz. Yapılanları okuyunca notlarım arasında bulunan eski ABD başkanı Benjamin Franklin’in şu sözünü hatırladım.. “Bir kölenin en büyük arzusu azat olmak değildir, kendisine ait başka bir köleye sahip olmaktır.”
Kitapta sevmediğim en kayda değer nokta çok fazla karakterin kitaba girip çıkmasıydı.
Son olarak, çevirisini de başarılı bulduğum bu kitabı sizlere tavsiye ediyorum.
İlk başta benim de merak ettiğim gibi sizlerde merak ediyorsunuz kesin bu kitabı. Spoiler içerir bunu belirtmem gerekir ama geleceğin Gazap Üzümleri olacak bir kitaptan bahsedeceğim. İnanın geleceğin klasikleri arasına girecektir 30- 40 sene sonra da bu kitap okunacaktır.

Kitabın ismini ilk defa Sabitfikir Degisi ismiyle gördüm. Sonrasında da zaten dilden dile dolaştı ve yılın en iyi kitabı olarak Sabitfikir de seçildi. Bu sadece Türkiye’de değil. 2017 Pulitzer , Arthur C. Clark ve 2016 Amerikan Ulusal Kitap ödülü de aldı. Bu kadar ödül alan kitap kesinlikle kötü kitap değildir diyerek okumaya başladım.

Öncelikle söz etmem gereken bir konu da çeviri… Siren Yayınlarına bu güzel çeviri ve baskı için çok çok çok teşekkürler edilmeli.

Kitap ırkçılığı ele almış. İlk cümleden başladım konuyu açmaya. Zencilerle, beyazların savaşını ele alıyor. Köle ticareti ile başlıyor kitap. Başlarda biraz yavaş ilerliyor belki biraz sıkıyor ama ilerledikçe kendi içine çeken yazarın da diliyle sizi sarmalıyor. ABD’nin kuruluş yıllarına götürüyor sizi. Zencilere yapılan eziyet, vahşet, zulüm tek tek gözler önüne serilircesine anlatılmış. ABD’nin ilk yıllarında gerçekten yaşanan o zulüm sizi şaşkına çevirebilir. Klan, klan ayrılan zencilerin içinden Cora isimli bir kızın kaçış hikayesine dönüşüyor eser. Kaçan da var ama kovalayan gece bekçileri var. Bir anda macera kitabına dönüşüyor elinizden bırakamıyorsunuz işte bundan sonra da daha da çekiyor sizi kitap. Bir anda bir bilim kurguya dönüşüyor. İnsanları deney olarak kullanıyor sanan bir olayın içine düşünüyor. Zencilerin kanını alarak onların bazı vasıflarını kullanmak üstün bir ırk yaratımına değiniyor. Kitap Hırsızı – Markus Zuzak okuduysanız mutlaka bu kitabı okurken canlanacak. Çünkü zencileri evinde saklayan onlara hoşgörü ile bakan bir beyaz ailenin yaşantısına geçiyor. Onu saklıyorlar besliyor, büyütüyorlar ama hain içerden olursa kapı tutmaz… Cora’nın yakalanması ile ne aile kalıyor ne de Cora… Onu bekçi alıp başına ödül konulduğu için kendi klanına götürüp cezasını vermek için götürüyor. Götürürken de başına gelenler ise biraz moral düzeltici. Zencilerin kendine bir birliktelik kurmaları ve teşkilatlanmaları sayesinde Cora’yı bu sefer kendileri kaçırıyor. Sonra olaylar olaylar devam ediyor.

