Yunus Emre Divanı ve Şerhi

·
Okunma
·
Beğeni
·
882
Gösterim
Adı:
Yunus Emre Divanı ve Şerhi
Baskı tarihi:
Haziran 2015
Sayfa sayısı:
1120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944332538
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Eser Kitap
Yûnus Emre, bir tevhid ve aşk eri idi. Kendisinden önceki evliyâların vârisi, sonra gelenlerin ise çıralarını tutuşturdukları, evliyâların merkezi olan, Tanrının nefesi Türkmen Kocası Yûnus’un meşâlesi tüm Anadolu semâlarını kapladı. Anadolu’da tevhid ve aşk çırasını o yaktı. Herkes de çırasını ondan yaktı. Onun nefesleri dilden dile dolaştı. Yûnus’un nefesleri gönülleri ana vatanları olan Tanrı’ya yol gösterici ve O’na bağlayıcı oldu. Onun nefesleri bir yerde okunsun da dinleyenlerin gönülleri Tanrı ile dolu olmasın! Bu duyulmuş şey değildi. O geleneksel olarak bir tarikatın takipçisi değildi, özgürdü. Tanrı kadar özgür. Zîrâ onun müderrisi vasıtasız Tanrı idi. Bunu bir nefesinde şöyle dile getirdi: ‘Çalab müderris bize’. Yüce Tanrı, Yûnus’umuzun lisanından, Türk milletine kendi lisânıyla hiçbir eksikliğe meydan vermeden, kendi sırlarını ve insan olmanın gereğini, âleme âşikar eylemiştir. O zaman mânâ, Yûnus’tan Türk dilini söyleyen, tüm dillerin sahibi Hakk’ın tâ kendisidir. Yûnus’u okuyanın başka okuyacağı ne vardır ki, o okunsun! İlmullahın özü, özeti Hak nefesi olan Yûnus’umuzun divânında mevcuttur. Hak; Hak erenlerinin ve tüm mevcudatın zâhir ve bâtını ile gönlünde gizlidir. Hakikatta ise Hak, apaşikârdır...“Zâhir O’dur, bâtın O’dur.” Hadid: 3. Kendi bağrından çıkan Yûnus’u bu millet bağrına basmış ve Bizim Yûnus’umuz demiştir. Bu millet [Türk Milleti] var oldukça Yûnus ve Yûnus’lar yaşamaya devam edecektir. Hak erenleri, Mevla dostlarına son yoktur. Veli Allâh’ın isimlerindendir. İsim; müsemmânın aynıdır. Müsemmâya ise son nasıl olur!..
423 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yunus Emre şiirlerini anlamak için tasavvuf un ne olduğunu bilmek gerekir.Tasavvuf;yetmiş iki millete bir göz ile bakmayı,ömürlerinde bir kez olsun gönül yıkmamayı,kendilerine fenalık edenlere bile iyilikle karşılık vermeyi,aza kanâat etmeyi,çok ibadet etmeyi,uykudan,yemeden,içmeden ve dünya nimetlerinden vazgeçmeyi,gülmekten ziyade ağlamayı,yalnız kalmayı,yüzü yerde olmayı,kibir ve gururu silmeyi öğütler.Yunusun derdi Ten kafesi içine hapsedilmiş can kuşunu kurtarmak,manevi feyizler ile Allah a kavuşmak ve bu halin verdiği zevki yaşamak,sadece dost bildiği Allah ı istemek ,ondan başka hiçbir şey ile meşgul olmamak’tır.Yunusun Divanını okuduğunuzda insanları dostluğa,birbirini anlamaya,birbirlerine zulmetmemeye,fâni dünyaya bel bağlamamaya,sulha ,sükunete ve İslam ın bildirdiği kaideler çerçevesinde hayatı yaşamaya çağırdığını görürsünüz.Yunus Emre yi bugün modern Türkiye nin tanımasında Fuat Köprülü’nün araştırma ve incelemeler yapmış olması şiirleri tertip etmesi etkili olmuştur.Yunus Emre nin Türk -İslam tarihinde ki rolü önemlidir.Kösedağ Savaşı ndan sonra Moğolların saldırılarından kaçan türkmenler Anadolu ya sığınmış ve devlet otoritesinin kalmadığı,güven huzur ortamının yerini kargaşa ile anarşiye bıraktığı yıllarda Yunus Emre gibi mutasavvıf bir kişilik Anadolu da en ücra yerlere kadar dolaşmış şiirleri yolu ile manayı anlatmaya çalışmıştır.O kargaşa günlerinde manevi bir yardım eli gibi Türkmenleri bir arada tutmaya hizmet eden şiirlerini dile getirmiştir sade türkçesi ile..Yunus Emre hayatı boyunca Kabeye gelmiş,Konya da Mevlana ile görüştüğü de şiirlerinden yola çıkılarak tespit edilmiştir.Beni en çok etkileyen mısraları ise;

Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil

İslamı Allaha kulluk yönü ile İlişkiler arasında ince bir çizgide yorumlaması özgündür.
İçinizin ferahlaması ihtiyacına binaen okunası bir kitaptır.
1120 syf.
·1521 günde·Beğendi·9/10
Alın size özeti kendi dilinden."Herkesler doğrudur sen doğru isen, bulunmaz dogruluk sen eğri isen".Tavsiye ederim arkadaşlar.Tasavvuf-i ilmi anlatılıyor.
592 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Yazarın bu kitabı ( Yunus Emre'nin kısa hayatı,şiirleri ve lügatçe ) olmak üzere üç bölümden oluşuyor.Bu tür kitaplar anlatılmak istenen kişiyi ki burada " Yunus Emre " ,eldeki imkanlar ölçüsünde ve basmakalıp bilgilerle ve aynı zamanda klasik tarzda hazırlanmış / yazılmış oluyor.
Yunus Emre'nin her bir şiiri birçok anlam / mana içeriyor,tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
"Tabduk Emre bir gün müridlerine, "Bugün hepiniz dağa çıkınız ve bana çiçeklerden demetler getiriniz. En güzel demeti hazırlayana bir hediyem olacak" dedi. Dervişlerin hepsi kırlara çıktı... Demet demet çiçekler hazırlayıp şeyhlerine koştular. Yunus en sona kaldı... Akşam üstü tek bir papatya ile çıkageldi. Yunus'a karşı gizli bir haset içinde olan bazı dervişler; "Şuna bakın hele!.. Bula bula bir tek papatya getirmiş." diye fısıldaştılar. Taptuk, olayın hikmetini Yunus'tan sordu. Yunus da "Şeyhim" dedi. "Kırları dolaştım, hangi çiçeğe varsam Allah'ı zikreder buldum. Hiçbirini koparamadım. Akşama doğru bir papatya bana seslendi: "Gel derviş Yunus. Benim kellemi kopar. Ben bugün Rabbime zikirden gafil oldum. Ölmek bana haktır, beni götür şeyhine" diye inledi. Ben de size onu getirdim."

Dervişlik yolunun bir gereği olarak dervişler de kimi zaman imtihandan geçerler. Bu Yunus için de böyle olur. Yunus, imtihanı başarmış ve varlıkların dilini anlayabilecek saf bir gönüle sahip olmayı, bu menkıbedeki gibi, başarmıştır.

Öte yandan Yunus'un "Oduncu Yunus" olması elbette tesadüfî bir durum değildir. Buradaki odun ve ateş sembolleri incelendiğinde işin başka sır perdesi daha aralanmış olur. Yunus Emre, her seferinde Dergâha düzgün odunlar getirir. Ormandan ya böylesini bulur ya da düzgün olmayanları yontar, düzgün hâle koya. Bu durum, Yunus'un imtihanının sırrını yani neden odunculukla görevlendirildiğini kavradığını göstermektedir. Nitekim Şeyhi'yle aralarında geçen şu olay bu bakımdan ilginçtir:

"Fedakar derviş tam kırk yıl bu hizmette bulundu. Odunu sırtına vurup getirirdi. Ama yaşını ve eğrisini kesmezdi. Bir defasında Tabduk Emre: "Yunus Can, dağda hiç eğri odun yok mu ki hep düzgün odunlar getirirsin" diye sordu. Yunus da "Şeyhim, burası öyle bir Hak ve doğruluk kapısı ki, buraya değil eğri adam, eğri odun bile giremez." dedi.
Yunus'umuzun vefatından sonra bu molla, Yunus'umuzun divânını eline aĺır, bir nehir kenarına oturur ve yanına da bir ateş yakar, başlar divânı okumaya. Her okuduğu ilahi için bu şeriata aykırıdır der ve o ilahiyi nehire, bir diğerini de ateşe atar.İlahi yazılı kağıtlardaki mürekkebler nehir sularına karışır, deryaya kavuşurlar. Ateşte yananlarınsa dumanı gökyüzünü kaplar. Böylece divânın üçte ikisi ateşte yanar, suda kaybolur. Molla Kasım eline bir ilahi daha alır ve başlar okumaya. Son beyite gelir bir anda divân sayfaları mollanın elinde sıkılır, öylece kalır. Yunus'umus son beyitte şöyle demektedir:
Yunus sen bu sözleri eğri büğrü söyleme
Seni sıgaya çeker bir Molla Kasım gelir.
Molla; eyvah! der, pişmandır ama iş işten geçmiştir. Üzülecekte bir şey yoktur.Zira suya atılanları sudaki balıklar, ateşte yananları da gökteki melekler okumaktadırlar.
Sen sultânsın ben kulam sen gülsin ben bülbülem
Hükmün aleme yiter ne kim var var kul üstüne

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yunus Emre Divanı ve Şerhi
Baskı tarihi:
Haziran 2015
Sayfa sayısı:
1120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944332538
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Eser Kitap
Yûnus Emre, bir tevhid ve aşk eri idi. Kendisinden önceki evliyâların vârisi, sonra gelenlerin ise çıralarını tutuşturdukları, evliyâların merkezi olan, Tanrının nefesi Türkmen Kocası Yûnus’un meşâlesi tüm Anadolu semâlarını kapladı. Anadolu’da tevhid ve aşk çırasını o yaktı. Herkes de çırasını ondan yaktı. Onun nefesleri dilden dile dolaştı. Yûnus’un nefesleri gönülleri ana vatanları olan Tanrı’ya yol gösterici ve O’na bağlayıcı oldu. Onun nefesleri bir yerde okunsun da dinleyenlerin gönülleri Tanrı ile dolu olmasın! Bu duyulmuş şey değildi. O geleneksel olarak bir tarikatın takipçisi değildi, özgürdü. Tanrı kadar özgür. Zîrâ onun müderrisi vasıtasız Tanrı idi. Bunu bir nefesinde şöyle dile getirdi: ‘Çalab müderris bize’. Yüce Tanrı, Yûnus’umuzun lisanından, Türk milletine kendi lisânıyla hiçbir eksikliğe meydan vermeden, kendi sırlarını ve insan olmanın gereğini, âleme âşikar eylemiştir. O zaman mânâ, Yûnus’tan Türk dilini söyleyen, tüm dillerin sahibi Hakk’ın tâ kendisidir. Yûnus’u okuyanın başka okuyacağı ne vardır ki, o okunsun! İlmullahın özü, özeti Hak nefesi olan Yûnus’umuzun divânında mevcuttur. Hak; Hak erenlerinin ve tüm mevcudatın zâhir ve bâtını ile gönlünde gizlidir. Hakikatta ise Hak, apaşikârdır...“Zâhir O’dur, bâtın O’dur.” Hadid: 3. Kendi bağrından çıkan Yûnus’u bu millet bağrına basmış ve Bizim Yûnus’umuz demiştir. Bu millet [Türk Milleti] var oldukça Yûnus ve Yûnus’lar yaşamaya devam edecektir. Hak erenleri, Mevla dostlarına son yoktur. Veli Allâh’ın isimlerindendir. İsim; müsemmânın aynıdır. Müsemmâya ise son nasıl olur!..

Kitabı okuyanlar 45 okur

  • Derya Gürbüz
  • Black Orchid
  • ulu tahıl
  • İskender Kalkan
  • Burak Taşcı
  • Resul Can Erol

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.8 (1)
9
%9.5 (2)
8
%4.8 (1)
7
%4.8 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0