Yerli Yersiz Cümleler

·
Okunma
·
Beğeni
·
5.559
Gösterim
Adı:
Yerli Yersiz Cümleler
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
464
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050826081
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Bu kitap önce “Yersiz Cümleler” adıyla tasarlandı. Niyetim sağda solda kalmış ve hiç yayınlanmamış onca cümleyi bir araya getirmek, bir bakıma onlardan kurtulmaktı.

Fakat cümle bu. Bir kez kapısından girince gazete ve dergilerde kalmış yazıları da taradım. Derken hızımı alamadım, bütün kitaplarımı okudum yayımlandıklarından sonra ilk kez, “Yerli Cümleler”e de el attım.

Sonra? Bütün cümleler yerli-yersiz birbirine karıştı.

Böylece binlerce cümleyle baş başa kaldım. Hepsini mümkün mertebe temalara ayırarak bir senaryo dâhilince sıralamaya çalıştım.

İçlerinde nerede, ne zaman, nasıl yazdığımı bugün gibi hatırladıklarım vardı, avucumun içine mıh gibi çakılmış olanlar. Ve hiç de hatırlamadıklarım. Bana öyle karanlık geldiler ki. Bunları ben mi yazmışım, sahi, ne zaman? Neden yazdığımı unutmuşum çünkü, hiç unutmayacağım sandığım şeyi.

Üstelik tahmin etmediğim bir şey daha oldu ve yerinden edilen, bağlamından kopan cümleler yeni manalarla yüklendi, bambaşka tasniflere girdi. Yerinde doğaya ilişkin bir cümle aşk bahsine uygun düştü örneğin, yazıya ait olan insanlığa.

Yeni bir okuma, dahası yeni bir yazma.



(Tanıtım Bülteninden)
“Elimde hiçbir kapıya uymaz anahtarlar, şimdi size aşka, hayata ve ölüme dair yerli yersiz cümleler söyleyeceğim.”

Koca kitabın hülasası, içeriğinde ne taşıdığı bu veciz cümleyle tam olarak anlatılmış aslında. Bu iyi bir niyet aktarımı. Ben yine de biraz bahsetmek istiyorum kitaptan. 450 sayfa boyunca beni biriktirdi sonuçta, hem de ben onu bitirmemeye çalışırken.

Nazan Bekiroğlu, bilen bilir ama bilmeyen için şöyle söylemek gerek; özge dili, lirik anlatımı ve hassas bir kalbi olan kendi deyimiyle Nakkaş (hem de usta bir Nakkaş), Türk edebiyatı içinse büyük bir talihtir. Onun o sizi çok başka yerlere çağıran lirik cümlelerini başka dile çevirdiğinizde aynı tat olmayacaktır. Bu da bizim lezzet dolu bir ayrıcalığa sahip olduğumuzun kanıtı.

Denize, Buhurumeryeme, Nergise, çiçeğe yani, doğaya, hatıra taşıyan güzel kokuya ve aşka âşık bu zarif kadın, naif ibrişimiyle sizi gönlünüzden yakalıyor. Temas ettiği yerler, gönül dilini konuşanların, ancak aynı hâle mazhar olmuş, aynı yolu yürekli bir serdengeçti olarak gitmiş ve hikmetten nasibini alarak gönül bilgesi olarak dile getireceği şeyler. Hani vardır ya Halil Cibran’nın Ermiş’i işte yer yer o sesi duyarsınız. Mimoza Sürgünü’nde kendisi için: “Tamam, estetize ediyorum, idealleştiriyorum biliyorum. Düpedüz yazıyorum. Romantik olduğum da bir yafta gibi boynuma asılı. Ama ben gördüğümü söylüyorum. Neticede şu yazdıklarımda ben hem mecazlı hem de gerçekçiyim. Yani düpedüz kinayeliyim. Eğer öyle değilse ya ben hayal görmüşümdür ya bana hülya anlatmışlardı.” demişti Nakkaş. Çünkü doğası dışına çıkan şeylerin acı verdiğini ve bu acının da ancak estetize edilerek yaradılıştaki o doğal güzelliğine döndürülebileceğine inanıyor. Bu kitabı da, 20 senelik yazarlık ömründeki aşka, hayata ve ölüme dair eserlerinde yayınlanmış lirik deyişleri ve bir kenarda kalmış ama yayınlanmamış yani kitaba kadar henüz söylenmemiş estetik deyişlerinden teşekkül ediyor.

Parçaya dair örnek sunmak bütünü tam olarak anlatamaz belki ama fikir verebilir. Onun için eserin içeriğine dair de bir şeyler yazmak istiyorum.

Bir yazar var ki karşımızda kendine Nakkaş, Yazıcı isimlerini seçen. “Daha yüksek hakikate temas etmek için bunca hikâyeyi ben uydurdum” diyen ve “kaybolmamak için, varlığımdan en fazla şüphe ettiğimde var olmak için yazı, içim içime sığmadığında yazı” diyerek yazıyı bir çıldırmama tahliyesi olarak gören, ancak yazı aracılığıyla halleşebilen... İçinde bir can yangını taşıyan ve “sizin gördüğünüz dumanı, ateşi bendedir” diyerek kelimelerin kifayetsizliğini gösteren... Hayatın sahiciliğine takılıp, sertliğine maruz kalarak yaşama beceriksizliğini yazının emniyetinde sükûna erdiren bir ruh.

“Kelâmın hükümsüz kaldığı bu yerde beni küçümseme. Bil ki kelâmdan da öte ah var.”

Nakkaş, dile dökemediğin şeyin acısının katlanılmaz olduğunu söyler sana. Çünkü isimlendirmek, o şeyin varlığını beyan etmektir. Çünkü isimlendirmek, acıya bir anlamda sınırlar çizerek, onu daha evvel tecrübe edilmiş bir alana hapsetmektir. Bu yüzden kelimelerle yolunu bulmak, yazmayla kendini sağaltmaya da eştir ona göre. Köhne diliyle dünyada kendini ifadeye çalışan insan ancak aşkı yaşadığında yepyeni bir dil sahibi kılınabilir. Bu dilin kahramanları Yusuf-Mecnun-Âdem ise de Nakkaş bizzat bu çetrefil, büyülü dili bize duyurur.

“Ömrü boyunca hayatı, varlığı, oluşu bir imaj sağanağının arasından seyreden biri sonunda düz cümlelerle konuşmak istiyorsa o artık şiirle birlikte aşkı da kaybetmiş demektir.”

Ben aşkın kelamını en çok Nakkaş’tan dinlemeyi seviyorum. Çünkü güzelliğin insanın doğasından geldiğini ve o doğayı fark edip, ezel tanışının farkına vardığında insanın gerek dilsel gerekse manasal anlamda hayatı çok farklı bir boyutta yaşayabildiğine, beni O inandırdı. Anlattığı masal, hikâye ya da deyişle önce o dilin lezzetine varıp, sonrasında o hali duyumsamak farklı bir hakikate ermek demekti çünkü.

“Elif karanlıkta oturuyordu. Bir Be bulsa, açılacaktı yolu. Ama sırdı Be. Elif sırrın varlığını bile bilmiyordu. Sır ortaya çıkınca Elif soracaktı, neye geldin? Seni açıklamak için, diyecekti Be… Aşkın yolu, mezhebi, meşrebi belliydi. Bıraktı kendini aşkın oluruna. Ne kadarsa o kadardı… Müstesna bir yazgıyla ödüllendirildiğine inanmaktan gelir aşkın büyüsü. Seçilmişlik vehmi.”

Bu müstesna hali tehlikeli kılansa akılla oynamaktı. Bir denge üzerinde durmak… Oysa Nakkaş, akılla dengede tutulan aşkın münisleştiğini ve munisleşenin artık aşk olamayacağını söyler bize. Çünkü mecnunluğudur, Mecnun’u Mecnun kılan. Ancak aklıyla sorgulayarak vehim ve şüphe doğurduysa âşık, orada hiçbir şey eskisi gibi olamaz. Teslimiyetin kaybolduğu yerde tereddüt var olacaktır. Hiçbir duygu aşkla aşık atamaz, nefretten başka.

