Adı:
Yitik Bir Aşkın Gölgesinde
Baskı tarihi:
19 Nisan 2018
Sayfa sayısı:
295
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732278
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Siya Evine
Çeviri:
Muhsin Kızılkaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Ülkesinden sürgün edildikten sonra hep onun özlemiyle yaşayan, dönüş umudunu hep içinde taşıyan, sonrasında sevgilisi ile ülkesi arasında seçim yapması gerektiğinde ülkesi için savaşmayı seçen, her iki seçiminde de yenilen Kürt aydını Memduh Selim Bey'in hikayesidir anlatılan.

Ülke özlemi içinde büyürken, aşkın ateşiyle yanar. Ömrünün son demine kadar yalnızlık ve yoksullukla boğuşur, çaresizlik içinde ölür. Büyük umutlar, hayaller ve hayal kırıklıkları, trajediler ve adım adım yok oluşa uzanan destansı bir yolculuk...
Öncelikle kitabı bana hediye eden Hakan Can
a teşekkürlerimi sunuyorum. İçinden bana kitap hediye etmek gelmiş. Nasıl mutlu oldum anlatamıyorum. Öyle her kitabı beğenemiyorum. Hediye kitaplar ömür boyu saklanacak olduğu için çok güzel olsun içime işlesin isterim. Yaşar Kemal'in övdüğü bir kitap göndereceğim deyince çok sevindim. Koskoca Yaşar Kemal onay vermişse kötü olmasının imkanı var mı?

Kitabımız 1922 yılından başlayıp 1976'da roman kahramanımız Memduh Selim beyin ebedi bir sessizliğe gömülmesiyle son buluyor.

Trayyy laaa laayyy trayyylaaalaayyy diye başlıyor romanın asıl yeri. Feriha keman çalıyor. Ayın on dördü gibi güzel bir yüz. Memduh Selim aşık oluyor bu ceylana. Sonrası mı? Sonrası kötü, sonrası acılarla dolu. Aşkı ve halkı arasında ezildi Memduh Selim bey. Keşke kader ağlarını onu mutlu edebilecek şekilde örseydi.

Tarihi roman yazmak ustalık isteyen bir iştir. Geçmiş zamanın yaşantısını, kültürünü, atmosferini iyi bilip okuyucuya yansıtmak gerekir. Bu roman bu duyguları çok güzel yaşatmış. Bazı tarihi denilen romanlarda bu his yaşanmıyor yaşatamıyor. Ama ben bu romanda hiç bilmediğim 1920'li yılları yaşamış gibi oldum.

Kitap Kürtçeden Türkçeye çevrilmiş bir kitap. Çok beğenerek okudum. Tek sorun yaşadığım şey, bazı bölümlerdeki anlamları yazılmamış Kürtçe kelimelerdi. Çeviri kitaplarda böyle şeylere rastlıyoruz zaman zaman.
Gurgin gurgin. .
İncelemeye başlamadan önce “MEHMED UZUN OKUMA ETKİNLİĞİ” #30997659 altında böyle güzel bir kalemi benimle tanıştırdığı ve Kürt Edebiyatının en iyilerinden birini okuma fırsatı sağladığı için sevgili Esra’ya teşekkür ederim.

Bu romanın bana hissettirdikleri anlatamam belki ama içimde canlandırdığı ezgileri sizinle paylaşabilirim. https://www.youtube.com/...gI&start_radio=1
Ve bir de bu romana çok yakıştırdığım bir şiir, bir şarkı sözü...

"Boran bir yaban kuştur.
Gökyüzünün mavisine bata çıka bir maviş kuş.
Konmaz hiçbir yere.
Yuvasından bozkırlara koşar sulardan yuvasına.
Çok zor yakalanır, şahin bile tutamaz onu kanadından. Yabandır. asidir ha, rengi kadar güzeldir.

Güvercin sahipleri sevmez boranı. Girer evcil sürüsüne.
Peşine mutlaka takılan olur.
Bazen sürü bile düşer ardına ya vurulur ya da yaralıyken yakalanır.
Diğer kuşlarla aynı kafese kapatılır.
Hiçbir evcil kuşu yaklaştırmaz kendine.

Hele bir de güvercin besleyenler evcilleştirmek için kanadının tüylerini çekti mi, vay vay yemez artık yemini.
Ya açlıktan ölür ya da kafesin demirine kendini vura vura öldürür.

Sesi çığlıktır artık, turna indirir.
Ya gökyüzüdür ya ölümdür boran.
Boranlar kalktı mapushanelerden.
Şehre sokulmamış evlerden.
Dökerek renklerini şehirlerin ufkuna, gittiler dağların doruklarına."

Göç, sürgün, güz , bir de keman sesi : tray la laaay, traaay,traaay,laaa…

Hayatı her mevsim sonbahar olan bir adam. Memduh Selim Bey. Dilinden korkarak büyüyen çocuklar, ilkokula başladığında yıllardır konuştuğu dilin yasak olduğunu öğrenenler, aydınları öldürülen , sürgün hayatı yaşayan bir halk. Yüzyıllardır var olan ancak yok sayılmış bir halk. Belki kendini bile unutan bir halk, ölümler üzerine , kan üzerine , ağrının alevi üzerine kurulmuş bir aşk, bir ceylan...

Güz mevsiminde dökülen yaprağın üzerinde hayat bulmaya çalışan bir organizmanın açlığında sonuna kadar tüketilmek istenen bir yaprak , aşk.

Bir tarafta inanılmış bir dava , bir tarafta hayatın en canlı davası aşk. Bulması da , kazanılması da zor olan aşk. Kaybedilmesi kalpte oluşan kağıt kesiği. "

Durmadan kanayan bir kağıt kesiği yara kalpte, bir de beyinde açılan bir dava kurşunu. Yara almış bir vücut. İki cephede birden savaşıyor. Umut karın bölgesinde geziniyor. Tek besini kalpte damla damla akan kan. İnce bir umut çok çok ince , bir sızı gibi , bir koku gibi, bir anı gibi karın bölgesinde yayılıyor vücuduna , beynine sızıp hayaline ulaşıyor. Dayanma gücünü böyle sağlıyor Memduh Bey , böyle dayanıyor, böyle güçleniyor.

Sonra beynindeki dava kurşunu yok ediyor Memduh Bey’i , ilk davasını böyle kaybediyor. Tek cephede savaşan bir adam artık o ... Kalpteki ince kesik , karın bölgesindeki umutla yeniden iyileşiyor sanki. Tutunacak , savaşacak tek organı kalp... Ancak kalpteki kağıt kesiğinin onu öldürdüğünü çok sonraları anlıyor , karın bölgesinden yayılmakta olan sızı da umut değil, ecel. Günden güne tükeniyor artık. O kağıt yarası güzel bir türkü gibi ölümüne dek kulaklarında uğulduyor, dili kalbiyle birlikte sonsuza dek bu türküye eşlik edecek,biliyor.

Aşkın ve varoluşun romanı bu. Yok olmaya yüz tutmuş DNA’larda tutunan bir umut ışığının yeni genler yaratmasıyla örülmüş bir gen haritası , ulus. Yok edişlerden kendini var etmiş insanlar, çaresizliği iki omuzunda taşıyan , bir omzunda umut , bir omzunda çaresizlik, dilinde ağıtlardan ve sevinçlerden bozma bir türkü. Gönlünde aşk yarası. İnce sızı…


Nasıl anlatılır , nasıl hissettirilir yaşananlar? Sadece hissettiklerimi aktarmaya çalıştığım bir inceleme oldu bu. Kesinlikle anlatamama kaygısı yine içimde. Ancak kalem kırık, dönmüyor , hislerime tercüman olmuyor, olamıyor. Başka bir ırkın gözünden bakmak, başka geçmişe sahip insanların gözlerinden dünyaya bakmaya çalışmak benimki. Empati , empati , empati! O da ne kadar başarılı olabilirse anlamaya , işte o kadar.

Yıldızlı not : Okumadan önce ön yargıları bir rafa kaldırmayı unutmayın.
Romanın “Çevirenin Notu” adlı bölümünden bir alıntıyla incelememi noktalıyorum.

