Adı:
Yürümenin Felsefesi
Baskı tarihi:
Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055029647
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Marcher, une philosophie
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kolektif Kitap
Baskılar:
Yürümenin Felsefesi
A Philosophy of Walking
“Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir.”
-Henry David Thoreau-

Nietzsche’nin Kara Orman’da yürürken göz çukurlarına dolan mutluluk gözyaşları, Rimbaud’nun tahta ayağıyla açılacağı çöllere dair kurduğu düş, yasaklı Rousseau’nun Alpler’deki adımları, Thoreau’nun Walden’daki gezintisi, Nerval’in dar sokaklardaki aylaklığı ve daha niceleri... Aylaklar, göçebeler, sürgünler, hacılar, kaçaklar, seyyahlar, münzeviler ve mülteciler yürüyorlar. Peki yürümek sadece evle iş arasında gidip gelmek, bir yerlere yetişmek ve koşuşturmak değil de evrenle özel bir ritim, akort ya da hafifleme içinde buluşmak olabilir mi? Yeryüzüyle hemhal olup kendimizi başkalaşmaya açarak yürüyebilir miyiz?

Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır. İki büklüm vücudun karşısında dikilmeye çalışan, attığı her adımda yeryüzünün gerçek bir parçası olduğunu fark eden Homo Viator’un eylemidir. Çünkü Yürüyen İnsan kendi üzerine çöken kaygı, haset ve korku yumaklarını çözer, varlığını yeryüzünün ebediyen yeni olan kalbine düğümler. Yürüyoruz, işte bu düğümü atmak için.
(Tanıtım Bülteninden)
192 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Hepimiz her sabah ev dediğimiz bir prizmadan çıkar, gitmek istediğimiz yere ulaşmak için kare, dikdörtgen başka bir prizmaya biner ve başka iş dediğimiz bir prizmaya ulaşmaya çalışırız. Bilinçli ya da istemeyerek koşullandırılmışızdır artık günlük iş ritüellerini yerine getirmek için. Sabah erken kalktığımız için yüzümüz asık ve donuktur, akşam eve dönerken argın ve yılgınızdır. Daha iyi yaşayabilmek için daha çok kazanmaya çalışırız, ama asla yeteri kadar kazanamaz ve ileri ki dönemlerin hayallerini kurarız. Lakin döndüğümüz yer yine bir prizmadır. 21. yüzyıl insanı geleceğin kâhinidir, neden mi? 30 yaşındaki memura 40 yaşında ne yapıyor olabileceğini söyleyebilirim. Çünkü o kadar monoton bir hayatın bireyleriz.

“...kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir. #Nietzsche” (Alıntı #48614723 )

Köyden şehre gelmek bir kurtuluş olarak görünen bir dönemde şehirden köye dönmenin imkânsızlığını tadan birçok birey vardır. Şehirleşmenin de hızla ilerlemesi, toplu taşımaların artışı, ticari taksilerin çoğalması ve hepimizin yıllarını vererek aldığımız son model arabaları ayaklarımızın değerini öldürmekten başka bir şeye yaramamaktadır. 15-20 sene evvel bir toplu taşıma aracına binmek için yürünen 20 dakikalık mesafelerimiz 1 dakikaya indirgenmiştir. Sözde hizmet olan bu belediyecilik tutumu aslında kendi uyruğuna yapılmış zulümdür. Aceleci hallerimiz sadece bir koşuşturma sürekliliği yaratmaktadır. İşe yetiş, otobüse yetiş, yemeğe yetiş, eve yetiş derken düşünmek için bize bırakılan zaman hiç olmadığı kadar azalmış ve bu ulaşım yakınlığı sayesinde ise kökten silinmiştir.

En son ne zaman yumuşak bir toprağa ayak bastığınızı hatırlayın, oradaki dinginliği, huzuru ve hiçliği düşünün. Nasılda bu sensin değil mi? Uzunca bir ufuğa gözlerini dikmiş, ağır adımlarla ilerliyorsun ve ruhun hiç olamayacak kadar iyi durumda ve senden birkaç adım önde ilerliyor. Salt düşünme ve bir meditasyondur yürümek. Bunu bir de doğanın içerisinde, yeşilliklerle ve çiçeklerle beraber taçlandırırsan eğer, su sesi ve diğer hayvan titreşimlerini kulaklarınla duyar ruhunla duyumsarsan eğer aklın ve hayalin dahi alamayacağı düşüncelere gark olur benliğin. Saflığa, sadeliğe giden yolun en başında gelir adım atmak, rotasız yürümek ve aklın görevini ayaklara bırakmak. Değişimin, başarının, kazanmanın ilk şartıdır adım atmak ve sadece spor değil, araç değil evrensel ve mistik bir düşünmeye bedeni hazırlamaktır.

