Yufka Yürek (Sürgün Öncesi Hikayeler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
17,4bin
Gösterim
Adı:
Yufka Yürek
Alt başlık:
Sürgün Öncesi Hikayeler
Baskı tarihi:
Eylül 2011
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750713637
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Dostoyevski, bu romanında, saf ve büyük bir aşkın öyküsünü anlatıyor. Şiirsel bir hava içinde geçen öyküde, ateşli bir ruh coşkunluğunun canlı bir anlatımını bulacaksınız.
 (Tanıtım Bülteninden)
80 syf.
·5 günde·8/10 puan
Esasen ne kadar tuhaf bir ülkede yaşadığımın ayırdına varalı çok olmadı. Her şey o kadar hızlı gerçekleşiyor ki durup düşünmeye dahi vakit bulamadığım çok oluyor. Baylar tüm samimiyetimle itiraf etmek zorundayım ki bütün uyuşukluğum, olayların ardına geçip acımasızca ittiren zamanın suçudur.

Tuhaf ülkem işte, hangi hassas yerine değinecek olursam olayım biliyorum ki sayfalarca cümle, sayfalarca paragraf o dikkatin tümüyle o yere yoğunlaşmasına yetmeyecek hatta o hassasiyetin sağlanmayacağını da biliyor gibiyim. Bundan yıllar sonrasında bile muzdarip olduğum hadiseler yine yeniden gerçekleşecekmiş gibi geliyor bana.

Vatan nedir? Anne nedir? Toprak, asker, kahraman, bayrak…? Bu kelimeler zihnimize düştüğünde muhakkak bir çağrışıma yol açıyordur ama gerçekten dolu mu içleri ya da şöyle mi sormalıyım bilmiyorum içlerindeki var olan anlam bizlere ne ifade ediyor… Benim nazarımda en tehlikeli kelimelerdir bu saydıklarım ve şu an aklıma gelmeyen birtakım kelimeler. Hani denir ya “Anahtar Kelimeler” diye. İşte bu "Anahtar Kelimeler". Anahtar Kelimeler sözcüğünün aklımdaki anlamını sıfırlıyor ve şu vaziyetiyle burada doldurduğum anlamı ile kaydediyorum hafızama.

Fark ettiniz mi bilmiyorum ama dikkat buyurmanızı rica edeceğim; bir kelimeye anlam yüklemek ne kadar da kolay değil mi? O kelimelere anlam yükleyip ardından kutsallaştırıp sorgulanamaz hale gelene değin bekleyecek miyiz, sanırım bekleyeceğiz. Belki de Estragon ve Vladimir’in Godot’yu beklediği gibi. Şüpheye düşeceğiz, ne zaman bu kelimelere bu anlamlar yüklendi de biz fark etmedik diye...

Şimdi asıl meseleye gelelim, böylesine uzun bir (saydım tam dört paragraf) girizgâhı yalnızca Dostoyevski için yapabilirdim. Usta yazarımız da, dünyanın bekası için bazı anahtar kelimelerin içini çok güzel doldurmuştur. Soyluluk, vicdan, kişilik, ahlak, suç ve bunun gibi bir sürü kelime. Kitap okuyan bir okurun vicdan dendiğinde aklına Raskolnikov, ahlak dendiğinde Alyoşa gelmiyorsa bu kelimelerin içi henüz dolmamış demektir. Sadece kelimeler mi, elbette hayır lakin Psikanaliz alanına öncülük ettiğinden falan da bahsetmek istemiyorum.

