Adı:
Yürek Burgusu
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
165
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754587265
Kitabın türü:
Çeviri:
Necla Aytür
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Yürek Burgusu
Yürek Burgusu
Henry James (1843 - 1916): 19. yüzyılın son çeyreğinde yerleştiği İngiltere'de, ölümüne dek, gerek romanlarında gerekse uzunlu - kısalı öykülerinde, doğup yetiştiği Amerika kıtası ile Avrupa'nın birbirinden farklı insanlarını sarsıcı bir gözlem gücü ve derinlikle işlemiş bir yazı ustasıdır. 

Nitekim, yazarın orta döneminin en önemli yapıtlarından olan Yürek Burgusu'nun (1898) ürperticiliği de, bir yandan bir "hayalet" öyküsü olmasından ama bir okadar da, James'in, sayfalar çevrildikçe yüreğimize işleyen üslubundan kaynaklanmaktadır. 
(Arka Kapak)
165 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Hasan Ali Yücel Klasiklerine devam ederken, adını daha önce duymadığım bir eser: Hortlak Romanı...
Evet, ben yazmadım bunu önsözde yazıyor.

Baya tartışmalar yaratmış bir eser. O zamanlar Freud'un psikanalizi yeni çıkmış tabii herkes psikanaliz üzerine de yoğunlaşınca, kitapta bunun üzerine tartışmalara yol açmış haliyle.

Esinlenen konuya gelirsek şu ( Önsözden alıntı):
" 1895 yılında James'in bir tanıdığından dinlediği olay; İngiltere'de ıssız bir kır evinde yaşayan iki çocuğa, bir süre önce ölen hizmetçilerinin ruhları görünür. Ruhların amacı, çocukları ele geçirmektir."
Ve burada aklıma müthiş üstat Gargamel'in sözleri geldi:" Sizi yakalayacağım, yıllarca uğraşmam gerekirse bile hepinizi ele geçireceğim!" bunun konumuzla alakası yok tabii.

Evet, kitaba gelirsek ; bir öğretmenin dilinden bu hikaye anlatılmaya başlanmış.
Psikanaliz yorum yapanlara hak vermemek elde değil. Çünkü öğretmenin iç dünyası tüm çıplaklığı ile önümüzde...

Ha bu arada kitapta hayalet yok hayaletler var. Ey önsöz! Bilsem ona göre önlem alırdım. Dikkat! Karanlıkta okumayın!

Özür diliyorum fazlaca abarttım. O kadar korkunç değil. Ama yazıldığı döneme bakınız: 1895 civarı... O döneme göre oldukça korkunçtur diye şey yaptım kızmayın.

Neyse gelelim meseleye; öğretmenimiz kendince analizler yapıp duruyor ve doğruluğunu, kesinliğini hissettiriyor bize.

Sonu şaşırtıcı bitti mi? Evet, "Aaa!" dedim. Ama sanılan gibi korku kitabı değil gerilim var, yalnız fazlaca değil. Psikolojik ve gerilimsel bir eser. Farklı bir tabir oldu ama gerçek bu.

Mutlu mu son? Bakınız ,okuyunuz ,görünüz!
Keyifli okumalar:)
271 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Henry James 1843-1916 yılları arasında yaşamış Amerikalı, birçok alanda eserler vermiş bir edebiyatçı ve aynı zamanda edebiyat kuramcısıdır. James’in roman kuramını Avrupa’ya yaptığı geziler derinden etkilemiştir. O yıllarda İngiltere ve Amerika’da roman pek önemsenen bir sanat dalı değildir. James Paris’te Turgenyev, Flaubert, Zola ve Maupassant gibi sanatçılarla tanışmış ve bu sanatçıların sanat görüşlerinden çok etkilenmiştir. James hayatının tamamını edebiyat sanatının gelişimine ve saygınlık kazanmasına adamıştır. Günümüzde halen Anglo-Sakson ülkelerinde roman eleştirileri James’in geliştirdiği kuramlara dayanmaktadır.

James’in en önemli görüşlerinden ikisinden bahsedecek olursak; bunlardan ilki romanda yazar müdahalesinin kesinlikle olmaması gerektiğidir. İkincisi ise yansıtıcı bilinçtir. Yansıtıcı bilinç James’te modern anlamdaki gibi bilinç akışı şeklinde kullanılmamıştır. Yazar eserlerde genel olarak birinci tekil anlatıma yer vererek dış olayların karakter üzerindeki psikolojik etkisini derinlemesine aktarmıştır.

James’in anlatıcıları genelde olaylarda aktif rol oynayan karakterlerdir. Elbetteki birinci tekil anlatım eserlerinde bazı sonuçlarda doğurmuştur. Bunlarda ilki birinci tekil anlatımdaki kişi yan karakter olduğunda anlatımdaki merkez kaymasıdır. İkinci durum ise; anlatıcı baş karakter olaylardan doğrudan etkilenen kişi olduğunda, anlatımının da bu etkiden aldığı paydır. Yürek Burgusu’nda anlatıcı doğa üstü olayları yaşayan mürebbiyedir. The Liar’da yenik bir aşıktır. Bu anlatıcıların anlattığı olaylar anlattıkları şekilde mi olmuştur yoksa anlatıcılar bu şekilde mi algılamışlardır?

James’in güvenilmez anlatıcısının en belirgin olarak ortaya çıktığı eseri ise Yürek Burgusu’dur. Eser üzerine yıllarca eleştirmenler tarafından çok farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Olay birbirlerine korku hikayeleri anlatan bir grup genç etrafında başlar. Bu gençlerden birisi olan Douglas kendisinde en dehşet korku hikayesinin olduğunu, bu hikayenin yaşandığını belirtir. Hikayenin baş karakteri hakkında bilgiler verir. Ayrıca elindeki elyazmasının asıl elyazmasının kopyası olduğunu söyler. Daha sonra gençlerden birisi hikayeyi okumaya başlar.

Eseri birkaç farklı biçimde okumak mümkündür. Bunlardan ilki, James’in kuramları bağlamında teknik okuma yapmaktır. İkincisi ise, bir korku hikayesi olarak okumadır. Birinci tekil anlatıcı ile okurun arasındaki özdeşlik ve James’in derin ruh tahlilleri düşünüldüğünde bu okumadan alınacak haz yüksek olacaktır. Bir diğer okuma ise, esere yapılan yorumlar çerçevesinde olayın izi sürülerek yapılacak okumadır. Burada da her okuyucudan çok farklı değerlendirmeler ve yorumlar gelebilir. Elbette her okumanın kendine göre farklı keyfi vardır.

Ben eseri beğendim. Kullanılan dil –bazı noktalarda muğlak kalmasına- ve çeviri gayet iyiydi. Ayrıca ikinci okuma tavsiyemi tercih etmek isteyen okurlar için, önsözü okumamaları yerinde olacaktır.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
144 syf.
·11 günde·6/10
Konusu ilgi çekici olmasına rağmen üslup o kadar kötüydü ki okurken asla odaklanamadım. Sürekli oradan oraya atlıyor konu. Sanki asıl hikayeden özet çıkarılmaya çalışılmış da en önemli yerler yazılmamış izlenimi verdi bana. Bence daha detaylı anlatılmalıydı olaylar, şu an kafamda oturtamadığım çok yer var. Karanlık kitaplıktan okuduğum ikinci kitap ama ikisi de beni tatmin etmedi.
165 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Henry James in bu romanı yazıldıktan sonra birçok edebi kesimlerce inanılmaz derecede eleştirilere maruz kalmıştır.
Benim kendisiyle ilk kez tanıştığım bu kitapla açıkçası ben de bu nedenden ötürü bir trajediye dönüştü desem yeridir. Çünkü anlamlandırmaya çalıştıkça içinden çıkılmaz bir hal aldı. Fakat sonunda ciddi anlamda düğüm çözüldü diyebilirim. Kitaba girişte arkadaşlarıyla toplanan bir gencin yaşanmış en korkunç hortlak hikayesini bildiğini iddia edip aradan çıkıp bu hikayeyi yaşayıp yazan kişinin yani bir öğretmenin anlatısıyla devam ediyor. Öğretmen Bly denilen bir köyde amcalarının bakmakla yükümlü olduğu melek gibi anlatılan 2 çocuğun öyküsünden ve bununla beraber gelişen olaylarla birlikte biri kulede ve biri nehirde , cam pervazında görmüş olduğu hortlaklardan çocukları korumasıyla gelişiyor ve devamında çocukların masumiyetini zaman geçtikçe farklı yorumlayan bir şekil alıyor. Bana kalırsa bu roman öğretmenin ruh dünyasının yarattığı devinimlere bağlı olarak dinsel öğretilerden meydana gelmekte ve kendi içinde iyi - kötü savaşı vererek (çocukları meleğe dönüştürüp görmüş olduğu hortlakların kötü ruhlar olup çocukları kandırmaktan men etmesini kendi ödevi olarak görmesi) ve sonunda iyinin kazanması, sevapların bonus olarak hanesine yazılması şeklinde içsel savaşım veriyor.

Farklı diye tanımlanabilecek klasik dünyayı alt üst eden bir kitap. Keyifle okuyun.
165 syf.
·1 günde·6/10
Bir oradan bir buraya gecen konu nedeniyle kafamın karıştığı ve baglantı kurmakta zorlandığım bir kitap oldu.Genel hatlarıyla beğendim ama kitabı okurken kendimi bir yaprak gibi,bir oradan bir buraya süreklenen bir yaprak gibi hissettim.Sanirım bu seneki okuma listemdeki kitapları seçerken birazcık ozensiz davranmışım.Aķıcı mıydı?Evet.Dıl sade ve anlaşılır mıydı?Evet.Ama gelin görün ki kitabın icerisine giremediğim için bir yabancı gibiydim ve kitabı okurken kendimi hırsız gibi hissettim.Keyifli okumalar. :)
144 syf.
·3 günde·9/10
Farklı bir kitaptı benim için, hem de her yönüyle. Şöyle ki, günümüz klasik korku romanlarında sadece korkuyordum fakat burada hissettim. Evet, korkmak ile korkuyu hissetmek nasıl ki iki ayrı kavramsa, bir gotik eser olan ''Yürek Burgusu'' ile diğer katalog içinde yer alan korku romanları da iki ayrı kavramdır. Nasıl bir korkuydu ki bu; genç bir yaştaki Mürebbiyeden, küçücük bir çocuktan korktuğum kadar hiçbir şeytandan, hiçbir hayaletten ve yine hiçbir öcüden korkmadım! Peki, yazarımız böylesine donanımlı böylesine temkinli bir karakteri nasıl yarattı? Onu, daha ilk sayfalardan okuyucunun ruhunda derin çukurlar açmasına, damarlarında gezinen kanın her zerresine karışmasına nasıl vakıf eyledi?

18. yüzyıl sonlarında yazılmış bu eser bir konakta geçen gizem dolu bir yaşamı anlatır. Amcası tarafından sahiplenmiş, öksüz kalmış iki kardeş bu konakta kalır. Ve bu çocuklara bakmak için amcaları tarafından bir Mürebbiye tutulur. Mürebbiyenin konağa gelmesi ile birlikte ikinci bir yaşam başlar. Çünkü daha ilk günlerden konakta esrarengiz olaylar gerçekleşir. Mürebbiye ise bu durumdan rahatsızlanır. Korkunun hakim olduğu bu konakta, çocukları korumak adına Mürebbiye büyük bir çaba gösterir. Fakat bu durum küçükhanım için hiç de kolay olmayacaktır.

100 yaşını devirmiş bu hikâye olayın geçtiği mekan olsun, Mürebbiyenin kendi ruhu ile yaşadığı savaş olsun tamamen bir gotik korku romanı olarak karşımıza çıkmıştır. Kimi zaman geceleri elinde şamdan ile ahşap zeminde gezen bir Hizmetçi, kimi zaman ise yukarı kattaki bir penceren gelen sesler... Hepsi ama hepsi birer korku unsuru olmuştur. Fakat bu pencere veya kapı menteşelerinden gelen gıcırtı seslerinden ziyade , Mürebbiye ve konak sakinlerinin iç dünyalarında duydukları sesler bizim için en önemli unsurdur. Ki kitabı da okutan bu etmenlerdir. Kemal Sunal'ın rol aldığı bir film olan Gulyabani de hemencecik hatrıma geliyor. Gulyabanin hangi saatte konağa geleceği, kimlere gözükeceği, izleyici ile oyuncuları aynı bir havada etkisi altına alacağı gerçek bir başarıdan kaynaklanır. Mürebbiye ve çocukların gördüğü hayaletler de eğer ki bizi korkuya meylediyorsa elbette bu da başarıdır.

Esasında görünen veya gözükecek hayaletlerden ziyade Mürebbiye'nin kendi içinde yaşadığı sıkıntılar eserin ana kaynağı olmuş bence. Yazarın hiçbir müdahalede bulunmadığı Mürebbiye, gerek çocuklar, gerekse okuyucu üzerinde hakimiyeti sağlamaya çalışır. Bilinmez sorularla ve kuşku uyandırıcı meraklarla bizleri istediği mekana, istediği dünyalara götürmekten çekinmez. Ve biz hayaletleri onun gördüğü gibi mi görüyoruz yoksa kendi hissettiğimiz bir bakışla mı? Psikolojik kalıntılarla dolu bu eserde korkunun bir yıkım mı yoksa bir kurtuluş mu olduğunu okudukça göreceğiz. Belki Mürebbiye için üzüleceğiz belki de çocukların mutluluğu adına Mürebbiyeden uzak duracağız. Fakat perilerle dolu bu konağa adım atmak pek de kolay değil. Saygılar...
144 syf.
·3/10
Ithaki yayinlarindan alip okudum.
Ama hic bir sey anlamadim. Kitabin cevirisi iyi degil yani cumleler o kadar dusuk ve devrik ki bir onceki cumle ucup gidiyor. Ozellikle ikili diyalog kisimlari.
Bu sebeple kitaba odaklanip konusunu bile kafamda oturtamadim.
Kitapdan anladigim bir kadin bir eve cocuk bakicisi olarak gidiyor ve hayaletler goruyor bu hayaletleri cocuklarinda gordugunu biliyor bir turlu soramiyor durumu evdeki diger kadina acmaya calisiyor bir seyler ogrenmek icin gecmise dair ama basindan son 10 sayfasina kadar insani kanser ediyor. Bir turlu istediginiz kivama gelmiyor surekli cocuklarin ne kadar tatli sirin guzel olduklarindan bahsediyor arada bir seyler yakaladim.ama yani konulari oturtamadim buda insanin canini sıkıyor .belki dedigim gibi cevirinin etkisin den dolayi ben sıkıldım baska yayin evinden alip tekrar okumam gerekecek.
165 syf.
·Puan vermedi
İthaki korku kitaplığında görmeme rağmen Hasan ali yücel klasiklerinden okudum.Çevirisi daha güzeldi bence.
Konu şu, taşrada bir evdeki iki yetim çocuğa bakan genç bir kadın öğretmen ve onun hayaletlerle olan munasabeti.
Gelgelelim olaylar hic de mantıklı ilerlemiyor devamlı kopukluklar ve aniden değişen ruh halleriyle karşılaşıyorsunuz ve bir de yazarın anlamadığım bir takıntısı carKotu olayları betinlemiyor.Mesela çocuk okuldan atılmış,neden diye soruyorlar,kotu birşey yaptı diye cevap veriyorlar,kotu neyapti diye soruyorsunuz,iste kotu birşey fazla karıştırmayın diyor.Başka bir yerde olup hayalet olan insanların başına ne geldiğini anlatıyorlar,başlarına çok kotu birşey geldi çok kotu olaylar oldu,ne yaptılar peki,iste çok köyü birşeyler valla nasıl anlatayım diyorlar.
Uzun lafın kısası pek begenmedim.ama yazarın anlatım dilini akıcı buldum o yönden hakkini yememek lazim
165 syf.
Büyük bir ihtimamla ille de klasik kitap diye tutturmam öyle boştan bir eylem değildir. Ne varsa klasikte var. Günümüzde yazılan birçok türün ve bu türdeki eserlerin temeli klasiklerle atılmıştır. Hiç inkar edemem.

Yürek Burgusu da bu düşüncemi destekleyen 'klasik' bir kitap oldu. @bidunyaklasik ekibiyle birlikte okuduğum bu kitabın adını Hasan Ali Yücel Klasikleri listesinde okuduğumda aşk üzerine kurulu bir kitap olduğunu düşünmüştüm. Ancak yanılmışım.

Kitabın temelinde çok az bir aşk kırıntısı olmakla birlikte asıl olay örgüsünü psikolojik gerilimler oluşturuyor ve bu gerilimleri çok sevdim. Bu hisse en son Operadaki Hayalet kitabını okurken kapılmıştım. Çok da memnun kalmıştım. Operadaki Hayalet'ten edindiğim memnuniyeti Yürek Burgusu'nda birkaç tık daha az hissetsem de bu kitabı beğendim. Çünkü ne varsa klasikte var.

Yürek Burgusu'nun özüne değinecek olursam öğretmen-öğrenci ilişkisi yahut da insani değerler diyebilirim. Birbirine zıt kavramlar belirtmiş olsam da kitabı okuduğum süreçte üzerinde düşündüren kavramlar bunlar oldu.

Flora ve Miles adında iki kardeşe eğitim vermekle görevlendirilen bir öğretmenin kır evine gelmesi ve bu süreçten itibaren yaşananlar, kitapta dile getiriliyor. Tabi bu süreç, öyle kolay ve yara izi kalmadan geçen bir dönem değildir.

En belirgin iz ise öğretmenin içinde bulunduğu psikolojik durumdur. Ardından kardeşlerin travması ve evde yaşanan birtakım mazi kırıntıları gelmekte. Epey meşakkatli bir sancı olan bu dönem öğretmenin bakış açısından anlattırılarak gerilime sebebiyet veriyor.

Kitabın sonlarına doğru havada kalmışlık hissetsem de bu psikolojiyi okumak kayda değer bir eylemdi.
144 syf.
·Puan vermedi
Anne babalarının ölümünden sonra yeğenlerine bakmakla yükümlü bir amcanın mürebbiyeyi işe almasıyla başlıyor hikâye. Son derece az tecrübeye sahip bu mürebbiye, Flora ve Miles isimli iki çocuğa bakmak üzere konağa geçiyor. Miles okuldan atılmış ve okuldan gelen mektupta yazanlara göre bir daha geri dönemeyecek. Küçük kardeşi Flora ise Essex’teki bir okula gidiyor ve nevi şahsına münhasır karakteri ve güzelliğiyle mürebbiyenin sevgisini kazanıyor. Sonra da hızlı bir şekilde içinden çıkması güç dünyalara dalıyoruz. Konağın muhtelif yerlerinde gözüken figürler, bu figürlerin konakta sahip olduğu tarih, çocukların çocuk masumiyetiyle olayları yorumlayışı ve hepsinden önemlisi mürebbiyenin yaşananlar karşısında düşündükleri ve hissettikleri. Kitabın çimentosu bu desem pek yanlış sayılmaz.

İhsan Çağatay Boz

İncelemenin tamamı için: https://kayiprihtim.com/...lerine-bir-yolculuk/
144 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Yıllar sonra ilk defa sayfaları tekrar tekrar okumama rağmen bir şey anlamadığım ve okurken biraz zorlandığım bir eser oldu. Kitabın içeriğinde hayalet unsurları var ama okurken beni korkutmadı açıkcası. Kitap, çocuklara bakan mürebbiye'nin psikolojik durumunu anlatan bir kitap olmuş.

Ayrıca çeviri biraz kötü olmuş hissi verdi bana. Orijinali ve ya başka yayınevinden çıkan kitabı nasıl bilemem ama benim hoşuma gitmedi. Yine de okunabilir bir kitap.
144 syf.
·3 günde·7/10
Kitabi az önce bitirdim ve sonunu hala anlamış değilim. Kitap akıcı bir dille yazılmış içten içe geriyor insanı ama olay örgüsünde bence fazla kopukluk var. Bir mürebbiyenin iç dünyasını görüyoruz bu kitapta. Psikolojik bir gerilim var ancak dediğim gibi sonu benim için çok havada kaldı ve anlayamadım. Sanırım biraz daha araştırma yapacağım anlayabilmek için.
Kitaplarda rastladığımız, sevdiğimiz gerçek şövalyeler kazandıkları üstünlüğü hiçbir zaman karşısındakinin yüzüne vurmazlar.
Aslında biz hep birlikte kopmuştuk bu dünyadan; karşılaştığımız tehlike bizi birleştirmişti.
Kimi zaman bana öyle geliyordu ki, önümüze sürekli olarak çıkan yasak konular karşısında birden duraklıyor, saptığımız çıkmaz sokaklardan aceleyle geri dönüyor, düşüncesizce açtığımız kapıları güm diye kapatırken, elimizde olmadan - çünkü bütün kapılar gürültülü çarpar - çok büyük bir gümbürtü koparıyorduk.
Henry James
Sayfa 97 - İş Bankası Kültür Yayınları
O günlerde fırtınalı geleceğin (çünkü bütün gelecekler fırtınalıdır) onlara neler getireceğini, onları nasıl yaralayabileceğini de belli belirsiz düşünürdüm.
Henry James
Sayfa 27 - İş Bankası Kültür Yayınları
"Hemen oracıkta gönlümü kaptırdım ona..."
Henry James
Sayfa 25 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"... sanki yıllardır ona bakıyormuşum, onunla hep tanışıkmışım gibi geldi."
Henry James
Sayfa 37 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yürek Burgusu
Baskı tarihi:
Ocak 2011
Sayfa sayısı:
165
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754587265
Kitabın türü:
Çeviri:
Necla Aytür
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Yürek Burgusu
Yürek Burgusu
Henry James (1843 - 1916): 19. yüzyılın son çeyreğinde yerleştiği İngiltere'de, ölümüne dek, gerek romanlarında gerekse uzunlu - kısalı öykülerinde, doğup yetiştiği Amerika kıtası ile Avrupa'nın birbirinden farklı insanlarını sarsıcı bir gözlem gücü ve derinlikle işlemiş bir yazı ustasıdır. 

Nitekim, yazarın orta döneminin en önemli yapıtlarından olan Yürek Burgusu'nun (1898) ürperticiliği de, bir yandan bir "hayalet" öyküsü olmasından ama bir okadar da, James'in, sayfalar çevrildikçe yüreğimize işleyen üslubundan kaynaklanmaktadır. 
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 115 okur

  • zafer çalar
  • Tuba
  • İlknur Bahar
  • Özlemce
  • Berceste
  • OkurYazarKıvırcık
  • KÜRŞAT YÖRÜK
  • Nurgül Alıcı
  • Marina H.
  • KunduzluBozkurt

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%9.1
18-24 Yaş
%4.5
25-34 Yaş
%50
35-44 Yaş
%22.7
45-54 Yaş
%13.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.4
Erkek
%52.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4 (2)
9
%10 (5)
8
%22 (11)
7
%18 (9)
6
%18 (9)
5
%2 (1)
4
%0
3
%2 (1)
2
%2 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları