·
Okunma
·
Beğeni
·
2976
Gösterim
Adı:
Yürek Burgusu
Baskı tarihi:
6 Nisan 2015
Sayfa sayısı:
154
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055831943
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Turn of the Screw
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Bilek Yayınları
Baskılar:
Yürek Burgusu
Yürek Burgusu
Yürek Burgusu
Anne ve babalarını kaybeden Miles ve Flora kardeşlere bakacak kimse yoktur. Amcaları, çocuklarla ilgilenmesi için bir mürebbiye tutar. Genç ve tecrübesiz mürebbiye evde yaşadığı süre boyunca oraya ait sırları da keşfetmeye başlar. Hayaletler görür ve hayaletlerin çocukları ele geçirmeye çalıştıkları kanısına varır. Çocukları korumak için her geçen gün onlar üzerindeki kontrolünü de arttırır… Henry James'in 1961 yılında The Innocents (Masumlar) ismiyle beyazperdeye de uyarlanan bu romanı, bir gotik edebiyat örneği olarak zihinlerinizde eşsiz bir etki bırakacak…
271 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Henry James 1843-1916 yılları arasında yaşamış Amerikalı, birçok alanda eserler vermiş bir edebiyatçı ve aynı zamanda edebiyat kuramcısıdır. James’in roman kuramını Avrupa’ya yaptığı geziler derinden etkilemiştir. O yıllarda İngiltere ve Amerika’da roman pek önemsenen bir sanat dalı değildir. James Paris’te Turgenyev, Flaubert, Zola ve Maupassant gibi sanatçılarla tanışmış ve bu sanatçıların sanat görüşlerinden çok etkilenmiştir. James hayatının tamamını edebiyat sanatının gelişimine ve saygınlık kazanmasına adamıştır. Günümüzde halen Anglo-Sakson ülkelerinde roman eleştirileri James’in geliştirdiği kuramlara dayanmaktadır.

James’in en önemli görüşlerinden ikisinden bahsedecek olursak; bunlardan ilki romanda yazar müdahalesinin kesinlikle olmaması gerektiğidir. İkincisi ise yansıtıcı bilinçtir. Yansıtıcı bilinç James’te modern anlamdaki gibi bilinç akışı şeklinde kullanılmamıştır. Yazar eserlerde genel olarak birinci tekil anlatıma yer vererek dış olayların karakter üzerindeki psikolojik etkisini derinlemesine aktarmıştır.

James’in anlatıcıları genelde olaylarda aktif rol oynayan karakterlerdir. Elbetteki birinci tekil anlatım eserlerinde bazı sonuçlarda doğurmuştur. Bunlarda ilki birinci tekil anlatımdaki kişi yan karakter olduğunda anlatımdaki merkez kaymasıdır. İkinci durum ise; anlatıcı baş karakter olaylardan doğrudan etkilenen kişi olduğunda, anlatımının da bu etkiden aldığı paydır. Yürek Burgusu’nda anlatıcı doğa üstü olayları yaşayan mürebbiyedir. The Liar’da yenik bir aşıktır. Bu anlatıcıların anlattığı olaylar anlattıkları şekilde mi olmuştur yoksa anlatıcılar bu şekilde mi algılamışlardır?

James’in güvenilmez anlatıcısının en belirgin olarak ortaya çıktığı eseri ise Yürek Burgusu’dur. Eser üzerine yıllarca eleştirmenler tarafından çok farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Olay birbirlerine korku hikayeleri anlatan bir grup genç etrafında başlar. Bu gençlerden birisi olan Douglas kendisinde en dehşet korku hikayesinin olduğunu, bu hikayenin yaşandığını belirtir. Hikayenin baş karakteri hakkında bilgiler verir. Ayrıca elindeki elyazmasının asıl elyazmasının kopyası olduğunu söyler. Daha sonra gençlerden birisi hikayeyi okumaya başlar.

Eseri birkaç farklı biçimde okumak mümkündür. Bunlardan ilki, James’in kuramları bağlamında teknik okuma yapmaktır. İkincisi ise, bir korku hikayesi olarak okumadır. Birinci tekil anlatıcı ile okurun arasındaki özdeşlik ve James’in derin ruh tahlilleri düşünüldüğünde bu okumadan alınacak haz yüksek olacaktır. Bir diğer okuma ise, esere yapılan yorumlar çerçevesinde olayın izi sürülerek yapılacak okumadır. Burada da her okuyucudan çok farklı değerlendirmeler ve yorumlar gelebilir. Elbette her okumanın kendine göre farklı keyfi vardır.

Ben eseri beğendim. Kullanılan dil –bazı noktalarda muğlak kalmasına- ve çeviri gayet iyiydi. Ayrıca ikinci okuma tavsiyemi tercih etmek isteyen okurlar için, önsözü okumamaları yerinde olacaktır.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
144 syf.
·33 günde·Beğendi·5/10
Kitabin beşte ikisini okudum. Çevirmen Egemen Özkan sürekli olarak eski Türkçe kelimeler serpiştirmiş. Sözlük kurcalamama olanak sağlıyor bu durum; ama bunu sevmeyen birileri olursa eğer kitaptan soğuyabilir. Anlatım dili, çevirmenin üslubundan bağımsız şekilde eski aşk romani diyalogları gibi belirsiz. Kitap içerisinde diyalogda bahsi geçen mevzuyu bir an için anlamayıp(yeterince done olmadığını icin), sonrasında gelen cümlelerle çözüyorsunuz. Duygusal betimlemeler olduğundan, birinci kişinin ağzından anlatıldığı için bağ kurmanız kolaylaşıyor. Bittiğinde incelemeyi muhtemelen editlerim; ama İthaki’nin Karanlık Kitaplık koleksiyonu için yeterli bir kitap bence.

Ufak not: Kapak arkasındaki Stephen King’in yorumu abartılmış bir yorum bence. 62 sayfadır bu abartıya değen bir şey göremedim. Okumaya devam.
144 syf.
·11 günde·6/10
Konusu ilgi çekici olmasına rağmen üslup o kadar kötüydü ki okurken asla odaklanamadım. Sürekli oradan oraya atlıyor konu. Sanki asıl hikayeden özet çıkarılmaya çalışılmış da en önemli yerler yazılmamış izlenimi verdi bana. Bence daha detaylı anlatılmalıydı olaylar, şu an kafamda oturtamadığım çok yer var. Karanlık kitaplıktan okuduğum ikinci kitap ama ikisi de beni tatmin etmedi.
165 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Henry James in bu romanı yazıldıktan sonra birçok edebi kesimlerce inanılmaz derecede eleştirilere maruz kalmıştır.
Benim kendisiyle ilk kez tanıştığım bu kitapla açıkçası ben de bu nedenden ötürü bir trajediye dönüştü desem yeridir. Çünkü anlamlandırmaya çalıştıkça içinden çıkılmaz bir hal aldı. Fakat sonunda ciddi anlamda düğüm çözüldü diyebilirim. Kitaba girişte arkadaşlarıyla toplanan bir gencin yaşanmış en korkunç hortlak hikayesini bildiğini iddia edip aradan çıkıp bu hikayeyi yaşayıp yazan kişinin yani bir öğretmenin anlatısıyla devam ediyor. Öğretmen Bly denilen bir köyde amcalarının bakmakla yükümlü olduğu melek gibi anlatılan 2 çocuğun öyküsünden ve bununla beraber gelişen olaylarla birlikte biri kulede ve biri nehirde , cam pervazında görmüş olduğu hortlaklardan çocukları korumasıyla gelişiyor ve devamında çocukların masumiyetini zaman geçtikçe farklı yorumlayan bir şekil alıyor. Bana kalırsa bu roman öğretmenin ruh dünyasının yarattığı devinimlere bağlı olarak dinsel öğretilerden meydana gelmekte ve kendi içinde iyi - kötü savaşı vererek (çocukları meleğe dönüştürüp görmüş olduğu hortlakların kötü ruhlar olup çocukları kandırmaktan men etmesini kendi ödevi olarak görmesi) ve sonunda iyinin kazanması, sevapların bonus olarak hanesine yazılması şeklinde içsel savaşım veriyor.

Farklı diye tanımlanabilecek klasik dünyayı alt üst eden bir kitap. Keyifle okuyun.
165 syf.
·1 günde·6/10
Bir oradan bir buraya gecen konu nedeniyle kafamın karıştığı ve baglantı kurmakta zorlandığım bir kitap oldu.Genel hatlarıyla beğendim ama kitabı okurken kendimi bir yaprak gibi,bir oradan bir buraya süreklenen bir yaprak gibi hissettim.Sanirım bu seneki okuma listemdeki kitapları seçerken birazcık ozensiz davranmışım.Aķıcı mıydı?Evet.Dıl sade ve anlaşılır mıydı?Evet.Ama gelin görün ki kitabın icerisine giremediğim için bir yabancı gibiydim ve kitabı okurken kendimi hırsız gibi hissettim.Keyifli okumalar. :)
144 syf.
·Beğendi·9/10
"Son yüz senede yazılmış en iyi doğaüstü korku romanlarından biri." demiş Stephen King, ee bize de okumak düşer dedim ve kitabı bir günde bitirdim.. Öyle akıcı, öyle merak uyandırıcı yani. Sakin kafa ile okumak önerimdir, kafa karıştırıcı satırlar mevcut denilebilir. Fakat özellikle değinmek isterim ki; Stephen King, önsözleri abartmayı seviyor sanırım. Evet kitap oldukça güzel, dediğim gibi akıcı ve heyecanlı. Ama kesinlikle ve kesinlikle korku dolu değil. Son yüzyılda yazılmış en iyi doğaüstü korku romanlarından olduğunu düşünmüyorum, dediğim gibi kitabın içinde korku barındıran satırlar yok ne yazık ki.. Neyse daha fazla Stephen King eleştirmeyeyim, kitaptan bahsedeyim sizlere.

Kitabımızın konusu; yetim ve öksüz kalmış iki çoçuğun eğitimi ve bakımı ile görevlendirilmiş bir mürebbiyenin, kırsaldaki konağa yerleşmesi ve süregelen olaylar silsilesi.. Olaylar silsilesi dediğimden kastım; iki hayaletin kendini göstermeye başlaması ile konaktaki huzur dolu günlerin yerini korku dolu günlere bırakmasıdır. Mürebbiye çocukları öylesine sever, ölesiye sever. Zira bu iki çocuk, yüzlerinde masumluk ve güzelliğin sevecenliğini taşıyan, iki asil çocuktur onun için. Ve tabi böyle bir durumda, yapmak istediği tek şey, bu güzel çocukları korumaktır. Fakat o bunun için çabalarken, çocuklara daha fazla zarar vermeye başlar, çocukları kırdığını ve kendinden uzaklaştırdığını düşünür.
.
Peki gerçekten bu konak lanetli midir? Yoksa her şey mürebbiyenin sanrılarından mı ibarettir? Bunu anlamak ise biz okurlara düşüyor. Kitabı okurken ve son sayfasını çevirirken "ben ne okuyorum, ben ne okudum?" soruları aklınızda dolaşacak, ve belki de cevabı hiç bulamayacaksınız. Ama ne olursa olsun, ne sonuca varırsanız varın; bu kitabı seveceksiniz. Bundan kesinlikle eminim, ve sonsuz bir güvenle size bu kitabı önerebilirim. Şimdiden keyifli okumalar dilerim..
165 syf.
·7/10
Yürek Burgusu isminin kitaba yönelik herhangi bir şey ifade etmediği roman. Şehirden uzak bir evde yaşayan iki çocuğa öğretmenlik yapan genç bir kadının yazdıklarının, hayalet öyküleri anlatılan bir arkadaş grubunda okunması kitabın hikâyesi.
Kitap, doğrudan öğretmenin anlatımı olarak değil de başkası tarafından bu anıların okunması şeklinde oluşturularak daha gerçekçi olması amaçlanmış. Ancak bu durum da, olayı anlatan öğretmenin güvenirliği sorununu ortaya çıkıyor. Öğretmen anlattığı şeyleri gerçekten yaşamış mıdır, yoksa yaşadığını düşündüğü şeylerin sebebi psikolojik rahatsızlıkları mıdır, hususunu doğrulama şansı bulunmuyor. Zaten bu husus kitap yayımlandıktan sonra uzun süre tartışma konusu olmuş. Yazar anlatımda meydana getirdiği bu belirsizlikle aslında kitabın kalıcılığını da sağlamıştır.
144 syf.
·3 günde·9/10
Farklı bir kitaptı benim için, hem de her yönüyle. Şöyle ki, günümüz klasik korku romanlarında sadece korkuyordum fakat burada hissettim. Evet, korkmak ile korkuyu hissetmek nasıl ki iki ayrı kavramsa, bir gotik eser olan ''Yürek Burgusu'' ile diğer katalog içinde yer alan korku romanları da iki ayrı kavramdır. Nasıl bir korkuydu ki bu; genç bir yaştaki Mürebbiyeden, küçücük bir çocuktan korktuğum kadar hiçbir şeytandan, hiçbir hayaletten ve yine hiçbir öcüden korkmadım! Peki, yazarımız böylesine donanımlı böylesine temkinli bir karakteri nasıl yarattı? Onu, daha ilk sayfalardan okuyucunun ruhunda derin çukurlar açmasına, damarlarında gezinen kanın her zerresine karışmasına nasıl vakıf eyledi?

18. yüzyıl sonlarında yazılmış bu eser bir konakta geçen gizem dolu bir yaşamı anlatır. Amcası tarafından sahiplenmiş, öksüz kalmış iki kardeş bu konakta kalır. Ve bu çocuklara bakmak için amcaları tarafından bir Mürebbiye tutulur. Mürebbiyenin konağa gelmesi ile birlikte ikinci bir yaşam başlar. Çünkü daha ilk günlerden konakta esrarengiz olaylar gerçekleşir. Mürebbiye ise bu durumdan rahatsızlanır. Korkunun hakim olduğu bu konakta, çocukları korumak adına Mürebbiye büyük bir çaba gösterir. Fakat bu durum küçükhanım için hiç de kolay olmayacaktır.

100 yaşını devirmiş bu hikâye olayın geçtiği mekan olsun, Mürebbiyenin kendi ruhu ile yaşadığı savaş olsun tamamen bir gotik korku romanı olarak karşımıza çıkmıştır. Kimi zaman geceleri elinde şamdan ile ahşap zeminde gezen bir Hizmetçi, kimi zaman ise yukarı kattaki bir penceren gelen sesler... Hepsi ama hepsi birer korku unsuru olmuştur. Fakat bu pencere veya kapı menteşelerinden gelen gıcırtı seslerinden ziyade , Mürebbiye ve konak sakinlerinin iç dünyalarında duydukları sesler bizim için en önemli unsurdur. Ki kitabı da okutan bu etmenlerdir. Kemal Sunal'ın rol aldığı bir film olan Gulyabani de hemencecik hatrıma geliyor. Gulyabanin hangi saatte konağa geleceği, kimlere gözükeceği, izleyici ile oyuncuları aynı bir havada etkisi altına alacağı gerçek bir başarıdan kaynaklanır. Mürebbiye ve çocukların gördüğü hayaletler de eğer ki bizi korkuya meylediyorsa elbette bu da başarıdır.

Esasında görünen veya gözükecek hayaletlerden ziyade Mürebbiye'nin kendi içinde yaşadığı sıkıntılar eserin ana kaynağı olmuş bence. Yazarın hiçbir müdahalede bulunmadığı Mürebbiye, gerek çocuklar, gerekse okuyucu üzerinde hakimiyeti sağlamaya çalışır. Bilinmez sorularla ve kuşku uyandırıcı meraklarla bizleri istediği mekana, istediği dünyalara götürmekten çekinmez. Ve biz hayaletleri onun gördüğü gibi mi görüyoruz yoksa kendi hissettiğimiz bir bakışla mı? Psikolojik kalıntılarla dolu bu eserde korkunun bir yıkım mı yoksa bir kurtuluş mu olduğunu okudukça göreceğiz. Belki Mürebbiye için üzüleceğiz belki de çocukların mutluluğu adına Mürebbiyeden uzak duracağız. Fakat perilerle dolu bu konağa adım atmak pek de kolay değil. Saygılar...
165 syf.
·Puan vermedi
Dönemi içerisinde eleştirmenlerce uzun uzadıya tartışılmış kitaplara bayılıyorum. Kitabın önsözünde bunları okuduktan sonra, kitabı daha ciddiyetle okumaya başlıyorsunuz.
Baya tartışmalar yaratmış bir eser. O zamanlar Freud'un psikanalizi yeni çıkmış tabii herkes psikanaliz üzerine de yoğunlaşınca, kitapta bunun üzerine tartışmalara yol açmış haliyle.
1895 yılında James'in bir tanıdığından dinlediği olay; İngiltere'de ıssız bir kır evinde yaşayan iki çocuğa, bir süre önce ölen hizmetçilerinin ruhları görünür. Ruhların amacı, çocukları ele geçirmektir.
Çocukların amcalarıyla tanıştıktan sonra, çocukları korumak için mi yoksa amcanın gönlüne girmek için mi bu kadar hassas davrandığını sorgulamaya başlıyorsunuz.
144 syf.
·365 günde·Beğendi·8/10
Okumam boyunca; benim tüm mücadelem, anlatıcının kafasının içindekileri anlamaya ve takip etmeye çalışmaktı. Bu kitap,sanki, hiç yaşamadığınız bir yüzyılda, hiç tanımadığınız birinin düşüncelerini okumaktan ibaretti. Yorucu ama keyifliydi..
165 syf.
Büyük bir ihtimamla ille de klasik kitap diye tutturmam öyle boştan bir eylem değildir. Ne varsa klasikte var. Günümüzde yazılan birçok türün ve bu türdeki eserlerin temeli klasiklerle atılmıştır. Hiç inkar edemem.

Yürek Burgusu da bu düşüncemi destekleyen 'klasik' bir kitap oldu. @bidunyaklasik ekibiyle birlikte okuduğum bu kitabın adını Hasan Ali Yücel Klasikleri listesinde okuduğumda aşk üzerine kurulu bir kitap olduğunu düşünmüştüm. Ancak yanılmışım.

Kitabın temelinde çok az bir aşk kırıntısı olmakla birlikte asıl olay örgüsünü psikolojik gerilimler oluşturuyor ve bu gerilimleri çok sevdim. Bu hisse en son Operadaki Hayalet kitabını okurken kapılmıştım. Çok da memnun kalmıştım. Operadaki Hayalet'ten edindiğim memnuniyeti Yürek Burgusu'nda birkaç tık daha az hissetsem de bu kitabı beğendim. Çünkü ne varsa klasikte var.

Yürek Burgusu'nun özüne değinecek olursam öğretmen-öğrenci ilişkisi yahut da insani değerler diyebilirim. Birbirine zıt kavramlar belirtmiş olsam da kitabı okuduğum süreçte üzerinde düşündüren kavramlar bunlar oldu.

Flora ve Miles adında iki kardeşe eğitim vermekle görevlendirilen bir öğretmenin kır evine gelmesi ve bu süreçten itibaren yaşananlar, kitapta dile getiriliyor. Tabi bu süreç, öyle kolay ve yara izi kalmadan geçen bir dönem değildir.

En belirgin iz ise öğretmenin içinde bulunduğu psikolojik durumdur. Ardından kardeşlerin travması ve evde yaşanan birtakım mazi kırıntıları gelmekte. Epey meşakkatli bir sancı olan bu dönem öğretmenin bakış açısından anlattırılarak gerilime sebebiyet veriyor.

Kitabın sonlarına doğru havada kalmışlık hissetsem de bu psikolojiyi okumak kayda değer bir eylemdi.
Geriye baktığımda en şaştığım şey, kabullendiğim durumlar oluyor.
Henry James
Sayfa 26 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım
Yalnız düşünmekle yetiniyor, bugünden yarına bir önlem almadan yaşıyorum.
Henry James
Sayfa 111 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım
Çevremdeki her şeye sanki ölümün eli değmiş.
Henry James
Sayfa 30 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yürek Burgusu
Baskı tarihi:
6 Nisan 2015
Sayfa sayısı:
154
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055831943
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Turn of the Screw
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Bilek Yayınları
Baskılar:
Yürek Burgusu
Yürek Burgusu
Yürek Burgusu
Anne ve babalarını kaybeden Miles ve Flora kardeşlere bakacak kimse yoktur. Amcaları, çocuklarla ilgilenmesi için bir mürebbiye tutar. Genç ve tecrübesiz mürebbiye evde yaşadığı süre boyunca oraya ait sırları da keşfetmeye başlar. Hayaletler görür ve hayaletlerin çocukları ele geçirmeye çalıştıkları kanısına varır. Çocukları korumak için her geçen gün onlar üzerindeki kontrolünü de arttırır… Henry James'in 1961 yılında The Innocents (Masumlar) ismiyle beyazperdeye de uyarlanan bu romanı, bir gotik edebiyat örneği olarak zihinlerinizde eşsiz bir etki bırakacak…

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 3 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0