“Bir Yufka Yürekli” öyküsünde sıradan bir adamın, Dostoyevski etkisiyle, seçkinleşmesine tanıklık ediyoruz. Gogol’un bizi Akakiy’den haberdar ettiği gibi Dostoyevski de Vasya’nın yufka yüreğine odaklıyor bizi. Odaklıyor ama kafada deli sorular…

Mutluluk nedir? Her insana mutluluk iyi gelir mi? Öncelikle uyarmak isterim sizi, bu gibi soruları Dostoyevski’nin karakterleri üzerinden yanıtlamak okurunu, büyük bir yanılgıya götürebilir. Çünkü onun karakterleri hayatları boyunca acı, hüzün, çaresizlik gibi hoş olmayan hissiyatlarla boğuştukları için mutluluk anı gelip çattığında delirmeleri pek ala mümkün olur. Bu duruma şaşmamak gerek, ana karakterler naif, namuslu, soylu ve ahlaklı olduğundan yok yere, üstelik mutluluğun gelip çattığı anda işini iyi yapamadığı paranoyasına düşüp onları askere alabileceği korkusuyla var olan düzenlerini de kaybedebilirler. Bu hep olur. (Esaretin Bedeli Red'ten; "Bu hep olur!")

Çok kısa iki öykü var zaten kitapta. Şimdi kısa bir kitaba çok uzun bir yazım oluşturarak tezatlık oluşturmakta istemem. İlk öykü yukarıda açık ettiğim gibi “Bir Yufka Yürekli”dir, ikincisi ise Soytarı adlı bir memurun ava giderken avlanmasının anlatıldığı yine gayet okunası ve güzel bir öyküdür.

Son olarak; sitede Teşekkürlerin de bir değeri kalmadı gibi geliyor bana. Konumuza istinaden burada Teşekkür kelimesinin içi de farklı dolduruluyor demek istemiyorum ama gidişat o yönde. Bir etkinlik ardından teşekkürler, methiyeler… Yanlış anlaşılmasın karşı değilim lakin bir yerden sonra prosedüre dönmeye başlıyor. Teşekkürün prosedüre dönüşmesini beklemeden samimi içten nice teşekkürlere diyerek Dostoyevski etkinliği sahiplerine şükranlarımı sunuyor, herkese keyifli okumalar diliyorum.
80 syf.
·10/10 puan
Eğer çok aşırı mutlu olduğunuzu düşünüyorsanız, gözleriniz ışıl ışıl parlıyorsa, kalbiniz küt küt atıyor ve o sevgilinin size layık olmadığını düşünüyorsanız korkun çünkü sizde mutluluktan delirebilirsiniz.
312 syf.
·Puan vermedi
https://www.youtube.com/watch?v=-Mnt-TRq5ew
Fyodor Dostoyevski, bir an mutluluğa kavuşan ve adım adım bu mutluluğu kaldıramayıp delirmesini Vasya isimli bir karakterin hikayesi ile tanıştırıyor bize. Bir omuzu düşüktür Vasya'nın; "bir omuzum düşüktür ama o beni bu halimle de seviyor" der. Sevdiği kadın Lisa, vücudundaki bir kusuru bile görmezden gelecek kadar sever onu... Podcast olarak da incelediğimiz Yufka Yürek kitabına dair podcast kayıtımıza en üstteki linkle ulaşabilirsiniz şimididen keyifli dinlemeleriniz olsun...
80 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10 puan
normalde bugün içimizdeki şeytan kitabını okumaya baslayacaktım ama bir anda kendimi yufka yürek 'i okurken buldum ben kısaltılmış halini okudum ve bence çok güzeldi kitabın yazari dolayısi ile okumaya başlamadan aklıma su cumle geldi "yine dostoyevski ve insan psikolojisinin derinlikleri" sanırım dostoyevski'nin okuduğum onuncu kitabi oldu... kitabın ilk sayfaları çok mutluluk içeriyor özellikle Bir birinden ayrılmayan iki sadık dost, Arkadi İvanoviç ve Vasya Şumkof bana çok şirin geldiler sanki kardeş gibi,tabi ki kitabın sonunu tahmin ediyordum sonuçta dostoyevski yazmış kitabın konusu yufka yürekli bir adamın mutluluğu ,insan bazen mutlu olduğunda korkar ya kesin kötü bir şey olacak diye ,icimizde kurar ve huzursuz oluruz kitabin konusu bu ana karakterimiz cok mutluyken basina gelen ufak bir seyi buyutuyor ve sonunda aklini kaciracak seviyeye geliyor e birde bunu psikologların psikoloğu dostoyevski yazınca tadından yenmez olmuş... bence kesinlikle okuyun herkese tavsiyem beni çok düşündürdü iyi okumalar
hoşçakalın :)
80 syf.
·1 günde·8/10 puan
Vasya Şumkof adında yufka yürekli bir delikanlının hikayesi. Bu delikanlı fazla iyimser ve başkalarını mutlu etmek adına çok çabalayan çalışan ve bir o kadar da iradesiz birisi.Telaşlı, kasvetli, panik yapısı onu deliliğe sürükler.
Yazarın çok güzel psikolojik analistlerine rastlıyorsunuz.
Geçenlerde şu iletiyi okudum;#27177470
"Psikolokların psikoloğu"
Gerçekten günümüz psikolokları biraz Dostoyevski okumalı naçizane.
80 syf.
Merhaba sevgili okurlar, kitabın ana temasına değinmek amacıyla, incelememe ilk önce mutluluk korkusuna bağlı olarak br Ruh bozukluğu olan çerofobi'ye değinmekle başlamak istiyorum:
Bir şeyin gerçek olamayacak derecede iyi göründüğünü hissettiğinizde, yani son zamanlarda sizin yararınıza birçok şey yaşandığını fark ettiğinizde, bu durumun rahatsızlık derecesinde şüphe uyandırmasidir.
Kimi insanlar bu duyguyu aşamaz ve iyi şans, zihinlerinde bir uğursuzluğa dönüşür.
Akıldışı bir nefret duygusuna sahip olan insanlar, “Çerofobi” adı verilen bir olgudan mustariptir. Bu terim “keyifliyim/neşeliyim” anlamına gelen “chairo” kelimesinden türemiştir. Temel anlamda, (bu kişilerin) eğlenceli bir şeye katılmaya korkması anlamına gelir.
Korkutucu olan şey aktiviteler değil; şayet (eğlenceye) katılırsanız, mutlu ve kaygısız durumdayken korkunç bir şey olacağı korkusudur.
İşte böyle bir duruma, kitabin baş karakterlerinden olan Vasya ile şahit olacağız.

Haydi başlayalım.. [not: eser miktarda kimyasal spoiler içerir ((; ]

Belki biraz tuhaf olacak ancak, bu kitaptaki iki ana karakteri bizim Türk Sinemasının Zeki ve Metin ikilisine benzettim. Bir birinden ayrılmayan iki sadık dost; Arkadi İvanoviç ve Vasya Şumkof. Onları okurken şu görüntüler canlandı gözümde:
https://youtu.be/opgt5GFGO6I
Bu ikili aynı dairede çalışan iki memur, aynı apartmanin aynı dairesinde oturan ev arkadaşlarıdır.
Yedikleri içtikleri ayrı gitmez derler ya, işte öyle.
Bunlardan Vasya Sumkof, tuhaftır, bir gün heyecanla eve gelir ve arkadaşı Arkadi'nin merakı üzerine nişanlandığını açıklar. Ama bu öyle aniden olan bişey değildir, sonradan öğrenir Arkadi. Zira, bizim yufka yürekli Vasya, nişanlısı olan kızın bir zamanlar sevdiği adam tarafından terkediliş hikayesine şahit olduktan sonra ona içten bir acıma hissi duyar. Derken zamanla bu acıma duygusu yerini aşka bırakır. Karşılıklıdır tabi. Çünkü zamanla Liza da Vasya'yı sevmiştir.

Neyse zaman geçer, bu birlikteliği, bu mutluluğu kendine çok gören yada mutlu olduğu zaman mutsuzluk korkusu yaşayan Vasya, aklını terk eder.
Belki de mutsuzluğu düşünmemek için terk eder aklını. Ancak, en yakın arkadaşı Arkadi de dahil herkes Vasya'nın aklı tarafından terk edildiğini düşünür.
Öyle ya, dünya hali, kimse yaşamadan bilemez, aktaramaz aynı duruma duygularını.
Ve hayatında çok önemli bir yeri olan patronu Yulyan Mastakoviç‘in hüzünlü cümleleri ve yaşlı gözleri eşliğinde götürülür hastaneye fedakar Vasya.
Evet, fedakardır Vasya, hem de çok fedakar.
Bunu sadece Liza ve Arkadi'ye olan ilişkisi ispatlamaz. O, yani Vasya, işinde de çok sadıktır. Sadakati ve digerkamligi nedeniyle çevresinde sevilen sayılan biridir. Öyle olmasaydı,işi gereği de olsa sabahlara kadar yazı yazar mıydı? O gerçekten işinin delisi liyakat timsali biriydi.
Liza ile olan ilişkisine gelince, Liza çok sevdiği nişanlısı tarafından terk edildiğinde ruhsal bir bunalıma girer. Zira, bı kaç ay sonra evli olarak döner nankör kedi. Bu durumda iken, Vasya çıkar karşısına ve Liza'nin yaralarını sarar, iyileştirir. Bunu herkes yapamazdı...
Vasya.. Vasya.. Vasya diyorum da, Arkadi nasıl biriydi?
Evet, böyle bir dost bulunur muydu?
Sevincini sevinci sayardı arkadaşının;Hüznünü hüznü..
Hep destek olur, üzerine titrerdi...
Tekrar bir benzetme yapacak olursam, Panait Istrati nin Mihail eserindeki Andrien'e benzetirsem Arkadi'yi yanılmış olmam diye düşünüyorum.
Neyse bunlar burada dursun da, bir kadın olarak Liza'ya çok üzüldüğümü itiraf etmeliyim. Kara talihli kız!.. yazık oldu sana...
İlkini biliyoruz zaten; terkedildi. Peki ya ikinci defa neden terkedildi? Böyle bir şeyi hak etmiş miydi?
Tamam belki bu sefer daha farklı bir durum söz konusu.. tamam Vasya ilk önce aklını daha sonra Liza yi terketti. Belki aklını ve üstünde taşıdığı bir bukle saçla yüreğini de bırakmıştı Liza'ya..
Bir zamanlar kendi sardığı yaraları bu sefer yenileyip tuzlayip gitti... Giden gelir mi bilinmez ancak döndüğünde bıraktığı gibi bulamayabilir..
Giden nasıl gitmiş olursa olsun bu bişey değiştirmezdi, acısını hafifletmezdi.. Liza'nin.

Neyse ki kitabın sonlarında, lizann evli mutlu çocuklu olduğunu öğrendiğimde buruk bir sevinç yaşamadım değil.

Son olarak, psikolojik bir romanı dostomun kaleminden okumak gerçekten çok güzeldi.
Nietzsche nin şu cümlesini hatırlattı bana:

 “Kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog Dostoyevski”

Keyifli okumalar
95 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Dostoyevski'nin kısa bir romanı. vasya'nın iyi bir işi, çok yakın ve iyi yürekli bir arkadaşı vardır. son olarak vasya liza isimli bir kızla da nişanlanmaya karar vermiştir. sadece patronunun verdiği işi biraz aksatmıştır. bunun dışında hayatta hiç sorunu yoktur. hatta lizaya ve arkadaşı arkadiy'e sahip olduğu için mutluluktan uçmaktadır. ancak bu uçma olayı, sonradan biraz fazla olmuş ve zavallı vasya mutlu olduğu için delirmiştir.
roman hayatında her şeyin yolunda gitmesine rağmen, bir insanın delirebileceğini gözler önüne serer. insanı düşündürüyor gerçekten. "hayatta gerçekten her şeyi olan bir insan neden hala mutsuzdur, neden mutlu olmayı becerememektedir?" sorusunu soruyorsunuz kitabın sonunda. mutlu olunca mutsuzluğun kıymetini anlatıyor sanki kitap.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Kitabı okumaya başladığımda Zweig'in Dostoyevski kahramanlarıyla ilgili söylediği cümle aklıma geldi.

Ne demişti Zweig ? ''Arayın benim için, Dostoyevski'nin eserinde huzur içinde nefes alıp veren, dinlenen, hedefine ulaşmış bir insan gösterin ! Hiçbiri, tek biri bile böyle değildir ! '' Dostoyevski'yi anlatan kitabında aynen böyle demişti.

Ne yalan söyleyeyim, kitabı okumaya başladığımda mutluluktan adeta uçacak durumdaki bir karakterle karşılaştığımdan dolayı , bir an kendi kendime ''sanırım Zweig Dostoyevski'nin bu kitabını atlamış herhalde'' diye düşündüm ve keyifle okumaya devam ettim. Ama maalesef ilerleyen sayfalarda nasılda yanıldığımı anlamakta geç kalmadım.

Bu derece mutluluk içindeki bir kişi, dışarıdan hiçbir müdahale olmadan nasıl olurda hayatını drama çevirmeyi başarabilir diye sorarsanız, söyleyeceğim söz ''eğer yazar Dostoyevski ise olmayacak şey yoktur'' cümlesi olacaktır.

İşte yazar bize bu kitabında çok hassas bir ruh yapısına sahip ve aşırı derecede mutlu bir insanın dramatik hikayesini anlatıyor.

Son cümle olarak ''okumak gerek '' diyorum.
80 syf.
·8/10 puan
Arkadi İvanoviç Nefedoviç‘le
Vasya Şumkof birbirlerine sım sıkı kenetlenmiş, sevgiyle bağlanmış, birbirini gönülden seven ve aynı evi paylaşan iki samimi dosttur. Vasya bir gün Liza adında bir kıza aşık olur ve onunla nişanlanır. Bu mutlu haberi arkadaşı Arkadi ile paylaşır ve arkadaşının mutluluğunu kendi mutluluğuyla eş değerde tutan Arkadi bu haber karşısında çok şaşırır ama sonrasında ise en az Vasya kadar sevinir,hatta çok daha fazla sevinir. Vasya'nın yazması gereken bir takım şeyler vardır ve bunun içinde üç haftalık bir zamanı vardır. Vasya içine düşmüş olduğu aşktan dolayı o kadar mutludur ki ne kendini bu mutluluğa layık görür ne de sevdiği kızı hakettiğini... Bu aşkın heyecanıyla sürekli Liza'yı görmeye gidip işini aksattıkça aksatır ama sonunda zaman çemberinin gittikçe daraldığını görür ve yazma işini yetiştiremeyeceği korku ve heyecanıyla kendini gece gündüz yazmaya verir taki aklını yitirinceye kadar. Vasya bu görevi zamanında yerine getiremezse kendisinin askerlik göreviyle cezanladırılacağını düşünerek delirdiği açıklığa kavuşur.

Bu hikaye bize önemli işlerin asla ertlenmemesini, işleri belli bir plan ve düzen dahilinde yapmanın gerekliliğini ve önemini gösteriyor. Aynı zamanda bir işi sona bırakmanın nasıl bir strese ve bunalıma yol açtığını bu hikayeyle çok güzel bir şekilde görmüş oluyoruz.

İkinci hikaye ise birinci hikayeden tamamen bağımsız olmakla birlikte hikayede birbirini aldatma, kandırma ve hile gibi konuların etrafında şekillenen bir olay örgüsü var.

Kısacası fena bir kitap olmamakla birlikte içinden güzel dersler çıkarabileceğiniz, Dostoyevski'ye ait okunabilecek bir kitap...
95 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Psikolojide 'Çerafobi' diye bir kavram var. Kısaca 'Mutluluk Fobisi'. Mutlu olmak üzereyken devamlı kötüye gideceğini düşünerek, mutlu olmaktan korkma, eyleme geçip anı yaşayamama sendromu.
Bu kısa öyküde Dostoyevski resmen bunu betimlemiş.

Canım Vasya. Sevgisine karşılık bulmuşken, yanında en sevdiği dostu varken, mutluluktan kalbinde kelebekler uçuşurken, bir anda bu sendromla hayata küsüyor, yarım kalan işlerini yetiştirememek korkusuyla hayattan izole olup, aklını yitirme derecesine geliyor. Ne acı. Mutluluğu yakalamışken yaşayamamak ne acı.
Dostoyevski gerçekten insan psikolojisinin sümen altı taraflarına ışık tutmuş nadide bir yazar. Kronolojik okuyorum, gelişimi etkileyici.
Kısa ve dokunaklı bir öykü, tavsiyemdir.
80 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Merhaba,
Bu kitabı okuyup, kapattıktan sonra aklıma Freud'un şu ünlü sözü geldi ;
Dostoyevski olmasaydı eğer, psikanaliz biraz beklemek zorunda kalacaktı.

İki iyi arkadaşın hikayesi anlatılır hikayede.
Biri hiç ummadığı anda bir kızla nişanlanır.
Bu genç için o kadar imkansız bir şeydir ki bu...
Kendisine beğenmesini hiç ummadığı bir kızla nişanlanması ve bu mutluluğu hak edecek ne yaptım ben diye kendine sorgulamasını okuyoruz kitap boyunca.
Bu mutluluğu kaldıramayan genç adam, arkadaşın yardımlarına rağmen kendini kaybedip deliriyor.
Yani kitap da açıkça Dotoyevski mutluluğu kaldıramayan bir gencin hazin öyküsünü anlatıyor...
Evet çok ilginç değil mi?
İnsan mutluluk yüzünden delirir mi diyorsunuz (eğer bu Dostoyevski hikayesi ise delirir)
Kitap da bu soruya cevap arıyor aslında.
İnsanların neden mutlu olmamak için bahaneler aradığını veya mutluluktan neden korktuklarının cevabını arıyor.
Keyifli okumalar diliyorum.
312 syf.
·6 günde
55 sayfalık kısaltılmış halini okuduğum halde beni derinden etkileyen kısacık bir öykü. Dostoyevski Gerçekten insan psikolojisini en gerçekçi şekilde tahlil edebilmekte. Okuyucusuna duygu yüklü bir dünya sunmaktadır. Ani şekilde inişli ve çıkışlı duygu birikintilerini hissettirebilmektedir. Bu eserinde mutluluğa kavuşan kahramanın nasıl kendisini kederli bir duruma düşürdüğünü akıcı vede sade bir dille içimize işleyecek şekilde kaleme almıştır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yufka Yürek
Alt başlık:
Sürgün Öncesi Hikayeler
Baskı tarihi:
Eylül 2011
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750713637
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Dostoyevski, bu romanında, saf ve büyük bir aşkın öyküsünü anlatıyor. Şiirsel bir hava içinde geçen öyküde, ateşli bir ruh coşkunluğunun canlı bir anlatımını bulacaksınız.
 (Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.837 okur

  • Berkay Yeşiloğlu
  • Birgül Kaya
  • Necla aydın
  • Felsefik Okur
  • Mustafa Eviz
  • Şeyda
  • Lavinia
  • Ayşe Özlem
  • Aslı Güzeldal
  • Asil Kuşum

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%1
13-17 Yaş
%7
18-24 Yaş
%24
25-34 Yaş
%40
35-44 Yaş
%18
45-54 Yaş
%6
55-64 Yaş
%2
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%49.7
Erkek
%50.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.5 (25)
9
%5.9 (27)
8
%8.1 (37)
7
%6.6 (30)
6
%2.4 (11)
5
%1.1 (5)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları