Yolların Sonu

·
Okunma
·
Beğeni
·
15612
Gösterim
Adı:
Yolların Sonu
Baskı tarihi:
Ekim 2019
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754378061
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Yolların Sonu
Yolların Sonu
Yolların Sonu
Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim: Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim. Dünya denen mezellete dalsın her isteyen; Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim. Herkes bir özleyişle yaşar... Ben de öylece Altaylar'ın ve Tanrıdağ'ın çevresindeyim. Merdânelikle şöyle bakıp ayrılıklara Son menzilin hüzün dolu kâşânesindeyim. Artık veda zamanına pek fazla kalmadı; Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim...
(Tanıtım Bülteninden)

 
88 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bana şiiri sevdiren adam, Atsız'a selâm olsun!

Atsız'ın kitapları her zaman beni çok etkilemiştir. Bunun sebebini Atsız'ı tanımaya, onu bilmeye bağlıyorum. Kitaplarını, onu tanımadan okumuş olsaydım bu kadar etkilenmezdim diye düşünüyorum.

Atsız'ı abarttığımı düşünenler olabilir(onlar burayı terkedebilirler) fakat her okurun etkilendiği yazarlar vardır. Benim de etkilendiğim yazarlar var ancak sadece yazdıklarıyla değilde; hayatıyla, duruşuyla, davasıyla, yaptıklarıyla etkilendiğim tek yazardır Atsız.

Çünkü Atsız; ilk mecmuasından ölümüne kadar çıkarmış olduğu bütün eserlerinden tutun, verdiği konferanslara, yazdığı mektuplara kadar hepsinde daima Türkçülük, Turancılık, Milliyetçilik düşüncelerini işlemiştir.

"Vaktiyle bir Atsız derlerse ne hoş,
Anılmakla hangi ruh olmaz ki sarhoş!"

Şiir konusunda pek bilgim olmadığını düşünüyorum. Dört veya beş şiir kitabı okudum ve şiir değerlendirecek kadar yeterli edebi birikimim yok. Fakat yeterli olmaması şiirden etkilenmeyeceğim anlamına gelmez herhalde. Ben şahsen Atsız'ın her bir şiirinde farklı farklı hisler yaşadım. Kimi şiirinde Türkçülüğü söylemiş, kimi şiirinde Atsız gibi sevmeyi anlatmış, kimisinde Türk Kadınını göstermiş. Şiir tecrübem çok olmamasına karşın sözlerinin derinliğini ben bile hissedebildiysem sözü pek uzatmanın da anlamı yok demektir.

Atsız'ın şiirlerinde dikkatimi çeken güzel bir nokta var: Türkçülüğü, milliyetçiliği çok güzel ve etkileyici şekilde anlatmış. Türk genci olarak benim tüylerimi diken diken etti. Milli duyguları çok güzel vurgulamış. Ve Atsız gibi sevmeyi de çok güzel anlatmış. Şiirlerini okuduktan sonra Atsız gibi sevmekte varmış dedim kendime. Aşkın bende olmayan hatta bizlerde hiç olmayan, bize uğramayan yanını anlatmış Atsız.

"Nazım Hikmet gibi sevseydik bunun adı aşk olurdu, Atsız gibi seviyoruz bunun adı yangın."

Kitap ve yazarı hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Bundan sonrası bilgi vermek amaçlıdır. Epey emek verdim ve yazdıklarıma vakit ayıracakların yüreğine sağlık. Kitabı okumayı düşünenlere minicik bile olsa yardımcı olabileceksem ne mutlu bana.

• • • • • • • • • • • • •

"Yoktur öte âlemde de kurtulmaya bir yer!Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın."

Atsız, bütün şiirlerini tek bir kitapta toplamıştır. Eminim hepsinin hikayesi vardır. Bu sebeple bütün şiirlerini tek tek araştırıp; özünü, hikayesini, mantığını, yazılma sebebini bulmaya çalıştım. Fakat hepsi hakkında bilgi bulmak mümkün değildi. Bu sebepten, önemli şiirlerine yöneldim. Neticesinde; Atsız'ın şahsını ve düşüncelerini ve Türkçülüğünü ön plana çıkaran, daha kıymetli olan şiirleri hakkında bilgi vermeye çalıştım.

İncelemede laf kalabalığı yapmamak için; araştırdığım bilgileri kendim derleyip, bazılarını tekrar yazıp link olarak koydum. Merak edenler, bilgi edinmek isteyenler linkten bakabilirler.

Not:İlk iki şiirin videolarında, şiirlerin hikayeleri anlatılıyor ve kesinlikle dinleyin. Dinlerseniz bana teşekkür edersiniz. Atsız'ın en güzel şiirleridir ve hikayeleri de bir o kadar güzeldir. Benden tavsiyesi...

