Yılanlar ve Merdivenler

0,0/10  (0 Oy) · 
4 okunma  · 
0 beğeni  · 
361 gösterim
Tehlikeli bir Psikopat Firardayken Hayatta Kalmak Bir Oyundur..

Cinayet dedektifi Jakob Striker, yakın zamanda gerçekleşen bir dizi intiharın gerçekte birer cinayet olabileceğinden ciddi şekilde şüphelenir ve soruşturması onu Riverglen Akıl Hastanesi'ne yönlendirir. Kurbanların tümü, saygın psikolog Dr. Erich Ostermann'ın nezaretinde bir destek grubuna katılmıştır. Striker bu hastanedeki en kırılgan hastaların neden cinayete kurban gittiklerini ortaya çıkarmak için buradaki çalışmaları incelemeye başlar. Striker'ın kendi eşi öldüğü sırada ona destek olan eski bir arkadaşı ve aynı zamanda cinayet kurbanlarından biri için danışmanlık yapan Larisa Logan, Striker'a bu ölümlerin cinayet olduğuna dair delilleri olduğunu söyledikten kısa bir süre sonra ortadan kaybolduğunda, soruşturma da ivme kazanır. Dahası Larisa da Dr. Erich Ostermann hastalarındandır.

"Bu kitap her bölümde okuyucunun merakını canlı tutuyor. Yılanlar ve Merdivenler adlı ölümcül oyunu kimin kazandığını öğrenmek için sayfalar içinde sürükleneceksiniz. Kesinlikle tavsiye edilir."
-Writers Workshop-

"Müthiş bir hız duygusu, gerçekçi karakterler ve sağlam bir yazım.. Kolay okunan, okuyucuyu sürükleyerek gerçek dünyadan tatmin edici bir mola sağlayan harika bir kitap"
-Falcatatimes-

"Çok başarılı bir polisiye romanı, kalbi zayıf olanlara göre değil." -The Mystery Site-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2013
  • Sayfa Sayısı:
    486
  • ISBN:
    9786056333972
  • Orijinal Adı:
    Snakes & Ladders
  • Çeviri:
    Belgin Selen Haktanır
  • Yayınevi:
    Hyperion Kitap
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 2 Alıntı

Mandy
Bir

Siyah maske tamamıyla deriden yapılmıştı.
Gözlerin ve ağzın bulunduğu yerlere dikdörtgen biçimli
ince ve dar oyuklar açılmıştı; maskenin göz delikleri hizasından
arkaya uzanan bir çift de ince uzun bağcık vardı.

Engerek, bağcıkları sıkılaştırdı ve karşısındaki genç kadına
bakarken maskeyi başının gerisine doğru iyice çekti.
Kızın ismi Mandilla Gill’di. Mandy. Engerek onu iyi tanıyordu.
Güzeldi, gençti – tam olarak söylemek gerekirse on dokuz yaşındaydı –
ve sandalyeden kıpırdayamamasının nedeni herhangi bir şeyle
bağlı olması değil, Engerek’in ona verdiği ilaçlardı.
Bundan daha da önemlisi, bu dünyanın soğuk karanlığından
az sonra kurtulacaktı. Kurtuluş vakti gelmişti.

Harikulade Kaçış.

“Lütfen,” dedi.
Sesi yumuşaktı, uzaklardan geliyordu ve bir fısıltı bile sayılmazdı.

“Her şey yolunda,” dedi Engerek. “Sakın korkma.”

Kız yanıt vermek istermiş gibi ona baktı, ama bir şey demedi.

Engerek odaya göz attı. İçerisi karanlık ve soğuktu;
nemli duvarlardan bayat bir koku yayılıyordu.
Zeminin tamamı çer çöple kaplıydı: eski gazeteler, kirli giysiler,
aklınıza gelebilecek her türlü çöp vardı.
Engerek, çöplerin üstüne basa basa odanın diğer tarafına yürüdü
ve pencerenin hemen dışına yerleştirdiği kameraya baktı.
Açı kusursuzdu. Öyle olmalıydı.

Tatmin olmuş bir ifadeyle arkasına dönüp, kızın önüne çömeldi.

Kızın nefes alıp verişi çoktan yavaşlayıp tehlikeli bir seviyeye ulaşmış,
gözleri anlamsız ve boş boş bakmaya başlamıştı.
Engerek, odanın loşluğunda bile görebiliyordu bunu.

Fazla vakit kalmamıştı.

“Lütfen,” dedi kız bir kez daha. Sesi bu sefer iyice uzaklardan geliyordu;
çok çok uzaklardan.

“Sakın korkma,” dedi Engerek, önceki gibi. “Seni azat ediyorum.”

Engerek ona gülümsedi. İki eliyle kızın suratını avuçladı.
Derin derin gözlerine baktı.
Kızın, onun yanında olduğunu görmesini sağladı.

“Uç minik kuş,” dedi. “Uç uzaklara.”

Böylece, Mandy Gill uçtu.

Tâ yükseklere uçtu.



İki

Mandy Gill’in yaşamı soğuk ve gri bir kış günü sona erdi.
Hayatının zarı aleyhine işlemişti.
Doğduğu günden bu yana öyle olmamış mıydı zaten?
Tek başına, hüzünlü ve ıssız bir yerde ölüp gitmişti.
Ölümünün en kötü yanı da önlenebilir oluşuydu.

Birilerinin umurunda olsaydı…

Jacob Striker isimli cinayet dedektifi, devriye arabasını eski
pansiyonun önüne çekerken bunu düşünüyordu.
Burası resmen bir bok çukuruydu. Kırık pencereler eski panellerle
örtülmüştü, duvarlar çete grafitlileriyle kaplıydı ve ön bahçe
toprakla karışık yabani otlarla örtülüydü.
Yerin ismi Şanslı Pansiyon’du, ama orada kalanlar pek de
şanslı sayılmazlardı. Mandy Gill de bunun en iyi örneğiydi.
Pansiyondan son çıkışı, sorgu yargıcının beyaz renkli katı plastik
ceset torbasında olacaktı. Adil olmayan bir yaşama onursuz bir son.

Oyun bitti. Kaybettin.

Yılanlar ve Merdivenler, Sean SlaterYılanlar ve Merdivenler, Sean Slater

Striker
Striker etrafa göz gezdirdi.
Alan, yıkılan binanın kalıntılarıyla kaplıydı.
Dikkatini bir kez daha odaya çevirip, Mandy’nin eşyalarını
incelemeye başlayacakken, pencereden gördüğü bir şey çekti dikkatini:
güneşin soluk ışınlarıyla parlayan metalik bir şey vardı dışarıda.
Pervazda, pencerenin hemen dışında, bir daire biçiminde
cam bir kapağı olan ufak bir nesne duruyordu.

Bir kamera.

Odanın içine çevrilmişti.

Striker pencereye tutunup açmaya çalıştı,
ama çerçeve zamanla çürüyüp şişmişti.
Dolayısıyla, pencere fena halde sıkışmıştı. Açılması da imkânsızdı.

Kamerayı pervaza her kim yerleştirdiyse, bunu dışarıdan yapmıştı.

Striker bunun nasıl yapılmış olabileceğini düşündü.
Daha yakından bakmak için öne eğildi ki arkasından hafif ve hışırtılı
bir ses geldiğini duydu. Neyle karşılaşacağını bilmeksizin arkasına baktı.

Bir, iki saniye sonra rahatladı.
Duyduğu ses cansız bedenden çıkan havanın sesiydi
– beden çürümeye başladığında meydana gelen normal bir olaydı.

Derin bir oh çekip tekrar pencereye odaklandı.
Gördüğü şey onu şoke etti.

Kamera orada değildi.

(…)

Yılanlar ve Merdivenler, Sean SlaterYılanlar ve Merdivenler, Sean Slater