Yoksulluk İçimizde

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.902
Gösterim
Adı:
Yoksulluk İçimizde
Baskı tarihi:
Ağustos 1996
Sayfa sayısı:
93
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953126
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Bedeni ve maddi hazlara bağlı bir mutluluk düşüncesini besleyip büyütüyoruz. Dünya mahabbetini sayısız teferruat ile zenginleştiriyoruz. Nefsin ihtirasları bizi her an değişik parıltılar yayan eşyaya doğru koşturuyor. Bu vahşi koşu modern dünyanın simgesidir. "Yoksulluk İçimizde"; kalbi olanı, aşkı ve öteleri dile getirerek hayatın hakikatına işaret ediyor. İçimizdeki yoksulluğu farketmek için belki bir imkandır bu.
(Arka Kapak)
Ne yazmaya çalışsam boşa gidiyor sanki. Hiçbir cümlem bu kitabın bende yarattığı etkiyi anlatamayacak. Ne kadar da yerinde bir kitap ismi.. Ne kadar da mütevâzı... Keşke içimizdeki hissen yoksulluğumuz gerçekte dışımıza da yansısaymış. Herkes yoksulluğunu farketmiş bu kitapla birlikte, umarım biraz daha yön verebiliriz o halde hayatımıza.

Ben kimim, diye sormaya başladım kitap bitince; Engin miyim, Süheylâ mıyım? Yoksa ikisi bile değil miyim? Ya da hem Süheylâ hem de Enginmiyim. Mesela ben karşıma çıkan insanlara bu halin ne diye sorsalar, müslüman olduğumu söyleyebilir miyim, sevdiğim adamı terkedebilir miyim Allah yolunda -ki belki de kitaba anlamını veren sahne de bu olsa gerek- veya ne biliyim Engin gibi sahip olduğum tüm zenginliklerin farkında bile değilim belki de.

Bu kitaptan benimle gelecek bir sürü kısım var. Süheyla'nın bir gün Üsküdar sahilinde otururken birden ezan okunmaya başlıyor ve Süheyla 'hayyalelfelah' sesini duyuyor, Engin'in nişanlandığı haberini tam da o gün duyuyordu Süheyla. Sahi, umarım biz de en umutsuz olduğumuz vakitte kurtuluşa erebiliriz.
Veya Engin'in gökyüzüne baktığında bir yıldızın kaydığını görmesi.

Bizim dışımızda gerçekleşen o kadar güzel olaylar var ki hayatımızı kaplayan keşke bunların farkında olabilsek... Keşke en çaresiz olduğumuz vakitlerde yüzümüzü yaratıcıya dönebilsek. Yoksulluğumuzu farkedebilsek ve imanın zenginliğiyle hayat bulsak. İnşallah o halde.
Etkisinden ömrünüz boyunca çıkamayacağınız bir kitaba yorum yapmaya nasıl başlarsınız? Hangi efsuni sözcük anlatmaya yetebilir Yoksulluk İçimizde'yi. Şuraya ne kadar yazarsam yazayım kalbime bıraktığı duyguların binde birini bile anlatamam.

Yoksulluk İçimizde, adı bile şiir. Yoksulluk da yoksunluk da bizlerin içinde değil mi? Ne diyordu bir şarkı: "Her yer dolu her dem dolu, boşluk senin yüreğinde."
İçimizde büyüyüp giden boşluğa mazeretler bulmaya çalışıyoruz, halbuki kalbimizi dinlesek, kalbin yalnızca bir kastan ibaret olmadığını, onun bize Yaratıcı'yı hatırlattığını ezel meclisinde bize üflenen nûru hatırlayacağız. Ne diyordu Ataullah İskenderî Hikem-i Ataiyyesi'nin 59. hikmetinde, "Karanlık kötü nefsin askeri olduğu gibi, nur da kalbin ordusudur."

Süheylâ... "Hayyaalelfelâh..." Haydi kurtuluşa çağrısına kulak veren Süheylâ... Öyle derin hissiyatlar bıraktı ki kalbimde bir hikâye kahramanından çok daha öte Süheylâ benim için.. Süheylâ bir Züleyha belki de ya da Leylâ'yı çölde tanımayan Mecnun... Ruhunun boşluklarını en sevgiliyle, onun emirleriyle doldurmaya çalışan bir kahraman Süheylâ... Senin kadar cesur olabilmesini ve senin kadar yürekten hissetmesini isterdim her genç kadının, "Ne oldu sana bu aralar kız?" diyen kişiye "Müslüman oldum" diye tokat gibi haklı cevaplar verebilmek...

Engin... Hepimiz Engin'iz belki de... Mevkii peşinde koşan, çok para kazanınca göreceği içi boş itibarın gözlerini kör etmesine izin veren, son model arabalarla havalar atmaya çalışan, maneviyatına hiç zaman bırakmayacak kadar çok çalışan... Süheylâ'nın cümlesiyle hayatını sorgulayan, varlığını sorgulayan, yıldızların kayışını sorgulamaya başlayan Engin... İçi bir çöl sükunetine dönen Engin...

Süheylâ'nın Engin'e olan teklifi... Bir hicret teklifi...

Kitaptaki karakterler içerisinde Münire Hanım'a da değinmek istiyorum yazarın kitapta bu durumda bir karakteri yazmasını da sevdim çünkü toplumun gerçeği. Beş vakit namaz kılan, dilinde duası olan ama sonrasında dedikodu yapan, kızına 'doğruyu' bulmasında yardımcı olacağı halde evlenemediğinden dert yanan bir anne. Babanın başlarında olmayışının da etkisi vardır elbet bu serzenişlerde ama benim demek istediğim ibadeti yerine getirirken İslâmın iç huzurunu kalbinde hissedemeyenler... Kendi kalbimizi temizlersek, yüreğimizdeki masivâ perdesini kaldırırsak birbirimize hoşgörüyle bakmayı öğrenebiliriz, ne diyordu Zarifoğlu: "Herkes kendi içine baksın." İçimizi, dilimizi temizlemek duasıyla...

Kitap bana muhteşem bir kitap da kazandırdı. Okuduktan hemen sonra Ataullah İskenderî'nin Hikem-i Ataiyye'sini aldım, parça parça okunması gereken ömürlük bir eser kesinlikle tavsiyedir hem Hikem-i Ataiyye hem de Yoksulluk İçimizde.

Yorumun subjektif bir duygu yorumu olduğunun farkındayım ama bu kitabı klasik kalıplarla anlatamazdım sanırım şu ana kadar okuduklarım arasındaki en bi sevdiğim Kutlu kitabı olacak.
Mustafa hocam hep yazsa, biz hep okusak onu. Öyle anlatıyor ki, kitaptaki bütün karakterlerin ızdırabına ortak oluyorum. Bu kitaptaki naif kızımız Süheylâ, “müslüman olmaya” karar veriyor. Bu karar sağlam değişiklikler, büyük vazgeçişler gerektiriyor. Süheylâ bir şeylerden vazgeçerken, ben de onunla birlikte düşündüm, “acaba mı?” “Olur mu?” Sonra birlikte kesin kararlar verdik.
Aşık olduğu adamı gördü, benim kalbim hızlı atmaya başladı. Sonra Süheylâ başını eğdi, kedisinin artık müslüman olduğunu ve Engin’in artık bir ‘yabancı’ olduğunu hatırlattı bana. Engin, Süheylâ’nın bu ‘yeni’ haline anlam veremedi başta. Halbuki anlamak için tek bir yıldız kayması yeterdi belki.
Süheylâ demişti ki “benle harama batmamış bir beldeye hicret edersen senle olurum.” Süheylâ sevdiği adama bu cümleyi kurarken ben kalbimi tuttum. Ve ki, gerçekten inanırsa insan, Süheylâ’nın deyimiyle ‘müslüman’ olmuşsa, her şeyden vazgeçebiliyor.
Mustafa Kutlu okuyalım! Bize, bizi anlatan ince, doğal ve bence dahi bir kalem.
Mustafa Kutlu'nun "Menekşeli Mektup" kitabını okuduktan sonra diğer kitaplarını da okuma isteği oldukça oluşmuştu bende. Anlatım tarzı biraz farklı ve insanı zorlasa da farklı bir hava veriyordu ve ben çok sevmiştim. Fakat bu kitap için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.

Kitapta ana karakterler olarak karşınıza Süheyla ve Engin çıkıyor. Bu iki insanın birbirine karşı olan sevgisinden yola çıkarak İslam'ın değerlerine oldukça vurgu yapılıyor. Zenginliğin mal mülkle değil, maneviyatımıza değer katmakla olacağı anlatılıyor. Konusu güzel evet, fakat izlediği yolu çok garip buldum açıkçası, hem güldürdü hem de üzdü beni.

Kitapta Süheyla, Engin ile yollarını ayırdıktan sonra eğitimini yarıda bırakıyor, işinden istifa ediyor, tesettüre giriyor, Kur'an kurslarına giderek hayatına devam ediyor. Bu durum "kurtuluşa ermek", işinden istifa etmesi de "aza kanaat etmek, fazla malda gözü olmamak" olarak aktarılmış. Fakat "maneviyatı zenginleştirmek" ne kadının işinden istifa etmesi ne de kendini geliştirmeyi, eğitimini bırakıp kendi kabuğuna çekilmesidir. Ve yazar bunu ”Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir." ayetiyle destekliyor. Halbuki burada bahsedilenlerin, insanın eğitiminden, işinden gücünden vazgeçmesi değil, inancına ters düşen davranışlarından vazgeçmesi gerektiğinin kastedildiğini düşünüyorum. E ama tabii herkes kendine göre çıkarım yapar.

100 sayfacık olan bu kitap Süheyla'nın Engin'e doğru yolu seçmesini teklif etmesinden sonra Engin'in içsel kavgalarının başlayıp devam etmesiyle son buluyor. Kitabın sonuna birde kıssadan hisse eklenmiş, hikayenin özeti de diyebiliriz buna. Kitapta herkesin kendinden bir şeyler bulacağını ve ders çıkarması gereken yerlerin olduğunu söylemeden edemeyeceğim, ama umarım herkes alması gerektiği kadarını alır.

Kitapla ilgili söylemek istediklerim bu kadar. Yapılan 48 incelemenin neredeyse hepsi, "çok güzel, çok sevdim.." gibi insanda bırakan etkiyi anlattığı ve bahsettiğim konuya hiçbiri değinmediği için ayrı bir parantez açmak istedim, açtım ve kapatıyorum, buraya kadardı. Objektif bakış açılı okumalar dilerim herkese.
Hızlı gelişen olay örgüsüne dayalı açık üslupla yazılmış kitaplarına alıştığım Kutlu, bu kitabındaki üslubuyla şaşırttığı gibi içeriğiyle de çok etkiledi. Detaylı tasvirler, karakterlerin psikolojik yansımalarının verilmesinin yanında, bir senariste nazire yaparcasına sahne sekanslarının ayrıntılandırılması, olayları bir filmi izler gibi takip edebilmenizi sağlıyor. Engin'in nasıl bir yerde nasıl bir heyûlanın içinde gezindiğini görürken, Süheylâ'yı tüm o vakarıyla takip edebiliyorsunuz. Bu bir ustanın başarısıdır işte.

[Bu kısımdan sonrası kitabı okumamış olanlar için iştah kaçırıcı detaylı bilgi içerebilir!]

İçeriğe gelecek olursak, burada da o üslubu tamamlayacak bir hikaye var. Ölmeden önce sırra vakıf olan Süheylâ'nın seyr-û sülukunu görürüz önce. Mecazi aşkı tanıyan sonrasında ise şer gibi görünen bir hayırla Mevla'sına eren Süheylâ, kesretten vahdete bir yola çıkar ve yavaş yavaş içindeki o kalabalıktan kurtulmaya başlar. İçindeki kalabalıktan kurtuldukça dışardaki kalabalık da gözüne gelmeye başlayacaktır. Böylece kendi kemalât sürecinde yol alır. Bu yolculuk esnasında bir gün karşısına mecazi aşkı Engin çıkar ve Engin'e söyledikleriyle bir hayatı temelinden sarsar. Bu andan itibaren Süheyla'yı bırakır, ikinci yolculuğa şahit oluruz. Bu yolculuk tam bir Mecnun yolculuğudur. Engin, kendi çölünde Leyla'sının, remzini bıraktığı hakikatin izini sürer. Bu herkesin talip olamayacağı bir yoldur zira. Rahatı ve mülkü terk ederek, zora talip olmayı gerektirir.