•Geri Gelen Mektup:
(Hikayesi)=> https://youtu.be/cV7YC6_6tKw
https://i.hizliresim.com/MrznsS.jpg
•Topal Asker:
https://youtu.be/UDRZXqSZF4Y
•Yolların Sonu:
https://i.hizliresim.com/j1gVXD.jpg
•Eski Bir Sonbahar:
https://hizliresim.com/gaWPed
•Yakarış:
https://i.hizliresim.com/8f6c9M.jpg
•Türk Kızı:
https://i.hizliresim.com/fOXTtC.jpg
•Adsız:
https://i.hizliresim.com/JvaB9B.jpg
•Ay Yüzlü Güzel Konçuy:
https://i.hizliresim.com/UBm1Ml.jpg
•Selâm:
https://hizliresim.com/ObSe2s
•Kahramanlık:
https://hizliresim.com/JfWZ8w
•Mutlak Seveceksin:
https://i.hizliresim.com/8jhVyE.jpg

Sonda olan "Mutlak Seveceksin" şiiri bu kitabında maalesef bulunmuyor. "Ruh Adam" romanında geçiyor. Fakat kesinlikle internetten okumanızı tavsiye ederim. En güzel şiirlerindendir.

Atsız'ın şairliği, romancılığına göre daha geri planda kalmıştır. Hatta çok geride kalmıştır. Fakat şairliği çok etkileyici ve çok başarılıdır. Şairliği hakkında da bilgi vermeden olmazdı. Merak edenler için link bırakıyorum.
https://i.hizliresim.com/X67dQn.jpg

Son olarak; Atsız'ın Aruzla yazdığı şiirlerle alakalı hoşuma giden bir video linki bırakıyorum. Keyfine gelen bakabilir.
https://youtu.be/KPEcCxFB90Q

Belki sizlerde Atsız'ı tanıdıktan sonra kitaplarına daha farklı yaklaşırsınız diye "Ruh Adam" kitabının incelemesinde kendisinden bahsetmiştim. Linkini hemen alta bırakıyorum. İncelemeye göz gezdirdikten sonra kitabı okumaya başlarsanız, kitaptan çok daha fazla zevk alırsınız diyerek incelememi bitiriyorum. Okuyan, vakit ayıran herkese çok teşekkür ediyorum.
#64279416


Vaktiyle bir ATSIZ varmış,
Var olsun!


Bu inceleme için bana destek olan başta Metin sayar ağabeyime ve değerli
Papatya , Döndü BARUT , https://1000kitap.com/Segahh
hanımefendilere çok teşekkür ediyorum.

İncemeleyi paylaşıp, daha fazla okurun görmesini sağlayabilirsiniz.

Saygılarımla...
88 syf.
·Puan vermedi
Vatan uğruna canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Ruhunuz şad
Mekanınız cennet olsun.
*
Ben ne ırkını bilmeyen bir soysuz,
ne de ülküsüz bir çıfıtım.

Ben ne eğlenceye koşan bir hayvan,
ne de yoldaşını satan bir kaltağım.

Ben ne kimliksiz bir insan,
ne de bir et yığınıyım.

Ben ne çetin yoldan kaçan bir yufka yürekli,ne de doğayı yenmeye çalışan bir budalayım.

Ben ne Tanrı'yı görmeyen bir kör,ne de sonunda huri kızlarını bekleyen bir dindarım.

Ben baştan aşağı
Hüseyin Nihâl Atsız'ım.''

*
Yazacaklarım ne bir eksik ne bir fazla...
Okunmaya değer bir şahsiyet,
Okumaya değer bir kitap.
Tek diyeceğim, Atsız'ı okuyun, okutun.
*
Keyifli Okumalar Dilerim.
90 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
İncelememe başlamadan önce genel bir görüşümü belirtmek isterim. Öncelikle her görüşe karşı saygım var, ancak bu kendi görüşüm olmadığı anlamına gelmez. Şükrü Erbaş'ın rüzgarına kapılabildiğim gibi Atsız'ın dizelerini okurken Asya'nın bozkırlarında atımı da şaha kaldırabilirim.
Bence ülkemiz ve insanımız tam bir kültür mozaiği. Ben de ortalama bir 'Anadolu İnsanı' kadar bu topraklara bağlıyım. Müslüm Gürses'le dertlenip, Neşet Ertaş türküleriyle harmanlanırken; Egenin Zeybeği, Ankara'nın oyun havaları ile neşelenmesini de bilirim.
Bu açıdan her siyasi, hatta her yaşam görüşüne karşı eşit mesafedeyim. Üstelik bir görüşü eleştirebilmek için önce onu anlamak gerek kanısındayım.
Atsız'ın dizelerini anlamaya çalışırken de onun "bildiğimiz" kimliğinden ziyade, anlattıklarını anlamaya çalıştım. Bu noktada; aslında şiirlerini okurken onun duygusal benliğini, milliyetçi hislerinin ardına gizlediğini fark ettim. Bir şiirini okumaya başladığımda; bir sevgiliye duygusal bir sevgi anlatılıyor zannederken, konu bir anda bir ülküye bağlanıyor. Bunda hem erkek karakterinin hem de içinde bulunulan siyasi durumun etkileri olduğunu düşünüyorum.
Atsız'a farklı bir gözden bakmak adına okunması gerektiğini düşünüyorum.
Keyifli okumalar.
90 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Daha önce Hüseyin Nihat Atsız'ın Bozkurtlar ve Ruh Adam romanlarını okumuş ve oldukça sevmiştim. Ruh Adam kitabındaki şiirleri okuyunca Atsız'ın diğer şiirlerini de okumayı çok istemiştim. Kısmet bugüneymiş. Kitabımız Hüseyin Nihal Atsız'ın Yolların Sonu isimli şiir kitabı. Atsız'ın aşk şiirlerindeki coşkusu Türkçülük şiirlerinde bol miktarda var. Genel olarak şiirler aşk ve Türkçülük temalı. Üslup tabi ki sert. Atsız'dan bahsediyoruz neticede. Genel olarak severek okuduğum bir şiir kitabı oldu. Burada dikkatimi en çok çeken ve kitaptan önce okuma fırsatı bulduğum Topal Asker şiirinin hikayesine de değinmek lazım. Bu yazıyı yazarken Topal Asker şiirinin hikayesini bir kez daha okudum ve tüylerim diken diken oldu. Hikayesini okumadan şiiri okumayın. Daha doğrusu şiirleri okumadan varsa hikayelerini veya şairlerinin hayatlarını okuyun. İşte o zaman ister aşk şiiri olsun ister başka şiirler olsun okunan mısralar çok daha fazla mana kazanacaktır gönlünüzde. Hep derim bir şiir kitabındaki tek mısra ruhunuza dokunuyorsa o kitap okunmalıdır. İşte bu şiir, bu kitapta ruhuma dokunan ve hatta tüm Türkiye halklarının ruhuna dokunması gereken ve dahi dokunmayı geçtim yüzümüze bir şamar gibi inen bir şiir olacaktır. Tavsiye edebileceğim bir kitaptır. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com