“Günün geri kalanını ormanda geçiriyor, ilk çağların resmini arayıp buluyor ve öyküsünü cesurca karalıyordum. İnsanların acınası yalanlarını yakalıyor, hiç sakınmadan insan doğasını tüm çıplaklığıyla ifşa ediyor, onu biçimsizleştiren, başkalaştıran zamanın ve olayların seyrini kovalıyor, insanın yarattığı insanla doğal insanı mukayese ederek onlara söz ve mükemmeliyetçileri içinde yer etmiş, sefaletlerinin gerçek kaynağını gösteriyordum. #Jean-JacquesRousseau” (Alıntı #48669218 )

Nietzsche, Rimbaud, Rousseau, Thoreau, Nerval, Kant ve Gandi farkındalığın her zaman adım atmak olduğundan yanaydı ve her biri kendi hür iradeleriyle kendi yollarını çizdiler. Bu değerli dünya insanlarının kimisi tahta bir bacakla, bir diğeri aç sefil bir halde, diğeri hüzün dibine vurarak ve en önemlisi bütün lükslerinden feragat ederek bu felsefi durumu bir yaşam biçimi haline getirmişlerdir. Doğaya bakıp, kendilerini bulmuşlar, dağa taşa bakıp hiçliği benliklerine işlemişler ve kalabalık yürüyüşlerde bir devletin kurtuluşuna vesile olmuşlardır.

“Yaşlı uygarlığımıza karşı doğru düzgün bir bağımsız bakış açısı kazanabilmemiz için çok yol almamız gerek, yavaşça, ama hep daha yukarıya. #Nietzsche” (Alıntı #48615495 )

İhtiyacın olan her şey lükstür ve yüktür. Kinik felsefesini de konunun içerisine alan Gros yaşamak için gerekli olan her şeyin kişiye yük olduğunu savunmaktadır. İhtiyaçlarımızın hepsi doğa ile bağdaşmayan insan yapımı nesnelerin olması medeni insanı ortaya çıkarmakla kalmamış, kapitalist düzeni de beraberinde getirmiştir. Sahipsiz olan doğanın her maddesi bir ticari mal olup, stoklarcasına, tekelleştirilmeye çalışılarak yok edilmektedir. Medeni insanın ahmak tavrı ve akılsız başı endüstriyel sanayinin başlamasından bu yana kapitalist düzene işçi olarak çalışmaktadır.

“Sessizlik, ekseriyetle, karşılaştığım insanlardan daha fazla şey öğretiyor bana. #HenryDavidThoreau” (Alıntı #48641281 )

Ruhun bedenine sığıyorsa bu bedenin küçüklüğünden değil ruhun büyüklüğündendir. Gözlerimiz hep bir rekabet ve kendimize rakip gördüğümüz toplumlar, topluluklar içerisinde akıldan çıkmışçasına bir yaşantıyı görmektedir. Ne acı. Birçok eksiklikle çok daha güzel bir ömür sürebilecek yeteneklere sahipken, bunları elinin tersiyle itmek ise biz insanların ayıbıdır. Hırslarımız ve ihtiraslarımız böyle bir yaşamı kabul etmeyerek öncelikle ruhumuza, akabinde bedenimize nice işkenceler etmektedir. Az ile yetinmenin ve bu azlığın getirdiği huzurlanma* ile yaşam sürmek sanırım sadece çok zekilere ya da çok fakirlere özgü bir durum, biz ahmakların işi değil.

“Asıl hayvan, kötülük ve hasetten çatlayan nazik ve riyakâr medeni insandır. Asıl orman adaletsizlik ve şiddet, eşitsizlik ve sefalet dolu toplumsal dünyayla, polis gücü ve ordularıyla devletlerdir. Boğazına kadar kin, nefret, kıskançlık ve hınca batmıştır toplumsal insan.” (Alıntı #48679524 )

Kitabım Kolektif Kitap Yayınları’ndan, çevirisi beklentinin üzerinde ve sayfa kalitesi olması gerektiği gibi. Kitabın başında yazar hayatı, yayınevi künyesi ve içindekiler adı alıntında bulunan sayfaları, dizgi sayesinde bir kıyıma kurban gitmiş. Bir cümle yazar hayatı için bir sayfa harcamak kitabın içeriği ile ciddi anlamda bir tezatlık yaratmaktadır. Kitabın kapak tasarımı ise gerçekten içten bir alkışı hak etmektedir. Elleri ceplerinde olan bir kişinin adım attığı ayağının uçunu vurgulayan rüzgârın sayfalar dolusu düşünceyi ardına bırakması bence iyi bir sanatsal çalışmadır. İçerik olarak çok zengin ve yerinde bir eser olduğunu söylemek istiyorum. Hiçbir yazım yanlışı ile karşılaşmadan 180 sayfa süren bir içten anlatımla devam eden eser son 8 sayfasını kaynakçaya ayırmıştır.

“Medeni insanın durumuyla vahşi insanın durumunu hiçbir peşin hükme kapılmadan mukayese edin ve elinizden geliyorsa, medeni insanın kötülüğünden, ihtiyaçlarından ve sefilliklerinden başka, acıya ve ölüme kaç yeni kapı açtığını bir araştırın. #Jean-JacquesRousseau” (Alıntı #48679931 )

Sözün özü; harika bir okuma gerçekleştirdiğim kitap, beni küçüklüğümde sıradan, bayağı olan yürüyüşlerin özlemini hissetmemi sağlamakla kalmayıp, aslında yürümeyi ve doğayı nasıl özlemle, hasretle istediğimi bir şamar gibi yüzüme çarptı. Kesinlikle okunulası ve şiddetle tavsiye edilesi bir eserdir. Yazarın kendinden önceki düşünürleri ve dünya insanlarını da tek bir çatı altında toplaması, kaynaklar göstererek okuruna sunması ve özellikle samimi, içten anlatımı görülmeye değer.

Ve son olarak José Ortega y Gasset’in kaleminden düşen İnsan ve Herkes kitabından naçizane bir Nietzsche alıntısı paylaşmayı görev bilirim.
“Doğayla baş başayken kendimizi öylesine rahat ve keyifli duymamızın nedeni, doğanın bizim hakkımızda bir görüşü olmayışıdır. #Nietzsche” (Alıntı #37169917 )

Sevgi ile kalın.
192 syf.
·1 günde
Takip eden arkadaşlarım bilir inceleme yazmıyorum artık ama bu kitabi doğru ifade ettiğini düşündüğüm Emre Erez'in yazısını ilistiriyorum okumak isteyenlere.

Çoğunluğumuz şehirlerde yaşıyoruz. Her gün bir yerlere yetişme telaşıyla, hızlı, saate hapsolmuş bir yaşama mahkûm edilmiş durumdayız. Etrafımızı kuşatan binalardan gökyüzünü görmek için çaba harcamak zorunda kalıyoruz neredeyse. Ormanlar, tepeler, kırlar resimlerde hayranlık duyarak izlediğimiz uzak temsillere dönüştü. Doğadan uzaklaştıkça pek çok şeyi unuttuk. Unuttuklarımız içerisinde bir şey daha var ki o da yürümek.

Elbette yürümeye devam ediyoruz ancak hep bir yere ulaşma kaygısıyla, doğanın, güneşin, bulutların farkında olmadan. Doğa ile ilişkimiz turistik gezilerle, biçimli park ve bahçelerle, beton yollarla çizilmiş sınırlarla belirlenmiş durumda. Yani yürümeye çalışsak bile özgür değiliz.

Frédéric Gros’un “Yürümenin Felsefesi” adlı kitabını okurken fark ettiğim birkaç şeydi bu bahsettiklerim. Kolektif Kitap tarafından basılan metin yürümek üzerine felsefi bir değerlendirme sunuyor. Kitap, Nietzsche, Rimbaud, Rousseau, Nerval, Thoreau gibi isimlerin yürüyüş ile kurdukları ilişkiyi düşünceleri ve yaşama bakışlarıyla birlikte değerlendirmeye çalışırken; aylaklar, göçebeler, mülteciler, hacılar kısaca yollarda olanlara dair “yürümenin felsefesi” üzerinden bir bakış açısı getiriyor. Gandi ile de yürümenin nasıl bir direniş biçimi hâline gelebildiğini bize hatırlatıyor.