"Ne kadar sürer bu arayış, ne zaman biter bu hasret.
Arıyor Engin; bıkmak yüksünmek ne demek. Uzaktan uzağa yankılanan bir ses, nadir gecelerde görülebilir bir rüyâ, yardıma muhtaç bir el ona yol gösterebilir. Artık ilk günlerin kabaran dalgaları yok içinde. İçi bir çöl sükûneti ile mütevekkil. Bu yolculuk onu şehrin surlarından çıkarabilir; ıssız dağ başlarına, kuş uçmaz kervan geçmez yerlere götürebilir."

Hikaye, birebir benzemese de, arada dini ve kültürel kod faklılığından dolayı belli ayrışmalar olsa da, bana yıllar evvel okuduğum Andre Gide'in Dar Kapı'sını hatırlattı. Orada da kadın karakter "dar kapı"dan geçerek mecazi aşkından soyutlanıp yüzünü Tanrı'sına dönüyordu.
Akasyalar Açar mı ? Kitabın ilk kelimeleri burada dursun biz Yoksulluk İçimizde yolculuğuna başlayalım...
Öykü anlayışına parmak basmadan olmaz. Mustafa Kutlu'ya göre;Hikayenin karşılığı halini arzetmekten ibarettir.Görüp gözlediklerimi yazarken dahi budur.Elbette ki bu arz-hal niyetinde Yaradana yalvarmaktan ibaret olmalıdır.Metinlerin dış yüzünde böyle bir şey olmayabilir.Ama 'her şey niyete göre' değil mi? Bu hususta Kutlu hikayelerinin özünü kavrayan insanlarının sayının azlığından yakınmaktayım.Belki doğru bir söylev değil ama dış yüzüne takılıp kaldığımızı düşüyorum...
Sanat zaten hakikate giden yolda bize ancak yardımcı olabilir...Mustafa Kutlu,yazarlığının ve öykülerinin temel sorunsalını ise şu cümlede ortaya koyuyor;Türkiye'de yaşanan toplumsal değişme,şehirleşme olgusu ve göç,beni sürekli meşgul eden konuların başında gelmektedir. O vakit biz hocamızın hikayelerinin pek çoğunda madde-mana ,beton-tabiat çatışmaları görürüz.Toplumsal değişme sık sık ele alınır.Ona göre;insan özünü şehirde kaybeder,unutur.Köylü ise toprakla hemhal olmuş öz insandır,toprakla terbiye olmuştur...Düşününce; kendi adıma haksız da sayılmaz bu şehirleşme temposu ne çok değerimizi kaybettirdi...
Yazacak o kadar çok şey var ama artık defalarca ya da tam doğru olsun 2,5 kez okuduğumuz Yoksulluk İçimizde öyküsüne değinmeliyim..
Yoksulluk İçimizde; eserin ismi beni benden aldı..Biz ne kadar dışımızı süslersek süsleyelim,içimiz ...ah içimiz, yüreğimiz...
Eser tam anlamıyla modern bir Leyla ve Mecnun hikayesidir.Bu cümle bana ait sanmayın hocamız kendi eserini kendi yorumlamış.Biraz sıkıcı gelebilir ama teknik yönden de çerçeve hikayesinin bir örneğidir.Yazar geri dönüş ve bilinç akımı tekniğini kullanır.Teknikler de eseri bir bütün yapmış,bir tat, lezzet vermiş..
Kahramanları Süheyla ile Engin olan bu eserde...Kutlu; insan nasıl hidayet erer? Sorusunun yanıtını sunmuş...Süheyla'nın anlamının yıldız olduğunu hatırlarsak eserde Engin'in hayatına bir yıldız gibi doğar ve ona yön gösterir...Tabii her yükseliş bir gün azaltır mi desek ne desek...Sonrasında da ortadan kayboluyor...Engin bu gidişle seyr ü sülük yolculuğuna çıkar...Aslında bu eser Süheyla görünüşlü Engin'in hikayesidir.
Hikaye şöyle biter;Bu artık Süheyla'yı arayış değildir.Yıllardır sürecek bir hakikat arayışıdır.Artık Süheyla değildir hakikat..Süheyla Engin'i başka bir aşka dönüştürmüştür...Ne diyeyim; beni özünü kavrayınca çok etkilemiş olan bu hikaye, içimizdeki yoksulluğu şifa niyetinle bir deva....Hidayete erebilmek dileklerimle....
Kader teneffüs ettiğin her nefeste seninle..
.....
Hicret ve niyetin kimin için? Bir gece yarısı uyandığında yatağından kalk, şöyle bir yıldızlara bak. Düşün!..
Madem ki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor; terke mâni olan ne?
Yoksulluk İçimizde denildiğinde her zaman iç çekerek ah be Süheyla! dediğim hikaye.Sıradan bir hikâyeden ziyade farklı anlamlar yüklediğim belki de duygusal bağ kurduğum eser.
Engin, zenginliğiyle gıpta edilen, etrafındaki kadınların elde etmeye çalıştığı adam... Süheyla, içinde yer etmiş herşeyden, tokalarından, çantalarından, işinden, eşyadan kısacası dünyadan sıyrılmış, tüm maddi varlığına rağmen Engin'i reddeden kadın... Red cevabıyla kendini sorgulayan, içindeki putları bir bir deviren Engin'in bir tirenle harama batmamış bir beldeye hicreti... Yine bir tiren, yine sonunda kavuşmak olmayan bir sevda...
Mustafa Kutlu bu kitabıyla, kendi elimizle içimize yerleştirdiğimiz putları gözümüze sokuyor bu kez. Eşyayla sarılı, şaşaalı hayatlarımızdan sade bir hayata, özümüze davet ediyor. Hırslarımızdan, harama batmış hayatlarımızdan hicrete zorluyor.Özüne,kaybettiğin değerlerine dön diye haykırıyor adeta.Kitabın kapağında, mezar taşının yanında duran güzel kedi "dünya malı dünyada kalır." der gibi bakıyor. Dayanışmamızı, işbirliğimizi baltalayan, insanı sömüren, köleleştiren ekonomi anlayışına kafa tutuyor. Birbirimizin iyi niyetinden,umutlarından çalarak biriktirdiğimiz kirli paralar değerini yitiriyor bir anda. "Biz kimiz, neyiz, ne yapıyoruz?" sorularıyla okuruna kendini sorgulatıyor.Okura sonunda büyük bir ders bırakıyor.Bu kitabın sonunda kendime çıkardığım pay hiçte değersiz sayılmaz. Şöyle ki : bizi zenginleştiren , tüm herşeyimize yeten, kanaat bilir zengin gönüllerimiz vardı. Öylesine zengindik ki... Şimdilerde ise bizi özümüzden uzaklaştıran hırs bulaşmış, tatminsiz gönüllerimiz var. Öylesine yoksuluz ki... Zengin olmak adına içine düştüğümüz hırs içimizdeki yoksulluğu körüklemekten öte geçmiyor. Bu halimizle içimiz yoksul... Yoksulluk içimizde...
Saygılar, değerli okumalar...
Günlerdir, belki de haftalardır güneş ışıklarından önce yola çıkıyorum. Bu yol hep eğitimimle ilgili. Ya uzaktaki staj okuluma yetişmeye çalışıyorum ya üniversitedeki derslere ya da kpss kursuna. Yoğunluk arttıkça, kendim için en ufak bir zaman bile bulamayınca sonunda dünya kokmaya başladığımı farkettim. Bu yoğun tempoda renkler, duygular bir bir anlamını yitirmeye başlamıştı ki kitaplıkta beni bekleyen kitaplardan birini birden elime alıp okumaya başladım. Dışarıda rüzgarın çığlıkları andıran sesiyle, penceresindeki tül perdenin gün ışıklarınının çoğunu girmesini engellediği loş odamda kendimi yatağıma atıp üzerime de yorganımı çekip yeni kitabıma bir kaçamak yaptım. Bir kitaba açtım yorulmuş zihin penceremi. İyi ki aynı zamanda gönlümü de açmışım. Çünkü okuduğum kitap Mustafa Kutlu'nun Yoksulluk İçimizde kitabıydı. Gönül açılmadan okunmuyor Mustafa Kutlu. Bir tiren ve bir sevda, eşya ve sadelik, hırs ve asıl zenginlik, yoksulluk ve benliğimiz, arkadaş ve yalnızlık...Kısacası hayatın kendisi. Ve daha neler neler var... Kitabın sonunda ise birkaç damla gözyaşı, hüzün ve sevinç. Ve iyi ki okumuşum sözü. İyi ki. İyi. Ki. Okumuşum.
.
.
Not2: Mustafa Kutlu iyi ki var!
Not3: İyi ki kitaplar var!
Not4: E sizlerde iyi ki varsınız!
Notun notu: Hepimize kanaat bilir zengin gönüller diliyorum.
Uzatmalı not: Hayırlı geceler! -Son-
"Biliyorsunuz aslında ben Süheylâ’nın hikayesini bitirmiştim. Yani kendi hesabıma sevgilisi Engin onu terkedip de
kara-kuru ancak fevkalede zengin biri ile nişanlanınca artık bitti bu hikaye demiştim.Ama hayat tesadüflerle doludur...’’

Evet, asıl
hikaye de bundan sonra başlıyordu. Yine kısa bir öykü ama uzun etkileri vardı...
Okudukça bu kitabı yoksulluğumu hissettim ben de...
Anladım ki hem o kadar çok şeye sahibim hem de aslında hiçbir şeye...
Satır çizgileri;
.
* Taleb şan değildir. Razı ol, şan da senin, nam da senin. Varlığını bilinmezlik toprağına göm. Gömülmeyen şey nabit olmaz.
.
*Ne ki nefsine ağır geliyor, onu yap. Kaldırdığın ağırlık miktarınca sana ferah erecektir. Kederle dolusun. Merak ve endişe içindesin. Demek ki hakikati göremiyorsun. Karamsarlığın kaynağı ışıktan uzak durmaktır. Gayret atına bin, himmet dile ve ümidet. Biyadeti parlak olanın nihayeti de parlaktır.
Gönül eri garip olmaz.

Kitap Yorumu;
Öncelikle ilk @mustafakutlu kitabı idi ve aslında beklentimin dışında bir gerçekle karşılaştım. Normal hikayeler okumayı beklerken derin içerikli, nitelikli yaşam ve hakikat içerin hikayeler buldum. Zaman zaman kitabın başlarında cahit zarifoğlu nu andırsa da yazar :) beğendim ilgimi çekti ve sanırım bu son kitabı olmayacak konu kısmında ise süheyla bambaşka bir hayat yaşarken birden bire farklı bir şekle bürünür ve bu büründüğü şekil kendinin bile eleştirdiği bir şekildir ve çok sevdiği enginin hayatında ki herşeyi bırakıp kendisiyle olmasını diler tek şartı kirlenmemiş ter temiz bir yaşam ve evlilik. Keyifli okumalar dilerim...
Ah şu kadınlar, her yerde her zaman aynı. İşte hepsi takıp takıştırmış.
Mustafa Kutlu
Sayfa 47 - Dergah Yayınları 22. Baskı 2017
Ne ki nefsine ağır geliyor, onu yap. Kaldırdığın ağırlık miktarınca sana ferah erecektir. Kederle dolusun. Merak ve endişe içindesin. Demek ki hakikati göremiyorsun. Karamsarlığın kaynağı ışıktan uzak durmaktır.
"Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe (Allah için vermedikçe) siz birr'e eremezsiniz mamafih her ne infak eyleseniz Allah onu bilir."
Mustafa Kutlu
Sayfa 46 - Âyet-i kerime

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yoksulluk İçimizde
Baskı tarihi:
Ağustos 1996
Sayfa sayısı:
93
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953126
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Bedeni ve maddi hazlara bağlı bir mutluluk düşüncesini besleyip büyütüyoruz. Dünya mahabbetini sayısız teferruat ile zenginleştiriyoruz. Nefsin ihtirasları bizi her an değişik parıltılar yayan eşyaya doğru koşturuyor. Bu vahşi koşu modern dünyanın simgesidir. "Yoksulluk İçimizde"; kalbi olanı, aşkı ve öteleri dile getirerek hayatın hakikatına işaret ediyor. İçimizdeki yoksulluğu farketmek için belki bir imkandır bu.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 822 okur

  • Safiş
  • Muallime_nida
  • SatyaGraha
  • Anna Grigoriyevna
  • Büşra Kara
  • ayşe kurt
  • Makbule Karabıkcı
  • Yasemin Dündar
  • Fatma Kılıç
  • Yavuz Selim Şirinkan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.7
14-17 Yaş
%13.7
18-24 Yaş
%26.5
25-34 Yaş
%32.2
35-44 Yaş
%11.8
45-54 Yaş
%6.6
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.9
Erkek
%31.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.5 (64)
9
%18.9 (41)
8
%24.9 (54)
7
%12.9 (28)
6
%6.5 (14)
5
%4.6 (10)
4
%2.3 (5)
3
%0
2
%0
1
%0.5 (1)

Kitabın sıralamaları