Adı:
Yolların Başlangıcı
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
438
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750808098
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Origines
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Kitaplarıyla tüm dünyada büyük ilgi gören Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf bundan önceki kitaplarında ailesine ilişkin kimi gerçekleri biraz da değiştirerek romana, romanlara dönüştürmüştü. Ama Yolların Başlangıcı’nda bütünüyle gerçeklere, belgelere, yazışmalara, arşiv kayıtlarına dayanan bir kitap bulacaksınız. Yazar bu kez soyağacının köklerine bir araştırmacı olarak dalıyor.
438 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir dünya vatandaşı Amin Maalouf ve güzel bir Roman

Severek, beğenerek okuduğum bir kitap. Amin Maalouf'ın daha önce Doğu'nun Limanları'nı okumuştum. Onu da sevmiştim. Aslında yazarın yaklaşımları ile benim yaklaşımlarım benzerlik gösteriyor. Yazar dini temelli toplumların büyük sorunlara sebep olduğunu düşünüyor. Ben de aynı düşünceden hareketle bir toplumda dini temelli bölünmeler varsa orada en iyi yönetim şekli laik bir sistem ve katılımcı demokrasi olduğunu düşünüyorum.

Amin Maalouf kitabın hem yazarı hem de hikayenin anlatıcısıdır. Dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış kendi deyimiyle kök salmayıp yeni yollar peşine düşmüş geçmişini aramaktadır. Amin Maalouf, Lübnan'dan ABD, Brezilya, Küba ve Fransa'ya dağılan ailesinin tarihini bu kitapta toplamıştır. Kitap, Amin Maalouf'un dedesi Butros ve Butros'un kardeşi Cebrail özelinde geçmektedir.


Butros ve Cebrail, 1850lü yılların sonlarında Lübnan'da yaşayan iki kardeştir. Cebrail, yaşadığı yerleri beğenmez. Amerika'ya giden bir gemiye atlayarak soluğu okyanusun öteki yakasında alır. Amerika'da da fazla kalmaz Küba'ya geçer. Bu dönemlerde 18 yaşındadır. Burada zengin bir tüccar olur. Kardeşi Butros ise misyoner okullarında eğitim görüp öğretmen olur. Butros, kardeşi gibi göç etmek yerine kalıp Lübnan'da insanların daha iyi şartlarda yaşaması için fedakarlık yapmak düşüncesindedir.



Butros yaşadığı Lübnan'da sorunlar başgösterince gitmek mi iyidir kalıp mücadele etmek mi? ikilemi içinde kalır. İşte yazarımız dedesi Butros'un bu ikilemi üzerine hikayesini oturmuştur. Yaşadığı topraklardan gitmek istese de bunu kötü bir şey olarak kabul ediyor. Ne gidebiliyor ne de yaşadığı topraklarda yaşayabiliyor.



Aslında bu hikaye şöyle ortaya çıkar. Amin Maalouf'un babası Rüştü ölür. babasını yeni kaybeden Amin Maalouf, babaannesi bazı mektuplar verir. Aynı dönemde diplomat bir tanıdığı daha önce görev yaptığı Küba'da bir akrabasının olup olmadığını sorar. Kahramanımız yok derse de diplomat dostu onlarla ilgili bir kişiyi tanımaktadır. Ayrıca halası Kamal da Amin Maalouf'a bazı bilgiler vermektedir. Bunlar üzerine yazar bir anda bilmediği bir akrabasının Küba'da yaşadığını öğrenir. İşte tüm bunlar üzerine dedesi ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için dedesinin ölmeden önce yaşadığı Lübnan'daki eve gelir. Burada bulduğu mektup, fotoğraf ve kartlar vasıtasıyla aslında dedesinin bir kardeşinin Küba'ya gittiğini orada yuva kurup kaldığını öğrenir.


Bu noktadan sonra 1860'lı yıllardan itibaren İdealist Butros ile biraz maceraperest biraz özgür ruhlu Cebrail kardeşlerin hikayesi başlar. Kahramanımız pek hatırlamadığı dedesi Butros'u arkasında bıraktıkları ile daha iyi tanımaya başlar. Lübnan'da bulduğu mektup fotoğraf ne bulduysa bir çantaya koyarak Fransa'ya dönen yazar bunları tek tek incelemelere başlar. Bu inceleme esnasında İki kardeşin hikayesi etrafında Amerika'nın yaşadığı değişim, Küba'nın özgürlüğü Osmanlı Devletinin çöküşü birbirini izler.

Tarih boyunca karışık bir ülke olan Lübnan özelinden hareket eden Amin Maalouf, millet ve din -mezhep ayrımı olmayan bir dünya ve toplum arzusu içinde bulunmaktadır. Lübnan, etnik esaslar üzerine bölündüğü için bugün bile sistemini oturtamamış bir üşkedir. Krizler, Lübnan'ın kaderinin bir parçası gibidir. Amin Maalouf, yönetenlerin Fransa'ya laik bir sistem getirmesine rağmen sömürgeleri olan Lübnan'da dini-etnik temelli bir siyaset gütmesine şu cümlelerle tepki göstermektedir:

"Mustafa Kemal, hiç olmazsa tutarlı bir laikti, kendi ülkelerinde Devlet ile Kilise'yi birbirinden ayıran, bize gelince, köy papazının okuluna para desteği sağlayan o Fransızlar gibi değildi"


Kitabın başında da kendisini bir yere ait hissetmediğini belirten yazar, kök kelimesini kullanmayı uygun bulmaz. Çünkü kök insanı bir yere bir millet, toplum veya bir dine bağlar. Bunun yerine evrensel olmayı istemektedir. Bir bakıma dünya vatandaşı olmayı yeğlemektedir.



Aslında Amin Maalouf düşünce ve ideallerini İdealist dedesi üzerinden anlatır. Butros'ın Lübnan'da açtığı tüm Hristiyan mezheplerine ait öğrencileri kabul ettiği okulun adı Evrensel Okuldur. Bu okulun tanıtımını yaparken Hristiyan mezhepleri olan Ortodoks, Katolik ve Protestanlardan tepki görür. Bu tepkilere iyi bir Hristiyan olduğunu ve Hristiyan ahlakına inandığını belirse de Butros artık bir dinsiz yaftası yemiştir.


Burada şunu belirtmeliyim ki nasıl İslam'da taasuptan bahsediyorsak Butros da Hristiyan mezheplerinin içinde bulundukları taassubu eleştirmetedir. Sergilediği davranışları Hristiyanlıkla bağdaştıramayan yakınları Butros'a kızmakta onu dinsizlikle suçlamaktadır. Oysa Butros, her seferinde iyi bir Hristiyan olduğunu dile getirmektedir. Bugün biz de İslam ile ilgili bir taasuptan bahsettiğimizde aynı durumla karşılaşmıyor muyuz???


Butros aydınlanmadan yana birisi. Bu sebepledir ki Mustafa Kemal Atatürk'ü aydınlanma taraftarı olması sebebiyle çok seviyor ve çocuğuna Atatürk onuruna Kamal adını veriyor. Yine kitapta aydınlanmacı tavrından dolayı Atatürk'e yapılan atıflar var.


"Butros'un, hem düşünce, hem mizaç olarak kendine çok yakın bulduğu bu insana duyduğu hayranlık beni şaşırtmıyor; hatta,kendi Dağının bundan böyle Türk toprakları içinde yer almadığına üzülmüş olduğundan eminim. Mustafa Kemal, hiç olmazsa tutarlı bir laikti, kendi ülkelerinde Devlet ile Kilise'yi birbirinden ayıran, bize gelince, köy papazının okuluna para desteği sağlayan o Fransızlar gibi değildi"

Amin Maalouf'ın babası kitapta çok geçmesine rağmen adı geçmez. Sadece annesine yazdığı bir mektuptan babasının adının Rüştü olduğunu anlaşılmaktadır.
438 syf.
·8 günde·6/10
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Atalarının izini eline geçen mektuplarla süren yazar, ailesi adına dünyaya iz bıraktığı için önemli bir şey yaptığını düşünüyorum. Kalemi sağlam ama okurken çok sıkıldım.
438 syf.
·9/10
Edebiyat bağlamında konuşursak, bir kitap, yazarının diğer kitaplarını, yazılarını okudukça, yazarının hayat hikayesini öğrendikçe, yazara ve kitaba dair bilgiler, farklı görüşler edindikçe derinleşir. Tadı artar. Benliğimizde daha özel, daha farklı ve daha kalıcı bir yer edinir. Bize daha yakınlaşır. Bu yüzden kitaptan çok yazar okumak (bir yazarın tüm eserlerini, ayrıca o yazarla ilgili başka yazı ve kitapları okumayı hedeflemek) önemlidir. Yolların Başlangıcı, bu açıdanAmin Maalouf okurları için önemli bir kitap. Maalouf, Yolların Başlangıcı’nda ailesinin, ulaşabildiği en eski tarihine gidip dört kuşak boyunca yaşananları su yüzüne çıkarmaya çalışıyor. Kitapta Maalouf’un ailesine ait tarihsel sürecin yanı sıra, anlatılan dönemlere dair birçok ilgi çekici tarihsel ve sosyal hikaye bulunuyor. Maalouf okurları kitap boyunca bu tarihsel ve sosyal olaylara tanıklık ettikleri kadar, Maalouf’un yazarlığının kökenlerine, kitaplarının hangi hikayelerden beslendiğine de tanık oluyorlar.

Kitabın başında, kimlikleri reddettiğini, kendini herhangi bir dini topluluğa ya da ulusa ait hissetmediğini belirten Maalouf, bir gün kendini uçsuz bucaksız ailesinin serüveni ile özdeşleştirir ve bu serüvene ait mümkün olduğunca çok bilgiye ulaşmaya çalışır. Ailesinin uçsuz bucaksızlığı kitabın daha başında fark ediliyor, bu nedenle kitabın başında bir soy ağacı yer alsa okuyucuların takibi açısında faydalı olabilirdi. Ben kendi adıma okuma sürecimde bir soyağacı oluşturarak ilerledim, olası okurlara da bunu yapmalarını tavsiye ederim.

Fransa’da yaşayan Lübnan doğumlu yazar, araştırmalarını sadece Beyrut’ta değil, bu serüvenin önemli kahramanlarından amcası Cebrail başta olmak üzere birçok akrabasının göç ettiği Küba’da sürdürür. Kitabın Fransızca orijinal ismi “Origines” Türkçeye Yolların Başlangıcı olarak çevrilmiş. Bu tercihte, kitabın ilk sayfalarında Maalouf’un yaptığı açıklamalar etkin olmalı; Maalouf, ailesinin geçmişine uzanırken “kök” kelimesi yerine “yollar”ı tercih ettiğini belirtiyor ve diyor ki; “Ağaçların tersine, yollar rastgele atılmış tohumlarla topraktan fışkırmaz. Bizim gibi onların da bir başlangıcı vardır. Aldatıcı bir başlangıçtır bu, çünkü hiçbir zaman bir yolun gerçek bir başlama noktası yoktur; birinci dönemeçten önce, orada, hemen arkasında başka bir dönemeç daha vardır ve ondan önce bir tane daha…”

Kitabın ana kahramanlarından Amin Maalouf’un dedesi Butros’un Atatürk’e olan hayranlığı, Atatürk’ün yaptıklarının o dönemde Anadolu dışındaki coğrafyaları nasıl etkilediği, Lübnan ve çevresindeki Osmanlı topraklarında o dönemin insanlara nasıl heyecan ve umut verdiğini görmek, diğer yandan Maalouf ailesinin serüveni üzerinden Osmanlı tarihi ile karşılaşmak, kitabın Türkiye’deki okurlar için önemini arttırıyor. Butros’un Atatürk’e duyduğu hayranlık öyle büyük ki, 1921’de doğan bebeği kız olmasına rağmen ona, Atatürk’ün onuruna ve Mustafa Kemal isminden esinlerek, Kamal ismini veriyor. Kamal, Amin Maalouf’un halasıdır ve bu kitabın oluşmasında verdiği bilgilerle kitaba en çok katkı verenlerden biridir. Bu nedenle kitabın ithaf edildiği isimlerden biri de Kamal haladır.

Tarihin tekerrürünü, Maalouf’un ailesinin tarihi üzerinden bir kez daha görüyoruz. Yıllarca Osmanlı toprakları içinde yer alan Lübnan, Birinci Dünya Savaşı sonrası Fransa’nın yönetimine geçiyor, daha sonra da bağımsızlığını kazanıyor, ancak coğrafyanın değişmeyen yazgısı din savaşları varlığını hep sürdürüyor. Tarih boyunca dünyanın her yerinde güç sahipleri iktidarlarını baki kılabilmek için dini en etkin politik araç olarak kullanmışlar. Bir kısmı Protestan bir kısmı Katolik olan Maalouf’un ailesinde inanç savaşları en önemli yeri tutuyor. İlginçtir ki dengeyi hep ailenin laik bireyleri sağlıyor. Dört kuşak uzaklıktaki büyük büyük dedesi Tennus, sonra dedesi Butros, daha sonra Butros’un oğlu ve dolayısıyla Maalouf’un babası Rüştü, aydın ve laik kimlikleri ile aile içi barışı, ailenin eğitim ve kültür seviyesinin geliştirilmesini, yeni yetişen kuşakların çağdaş birer birey olmalarını sağlamaya çabalayan kişiler. Tabii dinin ve savaşların izin verdiği ölçüde insanları ne kadar etkileyebilirlerse. Maalouf’un babası Rüştü de şair, yazar ve gazeteci. Ailenin bu laik ve aydın bireylerinin hem kendi ailelerinde hem de toplumda gerçekleştirmeye çalıştıkları çağdaşlaşma çabaları ülkemizde ve dünyada yıllardır yaşanan süreçlere çok benziyor. Maalouf’un dedesi Butros’un 1904-1905 yıllarında ülkesi için söyledikleri, bugün de tüm toplumlar için güncelliğini koruyor;

“Ülkemizin yöneticilerini eleştirmekte haklısınız; ama bununla sınırlamayın kendinizi; eğer yöneticiler yozlaşmışsa, halkın kendisi de en az o kadar yozlaşmış demektir. Yöneticiler bu genel kokuşmanın yüze vuran görüntüsüdür. Ağacı, kökünden başlayarak iyileştirmek gerekir. Gerek gazetelerde, kitaplarda düşüncelerini dile getirenler, gerekse kürsüden insanlara seslenenler, kendilerini bu çabaya adamalıdırlar.”

Kitapta birçok şiirine de yer verilen Butros’un aynı yıllarda savaşa dair yazdığı bir şiirin bir bölümü de şöyle;

“Saldırı ve talandır savaş, yıkım ve insan kıyımıdır;

Bir suç ki, işleyen krallar bağışlanır ve çocuklara çektirilir cezası!”

Yolların Başlangıcı; Amin Maalouf okuyucularının Maalouf yolculuklarını derinleştirmeleri için…
438 syf.
·5/10
Kitap genel olarak köklü bir geçmişe sahip olan bir ailenin yaşam serüvenini anlatıyor. Kahramanımız dedesinin ölümü üzerine dedesinin evinde bulunan ve içinde ailenin karanlıkta kalan geçmişini aydınlatacak nitelikte olan belgeler, kartpostallar, yazılar ve mektuplarla dolu bir bavul bulur. Bu bavulu alıp incelerken ailesinin geçmişinin aslında anlatılandan farklı olduğu gerçeğiyle yüzleşir.

Kitabı okuyup beğenen bir arkadaşım mutlaka okumalısın diye bana verdi. Ama açıkçası ben okurken konu bana çok monoton geldi ve sıkıldım. Yine de edebi yönden değeri tartışılmaz. Ben o kadar fazla beğenmedim fakat okunmayacak bir kitap değil, okuyabilirsiniz.
438 syf.
·7/10
Göçenler, kalanlar, tartışmalar, aşklar, söylenceler, din değiştirmeler, küskünler, bağışlamalar, gerçek insanlar...
Amin Maalouf'un okuduğum üçüncü kitabı. Gerçek hikaye anlatısı olan bu kitap başarılı olmuş. Bazı kısımları yavaş akan bazı kısınları hızlı akan bir nehire benzemiş kitap. Kahramanları bazen karıştırıyor bir başkası zannedebiliyorsunuz. Ama bazı kahramanları kendiniz gibi tanıyıp seviyorsunuz.
Kitap biraz osmalının dağılma ve 1. Dünya savaşı dönemini anlatıyor. Sonlarına doğru bitsede sıradaki kitabı okuyorum dedirtse de güzel ve okunacak bir kitaptı. Bu kitap benim olmassa olmazlarımın arasına giremedi belki ama yine de güzeldi.
Keyifli okumalar.
438 syf.
·21 günde·Puan vermedi
Göçenler, kalanlar, tartışmalar, aşklar, söylenceler, din değiştirmeler, küskünlükler, bağışlamazlar, gerçek insanlar...Olay örgüsü göçebe ruhu, ülkeler, koşullar...
438 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Amin Maalouf' tan Yolların Başlangıcı eserini okudum ️Amin Maalouf ile Doğu'nun Limanları adlı eseriyle tanışmıştım ve çok mutlu olmuştum tanıştığıma ama Yolların Başlangıcı ile biraz değişikliğe uğradı bu fikrim. Aslında yazar ile alakalı sorun değil bu değişliklik benim tarihi pek sevemememden kaynaklanıyor. Kitabı iki kez elime aldım ilkinden 50. Sayfaya kadar geldim yarıda bıraktım çünkü o dönem çok yorgundum daha sonra tekrar elime aldım ( tabi o ikinci deneyim öncesi bir iki kitap okundum bitirdim.)ve istikrarlı olma kararı aldım ve sonuç kitabı sular seller gibi okuyup bitirdim.
️Amin Maalouf bu kitabında ne anlatmış derseniz: Anlatıcının babası vefat etmesiyle başlıyor her şey babaannesine kötü haberi vermeye gidiyor ama ordan ayrılıp yakın arkadaşıyla görüşünce farklı bir ülkede uzaktan akrabası olabileceği gerçeğini görüyor ve böylece geçmişe mektuplar ile yolculuk yapmaya başlıyor dedesinin mektupları şiirleri yazıları ve hiç tanımadığı vefat etmiş büyük amcasını neler yaşandığını soyunun nerelere ulaştığını ve dönemsel önemli kimliklerin aslında onun hayatında da etkisi olduğunu gösteriyor.
Kitabın dili anlaşılır akıcı olsa da elinizden bir müddet uzakta tutunca nerede kaldığınızı sayfayı okusanız dahi unutuyorsunuz bu yüzden tavsiyem akıcı olduğu için elinizden bir müddet uzak tutmadan okuyup bitirin.
️Ben kitapla alakalı olumsuzlukları kendim oluşturdum çünkü ne tarih okumayı seviyorum ne de nankör kitapları kitap akıcı olmasaydı belki yine yarım bırakır rafa kaldırırdim. Olumsuz yorumlarım sizin de aynısını yaşayacağınız anlamına gelmesin kesinlikle BEN YİNE DE İÇTENLİKLE TAVSİYE EDİYORUM.
438 syf.
·4/10
Amin Maalouf ismini duyurmuş bir yazar . Yazarın okuduğum ilk kitabıydı . Çok zor bitirdim , sanırım yanlış bir zamanda okuduğum bir kitaptı . Fakat Kamal’ın isminin hikayesi beni gülümseten bir hikaye olmuştur .
438 syf.
·29 günde·Beğendi·7/10
Amin maalouf un atalarının lübnan dağlarında başlayan oradan kubaya uzanan maalouf ailesinin hikayesini anlatıyor.

Ben bazi yerlerinde aşırı sıkıldım. Bazı yerleri çok akıcı geçti. Genel olarak okunmasını tavsiye ederim
438 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Geçmişe atılan adımlar yeniyi keşfetmek için temel oluşturur.
Butros, Cebrail ve niceleri. Mektuplarla ve notlarla çıkılan gizemli bir o kadar şaşırtıcı gerçekliğiyle güzel bir kitap.
438 syf.
·Beğendi·10/10
Amin Maalouf, Yolların Başlangıcı

Okuduğum bu kitapta yazar kendi ailesini, köklerini anlatıyor.

...En kısa zamanda anneannemi tekrar daha fazla bol bol konuşturacağım ve not tutacağım...

((İyiki de öyle yapmışım, zira bu kitabı okuduktan bir sene sonra canım anneannemi kaybettim, Allah rahmet eylesin)).

Kitaptan;

"...ailemdeki yaşlıların bir bir ölmesine seyirci kalıp, anlattıklarını dinleme zahmetine katlanmadığım için kendi kendime söylendim durdum; ve onlardan birine daha rastladığımda, onu bol bol konuşturmadan bırakmamaya için için söz verdim...
...
Kardeşinin mektubunda neler yazıldığını bana yalnızca babaannem söyleyebilirdi; bunu ona sormayı o zamana kadar akıl edebilseydim elbette... O mektubu defalarca okumuştu, orada yazılanlar kaçınılmaz olarak, genç kadının belleğine kazınmıştı ve orada ölünceye kadar kalacaktı. Bu kadar meraksız olduğum için kendime ne kadar kızıyorum! Çevremizdeki yaşlı insanların varlığı bizim için bir hazine, oysa biz bu hazineyi yaltaklanmalarla ve saçma sapan sözlerle ziyan ediyor, sonra da hiç doyurulmayacak bir açlıkla baş başa kalıyoruz; kendi arkamızda da kısa bir an için beliren, sonra toz toprak arasında kaybolan yollar bırakıyoruz.

Kimileri şöyle düşünecek: Ne olmuş yani? Atalarımızı ve onların atalarını tanımaya ne gerek var? Şu değersiz söze uyup, ölüleri ölüler gömsün, diyelim ve kendi yaşamımıza bakalım.

Doğru, kendi başlangıçlarımızı öğrenmemizin gereği yok. Torunlarımızın da bizim kendi yaşamımızı nasıl yaşadığımızı bilmelerine gerek yok. Bu dünyada herkes kendine ayrılmış zamanı tüketiyor, sonra da gidip mezarında uyuyor. Onlar için hiçbir şey ifade etmeyeceğimize göre, bizden sonra gelecek olanlar için kafa patlatmanın ne gereği var? İyi ama her şey unutulmaya yazgılıysa, neden bir şeyler kurmaya çabalıyoruz ve atalarımız neden bir şeyler kurdu? Neden yazıyoruz ve atalarımız neden yazdı? Evet, durum böyleyse, neden ağaç dikelim ve neden çoluk çocuğa karışalım? Bir dava için savaşmak neye yarar, ilerlemeden, gelişmeden, insanlıktan, gelecekten söz etmek neye yarar? İçinde yaşanan ana gereğinden çok ayrıcalık tanımakla, bir ölüler okyanusunun bizi kuşatmasına göz yummuş oluruz. Bunun tersine, geçip gitmiş zamanı yeniden canlandırırsak, yaşam alanımızı genişletmiş oluruz.

Öyle ya da böyle, başlangıçların peşinde koşmak bana, ölüme ve unutulmaya karşı yapılmış bir fetih gibi görünüyor, sabırla, kendini vererek, ısrarla, sadakatle yürütülmesi gereken bir fetih. Dedem 1880'li yılların sonunda, ailesine karşı gelme yürekliliğini gösterip öğrenimini uzak bir okulda sürdürmeye karar verdiğinde, bilginin yollarını aslında benim önümde açmaktaydı. Ve ölmeden önce bütün bu izleri, koşuk ve düzyazıyla kaleme alınmış, özenle kopya edilmiş, bunları hangi koşullarda söylediğini ya da yazdığını açıklayan notlarla zenginleştirilmiş bu metinleri, tüm bu mektupları, tarihlendirilmiş tüm bu defterleri ardında bıraktıysa bu, günün birinde birinin çıkıp bunlarla uğraşması için değil miydi? Kişi olarak beni, onun ölümünden çeyrek yüzyıl sonra dünyaya gözlerini açmış olan beni düşünmüyordu elbette; ama birinin bunu yapacağını ümit ediyordu. Sonra, öyle ya da böyle, onun şunu ya da bunu ümit etmiş olmasının fazla önemi yok; madem ki şu anda onun yaşamının izleri benim avuçlarımın içinde duruyor, benim artık onu unutulmaya terketmem söz konusu olamaz."
438 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10
Amin Maalouf'un diğer kitaplarını okuyanlar iyi bilir yazarın satırları okurken su gibi akar. Kitaplarının konusu okuyucusunu hemen içine çeker. Dedesi Butros'un tuttuğu günlüklerden yola çıkarak aile geçmişini araştırdığı bu kitabı zaman zaman okuyucusunu sıkıyor. Sıkıyor çünkü gerçekten çok ama çok dikkatli okunması gereken bir kitap. Sülale söz konusu olduğu için okurken sık sık kim kimdir demek zorunda kalıyorsunuz. Bu da okuma hızınızın düşmesine yol açıyor. Sıkılsanız da hayat ve yaşanmışlıklar ve özellikle de Osmanlıdan söz ettiği satırlardan öğreneceğiniz çok şey olduğunu farkına varıyorsunuz. Sıkılsanız da altını çizeceğiniz bir çok satır hemen dikkatinizi çekiyor. tıpkı bu satırları gibi: " Anlamak istersen Doğu ülkelerinde neyin yolunda gitmediğini, neden bunca itilip kakıldığını bu halkların, sayısız erdemleri olduğunu ama yalnızca tek bir hastalığa, bilgisizlik hastalığına tutulduklarını göreceksin. Çaresi vardır bu hastalığın; ama ancak bilgiyle iyileştirilebilir, gurbete göçerek değil! Bilgi Doğu'da doğdu, sonra gitti Batı'ya; artık yakınlarının arasına dönme zamanıdır." Bu satırlar 1907 de yazılmış. Günümüz de ne hala geçerliliğini koruyor ne yazık ki.
İki yüreğim olmalıydı. Birincisi duygusuz, ikincisi ise her zaman sevdalı. Hangi güzel için atıyorsa, ona verirdim ikinciyi. Öbürüyle de mutlu yaşardım.
Ülkelerimizin yöneticilerini eleştirmekte haklısınız ;ama bununla sınırlandırmayın kendinizi;eğer yöneticiler yozlaşmışsa,halkın kendisi de en az o kadar yozlaşmış demektir.Yöneticiler bu genel kokuşmanın yüze vuran görüntüsüdür.
Tanrı'nın lütfu bize ilham versin de ,şu dağılmışlığımız sona ersin; uzaklarda olmanın yüreğimize saldığı acılar dinsin...
Yalnızca özgür bir ruh
Üstünde mutsuzluktan başka bir şey bitmeyen çayırlardan vazgeçip
Sonsuzluğun kokusunu içine doldurmayı bilir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yolların Başlangıcı
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
438
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750808098
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Origines
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Kitaplarıyla tüm dünyada büyük ilgi gören Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf bundan önceki kitaplarında ailesine ilişkin kimi gerçekleri biraz da değiştirerek romana, romanlara dönüştürmüştü. Ama Yolların Başlangıcı’nda bütünüyle gerçeklere, belgelere, yazışmalara, arşiv kayıtlarına dayanan bir kitap bulacaksınız. Yazar bu kez soyağacının köklerine bir araştırmacı olarak dalıyor.

Kitabı okuyanlar 798 okur

  • Soner CANTÜRK
  • Zeynep EVİZ
  • tuğçe yıldız
  • İkarpot
  • Sonizm
  • Ömer Akbaş
  • Uehalfhauefh
  • Özkan Karagöl
  • Fikret Kas
  • Meral Hotamış

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.4
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%9.1
25-34 Yaş
%29.3
35-44 Yaş
%37.8
45-54 Yaş
%14.6
55-64 Yaş
%3.7
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.9
Erkek
%45.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.6 (30)
9
%16.1 (33)
8
%22.4 (46)
7
%27.8 (57)
6
%12.2 (25)
5
%2 (4)
4
%2.4 (5)
3
%1.5 (3)
2
%0
1
%1 (2)

Kitabın sıralamaları