“O kadar büyüktü ki aşktan geri kalan boşluk, orayı ancak nefretin cüssesi doldurabilirdi. Nefret, aşkla boy ölçüşebilecek yegâne duyguydu ve nefreti de ancak aşk yok edebilirdi.”

Aşkın hâllerini zarif bir biçimde anlatan Nakkaş bize insanlık hâlleri üzerine de önemli ipuçları verir. Der ki: “Kötülükle sınanmayan iyilik makbul meta değil. İnsanı insan yapan, kötü olmaya gücü yettiği hâlde iyi olmayı seçebilmesi.” İyilikle ilgili olarak da “hatırlayacağın iyiliği yapma” diyerek ince bir telkin de bulunur. İnsan unutan bir canlı hele de insaniyetinden sıyrılmışsa nankör. Onun için der Nakkaş “Kalbine dokunmalı insanların. Yoksa bir kalpleri olduğunu kolayca unutuveriyorlar.”

İçinden yenilenmeyenin, dışından çabuk eskiyeceğini ve insana, kalp yönünün tayininde en büyük rehberin vicdan olduğunu, onu kaybedenin tam da kaybettiği yerde bulabileceğini çünkü vicdanın hatırlanabilir bir gerçek olduğunu biz yine Nakkaş’tan duyarız. Acı çekmenin ruhun fiyakası olduğunu bilirdik de acının da bir estetiği varmış; “İnsan, acısını salt kendi adına çekiyorsa bu bencil bir acıdır. Kendi acımızda başkasının acısını da tecrübe edebilirsek, o zaman çoğalır, tamamlanırız. Bu da kendi acımızda evrenin acısını tecrübe etmek demektir.”

Hayata dair sözlerini söyleyen Nakkaş’ın annelere dair de diyecekleri olacaktır elbet. Annelerin hepsini birbirine benzeyen ayrı bir ırk olarak görür ve güçsüzlükteki büyük güce dikkat çeker. “Kucağı bebek biçiminde yaratıldığı için midir, içinin her bebeğe böyle akması ve minicik bir bebeğin minicik bir kadını böyle güçlü kılması?”

Bu kadar etrafında dolanıp, noktanın kendine temas etmeden olmaz tabii. “Hayat ne biliyor musun? Delinmiş sandalına su dolarken senin daha yüksek bir hızda onu boşaltmaya çabalaman.” Sözü daha fazla yormadan şunu söyleyebilirim. Ben okurken, bu kesif mana ikliminde Nakkaş’la birlikte enginde yol aldım. Yıllar evvel okuduğum Halil Cibran’ın Ermiş’ini okurken de benzer hikmetli bir yolculuğa çıkmıştım. Yol farklı olsa da ben yine o soyut yolun somut yolcusuydum. Kitapla alakalı elbette ki değinmediğim çok şey var, zaten hepsine değinmek de mümkün değil. Birçok konuda kavramsal manada deyiş ve sorgulama imkânı var, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Eserin oluşturulma biçiminden dolayı da Nazan Hoca’nın “Best of” çalışması olduğunu söylemek mümkün. Bitirirken Nakkaş’ın şikâyetten hikâyet ettiği bölümde söylediği, zaman zaman kalbe gelen o deyişle bitirmek isterim:

“Ya Rabbi! Ben içtiği suya, yediği lokmaya, giydiği hırkaya şükreden biriyim. Bilirsin, öyle, senin adını unutmuşlardan değilim. Dilimden taşanda kusur varsa affet ism-i rahmanınla, esirge ve bağışla; ama bu dünya bana zor geldi.”
Yeni kitaplarını büyük bir merak ve özlemle beklediğim yazarlar vardır benim. Yeni bir eser yazdığında kayıtsız kalamadığım hemen okumak istediğim. Ancak bazen hemen mümkün olmaz bu, vaktini bekler yarım kalan kitapların, işlerin bitmesini ve daha geniş vakitleri. Bekiroğlu'nun son kitabı da epeydir elimde ancak daha verimli bir okuma için yarı yıl tatilini bekledim dört gözle ve beklediğime de değdi doğrusu.
Bekiroğlu bu kitabında, yazdığı ancak kıyıda köşede kalmış ve yayımlanmamış cümlelerini ve daha önce farklı kitaplarda yayımlanmış cümlelerini toplamış ve farklı bağlamlarda hoş bir bütün oluşturmuş. Buraya kadar olan kısım kiyabın tanıtımlarında da rahatlıkla bulabileceğiniz bilgiler.
Yazarın daha önce okuduğum cümlelerinin ve bunlara eklediklerinin bendeki çağrışımları ise şöyle:


Yazıcı cümlelerini sıralarken ardı ardına okuyucu yerli yersiz cümleleri kendi hayat hikayesindeki yerine oturtuyordu en güzeli de buydu.

İçindeki yangını gönülden hissettiğim yazdıklarıyla mekan ve zamanlar aşarak yolculuk ettiğim kâh lâ sonsuzluk hecesi dediğinde yaratılışın sırrına cân ile olmasa da kelâm ile erdiğim Yusuf u Züleyha da ibret aleminin kuyularına indiğim.

Neticede söyleyişindeki güzelliğe tutulup da vazgeçemediğim kelam sahibi Bekiroğlu.

Kendi deyişiyle: Kumaşım şiirden örülü ama elbisem nesir. Güftem şiir ama bestem düzyazı benim.
(İşte tam da bu yüzden bu denli çok sevdiğim )

Şiirleri seviyorsanız bu kitabı beğeniyle okursunuz şiirden hoşlanmıyorsanız sıkılabilirsiniz belki. Ancak yine de deneyip sizin karar vermeniz en doğrusu.

Ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim kitabı okurken yazarın Nar Ağacı romanını ne kadar özlediğimi farkettim daha önce iki kez okudum tekrar okumaya niyetlendim. Okumadıysanız tavsiye ederim mükemmel bir kitap.
Raflarda yerini alır almaz dahil etmiştim kitaplığıma. Hani normalde liste yaparım, okurum. Yok bu sefer öyle olmadı. Kitabevine gittim. Bir telaşla aldım ve başladım okumaya.
Ne zaman ki Nazan Bekiroğlu alsam elime, içimde tuhaf bir heyecanla başlıyorum onu okumaya. Sanki daha okumadan kelimelerin kalbime çarpacağını hisseder gibi...
Bir dinginlik, bir kırılganlık..
İhtirastan uzak, iktifa eden, rikkatli bir ruha bürünüyor gönlüm her sayfada.
Yitip giden kelimelerimi yeniden bulmuşcasına mütebessim bir hâl alıyorum.

Satır aralarında bekleyip, duvarlarla bakışmalarımızı anımsıyorum hatta.
O anlarda şöyle geçmişti içimden; "Yine iyi hayatta kalmış bu kadın. Ölmemiş. Ya da delirmemiş. Bu kadar naif yaşamak, düşünmek için uygun bir yer değil çünkü dünya."

Yalnız hayıflandığım bir nokta vardı. Keşke bu zarif kalemin bütün kitaplarını okuyup, en son okusaymışım bu kitabını. Belki o zaman Nigar Hanım'ı daha iyi anlardım. Mor Mürekkibi... Bilemedim. Yine de pişman değilim. Kitapta Nar Ağacı'ndan, Mücella'dan, Kelime Defteri'nden izler bulduğumda biraz daha rahatladım. En azından ben bu kalemi tanıyorum dedim. Bir de altı çizili satırlarla burada rastlaşınca daha bir arttı mutluluğum. Kitap tekrirlerden ibaret değil, yanlış anlaşılmasın. Nazan Hanım bu defa daha çok gitmiş o satırların üstüne, daha bir açmış kalbini sanki. Kim bilir bu yüzden belki 'Yerli Yersiz Cümleler' için; "Benden geriye tek kitap kalacaksa bu o olsun isterdim" demişti.
Ezcümle kalbine temayül etmek isteyen, sığlıktan bunalan, kelime arayan, bulamamaktan yakınan, 'hayatımda bir incelik olsun' diyen tüm okurlar, vakit kaybetmeden alıverin kitaplığınıza.

Altı çizili satırlar;
"Söz hale yetmiyorsa, hal insanın içinde kalıyor, yetiyorsa edebiyat oluyor. "
"Ömrü boyunca hayatı, varlığı, oluşu bir imaj sağanağının arasından seyreden biri sonunda düz cümlelerle konuşmak istiyorsa o artık şiirle birlikte aşkı da kaybetmiş demektir. "
Yazarlığının yirminci yılında, bir yazar "Benden geriye bir kitap kalacaksa bu olsun istedim." diyorsa eğer o kitap gerçekten özeldir.

Nar Ağacı kitabı ile kendisini tanıdığım ve sonrasında hayranı olduğum Nazan Bekiroğlu'nun bu son kitabını büyük bir keyifle okudum. Bana kalırsa, bir solukta öyle okudum geçtim denecek bir kitap değil kesinlikle . Ben bölüm bölüm, sindire sindire yaklaşık bir ayda okudum. Bu kitapta yazarın daha önceki kitaplarından aşina olduğumuz bir çok bölüm de karşımıza çıkıyor. Yusuf ile Zülayha'dan, Habil ile Kabil'e, Nar Ağacı'nın Büyükhanım'ından Nun Masalları'nın hattatına kadar birçok kahramanının üzerinden; aşka, ölüme, hasrete, iyiliğe, kötülüğe, deliliğe, yaşama, tarihe ve birçok konuya yönelik çok anlamlı cümlelerle bizi tekrar etkiliyor.

Bunların haricinde yazarın " İçlerinde nerede, ne zaman yazdığımı bugün gibi hatırladıklarım vardı, avucumun içine mıh gibi çakılmış olanlar. Ve hiç de hatırlamadıklarım. Bana öyle karanlık geldiler ki. Bunları ben mi yazmışım, sahi, ne zaman ?" dediği binlerce anlamlı cümle bizleri bekliyor.

Hani diyorsunuz ya hocam, "Yazarken okuyucuyu hesaba kattığım tek nokta, ona karşı samimiyetsizlik etmemek bilincidir." diye, ben o samimiyeti sonuna kadar hissettim. Daha nice güzel eserler vermeniz dileğiyle...
Yerli Yersiz Cümleler, bir anda sizi bir dünyadan alıp bambaşka bir okyanusa taşıyor. Her bir cümle, Nazan Bekiroğlu külliyatı içinde sizi ordan oraya taşıyor.

Her ne kadar Bekiroğlu, “elimde hiçbir kapıya uymaz anahtarlar, şimdi size aşka, hayata ve ölüme dair yerli yersiz cümleler söyleyeceğim” dese de, cümlelerin her biri hedefini tam on ikiden vuruyor.

Herhangi bir yazarın herhangi bir kitabını okurken aslında o yazarla sohbet ediyor, dertleşiyor gibi hissedirim kendimi. Yeri gelir tartışır, yeri gelir hüzünle bakarız birbirimize. “Yerli Yersiz Cümleler”de bu karşılıklı sohbet biraz uzun bir süreye yansıdı: Yaklaşık 20 yıl.

Uzun bir yolculuğu birlikte yaptık Nazan Bekiroğlu ile her bir sayfada. Sayfaların anlattıklarından çok hissettirdikleriydi bana kalan. Hatta kitabı elime ilk aldığımda yavaş yavaş her güne bir sayfa şeklinde okuyacağım düsturu belirlemiştim fakat üçüncü gün o düstur bozuldu ve soluksuz okumaya başladım, çünkü okurken sayfaların söyledikleri değil hissettirdikleriydi bu düsturu bana bozduran.

Cümlelerin bazılarını defalarca okudum, bazılarını farklı birçok yere not ettim, kendime motto olarak belirlediğim birçoğunu. “Yerli Yersiz Cümleler” ismiyle müsemma yerli yersiz hatırıma gelmeye devam ediyor, devam da edecek gibi. Zihnim yorulduğunda rastgele bir sayfasını açıp okuyup farklı dünyalara gideceğim gibi gözüküyor.

Nazan Bekiroğlu, “Benden geriye tek kitap kalacaksa bu o olsun isterim.” diyor kitap için. Bu cümle öyle yabana atılacak, pazarlama stratejisi olarak geçiştirilecek bir cümle değil. Kitabın önemini yalınkat ortaya koyuyor.
Nazan Bekiroğlunu yıllar önce La kitabını kitapçıda görüp bir cümlesini okuduğumda hayatıma dahil ettim. Her eserini okuyup hepsinde günlerimi geçirdin. Bu eseride tanım olarak okuyup bitirdim. Lakin kaldırmak fikri bu esere uzak kalacak. Baş ucunda yerini alıp ufuklara dalınmak istendikçe açılıp bir iki cümle yutulmaya çalışılacak...
Nazan hoca’nın okuduğunuz ilk eseriyse her cümle size anlam bolluğunda tatlı düşünceler bırakacak. Fakat diğer eserlerini daha önce okuyan bir kişi olur olmadık yerlerde diğer kitapların düşüncesine dalacak. Bir yusuf okuduğunuzda ilk göreceğiniz züleyha olacak...
Mutlak belirtmeliyim ki okuyup geçilecek bir eser değil. Sayfaları defalarca açıp içinde kaybolacak cümleler seçmek isteyeceksiniz yıllar sonrasında bile...
Kitabın temel hususlarını anlatmayı sevmediğimden fazla bilgiden ziyade izlenimlerle paylaşmayı tercih ediyorum. Özel bilgi isteyenler olursa da bilhassa yardımcı olurum.
Nazan Bekiroğlu benim en sevdiğim, yeni tek bir cümlesini dahi hevesle beklediğim bir yazardır. Mücella'dan sonraki yanık bekleyişe su serpti Yerli Yersiz Cümleler. Nazan Hoca'nın daha önceki kitaplarında ya da gazete yazılarında yer alan kısa cümlelerin yanısıra hiç yayımlanmamış cümleler de var kitapta. Aşka dair, yazıya dair, insanlığa, dünyaya dair bir cümleler topluluğu Yerli Yersiz Cümleler.
Güzeldi, tavsiyedir her zaman. Ama içimde Nazan Bekiroğlu romanlarına olan susuzluğum halâ devam etmekte, inşallah yakın zamanda bir de romanın kelimeleri düşer yazıcının defterine...
Tüm insani duyguları tek kitapta toplamış Nazan Hoca. Zaman değişir, mekanlar değişir, insanlar değişir hatta fikirler bile değişir fakat duygular asla değişmez. Nazan bekiroğlu tüm duyguları somutlaştıran nadir yazarlardan. Bu kitapta kendinizden bir şeyler değil çok şeyler bulacaksınız. Her ne kadar Nazan Hoca'nın kitapları için inceleme yazmak haddim olmasa da kitapları hakkında konuşmadan geçemeyeceğim. Her cümlesi alıntı niteliğinde eşsiz bir lezzete sahipti. Şiddetle tavsiye ediyorum.
Bir kitabın anlattıklarından çok hissettirdikleridir önemli olan. Ve çoğunlukla anlamak, öğrenmek için değil hissetmek için okuruz bazı kitapları.

Kitapla ilgili yazımız : http://1cay1kitap.com/yerli-yersiz-cumleler/
Nazan Bekiroğlu kalbimin iyelik eki:) Yine çok güzeldi seninle vakit geçirmek.Her sayfasını her kelimesini sıkılmadan okudum.Bütün kitaplarından ayrı bir tat vardı içinde.Bir yemek yaparsın tüm malzemeleri katarsın ya yerli yersiz cümleler de öyle bir kitap oldu benim için.Benim söylemek istediğim her şeyi o bana söyledi...
Bu kitap önce "Yerli Yersiz" adıyla tasarlandı. Niyetim sağda solda kalmış ve hiç yayınlanmamış onca cümleyi bir araya getirmek, bir bakıma onlardan kurtulmaktı.

Fakat cümle bu. Bir kez kapısından girince gazete ve dergilerde kalmış yazıları da taradım. Derken hızımı alamadım, bütün kitaplarımı okudum yayımlandıklarından sonra ilk kez, "Yerli Cümleler"e de el attım.
Sonra? Bütün cümleler yerli-yersiz birbirine karıştı, diyor yazar.
.
.
Birbirinden güzel cümleler var kitapta. Çabucak okuyanlar kısmında yer alamadım ben maalesef çünkü bu tür kitapları ben epey sallana sallana okuyorum. Sebebi kitabı sevmemek vs değil, kısa kısa cümleler olduğu için yavaş yavaş okuyorum. Zaten kitabın tamamı daha bitmedi. Ara ara okumaya devam edeceğim. Kitapla kalın dostlar.

#nazanbekiroğlu #timaşyayınları
Elimde ne yapacağımı bilmediğim, hiçbir kapıya uymaz anahtarlar, şimdi size aşka, hayata ve ölüme dair yerli yersiz cümleler söyleyeceğim."

Yazarın kitaplarında ki alıntı yaptığımız, altını çizdiğimiz cümleleri ve yayınlamadığı cümlelerin bir kitapta toplanmış hâli. Şüphesiz her sayfadan 6-7 alıntı yapmak isteyeceğiniz, okurken vay be diyeceğiniz kaliteli cümleler seçmiş yazar.

Kesinlikle önerdiğim bir kitap. Ara ara açıp bazı bölümlerini okumaya devam tabii ki.

İyi okumalar. (:
"Allah'ım" dedi.
"Ne zaman istersen al canımı ama bugün değil. Bu duygu kalbimdeyken bana yazık olur."
Sabır ile tahammül arasındaki mesafe çok derindir ve sabır, çoğu kez zannedildiği gibi, boyun eğmeyi değil mücadeleyi gerektirir, ama ahlâkla mücadeleyi.
Şiir susmaktı. Sustum bu yüzden. Anlaşılmazlık yaftası boynuma asılı kaldı..
Elinde olan kıymetini bilmiyor, kıymetini bilecek olana da vermiyorlar. Felek işte!..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yerli Yersiz Cümleler
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
464
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050826081
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Bu kitap önce “Yersiz Cümleler” adıyla tasarlandı. Niyetim sağda solda kalmış ve hiç yayınlanmamış onca cümleyi bir araya getirmek, bir bakıma onlardan kurtulmaktı.

Fakat cümle bu. Bir kez kapısından girince gazete ve dergilerde kalmış yazıları da taradım. Derken hızımı alamadım, bütün kitaplarımı okudum yayımlandıklarından sonra ilk kez, “Yerli Cümleler”e de el attım.

Sonra? Bütün cümleler yerli-yersiz birbirine karıştı.

Böylece binlerce cümleyle baş başa kaldım. Hepsini mümkün mertebe temalara ayırarak bir senaryo dâhilince sıralamaya çalıştım.

İçlerinde nerede, ne zaman, nasıl yazdığımı bugün gibi hatırladıklarım vardı, avucumun içine mıh gibi çakılmış olanlar. Ve hiç de hatırlamadıklarım. Bana öyle karanlık geldiler ki. Bunları ben mi yazmışım, sahi, ne zaman? Neden yazdığımı unutmuşum çünkü, hiç unutmayacağım sandığım şeyi.

Üstelik tahmin etmediğim bir şey daha oldu ve yerinden edilen, bağlamından kopan cümleler yeni manalarla yüklendi, bambaşka tasniflere girdi. Yerinde doğaya ilişkin bir cümle aşk bahsine uygun düştü örneğin, yazıya ait olan insanlığa.

Yeni bir okuma, dahası yeni bir yazma.



(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 166 okur

  • Su
  • Drkitapsever
  • Ömer ATALAN
  • Rabia Yüceer
  • Fatma Dok
  • feyza arı
  • Muhayyile
  • NİLAY ÖZTÜRK
  • Ahmet Aydın
  • Sinem

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.4
14-17 Yaş
%8.1
18-24 Yaş
%21.6
25-34 Yaş
%43.2
35-44 Yaş
%16.2
45-54 Yaş
%5.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.6
Erkek
%26.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.6 (35)
9
%19 (12)
8
%12.7 (8)
7
%4.8 (3)
6
%1.6 (1)
5
%4.8 (3)
4
%0
3
%0
2
%1.6 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları