Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital

·
Okunma
·
Beğeni
·
1575
Gösterim
Adı:
Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
763
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053322788
Çeviri:
Hande Koçak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Bazılarına göre, adaletsizliğin sürekli arttığı dünyada eşitsizlik uçurumları giderek derinleşirken, kimileri de gelirler ve servetler arasındaki mesafelerin doğal bir eğilimle daraldığını, sisteme dışarıdan müdahale edilmezse bu sürecin daha sağlıklı işleyeceğini ileri sürüyorlar. Peki, bu konuda bir fikir oluşturabilmek için eşitsizliklerin uzun vadeli değişim eğrisi hakkında, yani eşitsizliğin dünden bugüne tarihi hakkında bilgi sahibi olmak gerekmez mi?

On beş yıllık bir araştırmanın ürünü olan ve ekonomi terminolojisine yabancı olan okurlar tarafından da kolayca anlaşılabilecek bir dille yazılmış Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, bu konudaki boşluğu çok geniş bir veri tabanıyla dolduruyor. Hem zaman (tarihsel veriler) hem de coğrafya içinde (tüm dünyadan veriler) karşılaştırmalı bir yöntemin kullanıldığı bu temel eser, Thomas Piketty'nin sözleriyle, "bir ekonomi kitabı olduğu kadar, bir tarih kitabı" da olma özelliğini taşıyor.

Fransız ekonomist Thomas Piketty'nin magnum opus'u Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital'in yılın hatta belki de önümüzdeki on yılın en önemli kitabı olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
(Paul Krugman, New York Times 23.03.2014)

Thomas Piketty bu esaslı kitabıyla hem akademik dünyaya, hem de tüm okuyuculara büyük bir hizmet sunuyor. Sunduğu tez gücünü ona buna saldırmaktan ya da politik gündemden değil, dikkatlice toplanmış ve analiz edilmiş verilerden ve gerekçelendirilmiş düşünceden alıyor.
(Rakesh Khurana, Harvard Business School)

Bazı kitaplar sadece okunur, bazı kitaplar ise taşı gediğine öyle bir koyar ki insanda canla başla okuma isteği uyandırırlar, Thomas Piketty'nin Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital isimli kitabı bariz biçimde bu ikinci kategoriye giriyor.
(Perry Lam, South China Morning Post, 23.05.2014)

Piketty eşitsizlik konusunda muhtemelen son dönemin en önemli düşünürü… Bu kitapta servet uçurumları konusunda liberal çevrelerde hâlihazırda hissedilen rahatsızlığı haklı çıkaracak yetkin bir çerçeve sunuyor…
(Jordan Weissmann, Slate, 22.04.2014)
(Tanıtım Bülteninden)
763 syf.
·8/10
Sosyalizm Komunizm üzerine birazcık okumuşların yolunun düşmesi gereken oldukça objektif bir eser. Marx'ın tezleri ile veriler ne ölçüde tutuyor ? Kapitalist dünya bize ne vaad ediyor ? Okuyunuz...
763 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Biraz atlaya zıplaya okudum diyebilirim.
Yazar sermayenin dağılımını, ülkelere göre, zamana göre veriyor. Detaylı inceliyor, anlatıyor. Neymiş ne olmuş. Savaşlardan sonra hep düzen değişmiş sermaye orta sınıfa geçmiş. Zamanla zenginlerin daha zengin olduklarını, sermaye payının arttığını anlatıyor. Zengin insanlar daha fazla risk alabilir ve paralarını yönetmek için profesyonel finansçılar tutabilir diyor. HAlkın dönem dönem hiç sermayesi olmayan kesimlerini ülkelere, dönemlere göre belirtiyor. Sermaye eşitsizliğini çok vurguluyor. Bir de esas kapital vergi cenneti adalarda duruyor. Dağilimi bozuyor. En sonda da sermayeden vergi alınmasına dair bir hayali var. Ancak bunu ülkeler yaparsa başarılı olmayabilir diyor. Küresel yapılmalı. ülkeler bu para ile hazine borçlarını ödeyebilirler diyor.
Ekonomiyi anlamak isteyenlerin kütüphanesinde güçlü bir referans kitap olarak bulunabilir. İlgi duymayanlar için çok sıkıcı bulabilir. Zira çok uzun bir kitap.
763 syf.
·51 günde·Beğendi·9/10
Lisans okurken dönem projesi olarak bu kitabı incelemiştim. Piketty her ne kadar idealist bir yazar olsa da söyleyecekleri önemli. Kitabı almadan önce dikkat edin, baya kalın ve okumak için uzun süre vermeniz gerekiyor. Kitabı alıp 10 sayfa okuyup kenara bırakan bir çok insan olduğu için, vaktiniz yoksa uzak durun derim. Ayrıca iktisat bilgisi az olanlar için kitabın başlarında özet geçtiği bölüm ufkunuzu biraz açacaktır sonra söyleyecekleri için.
Uzun vadede gerçekten de ülkeler arası eşitlik lehine işleyen tek kuvvet, bilginin ve becerilerin yayılmasıdır.
Bir ülkenin kendi içinde ve ülkelerin birbiri arasında , başlıca eşitsizlikleri azaltma yolu, bilginin yayılımı ile becerilere ve eğitime yapılan yatırımdır.
Gelirin her zaman iki bileşenden oluştuğunu hatırlatmakta yarar var: Bir yanda emek geliri (yevmiye, ücret, ikramiye, ücret dışı emek gelirleri vs. ve emekle ilişkilendirilen, hukuki biçimi ne olursa olsun her türlü hakediş); diğer yanda sermaye geliri (kira, kâr payı, faiz, kâr, artı değer, gayrimaddi hak ödemeleri -royalties- vs. ve toprak, gayrimenkul, finansal ürünler, endüstriyel donanım vs. cinsinden ve yine hukuki biçimi ne olursa olsun sahip olunan sermayeden elde edilen gelirler).
16 Ağustos 2012'de Güney Afrika polisi, Johannesburg yakınlarındaki Marikana platin madeni işçilerini Londra merkezli Lonmin şirketinin hissedarları olan maden sahipleriyle karşı karşıya getiren çatışmaya müdahale etti. Güvenlik kuvvetleri grevdeki işçilere gerçek mermiyle ateş açtı. Bilanço: Otuz dört maden işçisi hayatını kaybetti.1 Bu tür durumlarda sıklıkla olduğu üzere, toplumsal çatışma ücret sorununa yoğunlaşmıştı: Maden işçileri aylık ücretlerinin 500 avro artırılarak 1.000 avroya yükseltilmesini talep ediyorlardı. Yaşanan trajediden sonra şirket nihayet bir zam teklifi yapmaya karar verdi: Ücretleri ayda 75 avro artıracaktı.2

Yakın zamanda meydana gelen bu olay bize, üretimin ücret ve kâr arasında, emeğin geliri ve sermayenin geliri arasında nasıl bölüştürüleceği meselesinin paylaşım sorununun daima en öncelikli boyutunu teşkil ettiğini hatırlatmaktadır. Geleneksel toplumlardaki sosyal adaletsizlik ve tüm başkaldırıların temelinde de toprak sahibi ile köylü arasındaki, toprağa sahip olan ile onu emeğiyle işleyen arasındaki, topraktan kira alan ile toprağa kira ödeyen arasındaki zıtlık vardı. Sanayi Devrimi sermaye-emek çatışmasını şiddetlendirmiş gibi görünmektedir, bunun sebebi belki de eskiye kıyasla çok daha sermaye yoğun üretim şekillerinin (makine, doğal kaynak vs.) ortaya çıkması ya da belki, çok daha adil bir gelir dağılımı ve çok daha demokratik bir toplumsal düzen umudunun suya düşürülmüş olmasıdır -bu konuya geri döneceğiz.

Her ne olursa olsun, Marikana'da meydana gelen trajik olaylar ister istemez daha eski şiddet olaylarını akla getiriyor. Chicago'nun Haymarket Meydanı'nda 1 Mayıs 1886'da ve daha sonra, Fransa'nın kuzeyindeki Fourmies'de 1 Mayıs 1891'de güvenlik kuvvetleri ücretlerinin artırılmasını isteyen grevdeki işçilere hedef gözeterek ateş açmış ve birçok işçiyi öldürmüşlerdi. Emek ve sermaye arasındaki bu çatışma için geçmişte kaldı denilebilir mi, yoksa bu çatışma 21. yüzyılda da büyük önem taşımaya devam mı edecek?
İç Savaş öncesindeki ABD aslında birbirine tamamen zıt iki gerçeğin bir bileşimidir: Bir yanda arazilerin fiyatı herkesin mülk sahibi olabileceği kadar düşük olduğundan ve yeni göçmenlerin sermaye biriktirebilmesine yetecek kadar zaman henüz geçmediğinden, sermayenin henüz çok değer taşımadığı nispeten eşitlikçi bir dünya, yani kuzey; diğer yanda ise mülkiyet eşitsizliklerinin, kuzeyin aksine, olabilecek en aşırı ve şiddet dolu vaziyeti aldığı, neredeyse nüfusun bir yarısının diğer yarısına sahip olduğu, köle sermayesinin büyük ölçüde toprak sermayesinin yerini aldığı ve onu geride bıraktığı bir dünya, yani güney.
Ülkeler arası teknolojik eşitsizlikleri azaltma süreci ,serbest ticaret tarafından teşvik edilmiş olabilir, ancak bu aslında piyasanın işleyişiyle değil, -tam anlamıyla kamu malı olan- bilginin dağılımı ve paylaşımıyla ilgili bir meseledir.
Özetleyecek olursak, Ricardo'nun sermayenin fiyatı ve kıtlık prensibi üzerine geliştirdiği modeli temel alan Marx, sermayenin öncelikle toprağa dayalı değil, endüstriyel olduğu (makine, teçhizat vs.) ve dolayısıyla prensipte sınırsızca birikebildiği bir dünyada sermayenin dinamiklerine dair bir analizle onu daha da ileri götürdü. Aslında, çıkardığı asıl sonuç "sonsuz birikim prensibi" olarak adlandırabileceğimiz, sermayenin hiçbir doğal sınır tanımaksızın birikme ve çok az kişinin elinde yoğunlaşma konusunda amansız bir eğilime sahip olduğuydu. Marx'ın kapitalizmin sonuna dair kıyamet öngörüsünün çıkış noktası da buydu: Ya sermayenin getiri oranı azalma eğilimi içine girecek (bu da birikim sürecini durdurur ve sermaye sahipleri arasında şiddetli bir çatışmaya yol açabilir) ya da milli gelirden sermayenin aldığı pay sınırsız bir şekilde artacaktı (bu durumda da dünyanın bütün işçileri eninde sonunda birleşip ayaklanacaktı).
Bu karanlık yazgı da, Ricardo'nunki gibi gerçekleşmedi. 19. yüzyılın son üçte birlik diliminde ücretler sonunda artmaya başlamıştı: Eşitsizlikler inatla aynı kaldığı, bazı açılardan birinci Dünya Savaşı'na dek arttığı halde, satın alma gücündeki iyileşme herkese yayıldı, bu da durumu kökünden değiştirdi. Komünist devrim şüphesiz gerçekleşti, ancak Avrupa'nın en geri kalmış ülkesinde, Sanayi Devrimi'nin güç bela başladığı Rusya'da gerçekleşti. Halbuki o dönemde, en gelişmiş Avrupa ülkeleri -o ülkelerin nüfuslarının şansına- farklı, sosyal-demokrat yolları keşfe çıkmışlardı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
763
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053322788
Çeviri:
Hande Koçak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Bazılarına göre, adaletsizliğin sürekli arttığı dünyada eşitsizlik uçurumları giderek derinleşirken, kimileri de gelirler ve servetler arasındaki mesafelerin doğal bir eğilimle daraldığını, sisteme dışarıdan müdahale edilmezse bu sürecin daha sağlıklı işleyeceğini ileri sürüyorlar. Peki, bu konuda bir fikir oluşturabilmek için eşitsizliklerin uzun vadeli değişim eğrisi hakkında, yani eşitsizliğin dünden bugüne tarihi hakkında bilgi sahibi olmak gerekmez mi?

On beş yıllık bir araştırmanın ürünü olan ve ekonomi terminolojisine yabancı olan okurlar tarafından da kolayca anlaşılabilecek bir dille yazılmış Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, bu konudaki boşluğu çok geniş bir veri tabanıyla dolduruyor. Hem zaman (tarihsel veriler) hem de coğrafya içinde (tüm dünyadan veriler) karşılaştırmalı bir yöntemin kullanıldığı bu temel eser, Thomas Piketty'nin sözleriyle, "bir ekonomi kitabı olduğu kadar, bir tarih kitabı" da olma özelliğini taşıyor.

Fransız ekonomist Thomas Piketty'nin magnum opus'u Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital'in yılın hatta belki de önümüzdeki on yılın en önemli kitabı olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
(Paul Krugman, New York Times 23.03.2014)

Thomas Piketty bu esaslı kitabıyla hem akademik dünyaya, hem de tüm okuyuculara büyük bir hizmet sunuyor. Sunduğu tez gücünü ona buna saldırmaktan ya da politik gündemden değil, dikkatlice toplanmış ve analiz edilmiş verilerden ve gerekçelendirilmiş düşünceden alıyor.
(Rakesh Khurana, Harvard Business School)

Bazı kitaplar sadece okunur, bazı kitaplar ise taşı gediğine öyle bir koyar ki insanda canla başla okuma isteği uyandırırlar, Thomas Piketty'nin Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital isimli kitabı bariz biçimde bu ikinci kategoriye giriyor.
(Perry Lam, South China Morning Post, 23.05.2014)

Piketty eşitsizlik konusunda muhtemelen son dönemin en önemli düşünürü… Bu kitapta servet uçurumları konusunda liberal çevrelerde hâlihazırda hissedilen rahatsızlığı haklı çıkaracak yetkin bir çerçeve sunuyor…
(Jordan Weissmann, Slate, 22.04.2014)
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 39 okur

  • Selman Yavuz Demiröz
  • Beyza Karaca
  • Yüksel Erkıral
  • -Milena-
  • blntylv
  • Aylin Tari
  • Özknymn
  • Burak Güner
  • MEHMET AKİF KARA
  • Halil Levent Kabay

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%7.7 (1)
9
%23.1 (3)
8
%30.8 (4)
7
%23.1 (3)
6
%7.7 (1)
5
%0
4
%0
3
%7.7 (1)
2
%0
1
%0