Yitik Bir Aşkın Gölgesinde

8,9/10  (67 Oy) · 
213 okunma  · 
55 beğeni  · 
1.947 gösterim
Ülkesinden sürgün edildikten sonra hep onun özlemiyle yaşayan, dönüş umudunu hep içinde taşıyan, sonrasında sevgilisi ile ülkesi arasında seçim yapması gerektiğinde ülkesi için savaşmayı seçen, her iki seçiminde de yenilen Kürt aydını Memduh Selim Bey’in hikayesidir anlatılan.

Ülke özlemi içinde büyürken, aşkın ateşiyle yanar. Ömrünün son demine kadar yalnızlık ve yoksullukla boğuşur, çaresizlik içinde ölür. Büyük umutlar, hayaller ve hayal kırıklıkları, trajediler ve adım adım yok oluşa uzanan destansı bir yolculuk...
  • Baskı Tarihi:
    2006
  • Sayfa Sayısı:
    295
  • ISBN:
    9789752732278
  • Orijinal Adı:
    Siya Evine
  • Çeviri:
    Muhsin Kızılkaya
  • Yayınevi:
    İthaki Yayınları
  • Kitabın Türü:
Ali AYDIN 
19 May 22:30 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

AĞRI; kadim, kutsal Dağ. Ağrı geçmişini ve geleceğini arayanların, aşıkların, dervişlerin ziyaretgahı.Başkaldırının yurdu.Başı göklere eren, ateşten dağ. Mazlumların sığınağı,Xoybun'un kalesidir Ne güzel de Memleketimi Anmış Üstad "Mehmet Uzun"...
Bizim burda ilk Cemreyle başlar baharın ihtişamı...tozlu duvarlada güller açar.Yağmurun toprakla buluştuğunda Etrafa yayılan o enfes kokuların esiri olur herşey...Bir bakıştan çok daha fazlasıdır güzide Aşklar.Kelimelerden yoksun Nağmeler dökülür gönlümüzden...
Bayramlık Sevinçlerini yaşayan çocuklar misali,Bir özlemdir bizim için eskiyenler. Buram buram tüter gözlerimizde burnumuzda..."Yılmaz"derken "Deniz"lenir Gözlerimiz Ardından Hüsnü zan "Ahmet" türküleri dolanır dilimize...
Üstad Bediüzzaman'ın buyurduğu gibi; Elbette yer altına girmiş bir çekirdeğin hava aleminde
bir ağaç olması gibi...Yer altına giren bir insanda,alem-i
berzahta elbette bir hayatı bakiye sümbülü verecektir...
Yaşadığımız toplumsal süreçte,son derece bozulmuş insan karakterleriyle yoğun olarak karşılaşıyoruz.Ne yazık ki bu karakteri bozulmuşlar topluma yön vermeye başladılar.Ve artık müthiş sıkılıyorum...Daha kötüsü, insanlardan soğuyorum.Çevreme baktığımda para için her şeyi yapmayı olağan gören ve bunun için kirli ilişkilere giren tipler neticede az değil.Oysa biz bu toplumun bireyleriyiz.Birbirimize ihtiyacımız var.Birbirimize güvene bilmeli ve sosyal toplumun sorumluluk bilinciyle hareket edebilmeliyiz.Ama elden ne gelir? Sevgiden,yakınlıktan,insanca davranmaktan anlayanlar o kadar az ki.Büsbütün kabalaşmaktansa, uzaklara gitmek insana daha iyi gibi geliyor.Ama oda çözüm değil.İnsanca yaşayıp birbirimizden keyif alabilmemiz için, sosyal toplumun tarafında yer alıp en azından mücadelesini verebilmeliyiz...
Halbu ki; Aynı şarkılarda hüzünlenendik aynı acıları yaşayan aynı bayramlarda gülendik aynı safta duran...Yıldırım misali suizan düştü kardesler arasına Aydınlar Karanlığa Karanlık Aydınlığa Büründü...Üstad Kemal Sunal Haklı çıktı.Halbuki Gülerdik onu izlerken...Şimdi Anlayınca herseyi ne acıtır oldu gülümsemeleri...Eskiden Sabah beş çiminde ıslanmış güllerimiz vardı yine Efendimizin ikliminde yetişen onunla herşeyi dile getirirdik içimizdekilerini gönlümüzdekilerini dilimizde düğümlenen sözcükleri...Taaaki zengin züppelerin pahalı karanfilleri gölge düşürene dek...
Ülkesinden sürgün edildikten sonra hep onun özlemiyle yaşayan, dönüş umudunu hep içinde taşıyan, sonrasında sevgilisi ile ülkesi arasında seçim yapması gerektiğinde ülkesi için savaşmayı seçen, her iki seçiminde de yenilen Kürt aydını Memduh Selim Bey’in hikayesidir anlatılan...
Ülke özlemi içinde büyürken, aşkın ateşiyle yanar.Ömrünün son demine kadar yalnızlık ve yoksullukla boğuşur, çaresizlik içinde ölür. Büyük umutlar, hayaller ve hayal kırıklıkları, trajediler ve adım adım yok oluşa uzanan destansı bir yolculuk…
İnsanın eli kalem tutmayıncaya kadar, yazmanın ne denli zor iş olduğunun ayrımına varamıyor.Hele hele okumaya mecali de niyeti de pek olmayan bizim gibi toplumlarda, okumadan, fikir sahibi olmadan hemen her konuda her bir şeyi bildiğini zanneden bir dolu aklı evvel çevrenizi sarar ve mektup dahi yazma becerisi olmayanlar olur olmaz durumlarda eleştirmen kesilirse, varın yazmanın nasıl da belalı bir iş olduğunu artık siz düşünün...
"Mantıklı düşün"diyorlar.Akılcı olmamızı, "romantik"davranmamamızı istiyorlar... "Savaşa ben de karşıyım"diye başlayıp "ama"kıvırtmasıyla süren soğukkanlı konuşmalarda, bu savaşta ve paylaşım sofrasında yer almamız gerektiğini anlatıyorlar.Bizi,Duygusal olmakla suçluyorlar...
Ne çare ki; Duygusalız...
Bebeğin cesedi başında dövünen anneyi görünce"Savaşta olur böyle şeyler" diyebiliyoruz...Saçları toprağa dağılmış kızına bakarken "sağlıklı" Düşünemiyoruz. O an, "iyi bir haberim var; bomba düştü ve arkadaşımız filme çekti" diyen muhabiri, borsanın savaşa olumlu tepki verdiğini bildiren broker'i, "Türkiye'nin büyük fırsat kaçırdığından" yakınan yorumcuyu yakasından tutup sarsmak "Siz neden bahsediyorsunuz, çocuklar ölüyor orada"…Diye haykırmak geliyor içimizden…
Ah duygusalız, olmaz olsun!!!...
Hesap bilmiyoruz; reel, politikten anlamıyoruz.Kaçırdığımız dolarlar ve küstürdüğümüz süper güçlerin ileride bize pahalıya mal olacağını düşünüyoruz. Türk filmleriyle büyümüşüz; Onurumuzu satın almaya kalkan Önder Somer'e diklenirken “neyine güveniyorsun” diye damarımıza basıldığında bükük boynumuz bir Sadri Alışık gururuyla dikiliyor birden…
Bombardımanda insanlığın en eski değerlerini savunuyoruz; Barışı, insan canını, mazlum hakkını, hukuku, bağımsızlığı, meşruiyeti…
Savaş, etkisi yıllar sürecek bir dönüşüm yaratıyor...
Tarih, kimin ne olduğunu belgeliyor.
Milliyetçiliğiyle ün yapmış kalemler her gün teslimiyet çağrıları yaparken, biz ki kaç kez suçlanmışız vatana ihanetle... haramı, helali, onuru, itibarı yazıyoruz, haysiyetten, tarihten, kimlikten, gelenekten söz ediyoruz...
Savaş sayesinde bulduk birbirimizi…
Silkindik miskinliğimizden; Saldırganın kaba sabalığı, rafa kaldırdığımız sloganlarımızla,“hayır”lı pankartlarımızla, barış şarkılarımızla buluşturdu bizi…
Kobani'nin direnişinde yurtseverliğin o güzelim dayanışma ruhunu bulduk...
Ne yapalım duygusalız...
Toprağımız öyle karılmış...
İbrahim Peygamber'i yakacak odunların, balığa dönüştüğü efsanesi fısıldanmış kulağımıza…
Filleri taşlayan ebabil kuşlarının, küffarın gözünü kör eden çöl fırtınalarının masallarıyla yetişmişiz...
Hem kadere, alınyazısına, şahadete boyun eğen bir tevekkülle, hem zalime, haksıza, insafsıza isyan eden bir temayülle büyümüşüz...
O isyandır ki, bugün dünyanın en büyük ordusunu şaşkına çeviriyor...
Şahinler, güç gösterileri içinde insanı görememenin bedelini ödüyor...
Yanlış hesaplar, Putin ve Tramp'tan dönüyor...
Ve biz, global saldırganı bataklığa gömebilecek, dünyanın kaderini değiştirebilecek bu direnişi çaresizlikle, sevinçle, duayla izliyoruz...
Belki, ağır bedel ödeyeceğiz; Ödemedik'mi zamanında...
Ama Türkiye satılmış bir ülke, Dünya Putin, Tramp'tan perest bir gezegen olmayacak...
Bir insanlık suçuna alkış tutmanın utancıyla yaşamayacağız...
Çocuklarımıza "Haksız bir saldırıya karşı meşruiyetin ipine sarıldık, insanı savunduk" diyeceğiz.Peki ama Ne zaman..?
Cebimizden uçan dolarlar için değil, adını bile bilmediğimiz, saçları toprağa dağılmış Sur, Nusaybin, Cizre, Yüksekovalı kızlar ve çocuklar için dertleneceğiz....
Bunlar duygusallıksa, gururla söyleyebiliriz; Çünkü Duygusalız biz…
Kendim ile Duygusallığıma tel örgü çekerek; Bu mükemmel kitabı herkeze tavsiye ederim Saygılarımla...

Şeyma 
16 Kas 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

Memduh Selim Bey...
Bilgili, görgülü, kalbiyle yaşayan, pusulası kalbi olan ama hak ettiği mutluluğu kaçıran bahtsız ve güzel adam... Hikâyen beni hem hoşnut etti hem de hüzünlendirdi. Ömrünün geri kalanını mutluluk içinde geçireceği insanı bulmuşken bu kutlu insanın bir anda ellerinin arasindan kayip gitmesi ne acı bir durum. Memduh Selim Bey'in hikâyesini okuyunca ertelenen güzelliklerin, zamanında gereken kıymeti görmeyen insanların daha sonra insanın koca bir ömrünü nasıl etkilediğini derin bir şekilde hissettim. Sevdiklerinizin kıymetini bilin dostlar, zira bir saniye bile geri gelmiyor, hepsi şükür sebebi. Mehmed Uzun ne hoş anlatmış bu hazin hikâyeyi. Kullandığı cümleler, kürtçe tabirler, destanlardan örnekler, altı çizilesi harika paragraflar hepsi okuyunca insanın kalbine dokunan bir roman çıkarmış ortaya, iyi ki çıkarmış. Ayrıca Turkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasina gebe dönemlerde Kürt halkın direnişi ve özgürlük arayışının da genel olarak portresi sunulmuş okuyucuya. Bir direnişin ve yitik aşkın kitabı... Bu arada kitapta beni fazlasıyla etkileyen bir alıntıyı buraya bırakıyorum. Şimdiden hepinize keyifli okumalar. :)

"İnsan sevdiğine kavuştuktan sonra
ekmeği olsun, ayranı hiç olmasın
yemeği sadece darı olsun
yorganı mavi gök olsun
döşeği kuru yer olsun
yastığı sert taş olsun
torbası omzunda olsun
torbanın dibi delik olsun
yurdu buralar olmasın
Acem ve gavur ellerinde olsun
Sevgilisi insanın istediği gibi olduktan sonra
gün boyu avare olsun.
aşsız katıksız, ekmeksiz olsun."

Jîyan GÜZEL 
27 Mar 11:40 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Mehmed uzun'un üçüncü romanı, bir kürt aydınının hikayesi. bir aşk hikayesi.. bir savaş hikayesi.. bir hasret hikayesi.. bir tarih anlatısı..
Yaşar kemal bu kitap için yazdığı önsözde şöyle der;
"...bu roman, onulamaz, çifte bir aşkın romanıdır. bir tanesi bir kadının aşkı, ötekisi bir kavganın aşkı..."
aşk davaya yenildi, dava ayak oyunlarına, hayaller realiteye...anılar da yetmedi, yenilgilerin soğukluğunu gidermeye. "koça dawî" bir küçük odada, koca bir yüreğin hapsolduğu bu küçük odada son buldu. okumak için çok geç kaldığım bir eser. tavsiye ederim..

FATMA TABAKCI 
 10 Nis 00:50 · Kitabı okudu · 3 günde · 6/10 puan

Gurbet.. mücadele ... Savaş... Biraz da aşk..
Başlarda adapte olmam zor olsa da ortasına doğru kendimi verebildim. Kürtlerin baş kaldırışlarını kendi açısından okumak farklıydı. Olaylara başka bi gözle bakma fırsatı verdi.

sezen 
24 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

mehmed uzun çok değerli bir yazar. bu eseriyle tanıştım bu güzel insanla. dilinden koparılmanın acısının,memleket hasretinin roman kurgusu içinde eridiği bir eser. belki daha önce hiç düşünmediğimiz şeyleri düşündürdüğü için de can acıtıcı.

Vildan Eyüpoğlu 
20 Kas 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · Puan vermedi

Samimi bir dil kullanarak sürekli vatan mı aşk mı? diye sorgulatan , etkileyici ve düşündürücü bu kitabın okunmasını tavsiye ederim...

Ermiş Francesco 
19 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

aşk ve vatan arasında kalan bir adam vatanı tercih eder sonra hem sevgilisini hem de vatanını kaybeder. trajik bir aşk hikayesi. mehmed uzun'un en sevdiğim romanı

Can Ozan KILIÇ 
01 Şub 16:04 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Kalabalığız bu ülkede, hemde çok kalabalık. Çok çeşitli ve çok renkliyiz. Bin renkli bir çiçek bahçesiyiz. Kıymetini bilmek zorundayız. Bir kürt ile bir çerkezin aşkı. Yaşasın halkların sevgililiği.......Memduh Selim bey ve Feriha (ceylan).

Zeynep güler 
16 May 19:19 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yazarın daha önce kader kuyusu kitabını da okumuştum o yüzden sanki devamı ama başka hayatlar üzerinden gitmiş.insanın içine işleyen bir kitap...En önemlisi bilmenin değil anlamanın vurgulandığı kısım...kısa ve öz..yitirilen sadece aşk değil yitirilen bir hayattır...kısa ve öz anlatımıyla o kadar güzel mesajlar vermişki...

mazlum şahin demir 
18 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Yaşanmışlıklara, bir yaşanmışlık daha eklendi.

2 /

Kitaptan 67 Alıntı

Ali AYDIN 
18 May 22:39 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ne çok insan var.Her çeşit her ırktan insan Ne yaparlar, nereye giderler? Sonuçta hepsinin ortak bir yanları var.Hepsi'de sevmenin ne olduğunu biliyor, Aşkın ne olduğunu da.Bilmezler mi; Çaresizlik, kanadı kırıklık nedir, yüreğe düşen köz nedir, hüzün nedir...?

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed UzunYitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun
hevi 
30 Mar 2016 · 10/10 puan

Hayatı yaşanılır kılan dört sesin varlığıdır. Yüreğin sesi, kadının sesi, müziğin sesi ve suyun sesi.

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed UzunYitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun
Akif Gündoğdu (Ötekilerden Biri) 
11 May 00:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bilmek ayrı şey anlamak ayrı şeydir. Ve bazı şeyler vardır ki, yaşanmadan anlaşılamaz...

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed UzunYitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun
Jîyan GÜZEL 
27 Mar 12:01 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

"İhsan bey mirim, ezilenlerin yürekleri çabuk tanışır ve tez buluşurlar."

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed UzunYitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun
Vedat Geçit 
23 Kas 2014 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Neden, bu kahrolası dünya her gün gözyaşlarıyla yıkanıp, yüreği yanıkların, çaresizlerin yakarışlarıyla, inlemeleriyle kurulanıyor. Niçin?

"Öyle anlaşılıyor ki feleğin çarkı kırılmış; dünya hızla bir yerlere doğru yuvarlanıyor... ve biz de bu hıza yetişmek zorundayız... Niçin ama?"

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed UzunYitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun
Neslihan Korkmaz 
22 May 17:29 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Yazmanın ilaç olduğunu çok iyi biliyor .Zamanın gazabına karşı en iyi ilaç.

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun (Sayfa 233)Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun (Sayfa 233)
Vildan Eyüpoğlu 
 19 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Geçmiş zaman olur ki hayali cihana bedel.

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun (Sayfa 108 - ithaki yayınları)Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun (Sayfa 108 - ithaki yayınları)
Nergis Bakış 
13 Mar 20:50 · Beğendi · 10/10 puan

Ne çok insan var. Her çeşit, her ırktan insan . Ne yaparlar, nereye giderler? Sonuçta hepsinin ortak bir yanları var; hepsi de sevmenin ne olduğunu biliyor, aşkın ne olduğunu da. Bilmezler mi, çaresizlik, kanadı kırıklık nedir, yüreğe düşen köz nedir, hüzün nedir? Evet insan olan bilir bunları. İnsan, duygu ustası... Aynı şekilde nefes alır, aynı havayı solur. O vakit herkes aynılaşır. Peki neden bu insanı insandan uzaklaştıran ayrılıklar, bütün bu sınırlar?

Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun (Sayfa 71 - İthaki 8.baskı)Yitik Bir Aşkın Gölgesinde, Mehmed Uzun (Sayfa 71 - İthaki 8.baskı)