TOPAL ASKER ŞİİRİNİN HİKAYESİ

Hikaye Alıntıdır
1915 yılının Aralık ayı. Kışın en şiddetli günleri. Türk Ordusu 37 yıldan beridir Rus ve Ermeni işgali altında bulunan Kars, Ardahan, Artvin ve Batum şehirlerini Rus ve Ermeni zulmünden kurtarmak için Doğu'ya sefer düzenler. Enver Paşa komutasındaki Türk Ordusu Allahüekber Dağları'ndan aşarak düşman ordularını arkadan kuşatıp imha etmek istemektedir.Öncü kuvvetler Sarıkamış, Selim ve Kars'ın yol güzergâhındaki köyleri gizlice seferber ederler. Türk Ordusu'nun harekete geçtiğini haber alan köylüler, Türk Ordusu'na yardım etmek için hummalı bir çalışmaya koyulurlar. Hayvanlar kesip kavurma yapar, buğday kavurup kavurga, kavut hazırlar, uzun süre bayatlamayan lavaş ekmekler pişirir; çoraplar, kazaklar örer, keçe çarıklar dikerler.
Yıllardan beridir Ermenilerin ve Rusların baskı ve zulmünden canlarına yeten ve tahammül edemez duruma gelen bazı Türk gençleri ise Rusların, Ermenilerin tehdit ve takiplerine aldırmaksızın silahsız, donanımsız olarak köylerinden ayrılır, Türk Ordusuna katılmak için yollara düşerler.
Palasını beline bağlayıp, azığını sırtına alarak Türk Ordusu'na katılmak için yollara düşen gençlerden birisi de Ahmet Turan'dır.
Ahmet Turan, Kars'ın Derecik köyündendir. İki yıldır evlidir. Bir kızı vardır. Annesi, babası ve eşiyle vedalaşıp bir gece yarısı köyünden ayrılır.
Bütün Türk anne ve babalar artık evlatlarının Ermenilerle, Ruslarla mücadele etmelerine, onlara karşı savaşmalarına engel olmuyorlar, hiç bir eğitim almayan yavrularının cepheye koşmalarına ses çıkarmıyorlardır. Çünkü yapacakları başka şey kalmamıştı. Rusların fedailiğini yapan Taşnak ve Hınçak Ermenileri ve Rumlar gemi azıya almışlardı. Türklere yapmadıklarını bırakmıyorlardı. Köyleri basıyorlar, insanları öldürüyorlar, mallarını yağmalıyorlar, kadınlarını kızlarını kaçırıyorlardı. Halk çâresizdi. Ya canlarından olacaklardı ya da sefil zelil yaşayacaklardı. Ölmeyi sefil ve zelil yaşamaya tercih ediyorlardı.
Ahmet Turan'ın da annesi ve babası ona engel olmamışlar, bilâkis ardından su serpmişler dualar etmişlerdi.
Ahmet Turan, Oltu önlerinde Türk Ordusu'na kavuşur. Ona destek kıtaların birisinde görev verilir. Ordu hareket halindedir.
Türk Ordusu Aralık ayının son günlerinden Aşkale tarafından Allahüekber Dağı'na yönelir. Çok zorlukla çıktıkları dağın üzerindeki platoda tipiye tutulurlar. Ordunun büyük bir bölümü donarak şehit olur. Sağ kalan askerlerden birisi Ahmet Turan'dır. Hatta birkaç askeri de donmaktan o kurtarmıştır.
Komutanı o geceki gayretlerinden dolayı onu çok beğenir ve yanına alır.
Türk Ordusu, büyük bir talihsizlik olarak düşmanla savaşamadan iklimin azizliğine uğrar ve savaşamaz duruma gelir.
Büyük kayıplar veren Türk Ordusu Erzurum'a çekilir. Kısa süre sonra destek kıtalarından birkaçı Irak cephesine gönderilir. Ahmet Turan da bu kıtalardan birisinin komutanının yaveri olarak Irak cephesindedir.
İngilizlere karşı savaşan 6. Türk Ordusu'na destek verirler. İngilizleri bozguna uğratırlar. Bir İngiliz tümenini generalleriyle birlikte esir alırlar. Ne yazık ki Türk Ordusu bu cephede de Arapların azizliğine, daha doğrusu ihanetine uğrar. İngilizlerin bağımsızlık vaadlerine ve dağıttıkları altınlara aldanan Araplar Türk Ordusu'nu arkadan vururlar. Bu amansız çatışmalarda Ahmet Turan bacağından yaralanır. İyi bir tedavi göremez. Yaraları iyileşir ama bacak kemiğinin eğri tutması sebebiyle ayağı garip bir görünüm alır. Topallayarak yürümektedir.
İki yıl kadar bu bölgede İngiliz-Hint ve aldatılmış Araplara karşı savaşırlar. Ne hazin ki Bağdat'ı Araplara bırakmak zorunda kalırlar. O günlerde İstanbul'dan bir emir gelir. Destek kıtalarından birkaçı Galiçya'ya gidecektir. Ruslara karşı savaşan Türk kolordusuna katılacaklardır.
Ahmet Turan'ın içinde bulunduğu kıta da gidecektir. Komutanı onu götürmek istemez. Ahmet Turan, kıtasından ayrılmamak için komutanına yalvarır yakarır. Sonunda arzusuna kavuşur. Komutanı onu yine yanında götürür. Aylardan sonra Galiçya önlerindedirler.
İki yılı aşkın bir süre de bu bölgede bulunurlar. Almanlarla birlikte Ruslara karşı savaşılar. Zaman zaman çok zor durumlarda kalırlar.
Ahmet Turan birçok arkadaşını kaybeder. Birçok arkadaşı sakat kalır. Nice arkadaşı atılan bombaların altında parçalanıp meleklere katılır. Kendisi de bir kez daha yaralanır. Siperdeyken kafasına hedeflenen kurşun sakat bacağına saplanır. Bir şarapnel parçası da burnunu, çenesini dağıtır. Yine iyi bir tedavi yapılamaz. Ayağı daha da eğri ve sakat kalır. Yüzü gözü tanınmaz olur.
Türkler bu cephede de Amerika'nın ve Bulgaristanların hıyanetine uğrar ve perişan bir vaziyette çekilirler.
Birinci Dünya Savaşı sona ermiş, Türkler, Avusturya-Macaristan ve Almanya ile birlikte savaşı kaybederler. Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra İstanbul'a dönerler.
Askerler terhis edilir. Ahmet Turan da silahını teslim eder. Silahı ile birlikte ruhunu, canını bıraktığını zanneder. Kendisiyle özdeşleşen silahından ayrı yaşayamayacağını düşünür. Düşmanları için göz dağı, kendisi için arkadaş, kardeş olan, güvendiği, dayandığı silahı artık onunla değildir. Bir değnek bulur, şimdiden geri ona dayanarak yürüyecektir.
Memleketine, köyüne dönmek istemektedir. Yedi yıldır köyünden, eşinden, çocuğundan, anne ve babasından haber alamamıştır. Onların hasretiyle buram buram yanmaktadır. Onlarla kucaklaşacağı anı, onlara savaş hatıralarını anlatacağı günü aramaktadır. Topal bacağıyla kanatlanmış kuş gibidir. Uçmak istiyor, havalanıp köyüne konmak, yıllardır yolunu gözleyen eşine, çocuğuna ulaşmak istiyor.
Komutanı ülkesinin neresinde neler olduğunu iyi bilmektedir. Yunanlıların İzmir'i işgal ettiğini, İtalyanların Antalya'yı, Fransızların Kahramanmaraş'ı, İngilizlerin Adana'yı, Rus ve Ermenilerin doğu illerini aldıklarını biliyor. Hatta Rus ve Ermenilerin Erzincan'dan Gümrü'ye kadar yol güzergâhındaki bütün Türk köylerini yaktıklarını, insanlarını öldürdüklerini, bütün varlıklarını alıp götürdüklerini biliyordu. Bu köyler arasında Ahmet Turan'ın köyünün de talan edildiğini ve bütün halkının samanlıklara doldurularak yakıldığını öğrenmişti.
Komutan, bütün bunları bildiği için Ahmet Turan'ı İstanbul'da alıkoymak istemektedir. Yıllardır yanından ayırmadığı ve cepheden cepheye birlikte koştukları bu kahraman ve yiğit vatan evladını bırakmak istememektedir. Ancak bir türlü gerçekleri de ona söyleyememektedir.
Ahmet Turan vedalaşmak için komutanının yanına gelir. Elini öpmek helallik almak ister. Komutanı elini öptürmek, o yaralı dağ parçası yiğidi kucaklar bağrına basar. Bir süre onu bırakmaz. Vücudunun büyük bir parçasının kopup gittiğini zanneder. Yüreği yanar, gözleri yaşarır ama Ahmet Turan'a hissettirmez. Kollarını çözüp bu defa omuzlarından tutup bir müddet yüzünü seyreder. İç cebinden bir kağıt çıkarır, üzerine bir şeyler yazar ve katlayıp Ahmet Turan'a uzatır ve ekler:
-Ahmetçiğim, adresimi yazdım. Sakın kaybetme. Memleketine, köyüne git. Bir müddet kal, hasret gider. Eğer sıkıntıya düşersen, iş güç bulamazsan dön, bana gel. Sana iş güç bulabilirim. Burada birlikte yaşarız.
Ardından yan cebinden çıkardığı birkaç kuruşu da Ahmet Turan'ın eline tutuşturur.
-Bu birkaç kuruşu da al, gereğin olur.
Ahmet Turan pusulayı alıp sürekli göğsünde taşıdığı hamailin arasına koyar. Parayı almak istemez. Komutanın ısrarı üzerine onu alır paltosunun iç cebine koyar. Teşekkür eder.
Ahmet Turan İstanbul'dan ayrılır. O artık Kars yolundadır. Eşine, annesine, çocuğuna, babasına gitmektedir. Köyden köye, şehirden şehire, o topal bacağı ile sürünüp yürümektedir. Kimi gün yaya, kimi gün rastladığı at arabalarına binerek kimi zaman at, katır kafilelerine katılarak aylardan sonra Kars'a ulaşır.
Şehir tanınmaz hâldedir.Sanki yedi yıl önce bıraktığı şehir gitmiş yerine başka bir şehir gelmiştir. Sözün gerçek anlamı ile harpten çıkmış bir şehir. Çarşıyı pazarı dolaşır bir tek tanıdık simaya rastlayamaz. İçinde ağır bir sıkıntı oluşur. Kalbi sıkışır.. Duman dolmuş bir aşhaneye girmiş gibidir. Bir an önce şehirden çıkmak ister. Tenha bir bakkalda biraz şeker, çay ve şekerleme bulur, alır. Annesi, babası, eşi ve çocuğu için İstanbul'dan satın aldığı hediyelerin yanına kor ve bohçayı bağlayıp omuzuna atar. Köyün yolunu tutar. Ata ocağı, yâr kucağı olan köyü, Kars'ın 10 km. doğusundadır. Normal bir insan iki saatte varır. Ancak Ahmet Turan topaldır, üç dört saatte ancak varacaktır.
Yol boyunca eşini, evlilik günlerini, kızı Elif'i, annesini, babasını düşünür. Elif'in şimdi sekiz yaşında güzel bir kız olduğunu hayâl eder.
Köyün yanıbaşındaki derin vadinin karşı kaşına varır. Oradan köy nispeten görülmektedir. Elindeki değneğe dayanıp biraz dinlenmek ve köyünü seyretmek ister. Garip bir hava hisseder. Burnuna yanık kokuları gelir. Köyün camisinin ahşap minaresi, o güzelim ağaçlar, ağaç, direklerin başındaki leylek leylek yuvaları, hiçbirisi görülmüyor. Sanki köy yere gömülmüş. Bir şeyler göremez. Ortalıkta kimseler de yoktur. Herkes yaylaya gitmiş gibi. Oysa yayla mevsimi değil. Bir anlam veremez. Yerinde duramaz, kafası, beyni uğuldamaktadır. Aklına çok garip şeyler gelir. Bir solukta vadinin dibine iner ve karşı yamaca tırmanmaya başlar. Kocaman yokuşu nasıl çıktığını bilemez. Vadinin diğer kaşına çıktığında köyün tamamını karşısında bulur. Acı gerçekle yüz yüze gelir. Dünyası yıkılır. Köy baştan başa yakılmıştır. Kimse yoktur. Bütün evler yerle bir olmuştur. Donakalır. Birden kendi evine doğru koşar. Bütün köy evleri gibi onun evi de yakılıp yıkılmıştır. Ahmet Turan'ın vücudu çözülür. Kolu kanadı yanına düşer. Dökülüp dağılacak gibidir. Bohça omzundan yere düşer. Ayakta duramaz. Takati kesişir. Bir taşın üzerine yığılır. Ellerini değneğine, alnını da ellerinin üzerine dayayıp donup kalır. Gözlerinin yaşı yerleri ıslatmaktadır.
Başından geçenler gözlerinin önünden geçer. Komutanının sözlerinin hatırlar. Adresini ona niçin ısrarlar verdiğini o anda anlar.
Bir müddet yanıp kavrulduktan sonra kalkıp yakılıp yıkılan evlerin arasında dolaşır. Köyün kenarındaki mezarlığa varır. Alelâde yapılmış mezarları görür. Ölülerin, kimseler tarafından toplanıp gömüldüğünü anlamakta gecikmez. Çünkü birçok cephede defalarca bu işi kendisi de yapmıştı. Mezarların toprağına yüzünü sürer, ağlar. Fatihalar okuyup ruhlarına bağışlar. Yanıp kül olan annesinin, babasının, eşinin, çocuğunun, hısım akrabalarının, ellerini yüzlerini öpmeyi umarken küllerini, topraklarının öpmek durumunda kalır.
Geceye kalmadan köyden ayrılır. Yola iner, Kars'a gitmekte olan bir at arabasına biner. Arabacı, epey ötede bulunan Subatan köyünün Ermeni katliamından kurtulan sakinlerinden birisidir. Tanışırlar. Ahmet Turan, köylerinin ve köylülerinin başına gelenleri sorar. Adam, içi sızlayarak anlatır.
Kâzım Karabekir Paşa'nın ordusunun Erzurum'a geldiğini öğrenen Ermenilerin Kars ve çevresinden katliama başladıklarını, Derecik Köyü'nün 671 sakinini samanlıklara doldurup, gazyağı, benzin dökerek yaktıklarını, kaçmaya çalışanları ise balta, kılıç ve yaylım ateşi ile öldürdüklerini, 671 kişiden sadece 11 kişinin kurtulabildiğini, bütün bu bölgedeki köyleri aynı şekilde yakıp yıktıklarını, talan ettiklerini göz yaşlarını boğularak söyler.
Ahmet Turan durumu bütün açıklığı ile öğrenir. Artık Kars'ta durmanın yersiz olduğunu anlar. Arabacıdan ayrılırken düşürdüğü bohçayı hatırlar. Arabacıya köyünün girişinde bıraktığı bohçayı almasını içindekileri ihtiyacı olanlara dağıtmasını rica eder.
Tekrar yollara düşer. Aynı yollardan aynı sıkıntı ve engellerle karşılaşarak aylardan sonra İstanbul'a ulaşır.
Komutanın adresi Avrupa yakasındadır. Yolcu vapuruna binerek karşı tarafa geçmek ister. Rıhtımın, güvertenin tutacaklarına tutunarak güçlükle vapura biner. Vapur fazla kalabalık değil. Kimsenin oturmadığı büyük bir banka sendeleyip tutunarak oturur. Perişan hâldedir. Vücudu ve ruh hâli ülkesinin durumu gibidir. Saçı sakalı birbirine karışmış, avurtları çökmüş, çenesinin eğriliği ve yüzündeki derin yara izleri çehresini garip bir görünüme sokmuştur. Ayağının topallığı ise yürek yakmaktadır.
Karşı tarafta birkaç kadın ve yetişkin bir kız oturmaktadır. Bunlar Ahmet Turan'ı seyretmektedirler. Onun yedi yıldır sırtından çıkaramadığı parça parça olmuş paltosuna, şalvarının uyumsuz çarpık yamalarına, yüzünün yamukluğuna ve eğik bükük topal ayağına bakıp durmaktadırlar. Aralarındaki, dış görünüşü ve tavırlarıyla yabancıyı andıran bakımlı ve alımlı kız, Ahmet Turan'a bakıp bakıp güler. Ahmet Turan bu durumdan çok müteesir olur. Yıllardır onlar için savaştığı insanlardan ilgi, sevgi beklerden böyle bir tavırlar karşılaşması onu perişan eder. Kalkıp oradan uzaklaşır. Güvertenin en kenarından bir direğe tutunup denizi ve uzakları seyre dalar. Kendisine karşı yapılan bu hakarete bir anlam veremez. Aklına, bir arkadaşının geçende anlattıkları gelir. İşgal kuvvetleri komutanı Fransız generali İstanbul'a girerken bazı İstanbullu kızlar, kadınlar Fransız ve İngiliz askerlerine çiçekler atmış. Onlara pasta çörek ikram etmişler. Acaba bu kadın ve kızlar da onlardan mıdır diye aklından geçirir. Şaşkın vaziyettedir. Vatanında kendisini garip hissetmektedir. Herkese küsmüş gibi kimsenin yüzüne bakmaz.
Vapurdan inip epey uzaklaştıktan sonra hamailin içerisinden adresi çıkarır ve rastladığı kimselere sora sora komutanının evine varır. Kucaklaşırlar. Gözyaşları birbirine karışır. Ahmet Turan çocuk gibi ağlamaktadır. Hıçkıra hıçkıra, içini çeke çeke dakikalarca ağlar, anlatır. O sırada komutanın arkadaşlarından Mehmet Nail Bey'in oğlu askerî tıbbiye öğrencisi Hüseyin Nihâl olayı seyretmekte anlatılanları dinlemektedir.
Hüseyin Nihâl, bu fedâkar ve kahraman Türk gazisine yapılan densizliğe çok üzülür ve gençlik heyecanını da katarak Ahmet Turan'ın ağzından o arsız kıza bir şiirle cevap verir:

TOPAL ASKER

Ey saçları “alagarson” kesik hanım kız!
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
Bacağımla alay etme pek topla diye.
Bir sorsana o topallık nerden hediye?
Sen Şişli’de dans ederken her gece, gündüz
Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz
Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık;
Siz salonda dans ederken bizler savaştık.
Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
Olan işler dimağını azıcık yorsun!
Biliyorum elbisemle eğleniyorsun;
Biliyorum baldırını o kadar nazla
Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla
Benim bütün elbisemden… Hatta kendimden…
Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben
Neyim? Bir hiç… işe güce yaramaz, topal…
Sen sağlamsın senin hakkın dünyadan zevk al:
Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!
Ey gözünün rengi bana yabancı güzel,
Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!
Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün.
Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
Dolaşırken… Biz de tipi, fırtına, yağmur,
Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık
Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık…
Gülme bana bakıp pek arsız arsız
Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!
Sana karşı haykıranı mecbursun dinle;
Bugün hesap göreceğiz artık seninle:
Ben cephede geberirken, geride vatan
Aşkı ile bin belalı işe can atan
Anam, babam, karım, kızım eziliyorken
Dağlar kadar yük altında… Gel, cevap ver, sen
Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız?
Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız!
Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda…
Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu:
Sizin için harp ederken yedim kurşunu.
Onun için topal kaldı böyle bacağım,
Onun için tütmez oldu artık ocağım.
Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.
Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,
Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız
Size şarap oldu sanki… Şehit canımız
Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz;
Zıpladınız, kudurdunuz arsız, edepsiz! …
Gerçi salonlarda “yıldız” dı senin adın,
Hakikatte fahişesin ey alçak kadın!
Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu:
Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.
Omuzunda neden seni fuzuli çeksin?
Kinimizin şiddetiyle gebereceksin! ..
90 syf.
·Beğendi·10/10
Her Türk evladının okuması gereken bir eser. Ben bu büyük adama yalnızca bir yazar gözüyle bakmıyorum, daha ilk kitabını okuduğumda zaten bende büyük bir tesir bırakmıştı. Ona bir usta, üstad gözüyle bakıyorum. Yalnızca ırkçılıktan yana değilim onu söylemek isterim. Türk'ün ırk babında değil tarih bakımından üstün olduğunu düşünüyorum. Tüm andaşlarımın da birlik olmasını ve bütünleşmesini isteyenlerdenim. Tanrı Dağlarına çıkıp gezdiğim mısralarda Türklüğü tüm damarlarımda hissettim. Böyle bir his ve duygu anlatılamıyor, okurken öyle bir huzura kavuşuyorum ki bunu açıklayamıyorum... Benden sonra gelecek olan nesle de güzel kitaplar okumalarını tavsiye ediyorum. Tarihinizi öğrenin, soyunuzu, şecerenizi, ırkınızı iyi öğrenin evlatlar! Siz bizim umudumuzsunuz... Bizden sonra bu dünyaya, bu vatana, bu doğaya sahip çıkacak, onları koruyup kollayacak olan sizlersiniz. Duyarlı olun, bilinçli olun, okuyun, öğrenin, öğretin, iyiyi ve kötüyü ayırt edin, zulme göz yummayın, doğayı sevin, tarihi-matematiği-bilimi sevin, dilinize sahip çıkın, vatanınızı sevin, kitapları sevin, ne olursa olsun ve ne yaşamış olursanız olun ailenizi sevin... Çünkü siz yalnız kaldığınızda size aileniz, milletiniz, vatanınız sahip çıkıyor.
Keşke edebi değeri olmayan ve birkaç satırda sanat yaptığını sanan yazarları değil de bu gibi usta yazarları okusanız. Temennim, sağlam kitaplar okumanızdan yanadır güzel gençlik. Esen kalın...
90 syf.
H.N.Atsız'ı ve hayatını bir dostumdan hikaye tadında günlerce dinledim..çok etkilendim beni okumaya ve sorgulamaya yönlendiren dostum sayesinde ATSIZ'ın ( henuz okumasamda su an inceliyorum "Bozkurtlar " ve "Ruh Adamı" kitaplarını aldım) Yolların Sonu Şiir kitabıyla başladım...
ATSIZ'ın siyasi ve edebi kişiliği, milliyetci duyguları, türklük aşkı, vatanı, askeri, bayrağı, kahramanlığı, aşkı; edebi ve yalın bir üslupla lezzet dolu satırlarla aktarmış kitabında. Her şiirinde hayatından ve türk tarihinden kesitler var.. görmeyi bilen gözler için. anlayabilecek yürekler için..okumakta çok geç kalmış olduğum bir şiir kitabı..Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum..Milliyetci, Vatanperver, Edebiyatçı, Tarihçi, Yazar ve en önemlisi Dava Adamı bir ATSIZ kitabı okunmalı ve okunmayı hak ediyor.
90 syf.
·10/10
Kitap hakkında ekstra bir şey söylemeyeceğim 2.defa bitiriyorum. Şiirler, bir şiir kitabı yazılması amacıyla değil de Atsız'ın fevkalâde eserlerinden toplanıldığı için muazzamdır. Diğer eserlerini okuyanlar bilirler ki: Nihal Atsız kitaplarında şiirlerine çok önem verir; farzedin ki ruhundan katar ve aşırı duygu yüklü şiirler okursunuz. Bahsetmeden geçemeyeceğim, yazarın şahsiyetine saygınız olmayabilir ama eserlerini okumaktan çekinmeyin pişman olmazsınız :)
88 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Zevk alarak okuduğum şiir kitaplarımın arasına birde Atsız'ın "Yolların Sonu" kitabını da ekledim.
Hüseyin Nihal Atsız'ın okuduğum ikinci kitabı ve şunu belirteyim ki çok beğendim.Atsız'ın yazdığı şiirlerinden oluşan bir kitaptır. Kitabı okurken bir kere daha emin oldum ki Atsız gerçekten çok yönlü bir yazar. Şiir sanatına hakim bir şair de diyebilirim.
Yazdığı şiirlerde Türk Millî Edebiyat akımının öncü şairleri arasında yer alan "Milli Şair" olarak da bilinen Mehmet Emin Yurdakul'un eserlerinden biraz etkilendiğini gördüm.
Şiirler yeri geliyor seni milliyetçi ruhundan yakalarken; bazen de tamamen şiir yoluyla insanı düşünmeye sevk ediyor... :
Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan.
Gün olur ki bir yudum su ararsın batmaktan,
Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.
...
Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın
Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.
...
Iztırabı kanına kat da göz kırpmadan iç!
Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç
Bir şeyin olmayacak... Hatta mezar taşın da...
Sayfa - 57
Aşk ve sevgi şiirlerinde de çok özgün şiirleri beni derinden etkiledi diyebilirim:
.
O gece ne kadar güzeldi mehtap,
Sandım ki ruhumda yükseldi mehtap,
Gönlümü yıkayan bir seldi mehtap
Rüyada çalınmış buseler gibi.
sayfa - 49
...
Acaba yaşlı mı kara gözlerin?
İçimde bir derin yara gözlerin...
Daldı mı uzak bir yere gözlerin?
Görmüyor, bilmiyor, bilemiyorum.
sayfa - 64
.
Atsız'ı okumak ve yakından tanımak isteyen herkesin mutlaka okuması ve başkalarına da okuması için tavsiye etmesi lazım olan bir eser.
.
Not: Kitapta kullanılan " Dağlar " metaforu çok anlamlı ve üzerine düşünülmesi gereken bir konu...
.
Kitabı okumak isteyenlere keyifli okumalar şimdiden :)
90 syf.
·9/10
Romanlarını, makalelerini severek okudum, şiirleri de roman ve makaleleri kadar güzeldi. Bir insan ancak bu kadar yetenekli olabilir hem roman, hem şiir hem de makale yazabilecek kapasiteye sahip. Tabii buradaki "yazabilmek"ten kastım gerçek manada okunabilecek, öğretici bir şeyler ortaya koymakla alâkalı, yoksa her eli kalem tutan yazar oluyor günümüzde.
Atsız gibi bir adamla aynı devirde yaşayamamak da sanırım bizim talihsizliğimiz...
Incelememi kitaptan çok, yazar üzerine odakladım çünkü onun her kitabı ayrı ayrı güzel, burada uzun uzun anlatmanın lüzumu yok...
Bazıları siyasi görüşleri sebebiyle önyargılı davranıyorlar, ama Atsız'ı sevseler de sevmeseler de bu onun büyük bir yazar olduğu gerçeğini değiştiremez.
Bana göre bir Oğuz Atay, bir Nâzım Hikmet kadar yetenekli Atsız, yazdıkları onlarınkiler kadar kaliteli.
Hulâsa bu şiir kitabı da benim için kıymetli diyebileceğim eserler arasında yer aldı.
Her Atsız incelemesinin sonunda belirttiğim gibi Türk çocukları Atsız'ı okumalı, öğrenmeli, tanımalı...
90 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitabın her bir sayfasında daha fazla gururlandım. Her kelime, her cümle, her dize bir daha okutturuyor kendini. Şahsen herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.
Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan! 
bir kere düşün nedir seni dünyada tutan? 
mefkuresinden başka her varlığı unutan
kahramanlar gibi sen, ebedi kalmalısın..
"Selam sana hücrelerde benzi solan genç!
Selam sana ey yılları heba olan genç!
...
Ey rütbesi çalınanlar! Selam sizlere!
...
Selam size! Üstünüzde bütün bakışlar,
Bir gün olur tarih sizi elbet alkışlar!"
Hüseyin Nihal Atsız
Sayfa 38 - Ötüken Neşriyat

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yolların Sonu
Baskı tarihi:
Ekim 2019
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754378061
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Yolların Sonu
Yolların Sonu
Yolların Sonu
Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim: Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim. Dünya denen mezellete dalsın her isteyen; Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim. Herkes bir özleyişle yaşar... Ben de öylece Altaylar'ın ve Tanrıdağ'ın çevresindeyim. Merdânelikle şöyle bakıp ayrılıklara Son menzilin hüzün dolu kâşânesindeyim. Artık veda zamanına pek fazla kalmadı; Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim...
(Tanıtım Bülteninden)

 

Kitabı okuyanlar 2.613 okur

  • Betül Özcan
  • Alparslan ÇÖTELİ
  • Özlem Kıravi
  • Kürşat ÖZDEMİR
  • Aytöre Aşcı
  • Mustafa ölmez
  • İhsan Çakmak
  • Mustafa Çırak
  • Ahmet Kaya
  • Volkan Güneş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.1
14-17 Yaş
%7.6
18-24 Yaş
%29.4
25-34 Yaş
%34.1
35-44 Yaş
%15.3
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%2.4
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%40.5
Erkek
%59.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%58 (504)
9
%16.7 (145)
8
%9.6 (83)
7
%4.7 (41)
6
%2.8 (24)
5
%0.6 (5)
4
%0.5 (4)
3
%0.2 (2)
2
%0.1 (1)
1
%1.8 (16)

Kitabın sıralamaları