“Çevirinin bittiği günlerden biriydi. Hepinizin tanıdığı bir gazeteciyle bir ahbabın evinde karşılaştım. daha önce birlikte çalışmıştık. Ne yaptığımı sordu; Kürtçe bir romanın çevirisini yeni bitirdiğimi söyledim. Bön bön yüzüme baktı, hayretler içindeydi; bana “Kürtçe’de bir roman yazacak kadar kelime var mı?” dedi.
Sağlıcakla Kalın.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.906 Oy)19.824 beğeni45.389 okunma3.494 alıntı191.849 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.900 Oy)9.173 beğeni30.078 okunma922 alıntı146.058 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.974 Oy)11.757 beğeni29.513 okunma1.681 alıntı154.425 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.090 Oy)13.896 beğeni36.004 okunma3.758 alıntı152.994 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.745 Oy)8.358 beğeni23.885 okunma945 alıntı95.185 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.709 Oy)8.170 beğeni22.229 okunma4.410 alıntı136.316 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.213 Oy)9.200 beğeni27.469 okunma2.920 alıntı121.068 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.878 Oy)9.415 beğeni26.489 okunma1.791 alıntı135.183 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.702 Oy)9.648 beğeni27.088 okunma1.995 alıntı125.429 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.895 Oy)6.004 beğeni20.543 okunma913 alıntı106.709 gösterim
Artık okuduğum muhteşem kitapların etkisinden kolay kolay kurtulamıyorum kurtulmak da istemiyorum. Araştırıyorum ne de güzel şeyler buluyorum. Bir Mehmed Uzun filmi yapmışlar hem de Kürtçe. Muhakkak izlenmeli , yayalım yayalım izleyelim :)
https://youtu.be/7LQmm5QHnTw

Hiç görmesem de sıcaklığını hissettirerek Hakkari'lerden hem sevgiler hem de bu şahane kitabı gönderen Esra 'cım; içimi parçaladın ama nasıl mutlu ettin beni, tüm bunlar için çok çok teşekkür ederim sana, iyi ki varsın, bu sitenin bana kazandırdığı çok önemli, değerli insanlardan birisin:)

'Yitik Bir Aşkın Gölgesinde " kitabının hediye olmasının yanı sıra başlangıcı benim canım Yaşar Kemal ile olunca biliyorsun ki bu kitap çarpacak seni. Kendisine 'Homerosoğlu' denilirken Mehmed Uzun için Kürtlerin Homeros'u demesi elbette beklentiyi yükseltiyor. O kadar zengin ki zihni. Hele kendimi şanslı saydığım şeylerden biri yine bu site sayesinde okuduğum Ehmedê Xani'den de söz edilmesi,ayrıca yine sürgün yemiş Kavafis, yani yabancılık çekmedim isimlere. Bir de keşke Mehmed Uzun inat etmeseymiş de kitaplarını kendi çevirseymiş. Belli ki kendi dilinde edebiyatını konuşturmuş ama her çeviri aynı tadı vermiyor. Bazen derim Balzac okurken aldığım lezzeti kim bilir Fransızca okusam nasıl divane olurdum bu da öyle hissettirdi.

Alıntılarda yalnız aşk davası paylaşmış olabilirim ama içimdeki büyük siniri satırlara yazmak çok zor.
'Coğrafya kaderdir' cümlesi ülkede dört bir yandan kendini en büyük dehşeti ile gösteriyor ve dayanılmaz bir hal alıyor bende. Yalnız bu kadar üzüleceğimi düşünmemiştim.
En acı cümlelerinden biri de;
' Dünyada hiçbir fikir eseri yoktur ki zulme karşı başkaldırmamış olsun.'

Bir de ;
"Kuşkusuz durumumuzu biliyorsunuz. Ancak bizi anladığınıza inanmıyorum. Bizi nasıl anlayabilirsiniz? Siz de biliyorsunuz ki; bilmek ayrı şey anlamak ayrı şeydir. Anlamak, bilmekten daha yakıcıdır. Çok yakıcı. Ve bazı şeyler vardır ki, yaşanmadan anlaşılmaz..."

Şimdi bu cümle sonrası gerçekten amaan artık öyle dertler yok, benim çok Kürt arkadaşım var hiç öyle bir ayrımcılık yok , onlar şikayet etmiyor, biz biliyoruz anloyoruz da... gibi sığ cümleler kurmadan önce bir kez daha okumak ve düşünmek gerek.

Kitapta eğer'lerle süregiden büyük keşke'ler grubu var. Ve bunlardan yalnız biri gerçekleşmiş olsa talih çok başka yönlere taşıyacak insanları hem de sadece bir kişinin değil bir çok kişinin hayatını değiştirecek. Hep böyle değil midir, insanın verdiği ufak bir karar tüm dünyasının değişmesine neden olur ve artık geri dönüşü yoktur. Bir de bu kitap bunların yanında bana binlerce şey düşündürdü. Mesela Osmanlı Devleti yıkıldığında aydınlar tarafından ülkenin kurtarma çabası esnasında başka biri önder olsaydı, mesela bir Kürt ya da Çerkez.. O da Kürdiye kursaydı, ülkedeki herkesin Kürt kabul edilmesini isteseydi, isyan edenler ülkeden sürülseydi. Bir dolu kavga da Türklerin kendilerini kabullendirme çabası olsaydı, çok şey farketmez miydi...

Üzüyor be. Bazen bu topraklarda artık yaşayamayacağım anlar hissediyorum , dayanamıyorum diyorum, gidicem diyorum . Ama biliyorum ki ne zaman gitsem geri dönebilirim. Peki ya dönememek, o bayılarak konuştuğum dilimi vır vır uzun uzun istediğim her yerde konuşamamak, memleketin neresine gidersen git bir manyaklığa rastlama beklentisi hissetmeden yürümek, ya ince belli çay bardağının önemini anlayamayan insanlarla bir arada uzun yıllar geçirmek... benim için sürer de gider. Bunun insan içinde yarattığı yaşarken yaşayamama durumu. Off off . Gece gece yine çok dertlendim.
Finalde bu adam kimdir derdi nedir diye bakmak isteyenlere küçük bir röportajım var, ölmeden önce ahh keşke ...

https://www.ilkehaber.com/...-yazariyim-23915.htm
Bu roman, onulmaz, çifte bir aşkın romanıdır. Bir tanesi kadın aşkı, ötekisi bir kavganın aşkı. Memduh Selim İstanbul'da okumuş, İstanbul aydınlarının kültür yaşamına karışmış, bir kültür adamı, bir kitap kurdudur.

Cumhuriyetten sonra Türkiye'den sürgün edilmiş, o zamanlar Fransızlarda olan Antakya'da ve Halep'te , öteki Suriye şehirlerinde yaşamış, bu sıralarda da bir Çerkes kızına âşık olmuş, Nişanlanmış, evleneceklerken Ağrı Dağı başkaldırısı başlamış.isterse Ağrı'daki savaşa gitmeyebilir.

Nişanlısından çok yaşlıdır. Ama aşk büyüktür. Sonunda Memduh Selim Bey savaşı seçer ve Ağrı Dağı'nın yolunu tutar. Savaş, yoksulluklar, açlıklar ve yenilgi...

Bu roman bir trajedidir. Dil yalın , yeni betimlemeleri göze batmadan, insanın gözüne gözüne sokmaz.

Bu romanı bitirdikten sonra etkisinden kurtulamadım.Memduh Selim Bey'e üzüldüm, kızdım, küçümsedim belki... Bence sizde bir şans verin , bir şey kaybetmiş olmazsınız...

Son olarak Yaşar Kemal, yazar hakkında neler söylemiş:

Mehmed Uzun 'u okuduğumda çok şaşırdım, bir dilin ilk romanı böylesine ustalıkla, böylesine zengin bir dille, üstelik de gelişmiş bir roman dili yaratılarak nasıl yazılmış diye. Mehmed'in yeteneğinin, geniş kültürünün elbette bunda büyüktür.
Mehmed Uzun büyük bir yetenek. Bu kitap ise bana göre en kıymetli eseri. Ezbere bildiğim bir cümle vardır bu kitaptan aklımda kalan: "Mirim, diyor, hayat dört ses sayesinde hayattır hala; yüreğin sesi, kadın sesi, müzik sesi ve su sesi..." 
Kitabı okurken yaşadım resmen. Kah ağladım, kah huzur buldum, gözlerimi kapadım hayal kurdum. Mehmet Uzun ne büyük bir edebiyatçı ve ben onu okumuş olmaktan çok büyük bir mutluluk duyuyorum. 
Muazzam bir roman, mükemmel bir üslup yakalamış eserde, yazar mükemmel bir iş çıkarmış bu tarihsel kişiliğin hayatını romanlaştırmış, herkese öneriyorum. Aşk ve davası arasında kalan insanın romanı, kelimelerinin duruluğu üslubu gerçekten çok temiz, herkese öneriyorum... 
Memduh Selim Bey...
Bilgili, görgülü, kalbiyle yaşayan, pusulası kalbi olan ama hak ettiği mutluluğu kaçıran bahtsız ve güzel adam... Hikâyen beni hem hoşnut etti hem de hüzünlendirdi. Ömrünün geri kalanını mutluluk içinde geçireceği insanı bulmuşken bu kutlu insanın bir anda ellerinin arasindan kayip gitmesi ne acı bir durum. Memduh Selim Bey'in hikâyesini okuyunca ertelenen güzelliklerin, zamanında gereken kıymeti görmeyen insanların daha sonra insanın koca bir ömrünü nasıl etkilediğini derin bir şekilde hissettim. Sevdiklerinizin kıymetini bilin dostlar, zira bir saniye bile geri gelmiyor, hepsi şükür sebebi. Mehmed Uzun ne hoş anlatmış bu hazin hikâyeyi. Kullandığı cümleler, kürtçe tabirler, destanlardan örnekler, altı çizilesi harika paragraflar hepsi okuyunca insanın kalbine dokunan bir roman çıkarmış ortaya, iyi ki çıkarmış. Ayrıca Turkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasina gebe dönemlerde Kürt halkın direnişi ve özgürlük arayışının da genel olarak portresi sunulmuş okuyucuya. Bir direnişin ve yitik aşkın kitabı... Bu arada kitapta beni fazlasıyla etkileyen bir alıntıyı buraya bırakıyorum. Şimdiden hepinize keyifli okumalar. :)

"İnsan sevdiğine kavuştuktan sonra
ekmeği olsun, ayranı hiç olmasın
yemeği sadece darı olsun
yorganı mavi gök olsun
döşeği kuru yer olsun
yastığı sert taş olsun
torbası omzunda olsun
torbanın dibi delik olsun
yurdu buralar olmasın
Acem ve gavur ellerinde olsun
Sevgilisi insanın istediği gibi olduktan sonra
gün boyu avare olsun.
aşsız katıksız, ekmeksiz olsun."
Mehmed Uzun ve onun dili. Evet, ilk önce üzerinde durulması gereken konu bu...
Adeta bir nehir gibi, akıp gidiyor; öyle rahatlatıcı, dinginlik verici... Şiir gibi; ruha munis, hafif bir ezgiyi duyuruyor... Güneşin batışı ile birlikte gelen o serin havada her şeyden; tüm zamandan, insanı varlığından kopartıp derinliklere, çok uzaklara alıp götüren bir manzara gibi...Tıpkı gözlerinin içi gülerek bakan, rüzgarda saçlarının dalgalandığı, tebessümünden sonra yanaklarında oluşan buseleriyle, ağır ağır yaklaşarak, yavaş yavaş kalbe yerleşen ve sonsuz huzura erdiren o güzel kadının gelişi gibi... Yüksek dağların ihtişamını seyrediyormuş gibi...
Ve sessizlik. Sessizlik, insanı o gürültüden alıp kendi dünyasıyla baş başa bırakan o sessizlik gibi...
Şiir gibi, bu dil de insanı zamandan, gerçeklerden soyutlayan, kaderin acımasız cellatlarının elinden kurtaran ilaç oluyor...


Mehmed Uzun. Kürt edebiyatının öncülerinden, en sağlam yazarlarından biri kuşkusuz. Eserlerini Kürtçe kaleme alıyor ki, bu büyük bir başarı. Zira kürtçe bir roman kaleme almak pek kolay olmasa gerek. Üstelik dilini de ustalıkla kullanıyor. Yukarıdaki benzetmeleri de o dilin etkisiyle yaptım ki, yine de tesirini tamamıyla anlatabilmek mümkün değil. Bu yüzden ben onun da bütün büyük romancıların yanında anılması gerektiğini düşünüyorum...

"Ve bağırdı annem, tam evden çıkarken; 'Yüreğini ört, insanlar soğuk, üşürsün.' Mehmed Uzun'u ilk bu sözü ile tanımıştım ya da ilk defa bu sözü ile onunla karşılaştım demeliyim. Ama o zamanlar yazarlığı hakkında bir fikrim yoktu. Onunla ilgili olarak daha yeni bir düşüncem oldu.

Konu ile ilgili olarak kısa bir şey paylaşmak istiyorum: Hayatta anlayışımızı değiştiren, her safhada ya da dönemde yeniden karşılaştığımızda, yaşadıklarımıza farklı bakmamıza neden olan iki şey: Sözcükler ve Görüntüler... Bu ikisini uzun bir aradan sonra karşılaştığım bir şöfür ve dolmuşunda asılı duran tabelada farkettim...
" İnsanı tüketen sahip olmadıkları değil, sahipken kaybettikleridir."
Her dolmuşuna bindiğimde gördüğüm bu söz şimdi yeni bir anlam ifade ediyor benim için. O kişi, bana hep yukardan baktığını düşündüğüm o kişiyi şimdi farklı görüyorum. Onun bulunduğu yere gelip, yani hayat tecrübesiyle düşüncelerine ve bakış açısındaki derinliğe ve genişliğe ulaştığım için mi bu böyle? Yoksa her anladığımız şeyi aslında anlamıyoruz da, öyle mi sanıyoruz? Bu bir yanılsama mı? Tüm bunlara Phyron gibi mi bakmalıyım. Daima şüpheyle? Ama bu söz yeni anlamıyla karşıma çıkıyor: Memduh Bey'in tükenişi. Sahipken kaybettikleri. Avuçları arasından yitirdiği aşkı ve özgürlüğü. Yani her şeyi... Bu kitapta ve hikayede yeniden anlam kazanıyor.

Eserin genelinde yatan bir ikilem. Söz konusu Memduh Selim Bey'in özgürlük ile aşkı arasındaki zor kararı...
Memduh Selim Bey, kürt aydın. Cumhuriyetin ilanında dışarda kalan, acı çeken, kimliklerini kaybetme noktasına gelen kürt halkı adına, kendi hak ve hukuklarını, siyasi mücadelesini ortaya koyuyor. Ama ne yazık bütün emekleri boşa gidiyor. Sonunda ne aşkını, ne de özgürlüğünü elde edebiliyor...
1920 li yıllardan 1976 kara uzanan hikaye Etkili ,akıcın ve yürek yaralayıcı. Sürgün hikayesin. Sürgünde yaşayamış bir yazardan ,kendi coğrafyası ve duyguları Memduh Salim beyde dile gelmiş adeta. Cumhuriyetin kuruluşunu ve bu ara Güney'de yaşananlar özgürlük arayışlar öyküye Can vermiş.süslemeler yapmış ,kaybedilen aşkını kitabına . Paris'ten Halebe yalın dili ve betimlemeleriyle zamanda yolculuğa çıktım adeta. 'Renkli bir göç; güzel ardı arkası görünmeyen, acelesi olmayan, hilesiz , sakin..' diyerek ölümü beklemek , bınu kaleme dökmek çokkkk güzel . Çevrinin eleştiri aldığını okudum .katılmıyorum , gayet güzeldi . Bir dildeki ağıt , bir dildeki ah başka dile bu kadar güzel çevrilir .o dil ki Yaşar Kemal 'in söylemiyle Mezopotamya'nın yaşayan en eski ve zengin dili
Yitik bir aşkın gölgesinde...
Ne gölge ama, romanın başkahramanı Memduh Selim Bey’in, kendi milliyetine ve Feriha’ya, kendi deyimiyle Ceylan’ına karşı duyduğu aşkın; derin, çok katmanlı ve her katmanında farklı hüzünlerini duyumsadığım kasvetli aşk gölgeleri.

İçinde, Memduh Selim Bey’in, aşkı Feriha’nın ve onlarca kürt vatandaşının sesinin duyulmadığı, anlaşılmadığı ve onların yaşarken cehennemde bırakıldığı bir gölge.
Bu gölgenin acısını duyumsamak ve kardeşliğimize kardeşlik katmak, her bireyin ödevidir.
Hem edebi bir aşk romanı okumak,hem de tarihte yaşanan bazı sıkıntılara farklı pencerelerden bakıp empati kurmak adına mutlaka okunması gereken bir kitap.
Keyifli okumalar dilerim.
Gurbet.. mücadele ... Savaş... Biraz da aşk..
Başlarda adapte olmam zor olsa da ortasına doğru kendimi verebildim. Kürtlerin baş kaldırışlarını kendi açısından okumak farklıydı. Olaylara başka bi gözle bakma fırsatı verdi.
Kitap an itibariyle arkadaşıma postalanıyor.. aslında kısa özet olarak bir insanın inandığı ideoloji uğruna her şeyi kaybetmesini vee hayatı ertelemesini anlatıyor.. Usta bir dille okuyucu yormadan keyifle okudum ..
Spoiler içerir.

Bu aralar sık sık kimlik ve aidiyet duygusu üzerine kitaplar peşimi bırakmaz oldu.:)Tabi hepsi farklı kimlikler ve aidiyette bu sefer 1920 lerde karşımıza çıkan bir Kürt aydının aşk ve ülküsü arasındaki gelgitlere tanıklık ettim.Ülküsünü aşkının önüne koyup daha sonra ise gerçekleşmeyen ülküsünden sonra ise aşkına yönelmesi lakin aşk için çok gecikmiş olması...Sonrasında içinde bulunduğu ruh dünyası tasvir edilmiş.Akıcı yalın ve sürükleyiciydi tamda Mehmed Uzun dan beklenileceği gibi.Modern Kürt edebiyatının mihenk taşı olarak kabul edilen yazar kendi coğrafyasının sorunlarına değiniyor.

Hiçbir canlı kendi eliyle yarattığı bir nesnenin,bir ülkünün ...esiri olmamıştır insanoğlundan başka.İnsanoğlu her yarattığı şeyin bağımlısı olmuştur tarih boyunca ve bunlar üzerinden sömürülmüş aşağılanmış ve istismar edilmiş.Lakin hala bunlara dört eliyle sarılmış ve sürünün dediği doğrudur psikolojisiyle hareket edip "Sürüden ayrılanı kurt kapar" korkusuyla yaşamaya devam etmektedir.Bundan dolayıda tek doğrulu ve tek yanlışlı dünya yaratılmıştır.
Kutuplu dünyayı kendi eliyle insanoğlu yaratmıştır.

Kitapla kalın.
“Olmuşla bitmişin ardına düşme.” Kürt atasözü. Ama bu söz ona şimdi doğru gelmiyor. Nasıl ardına düşmez? Ya olan biten hayatını altüst etmişse, yüreğine kocaman yaralar açmışsa?
Bu hüzünlü, acı ve uğursuz akşamda, birbirini izleyen, birbirinin içine geçmiş düşünceler, sorular. Yaralı yüreğin çaresiz haykırışları... Dileklerin, umutların can çekişmesi, gözyaşları...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yitik Bir Aşkın Gölgesinde
Baskı tarihi:
19 Nisan 2018
Sayfa sayısı:
295
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732278
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Siya Evine
Çeviri:
Muhsin Kızılkaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Ülkesinden sürgün edildikten sonra hep onun özlemiyle yaşayan, dönüş umudunu hep içinde taşıyan, sonrasında sevgilisi ile ülkesi arasında seçim yapması gerektiğinde ülkesi için savaşmayı seçen, her iki seçiminde de yenilen Kürt aydını Memduh Selim Bey'in hikayesidir anlatılan.

Ülke özlemi içinde büyürken, aşkın ateşiyle yanar. Ömrünün son demine kadar yalnızlık ve yoksullukla boğuşur, çaresizlik içinde ölür. Büyük umutlar, hayaller ve hayal kırıklıkları, trajediler ve adım adım yok oluşa uzanan destansı bir yolculuk...

Kitabı okuyanlar 834 okur

  • Veysel
  • Lou Andreas Salome
  • Rabia Küçük
  • Hirra
  • Ahmet Başaran
  • Deniz
  • Süleyman Erdem
  • Meltem Zariç
  • ROJBİN
  • Roniya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.4
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%25.9
25-34 Yaş
%41.6
35-44 Yaş
%17.5
45-54 Yaş
%2.4
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51
Erkek
%48.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.4 (149)
9
%18.6 (50)
8
%15.6 (42)
7
%3.7 (10)
6
%3.3 (9)
5
%2.6 (7)
4
%0
3
%0
2
%0.4 (1)
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları