Yurdunu Kaybeden Adam

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.323
Gösterim
Adı:
Yurdunu Kaybeden Adam
Baskı tarihi:
Nisan 2008
Sayfa sayısı:
246
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370613
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
"Bitti. Esirlik yılları bitti artık. Ömrümde ilk defa hür hissediyorum kendimi. Hür insanların yaşadığı topraklardayım. Ölüm korkusu, işkence korkusu bıraktı yakamı.

Yıllarca peşinde koştuğum hürriyete kavuştum, ama içim neden kapalı? Kendimi bildiğim anda kaybettiğim yaşama sevincine neden kavuşamadım yeniden?

Yurdunu kaybeden adam için hürriyetin bile bir manası kalmadığını şimdi anlıyorum. İçinde doğduğum, gülüp oynadığım yerlerde benim dilim konuşulmuyor artık. Bir zamanlar, o topraklarda dilimi konuşan insanların ne olduklarını da bilmiyorum.

Son fırtına, ağacı devirdi. Bizler, uçurduğu birkaç yaprak, boşlukta yolunu şaşırmış, ümitsiz ve şaşkın, meçhul bir geleceğe doğru, yalpa vurup duruyoruz."
(Tanıtım Yazısından)
246 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Yurdunu Kaybeden Adam (Beğeneceğinizi umarak..)
Cengiz Dağcı ağabeyin ''Korkunç Yıllar'' eserinin devamıdır.
Korkunç Yıllarda eserinden tanıdığımız Sadık Turan ve beraberindeki Türkler, Nazi Almanya'sının Türklerden kurulu bir ordu kurması ve sözde, Türkistan'ın istiklali vaadi verilmesi üzerine, esir kampından çıkmış ve Almanya saflarında Ruslara karşı savaşmışlardır. O günleri Cengiz Dağcı şöyle anlatıyor:
''Bir gün kendimizi, büyük Türkistan ordusuna sahiden katılmış görecek miydik, bilmiyorduk, ama Türkistan'ın istiklâli, bu ümit veya hayal, kalplerimizi günden güne, saatten saate artan bir heyecanla çarptırmaya, iyilik ve fedakarlıkla doldurmaya yetiyordu.''

Rus zulmü altında kültürleri, dinleri tehlikeye giren Türkler akın akın bu gönüllü Türk ordusuna katılıyor ve ''Lejyonova'nın sokakları, sabahtan akşama kadar, yerleri titreten ayak sesleri, binlerce ağızdan çıkan '' Can kurban sana Türkistan! '' haykırışlarıyla inliyordu.''
Eserde, Korkunç Yıllarda mecburen Rus ordusuna katıldığı günden esirlik ve Alman birliğine katılma sürecine kadar Kırım'ı göremeyen Sadık Turan, Komutanının müsaadesiyle Kırım'a gidiyor:
''- Sen, Kemal, iki hafta Kırım'a izinli git. Kırım bizim elimizde... Cepheye hareket etmeden git, aileni gör...
Bütün vücudum titreme içinde, ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemeyerek, bir çocuk gibi, binbaşının kollarına sarıldım.''
''İşte, bir iki saat sonra tren, yurdumun göğü altına girecek, atalar toprağına basarak yürüyeceğim. Topraklarımız, köylerimiz, minarelerimiz, milletim...''
''Ne gülünç duygularım vardı! Kalpaklı Tatar gördüm diye, sevinçten içim içime sığmıyordu. İhtiyarla konuşmak istiyordum. İki yıl hasretini çektiğim bu Nogay şivesiyle, bir söz, bir kelime olsun işitmeliydim. Ama ne diyecektim, ne söyleyecektim?''
Kırım'dan döndüğünde Türkistan ordusu hazırlıklarını tamamlamış bulunuyordu. Şimdi Ruslarla harb zamanıydı. Ama Sadık Turan'ın haklı olduğu çekinceleri vardı:
''Ben onlara bakıyor ve azap duyuyorum içimde. Bu Türkistan çocuklarının yurtlarından uzaklarda kanlarını dökmelerini istemiyorum.''
Almanlardan farklı olarak kadın ve kızlara saldırmıyorlar, öldürmüyorlardı. Türklerin savaştaki yüzyıllardır değişmeyen geleneğini aynen temiz ve ahlaklı şekilde harbederek sürdürüyorlardı. Ama evet, Almanya bu harbi kaybediyordu. Türkistan'ın bağımsızlığı bu şartlarda imkansızdı. Neşe içinde olan Türkler artık azap duymaya başlamıştı. Yazarımız Cengiz Dağcı kitaba çok özel bir not bırakmış:
''Almanya bu harbi Stalingrad'da kaybetmedi. Almanya, Rusya'ya karşı kazandığı zaferi; Ukrayna, Belorusya kamplarında, Varşova sokaklarında, elden kaçırdı. Almanya, galibiyetini, SS hücum kıtalarının öldürdüğü insanlarla birlikte, şehir kenarlarında çukurlara gömdü. Almanya, zaferlerle başladığı Rusya seferini, Ukrayna'da, Kırım'da, Kafkasya'da Rus-Bolşevik zulmü altındakilerin iniltilerini duymamakla, kendisine, imdat diye uzanan milyonlarca eli görmemekle, yalnız görmemekle de değil, üstelik düşman eli etmekle, mağlup bitirdi.''

Sonunda Türkler (Kırgız, Kazak, Özbek, Tatar...) anlamıştı: ''Ama yalnız Türkistan'ın istiklâli uğrunda öleceğimize inanıyorduk. Yanıldığımızı anladık.''
'' Lejyonova'da Alman üniformasını ilk giydiğim gün harbin sonunun böyle olacağını düşünememiştim Üç yıl, sırtımda taşımıştım bu üniformayı! Üç yıldır ayni ümit, yurdumu kurtarmak ümidi bana destek olmuştu. Şimdi yurt nerede, millet nerede kalmıştı? Türkistan'ın hürriyeti!.. Ne uzak bir hayaldi bu!''
Rusların bombardımanında yaralanan Sadık, kendisini Polonyalı olan sevgilisi Marya'nın yanında buluyor. Marya ve arkadaşları Sadık'ı Almanya yenildiği üzere kaçırarak hayatını kurtarıyor. Yolculuk esnasındaki çatışmalarla yaralanan Marya, Sadık'ı bırakmıyor ve Inn nehrine kadar kaçabiliyorlar:
''Her şeyi unutmuştum. Hayatım şimdi burada, bu suyun başında, Almanya'sız, Rusya'sız, üniformasız; bütün bu güzellikleri dile getirerek, geçmişi, kötüyü insana unutturan Inn'in kıyısında, yanıbaşımda Marya'yla başlıyordu. Marya'yla beraber oldukça yaşamak güzel, hayat tatlı oluyordu.'' Ama Marya dayanamayacaktı. Hayat yolculuğunda Sadık'ı yalnız bırakarak gözlerini dünyaya kapatmıştı...:
''Marya henüz benimle beraberdi, konuşmuyordu, bakmıyordu, duymuyordu, ama yanımdaydı. Uyuyordu. Dünyanın bu karanlık köşesinde, hayattan uzak, Marya’nın cansız bir güzelliğe bürünmüş, ebedi sükûna kavuşmuş yüzüne bakıyordum.
''Üniformam yoktu. Marya yoktu, Türkistan'ım, Kafkasya’m, İdil - Ural'ım, Kırım'ım, artık benim için yoktu. Uğrunda savaştığım, yıllarca savaştığım her şey benden ayrılıyordu. İçim bomboş kalıyordu.'' Sadık'ın ruh hali bozulmuştu:
''Dağlar üzerime devrilecek gibiydi. Bu Marya'sız, üniformasız, ümitsiz dünyadan kaçıyordum. Nereye bilmiyorum! İçimde azmış, kudurmuş, söz geçiremediğim bir acı, beni dağdan dağa koşturuyordu. Üç gün, üç gece dağlarda başıboş dolaştım.'' Romanın son kısmında Sadık Turan, yanlış anlaşılmayla İtalya'ya gidiyor, güvenip dayandığı Türkiye ona sahip çıkmıyor ve zor günler onu bekliyordu.

Kitapta en çok etkilendiğim yer Tahtagül ile Sadık'ın şu konuşmaları oldu:
Biraz sonra. sesleniyorum:
- Tahtagül!..
-Ne var. Sadık bey?
-Korkmuyor musun?
Kısa, derin bir sessizlik oluyor. Soruyorum:
- Hayır, kumandan ağa.
- Düşündüğün ne?
- Türkistan.
Gene derin bir sessizlik.
- Dünyada en çok sevdiğin nedir, Tahtagül?
- Türkistan.
- Ama şimdi, burada... Şu dakikada en çok neyin sahibi olmak, neyi görmek, sevmek istersin, Tahtagül?
-Türkistan'ı, Sadık bey..

--- SON---
Bitti. Esirlik yılları bitti artık. Ömrümde ilk defa hür hissediyorum kendimi. Hür insanların yaşadığı topraklardayım. Ölüm korkusu, işkence korkusu bıraktı yakamı.
Yıllarca peşinde koştuğum hürriyete kavuştum, ama içim neden kapalı? Kendimi bildiğim anda kaybettiğim yaşama sevincine neden kavuşamadım yeniden?
Yurdunu kaybeden adam için hürriyetin bile bir manası kalmadığını şimdi anlıyorum. İçinde doğduğum, gülüp oynadığım yerlerde benim dilim konuşulmuyor artık. Bir zamanlar, o topraklarda dilimi konuşan insanların ne olduklarını da bilmiyorum.
Son fırtına, ağacı devirdi. Bizler, uçurduğu birkaç yaprak, boşlukta yolunu şaşırmış, ümitsiz ve şaşkın, meçhul bir geleceğe doğru, yalpa vurup duruyoruz."
246 syf.
Korkunç Yıllar ve Yurdunu kaybeden Adam bir nehir roman olarak düşünülmelidir. Bizzat yazarı tarafından “ilk eserlerinden olması hasebiyle edebi yönü çok kuvvetli olmamakla beraber en çarpıcı eserim” şeklinde nitelenen seri, II. Dünya Savaşı’nın acıların yaşamış olan Kırım Türkü Sadık Turan’ın günlüğünden yola çıkarak anlatılıyor ve her ne kadar bir roman dahi olsa o yıllara ait önemli ip uçları veriyor.
246 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
"Korkunç Yıllar"da yarım kalan acı macera kaldığı yerden devam ediyor. Biraz daha hareket ve gerilim dolu olarak ilerleyen bu kitabı da tıpkı "Korkunç Yıllar" gibi bir çırpıda okudum. Uzaklardan bir kardeşimizin çığlığını duyar gibi oldum ve "Tanrım bu milletin çektiği acı yetmez mi?" dedim. Mutlaka okunması gereken bir tarihi roman. İyi okumalar.
246 syf.
Dağcı'nın bu güzel eseri 'Korkunç Yıllar' kitabının devamı. Korkunç Yıllar kitabını okuyanlar bilir, kitabın 'Giriş' kısmı;
"... Yurdumdan, son olarak 1942 yılının sonbaharında ayrıldım. Bu ayrılık çok acı oldu. Yurduma bir daha dönemiyeceğimi hissediyordum. ... Vatanım, vatanım! Dünyanın hangi köşesinde olursam olayım, ben yaşadıkça sen de bizimle beraber olacaksın..." cümleleriyle başlar. İşte biz bu kitapta, Sadık'ın o hissettiklerini yaşadığı, yurdundan ebedi olarak ayrılışını okuyoruz. Korkunç Yıllar kitabında Rus üniformasıyla Almanlara karşı harp eden Sadık Turan'ı bu kez; Kırım için, Türkistan için Alman üniformasıyla Ruslara karşı harp eden Sadık Kemal olarak görüyoruz. Sadık'ın oradan oraya sürüklenişini, her seferinde farklı bir üniformayla savaşıp aslında hiçbir yere ait hissedemeyişini (!) anlatıyor bize bu roman. Nazi Almanyası ve SSCB'nin bu tutkulu Türk askerlerini kullanışını, Türkü Türke kırdırışını; Sadık'ın ve diğer Kırım, Kırgız, Özbek Türklerinin mücadelesini, vatanı müdafaa aşkını öyle gerçekçi bir şekilde anlatmış ki, etkilenmemek mümkün değil!.. Muhan'ın, Ahmet Akın'ın ölümünü anlatan cümleler hafızamda hâlâ tazeliğini koruyor. İrkiliyorum, üzülüyorum. Çünkü biliyoruz ki -adı roman dahi olsa- bu acılar başka isimlerle bir zamanlar 'gerçekten' yaşandı. Korkunç Yıllar'da ismi geçen Sadık Turan'ın hatıralarında yer verdiği ancak hakkında detay verilmeyen Marya'yı da başından sonuna kadar öğrenmiş oluyoruz. Sadık'a duyduğu öfke, sevgi, bağlılık... ve ölümü!.. Sadık "Allah'ım sen Marya'yı benden alma. Sen Marya'yı koru" diye dua ettikçe ben de içten içe bunu istedim. Sadık; arkadaşlarını, yurdunu, bütün ümitlerini kaybetmişken bir de Marya'yı kaybetmesin istedim. Ancak olmadı. Korkunç Yıllar kitabında Sadık Turan bir esirdi. Ama bu kitapla birlikte "BİTTİ. ESİRLİK YILLARI BİTTİ ARTIK." Ömründe ilk defa hür hissediyordu kendini Sadık. Ancak Sadık her şeyden, herkesten vazgeçip yaşama sevincini sonsuza dek yitirmişti artık.
Değerli okurlara keyifle okumalar dilerim...
246 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Korkunç Yılların devamı olan kitap Sadık Turan'ın Büyük Türkistan yalanına inanıp Rusya'nın karşısında Alman üniformasıyla savaşmasını,Polonyalı Marya'ya aşık olmasını onunla birlikte İsviçre'ye kaçmaya çalışırken yolda Amerikan saldırısında aldığı yara yüzünden Marya'yı kaybetmesini daha sonra da özgürlüğüne kavuşmasını anlatan,okurken zaman zaman insanı hüzünlendiren çok güzel bir kitap.Keyifli okumalar...
246 syf.
·8 günde
Bu yıl okuduğum ve gerçekten etkilendiğim iki kitaba yılın son gecesi yorum yazmadan geçemedim. Korkunç Yıllar  ve devamı olan Yurdunu Kaybeden Adam  kitapları ile tanıştım Cengiz Dağcı ile, öyle sevdim ki kendisini, eşinin vefatının ardından yazdığı Regina kitabını  #36517018 da okudum. Temin ettiğimde diğer kitaplarını da okuyacağım.

Öncelikle yazardan bahsedeyim. Kendisi 1919 yılında Kırım'ın köyünde doğan bir Tatar ve çocukluğu yoksulluk, Rus emperyalizmi zulmü ve büyük baskılar altında geçiyor. İkinci Dünya Savaşında cephede Almanlara esir düşüyor ve sonra kurtularak müttefik devletler safına sığınıyor. Londra'ya yerleşiyor. "Türkçe bana anamın konuştuğu dil" diyerek yazı dili olarak Türkçe'yi benimsiyor ve eserlerini Türkçe çıkarıyor. Romanlarında Kırım Türklerinin yaşadıklarını anlatıyor.

Korkunç Yıllar, Sadık Turan adında bir gencin, çocukluk yıllarından başlayarak hayatını,  gerçekten istemese de Rus ordusunda bir subay olarak savaşa katılmasını ve Almanlara esir düşmesini, esir kamplarında yaşadıklarını anlatıyor. Savaşın tüm korkunçluğunu ve acılarını yüzümüze vuruyor. Öyle zorlukların içinde aynı yerde doğup büyümüş insanların, aynı dili konuşanların nasıl birbirine destek olduğunu, kardeş olduğunu içimizi sızlatarak anlatmış. Yazarın kendi hayatına çok benziyor, kendini Sadık Turan'da bulduğunu Regina'da yazmış.

"Yurdunu Kaybeden Adam" kitabın devamı, esirlikten kurtuluyor ve Türkistan Lejyonu için Alman üniformasıyla Ruslara karşı savaşıyor bu sefer Sadık Turan. Ve şöyle diyor; "1942 yılının baharında Alman ordusunun kadrosu içinde, Türk aslından esirlerle Türkistan lejyonu teşkil edilmiş, bizler de yeniden asker olmuştuk. Alman üniformasıyla halimiz hem gülünç, hem de acıklıydı galiba."

İkinci Dünya Savaşı ile ilgili bir romanı bu savaşı yaşamış bir Türk'ten okumak inanın çok özel. Cengiz Dağcı öyle samimi, öyle içten, öyle naif ki.

Kitabın bende hissettirdiklerinin tamamını yazamadım. Lütfen bu kitabı yeni yıl okuma listenize ekleyin. Keyifli okumalar, mutlu yıllar...
246 syf.
·3 günde·8/10
Kırım bir yaradır, geçmişi elemlerle dolu kapanmayan bir yara. Kırım yazarı Cengiz Dağcı milyon tane kitap yazsa da bu dramı anlatmaya yetmez. Her santimine binlerce trajedi düşüyor.Kitabı okuyorsun öyle yerler var ki pencereyi açıp bağırma isteği uyandırıyor. Unutmuş olduğumuz unutmamız gereken şeyleri hissettiriyor kitap. Yurt, millet kavramlarına daha bir sarılıyor insan. Sadık'ın o yurtsuzluğu insanı kahrediyor. En acısıda Türkistan umuduyla Alman buyruğu altında savaşması, biliyor olmayacak ama başka çözüm yok. Romandaki olayların tarihsel gerçeklerle örtüştüğünü bildiğimden daha bir etkileyici oluyor. Biliyorsun Sadık gibiler vardı, Marya gibiler vardı, Ahmet Akın gibiler vardı. Öldüler... okuyun bu kitabı daha doğrusu hayatınızda bir Cengiz Dağcı kitabı okumuş olun.
246 syf.
2. Dünya Savaşı'nda Alman Rus İngiliz safında vatanının felahı amacıyla silah tutan eller. Bolşevik zulmünden kurtulmak isteyen Kırım, Kazak, Özbek Türklerinin Türkistan'a tekrar ulaşmak emeliyle Alman üniformasını giymesi. İki kardeş biri Rus komutasında diğeri Alman. İkisinin de emeli aynı lakin birbirine karşı bedenleri birbirine karşı kurtuluşları.. Esirlikten askerliğe giden uzun bir yol. Böylesine bir askerliğin de bir esirlik olduğunu düşündüm kitabı okuduğumda. Gözü yaşlı analar, kızlar, evlatlar. Cengiz Dağcı, savaşın bir insanı nasıl kötürüm yapabileceğini nasıl şeytanileştirebileceğini satır satır anlatıyor. Anlatırken ruhum bitiyor tükeniyorum gibi hissettim. Yurdunu kaybeden bir adam nasıl yazarsa öyle yazmış Cengiz Dağcı Kırım, Gurzuf, Aluşta'yı.Yurdunu kaybeden Sadık, Marya'yı da kaybetmesin diye içimden çok dua ettim. Lakin vatanını yitiren biri için bütün acılar beraberinde geliyormuş.
246 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Sadık Kemal adlı bir adamın önce Ruslara(Kızıl Ordu)esir düşmesi ve ardından Almanlara esir düşmesi arasında,Türkistan ve Kırım gibi Türk yurtlarının istiklalini isteyen bir askerin yaşadığı hayatı anlatan çok sade ve içinde az sayfa görükmesine rağmen çok dolu bir eser.Olay anlatımı kuvvetli bir kalemi size gösterirken sizi olayın merkezine konumlanıp her şeye tamda olayın yaşandığı yerden bakmanızı sağlayan bir savaş romanı.Şöyle ki anlatımın kuvveti beni yaşadığım askerlik günlerime götürdü.Vatandan yoksun olma ile insanın sevdiğinden yoksun olmasını insanın ölümü gibi bir mesaj ile anlatan bir eser.Ayrıca Türklerin çektiği büyük Rus zulümlerini,göçleri,acıları,sürgünleri de içerisinde bulunduran bir külliyat denecek kadar dolu olan bir eser.Allah kimseyi vatansız etmesin.
246 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Sadık Turan'ın hatıraları varlık yayınları tarafından uzunluğuna binaen 1957-58 de 2 kitap halinde yayınlanmış.Korkunç yıllar ve Yurdunu kaybeden adam.Kırımlı genç Sadık Turan'ın şahsında Cengiz Dağcı'nın savaş-esaret-sürgün ve savaş sonrası dönemi kapsayan anıları oldukça ayrıntılı olarak bu iki kitapta okuyucuya sunulmuş.Korkunç yıllar özellikle askere alınış ve o dehşetli günler cephe, cephe gerisi, esaret ve esaret kampları ayrıntıları ile soluksuz bir kaynak eser.Sanırım o yıllar ve özellikle o coğrafya daha evvel ve sonra bu kadar güzel anlatılmamıştır.Anlatılmışsa bile içimizden, kanımızdan biri oluşu duygu yoğunluğu ve bize bu yoğunluğu geçirişiyle Cengiz Dağcı'yı birkaç adım öne çıkarıyor.Yurdunu kaybeden adamda ise daha çok savaş sonrası Kırım'a dönüşte yasanan hayal kırıklığından izler bulacaksınız.Ne artık Kırım eski Kırımdır.Nede o coğrafyanin yeni sakinleri...
246 syf.
Korkunç yılların devamı niteliğinde.Alman ordusuna katılan Sadık Turan'ın kendi ülkesinin bağımsızlık hayali uğruna verdiği mücadeleyi anlatıyor.Sonrasında ise arkadaşı insafsızca idama mahkum edilince uğradığı hayal kırıklığı.Diğer kitap kadar tesirli olmasa da yine de kıymetli bir eser.
Anna da, talihim gibi, bir sokak çocuğunun, kör dilencinin tepsisine para yerine taş bırakması gibi, beni aldatıp gitmişti.
Birden arkasını bütün dünyaya çevirip bir boşluğa beni kimsenin göremeyeceği bir boşluğa dalıp gitmek istedim
Cengiz Dağcı
Sayfa 57 - Ötüken Neşriyat

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yurdunu Kaybeden Adam
Baskı tarihi:
Nisan 2008
Sayfa sayısı:
246
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370613
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
"Bitti. Esirlik yılları bitti artık. Ömrümde ilk defa hür hissediyorum kendimi. Hür insanların yaşadığı topraklardayım. Ölüm korkusu, işkence korkusu bıraktı yakamı.

Yıllarca peşinde koştuğum hürriyete kavuştum, ama içim neden kapalı? Kendimi bildiğim anda kaybettiğim yaşama sevincine neden kavuşamadım yeniden?

Yurdunu kaybeden adam için hürriyetin bile bir manası kalmadığını şimdi anlıyorum. İçinde doğduğum, gülüp oynadığım yerlerde benim dilim konuşulmuyor artık. Bir zamanlar, o topraklarda dilimi konuşan insanların ne olduklarını da bilmiyorum.

Son fırtına, ağacı devirdi. Bizler, uçurduğu birkaç yaprak, boşlukta yolunu şaşırmış, ümitsiz ve şaşkın, meçhul bir geleceğe doğru, yalpa vurup duruyoruz."
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 286 okur

  • Halit İzzet GÖKDEMİR
  • Rumeysa Keklik
  • Beyzanur Yılma
  • Burak Akçora
  • Akay Sultanov
  • Bade ϜϓſϞ
  • Emsal Gökten
  • libraryoffairy
  • Dilara Çimen
  • TUBA ÇILDIR

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%4.4
18-24 Yaş
%15.6
25-34 Yaş
%35.6
35-44 Yaş
%33.3
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%4.4
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.5
Erkek
%48.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.1 (32)
9
%21.4 (18)
8
%20.2 (17)
7
%13.1 (11)
6
%7.1 (6)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0