1000Kitap Logosu
Yeraltından Notlar
Yeraltından Notlar
Yeraltından Notlar

Yeraltından Notlar

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.6
19,2bin Kişi
72bin
Okunma
19,9bin
Beğeni
1,4milyon
Gösterim
139 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 3 sa. 56 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Olympia Yayınları · 2017 · Karton kapak · 9789752402065
Orijinal adı
Записки из подполья
Diğer baskılar
5 mağazanın 230 ürününün ortalama fiyatı: ₺10,98
Kitabı Dinlebi İle Hemen Dinle
4 sa. 15 dk.
8.6
10 üzerinden
19,2bin Puan · 2656 İnceleme
Onur Göztepe
Yeraltından Notlar'ı inceledi.
140 syf.
·
10/10 puan
yalnız insanların başucu eseri. dostoyevski bu romanında insanların beyin kıvrımlarında neşter dolaştırıyor diyebiliriz. kulak verin dostoyevski'ye, o insanlık adına tüm gerçekleri söyleme cesaretini gösteriyor. insanlık...hani şu kibrinden geçilmeyen, hani şu her şeyi bildiğini sanan, hani şu sen, ben, bizler, hepimiz... kafası karışık bir adamın kendi iç savaşını, kendi ağzından, kendi gelgitleriyle müthiş bir şekilde akıcı tempoyla anlattığı bir roman, uyumsuz ruhumuzun sessiz çığlığı... ilk kısım 'yeraltı' ikinci kısım ise 'notlar' ilk kısımda insanoğlunun derin karakteristik ve psikolojik analizi yer almaktadır. dostoyevski, yaratıcı monologları . bıraktığı her soru işaretini başka bir soru işaretiyle çözmüştür. geçmişten beri süregelen deterministik ilişkiyi biz kitapseverlere kafa karıştırmadan tanımlamıştır. soru soruyu doğurmuş ve cevap da bir sonraki soru içersinde sessizce kaybolup gitmiştir. insanoğluna ait en büyük özellik olan nankörlüğü anlatmış. çok fazla bilmenin işe yaramadığını, gelişmişliğin en büyük tembellikleri doğuracağını acımasız bir şekilde göstermiştir. ikinci kısımda ise ilk bölümde yaptığı insanoğlu felsefesine örnek olacak nitelikte bir öyküye yer vermiştir. kahramanın anlık düşünce değişimlerini, olaylar karşısında gösterdiği dengesiz davranışlarını, gururunu korumak isterken sergilediği tutarsız karakter biçimlerini, çok bildiğini ve kimse gibi olmadığını düşündüğü halde ezikliğe boyun eğdiği geri dönüşü olmayan durumlarını ve buna benzer bir çok insani anları analiz etmiştir. hikayeyi ise vurucu ve acıklı bir şekilde bitirmiştir. ilk bölümde bahsettiği nankörlük duygusunun verdiği acıyı en içten derecede hissettirerek sonlandırmıştır. kitabı okuyan herkes böbürlenerek "resmen beni anlatıyor yav" geyiği yapmasın. zira bir yeraltı insanı olmak övünülecek bir şey değildir. yalnızlıktan kelimeler biriktirirsiniz belki aylarca konuşmazsınız ve birgün biriyle konuşma başlayınca kitlenir saçmalarsınız. olmadığınız gibi davranırsınız ama bunun farkına varmazsınız. çünkü ilişkilerin nasıl olması gerektiğini bilmezsiniz, her şeyden etkilenirsiniz. yalnız olduğunuz ve sizin yaşınızda olup sizin kadar bilge olan bi arkadaşınız olmadığı için kitaplara dalarsınız, filmlere gidersiniz, şarkılara kaptırırsınız kendinizi. siz ancak başkalarının yazdığı hikayelerde varolabilirsiniz. hatta varolamazsiniz bile, çünkü onlara da seyirci kalırsınız. çevrenizde olan bitenlere de seyircisinizdir. yalnız kalmak dışında başka uğraşlarınız da olur. önemsiz-değersiz mukayesesi yaparak kendinizi üzersiniz. bu büyük bir hobi haline gelir ve zamanla acılar zevk vermeye başlar. Hikayenizle alakalı olmayan bir şarkıyı kendinize uyarlamanın bir yolunu bulur üzülürsünüz. bazen kisiliğinizi toplumu aşağı görerek beşlersiniz ama bunun yalnızlığınıza ya da eksikliğinize bir faydası yoktur. saçma sapan şeylere yönelir uzun yürüyüşlere girersiniz. Bazı aforizmalar aklınıza gelir kendi içinizde uzun uzun bunları tartışırsınız. aklınızda öyküler uydurursunuz. insanların sizi düşünmeden bir şey demesinden ve bunun üzerine kırılmaktan korkarsınız. ve aslında kırılmak da umrumda değildir ki. niye kırılayım çok da umrumdalar. aslında umrumdalar. hiçbir şekilde kendinizi sergilemezsiniz ve bir anda aklınıza eser ve birine bağlanırsınız. sonra onu da boşverirsiniz...
Yeraltından Notlar
8.6/10
· 72bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
176
1.993
C.Oğuz
Yeraltından Notlar'ı inceledi.
140 syf.
·
6 günde
·
8/10 puan
Yeraltından notlar, insanın iç dünyasına ulaşan bir eser. Dostoyevski’nin bundan bir önceki eseri olan “Suç Ve Ceza” insanın ruhen ve davranışsal olarak yansımalarına yer vermesinden sonra bu eserinde yine insanlığı kaleme alarak onlara asla yaranılamayacağını, nankör bir varlık olmaktan kendini geri alamayacağını ve daha da önemlisi bu şekilde davranırken bile kendini hala rahatça insan sayabilecek canlılardan söz etmiş. İki bölümden oluşan bu eser ilk bölümünde insanların davranışlarını ve davranış sonrasında ufak tefek sorular içine saklanmış vefadan, duygulardan ve yapılması gerekenlerden ya da yapılmaması gerekenlerden fark ettirmeden kalem ucu değdirerek şaheser koymuştur ortaya. İnsanlar kendi içlerine çekilerek ruhen kendini iyi hissettirecek düşünceleri eyleme çevirmektedir bunu hepimiz biliyoruz. Bazı insanlara kötülük iyi geliyor ve sonucu da yine kötü doğuruyor. Dostoyevski, cesurca bu insanların iflah olmayacağını ve buna aldanan insanların da hiçbir şekilde kendini insan olarak göremeyeceğini vurguluyor. Aslında felsefi açıdan daha geniş bir pencereden baktığımız zaman vermek istediği mesajı anlayabiliyoruz lakin insanların duygusal yaklaşımı ve vicdani hisleri yazarın dediklerini tersine sergileyecek eylemlere yön verdiğini söyleyebilirim. Kitabı okumaya başladığımda, incelemememi nasıl yazsam diye düşünüyorum aslında okuduğum çoğu kitapta bunu düşünüyorum ama felsefe yorumlaması daha farklı. Okurken, yazarın kendini ve tecrübelerini yıpranmış bir hayat gibi yansıtması insanın içini burkuyor. Çünkü tadını ve tecrübesini almış ve bundan sonra yaşamdan bir şey beklemiyorum der gibi dökülen kelimeleri biraz düşündürüyor. Paylaştığım bir alıntıda, “Ruhumda, cinayet işlenmiş gibi bir ağırlık var”(117) sanki bütün duygularını ve söylemek istediğini tek cümlede bahşetmiş gibiydi. Ruhunda öyle bir ağırlık taşıyordu ki kelimeleri dayanamamış da yerle bir olup notlarını kağıtlara dökmüştü. Sanki insanı anlayan üç varlık; kalem, mürekkep ve kâğıt gibi… Yazar, kendinden nefret eder gibi döktüğü kelimelerini insanlıktan nasibini almış ve artık beklentilerinden bile bir şey beklemeyen insan profilinde görünüm sağlamış. Aslında çok da yanlış bir tavır takınmamış. Düşündüğümüz zaman zaten kimseden bir şey beklememen gerektiğini anlıyorsun. Herkesten her şeyi bekle ama kimseden bir şey bekleme. İşte yeni dönemin felsefi kanunu olarak kabul edebiliriz ya da olması gereken akım. Yaşadıklarını duygusal çekimle kaleme alan yazar, uzaktan, dokunulmaz ve yukarıda belirttiğim gibi kalem, kağıt ve mürekkebiyle kendini toplumdan soyutlar ve yaşamaya başlar. Hatta bu düşünceyi efsane şekilde betimleyen bir alıntısı; Kendi kendinizi aldatarak avunuyorsunuz”(139). Yaşadığınızı varsaymak yaşadığınız anlamına gelmiyor. Kendinizi iyi hissetmek iyi insan olduğunuz anlamına gelmiyor. İçinizdeki iyilik eyleme dönüşmediği sürece iyi insan olmak düşüncede kalıyor bu da yazarın aksetmek istediği düşünceyi ve yakınmayı doğrudan doğruya size aktarıyor. Daha güzel bir değinmeden söz edecek olursak; çok bilmek insanı zeki yapmıyor yazara göre. Çok haklı. Bilmeyi herkes farklı algılamış yaşadığımız toplumda. Çok bilmek aslında sandığınız kadar iyi değil. “her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır” (7)… anlamak ve bilmek birbirini tamamlayan iki kavram. Önce anlarsınız sonra bilirsiniz. İşte yazarın anlatmak istediği. Bir sayfasından bir an için insanların aptal olmadığını farz edelim diyor başka bir noktada fikrini değiştirip aptal olmasa bile dehşetli nankör olduğunu vurguluyor. Yazık ne noksandan eksik toplumuz. Bunu düşünmemek imkânsız. Yeraltında artık yapabileceği en iyi şeyin bir şey yapmamak olduğunu vurgulamış. Yazılarımı nasılsa kimse okumayacak diyor sonrasında ise keşke yazmasaydım gibi hisleri kaleme alıyor. İnsanı bu kadar ikilem içinde bırakan bir toplum için ancak yeraltı örnek verilebilirdi. İkinci bölüme ait spoiler vermek istemediğimden ufak bir bilgi vermek istiyorum. Yeraltı ile bağlantılı düşüncelerini notlara yani yaşanmış anılara dökmüş kısmını oluşturmuş. Okumanızı tavsiye ederim. Kaleminizi, aklınızı ve gözlerini dolduracak eserleri tercih edin. Dostoyevski’ye karşı bir sempatim var. Kafamı açıyor. Yazarın düşünceleri bana sakinleştirici gibi geliyor. Hepsinden ziyade alıntı paylaşmayı seviyorum neyse ki altını çizebileceğim bir çok sözü vardı. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. İyi okumalar.
Yeraltından Notlar
8.6/10
· 72bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
469
Kayaberk İpek
Yeraltından Notlar'ı inceledi.
152 syf.
·
3 günde
·
9/10 puan
Mantığın Mantıksızlığı ve Felsefi Bir Bakış Açısı: Varoluşçuluk
Gözlemlediğim kadarıyla pek çok kişi bu kitabı yarım bırakmış veyahut bir şey anlamadığını öne sürerek beğenmediğini dile getirmiş. Ben de bu karmaşıklığa bir nebze de olsa açıklık getirme amacı ile bir inceleme yazmak istedim. Fyodor Dostoyevski külliyatı kronolojik okuma maratonumun 11. kitabı olan Yeraltından Notlar’ı iki gün önce bitirdim. Ama ben mi kitabı bitirdim kitap mı beni bitirdi hâlâ kafamda soru işaretleri var. Üzerimden kamyon geçmiş bir şekilde kapatmıştım son sayfasını, tek hatırlayabildiğim bu. Her sayfayı karaladım, cümlelerin altını çizmekten bir hâl oldum, kitabın canına okudum. O da benim canıma okudu haliyle. Üniversitede okuduğum bölümün üzerimde bıraktığı ve asla vazgeçemediğim bir alışkanlığım var. Okuduğum bir eserin alt metinlerini, detaylarını, motiflerini, yazıldığı dönemin edebî ve siyasi arka planını, o eserin ortaya çıkma nedenlerini ve gerekçelerini araştırarak okumak. Bazı eserler vardır ki aynen bu şekilde itinalı bir okunma sürecinden geçmelidir. Yeraltından Notlar ise abartısız tam olarak bu şekilde okunması gereken bir kitap. Ve naçizane fikrim; edebî eserler yazarından bağımsız olarak okunabileceği amma velakin yazıldığı dönemden özerk olamayacağı ve ele alınamayacağı yönünde. Zaten Dostoyevski okumak demek; Dostoyevski’nin bize sunmuş olduğu harikulâde psikolojik tahlilleri ve karakterleri akıl süzgecimizden geçirerek, muhakeme ederek, sorgulayarak okumak demek değil midir? Bu şekilde okunmadığı takdirde, verilmek istenen mesajın da tam olarak anlaşılmayacağını düşünüyorum. Biraz da mevzubahis eser hakkında bir şeyler konuşalım değil mi? Aslında Yeraltından Notlar 1864 yılında kendisinden bir sene önce Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy tarafından yazılmış ‘’What Is To Be Done?’’ (Nasıl Yapmalı?) adlı temelinde dönemin popüler fikri ‘’ütopik sosyalizm’’ olan bir romana cevaben yazılıyor. Chernyshevski’nin yazdığı eserde kararlarımızı akıl ve mantık vasıtasıyla alırsak rasyonel ve akılcı bir ütopyaya ulaşabileceğimiz savunuluyor. Mutluluğun ve hakikatin anahtarına rasyonel ve bilimsel süzgeçten geçtikten sonra kavuşabileceğimiz vurgulanıyor. Dostoyevski ise bu düşünceye sıcak bakmıyor ve bu düşünceye karşı çıkma amaçlı şu an incelemesini okuduğunuz kitabı yazmaya başlıyor. Dostoyevski insanın yalnızca akılcı ve bilimsel formüllerle yetinmeyeceğini, bazı durumlarda içgüdüsünün ve arzularının da ağır basabileceğini belirterek bu ütopik tezi çürütüyor. [Sigmund Freud’un da Dostoyevski’nin bu yönünden etkilendiğini söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum. (Bknz: İd, Ego, Superego.)] Peki bu düşüncelerini bu okuduğumuz kitapta nasıl belirtiyor Dostoyevski? Hemencecik kitabımızın giriş cümlelerine bakarak bunu rahatlıkla anlayabiliriz: ‘’Tıbba ve doktora saygım olduğu halde tedavi olmuyorum ve olmayacağım.’’ (sf.7) Gördüğünüz gibi, hasta durumdayken bir insanın aklına ve mantığına başvurarak doktora gitmesi beklenir fakat Dostoyevski gitmemeyi tercih ediyor, çünkü öyle istiyor. İnsana rasyonalizmin yetmeyeceğini harf harf nakşediyor Dostoyevski ve Chernyshevski’nin ütopyasını çürütüyor. Bir diğer örnek ise; ‘’Kim olursa olsun, insan daima, her yerde akılla çıkarın buyurduğu gibi değil, canının istediği gibi hareket etmeyi sever; arzularımızın çıkarımıza tamamıyla ters düşmesi de mümkün, hatta bazen zorunludur.’’ (sf.128) Bu konuda diğer önemli bir örnek alıntı ise yine kitabın ilk bölümünde bulunan matematiksel bir metafor: ‘’Gene de, ne olursa olsun, şu iki kere iki pek musibet bir şey. Bana göre iki kere iki sadece bir küstahlıktır efendim. İki kere ikiyi yolumuzun ortasında külhanbeyi gibi durmuş, elleri belinde, ortalığı tükürüğe boğarken düşünüyorum. İki kere iki dördün üstünlüğünü kabul ediyorum elbette; fakat her şeyi hoş görmeye karar verdikten sonra, iki kere ikinin beş etmesinden bile hoşlanmak mümkündür.’’ (sf.37) İlk alıntıda bahsettiği gibi rasyonelliğe ve bilimsel hakikate saygısı var Dostoyevski’nin fakat insanlığın sadece bunlarla yetinemeyeceğini dile getirmeye çalışıyor. Eminim ki bu örnek 1984 okuyucularına yabancı gelmemiştir, Dostoyevski kendinden sonraki gelen yazarları, psikologları, düşünürleri mutlaka etkilemiştir. Ayrıca birçok edebiyat eleştirmenine göre Yeraltından Notlar, 20. yüzyıl varoluşçu edebiyatının öncüsü olarak anılır. Dostoyevski bu eserinde absürtlük, toplumdan uzaklaşma, radikal bireysel özgürlük gibi temaları işledi. Ve ondan sonra Friedrich Nietzsche, Jean-Paul Sartre, Samuel Beckett gibi filozoflar ve yazarlar şüphesiz bu fikirlerden hareketle bir düşünce ekolu (Varoluşçuluk) kurdular. Başka bir deyişle Fyodor Dostoyevski zamanının çok ama çok ilerisinde bir kalemdi. Kitabın ortaya çıkış nedenlerini az da olsa öğrendiysek, içerik hakkında konuşmak istiyorum biraz da. Dostoyevski bu eserinde, modern toplumun uçlarında yaşayan yalnız bir insanın zihnindeki karanlık ve çelişki dolu dehlizlerini gezdiriyor bize. Ve o modern toplumun insanın kişiliği ve psikolojisi üzerinde bıraktığı kara lekelere yakından şahit oluyoruz. Ana karakterimiz 1860’lar Petersburg’unda düşük seviyeden bir kamu çalışanı olan ve etrafındaki topluma, onların sahte tavırlarına ve dışlanmışlığa dayanamayıp gitgide deliren, toplumdan uzaklaşan ve benliğini kaybeden zihni çelişkilerle dolu, ezilmiş bir anti-kahraman. Ayrıca işlenen temaların yanı sıra bu toplum kurbanı, şüpheci ve haksızlığa uğramış karakteri Dostoyevski’nin sonraki eserlerinde de çokça göreceğiz. Kitabımızın muhteviyatı iki bölümden oluşuyor; İlk olarak ‘’Yeraltı’’ bölümünde, bir münzevi olan karakterimiz ‘’Yeraltı Adamı’’ 40 yaşındaki haliyle bizlere sesleniyor. Bu yaşına kadar edindiği acı tecrübelerden sonra yeraltına çekilip (tabii ki bu metaforik bir yeraltı) insanları, toplumun düşünce yapısını ve o dönemin edebiyat topluluğunu topa tutmaya başlıyor. Sibirya sürgününden hemen sonra, hastalığından dolayı zorunlu Avrupa seyahatinde, oraların kültürünü ve insanlarını iyice analiz ettikten sonra kaleme aldığı Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları kitabında da bahsettiği gibi; Avrupa insanını ve kültürünü bayağı buluyor. Özellikle Fransa ve Almanya’yı eleştiren cümleleri vardı o kitapta. Yine bu kitabında da Rus kültürünün ve romantizminin Avrupa’daki tarzı kopyaladığını öne sürerek aslında Rus kültürünün kendine has tarzı olması gerektiğini dile getiriyor. Özellikle bu kısımda ‘’billur saray’’ diye bahsettiği yer ise tam olarak Chernyshevski’nin rasyonel ütopyası oluyor ve güzelce eleştiriyor. Bu bölümde biraz konudan konuya atladığı ve okurla dalga geçer gibi espri yaptığı için biraz yavaş ilerliyor konular. Bu konuda uyarmak istiyorum, pes etmeyin. :) İkinci bölüm ise ‘’Sulusepken’e Dair’’. Bu bölüm ilk bölüme nazaran ve biraz da aydınlandığımız için daha akıcı nitelikte. 20’li yaşlarında başına gelen olayları ve neden ‘’Yeraltı Adamı’’na dönüştüğünü anlatıyor bize. E biz de burada sanırsam biraz hak vermeye başlıyoruz kendisine. Sürekli ‘’güzel ve yüksek şeyler’’den ve onları çok iyi bildiğinden bahsediyor. Bu ‘’güzel ve yüksek şeyler’’ ise tamamen Alman filozof Immanuel Kant’ın ‘’beautiful and sublime’’ yani ‘’güzel ve yüce’’ estetik anlayışına göndermeden başka bir şey değil. Bunun üzerine ayrı bir inceleme yazılır o yüzden o konuya girmeyeceğim. İlgilenenler için yoruma bir yazı bırakacağım… İkinci bölümde Dostoyevski ‘’bizi’’ bize anlatıyor. İnsanın içindeki en gizli kapıların ardındaki hislerin ve en aşağılık tarafların tercümanı oluyor. ‘’Bizi’’ bizden çok iyi tanıyor buna söyleyecek lafım yok, düşünüp de dile getiremediğimiz ne varsa karşımıza geçip gözlerimizin içine bakarak tek tek söylüyor edebiyatın psikoloğu. Ve bir bakmışsınız ki son sayfayı çevirmişsiniz. İşte böyle. Yeraltından Notlar, benim kalbimin, psikolojimin, ruhumun en ulaşılmaz yerlerine dokunduğu için bendeki tesiri kolay kolay geçmeyecek. Hatta üstte neler bahsettim onu bile hatırlamıyorum şu anda. Sindirmesi kolay bir kitap olmadığından, benim için ‘’tekrar tekrar okunması gerekenler’’ listesine üst sıralardan giriş yaptı. Bonus: Ünlü psikolog Jordan Peterson'ın Dostoyevski ve Yeraltından Notlar kitabı üzerine derslerinden birinde yaptığı konuşmadan bir kesit: youtube.com/watch?v=5arpUlh_g3g Okumayı düşünenlere keyifli okumalar dilerim!
Yeraltından Notlar
8.6/10
· 72bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
16
391
Alp Kurt
Yeraltından Notlar'ı inceledi.
140 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
-Seni seviyorum aynı zamanda senden nefret ediyorum-
Zıtlıkların, eleştirinin, esrimenin yazarı: ''Fyodor Dostoyevski. '' Dostoyevski'nin İnsancıklar, Beyaz Geceler, ve Kumarbaz kitabından sonra gelen ''Yeraltından Notlar'' kitabı, Dostoyevski'nin olgunluk eseridir. Yeraltından Notlar ve bu kitaptan sonraki eserlerinde Dostoyevski tabiri caizse ''gerçek yüzü''nü bizlere gösteriyor. Peki nedir bu gerçek yüz? Dostoyevski'nin gerçek yüzü: Aklın ve sağduyunun eleştirisi, Vicdan kavramının eleştirilmesi, eleştirel dil kullanımı, karşıtlıkların çarpışması, esrime ile yazım, din(hristiyanlık)-ateizm çarpışması gibi özellikler içeriyor. Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler gibi eserler bu dil, mizaç, ve bakış açısıyla yazılmış kitaplardır. Dostoyevski'nin bu eserlerinin ''olgunluk dönemi eserleri'' olarak nitelendirilmesi ise Dostoyevski'nin Sibirya sürgününe gittikten sonra bakış açısının değişmesi ve esrime hastalığının sık sık nüks etmesinden kaynaklanmaktadır. Bütün bu bilgileri Stefan Zweig'ın Dostoyevski biyografisinden almaktayız(Üç Büyük Usta). Dostoyevski'nin yazım hayatının gelişimini ve en sevdiğim kitabı ''Yeraltından Notlar''ı umarım sizlere güzel aktarmışımdır. Keyifli okumalar dilerim...
Yeraltından Notlar
8.6/10
· 72bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
131