Kitabın içinde asıl önemli olarak benim değer verdiğim şeyler birliğin ve beraberliğin nasıl sağlanacağı, ırkçılığın nasıl son bulacağı, kitaplara verilen değerin ve kitap okumanın kişinin aydınlanması için gerekliği olduğunun göstergesinin işlenmesi; bütün bunların muazzam bir macerayla bütünleşerek bir eser olarak ortaya konulması. Günümüzün, ülkemizin de sorunu olan ırkçılığın ülkemizde de aynı konuları işlemesi yine göze çarpıcı. Suriyeli mültecilerin ülkemize verdiği zarar / fayda ilişkisini mutlaka ölçeceksiniz. Çünkü bazı bölümlerde işlenen Avrupalıların bir ülkeyi bölmek için elinden gelen her şeyi yapacağı yazarken zencileri çok çok üreterek onları ırkı bozmak için kullandıklarını yazan bölümler var. Aynısı bizim ülkemiz için de geçerli. Ülkemizin düzeni bozuluyor, kültürümüz değişip yozlaşıyor.

Her şeyden söz ettim ama kitabın ismini ise sona bıraktım. Hayaller Yeraltı Demiryolu’nun o bilinmedik çıkışı… Onun sayesinde farklı semtlere kaçıyor zenciler gizli bir yol olarak kullanıyorlar o kötü klanlardan kaçış yolu Yeraltındaki Demiryolu…
İyi okumalar diliyorum….
aldığı ödülleri sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm bi kitap oldu kendisi. 1800lü yıllarda siyahi bir köle olan Coranın özgürlüğü uğruna verdiği amansız savaşı ve çabaları anlatıyor. İnsanlık tarihinin en berbat olaylarından biri olan köleliğin ve cahilliğin çok güzel işlendiği bi kitap. Okudukça kendinizi Coranın yerine koymaktan alıkoyamıyosunuz.
Çevirdiğiniz her sayfada acıyı, umudu, korkuyu ve cesareti Cora ile birlikte yaşayacağınız sarsıcı bir roman. Kötülüğün ve acımasızlığın her hali bu kitapta mevcut. Fakat bunların dışında asıl göze çarpan şey şüphesiz aldığı darbelere rağmen bir kadının cesurca verdiği özgürlük mücadelesidir. Son sayfayı okumanızla beraber bir süre durup duygulanacağınıza eminim ve okuduktan sonra bile kitabın etkisi uzun bir süre devam edecek.
Kitaba ilişkin beklentilerimi çok üst düzeyde tuttuğum için kitapta beklediğim performans yoktu. Ne de olsa Pulitzer ve A.C.Clark ödülleri almış bir eser. Konunun (kölelik) önemi ve büyüklüğüne nazaran yavan kalmış gibi geldi bana.

Çevirmenin "zengin" kelimesi yerine "varsıl" kelimesini kullanmasının yanında "plantasyon" yerine "çiftlik vb." kelimeleri kullanmaması da garibime gitti.

Kölelik dönemi Amerikasında zencilerin çiftlik hayatı ile bu hayattan kurtulmak isteyen kölelerin önce kaçmakya sonra da kurtulmaya çabalama öyküsü olarak özetleyebileceğimiz roman tarzı gereği gerçeklikten uzaklaştıkça benim için de sürükleyiciliğini yitirdi.

Herkese iyi okumalar.
Eleştirmenlerden tam not alan, çoksatarlar listelerinde aylar boyunca bir numarada kalan ve ödüllere doymayan Yeraltı Demiryolu, Sefiller’den Sevilen’e uzanan bir yelpazede yer alan engin çağrışımlarıyla son yılların en önemli ve en çok ses getiren kitaplarından biri.
kitapagacisabitfikirkulubu ilk kitabı Yeraltı Demiryolu'nu #okudumbitti ayrıca kendisi #okumafestivali nde ödül almış kitap kategorisinde seçtiğim kitaptı...
Yorumum ise .
Bende kitabı okumak isteyip oy verip de kitabı beğenmeyenlerdenim Yanlış zamanda okudum sanırım bu kitabı beğenen çok var o kadar ödül almış derken dün ki whatsapp grubumuzda ki yorumlar biraz içimi rahatlattı.. Büyük beklentilerle kitap okumayı sevmiyorum bunu bir kez daha anladım.. Normalde hem filmlerde hem de kitaplarda flashbacklerle anlatılan hikayaleri çok beğenirim, kitabın sadece bir bakışla geçmişi çağrıştırması çok güzeldi.. Altı çizili içime dokunan cümlelere rağmen bu kitapta o kadar çok karakter var ki kitaba yoğunlaşamadım kitap beni içine alamadı.. Ocak başından beri su içer gibi kitap okurken Yeraltı Demiryolu'nda resmen duvara tosladım.. Şu an hiç bir kitaptan zevk almıyorum
Kitabın çoğu yerini hatırlamıyorum okumak için okudum resmen.. İçine almadı gözümde canlanmadı.. Cık olmamış bu
Değeri olan her şey tükendiğinde, rüzgarın savurduğu siyah toza dönüştüğünde ne kalırdı geriye?
"İnsan kendi başına gelen talihsizliklerin benzersiz olduğunu sanabilirdi ama gerçek dehşet bu deneyimlerin evrenselliğiydi."
Colson Whitehead
Sayfa 119 - Siren Yayınları
Sefaletin bir düzeni vardı, sefaletin içinde türlü türlü sefalet vardı ve hepsinin hesabını tutmanız şarttı.
'' Karanlıkta ne süreliğine kaybolduğunuzu anlamanın tek yolu karanlıktan kurtulmaktı.''
Colson Whitehead
Sayfa 161 - Siren Yayınları
... beyaz adamın bir konuda haklı olduğunu düşünmüştü; kurtuluştan söz etmek Afrikalıların aklına olmadık fikirler sokabilirdi.
Gerçek yüzünü gösterdiğinde şaşırmadı; yeterince beklerseniz önünde sonunda gösterirler zaten.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yeraltı Demiryolu
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
334
ISBN:
9786055903671
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Underground Railroad
Çeviri:
Begüm Kovulmaz
Yayınevi:
Siren Yayınları
2017 PULITZER ÖDÜLÜ / 2017 ARTHUR C. CLARKE ÖDÜLÜ /

2016 AMERİKAN ULUSAL KİTAP ÖDÜLÜ

Amerikan edebiyatının en yeni yıldızı Colson Whitehead’den, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasında anılan cesur ve sarsıcı bir roman: Yeraltı Demiryolu. Whitehead, Amerika’nın adeta bağırsaklarını deştiği bu romanında “rüya” ülkesinin geçmişine uzanıyor ve okurunu uzun zaman terk etmeyecek ilham verici bir mücadele öyküsü anlatıyor. Dünyada bir başına kalmış bir kadının, Cora’nın dünyaya kafa tutma öyküsü bu; öldürmeyip güçlendiren darbelerin, birer nişan gibi taşınan yara izlerinin ve zamanı gelince ya ödenen ya da ödetilen bedellerin öyküsü. Öyle bir öykü ki, çağın karanlığında pırıl pırıl parlıyor ve dört bir yanı saran kötülüğün bataklığında kaybolan ruhlara kuzey yıldızı misali yön gösteriyor.

Eleştirmenlerden tam not alan, çoksatarlar listelerinde aylar boyunca bir numarada kalan ve ödüllere doymayan Yeraltı Demiryolu, Sefiller’den Sevilen’e uzanan bir yelpazede yer alan engin çağrışımlarıyla son yılların en önemli ve en çok ses getiren kitaplarından biri.

YILIN EN İYİ KİTAPLARI,

The New York Times, Amazon, Wall Street Journal, Washington Post, Time, NPR, Goodreads, Oprah’s Book Club



(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 101 okur

  • irem
  • Sîdar Ronahî
  • Selim Genç
  • Anonim
  • Tanburi
  • Dila Manga
  • Cihan Yaylaci
  • Edip Gökalp Gök
  • Emre Aslan
  • Berke Can

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.8
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%8.8
25-34 Yaş
%20.6
35-44 Yaş
%41.2
45-54 Yaş
%17.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%71.8
Erkek
%28.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.2 (5)
9
%18 (11)
8
%31.1 (19)
7
%27.9 (17)
6
%8.2 (5)
5
%1.6 (1)
4
%3.3 (2)
3
%0
2
%1.6 (1)
1
%0