Yürümek spor değildir diye başlamış Gros, çünkü ona göre sporda; rekabet, puan, kurallar, teknik terimler var. Spor disipline eder, para ile ilişkilidir. Tüketim kültürünün bir parçasıdır. Oysa yürümek için bunlara ihtiyaç yoktur. İki ayağımızın olması yeterlidir. Yürümek yavaşça gerçekleşen bir eylemdir. Yazarın söylediği gibi, eğer hızlı olmak istiyorsanız tekerlekleri kullanın. Yürümek pek cazip gelmeyebilir ama gökyüzünü, güneşi ve manzarayı kaçırabilirsiniz. Gros’un penceresinden bakınca yürümenin yavaşlatıcı olması sanırım günümüz insanının önemli sorunu çünkü zaman hep hesaplanan, iyi kullanılması gereken bir durum yaratıyor. İnsan, kendi icat ettiği sürenin esiri oluyor böylece.

Devamlı bir koşuşturmanın içerisinde ve yaşadığı kentlerin gri binalarına benziyor. Hava durumunu genellikle işine uygunluğuna göre takip ediyor mesela, yoksa ne güneşin farkında ne de yağmurun getirdiği huzurun. Yürümeyi kendini bulma yoluna dönüştürenler ve varlık meselesi hâline getirenler için ise durum farklı çünkü onlar doğa ile ilişki kurmayı, onu sezmeyi ona ait olmayı seçmiş kişiler benim fikrimce.

NİETZSCHE : YORULMAK BİLMEYEN YÜRÜYÜŞÇÜ

Nietzsche’nin bedeni devamlı hareket halinde ve Gros’a göre o yürüyüşlerini düzlüğe doğru değil, yukarıya doğru yapıyor. Şöyle diyor; “bir gezgin ve bir dağcıyım; düzlüklerden hoşlanmam ve görünüşe göre uzun süre kıpırdamadan oturamam. Beni bekleyen kader her neyse, yaşayacak daha neyim varsa, yürümek ve dağa tırmanmak olacak içinde: kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir.” Buradan anlaşılan Nietzsche için yürümek bir anlamda kendisini bulmak, tırmanmak, tırmanmak ve düşünmek onun felsefesinin inişli çıkışlı yolları gibi.“Nietzsche yorulmak nedir bilmeyen hatırı sayılır bir yürüyüşçüydü. Sık sık yürüyüşten bahsederdi. Açık havada yürüyüş yapmak, Nietzsche külliyatının doğal bileşeni, yazarlığının da değişmez refakatçısıydı” diyor Gros. Onun felsefesine bakınca doğacı yönünü, doğayı gözlemleyerek ürettiği fikirlerini de sezebiliyoruz ki yazar, eserleri üzerinden örneklerle de bu fikri destekliyor. Nietzsche yaşamı boyunca sağlık sorunlarıyla boğuşan bir düşünür devamlı çektiği migren ağrıları, kusma krizleri ve acılarına derman olsun diye çıktığı yürüyüşler, Gros’un dikkat çektiği gibi onun kaderini belirliyor. O yürüyor, düşünüyor ve yazıyor. Bu nedenle onun eserlerinde kütüphane kokusu yok, açık havada çalışan bir zihnin, doğaya baktıkça insanın hiçliğini kavrayan bir bakışın izi var.

Nietzsche’nin yürüyüşleri ömrü boyunca gittiği yolda onunla birlikte bir yaşam şekline dönüşüyor ve onun doğa ile bütünlüklü bir ilişki kurmasına sebep oluyor. O yaşamının son dönemlerinde başkalarının deyimiyle “deliriyor” ama bana kalırsa o kendisini buluyor ki o zamanlarda insanların tuhaf bakışları arasında, sahibinden dayak yiyen atın boynuna sarılıp ağlaması, insanın bana kalırsa ulaşabileceği en iyi varlık noktası.

Onun doğa ile kurduğu ilişkinin bu bakışta, hayvanın acısını bu denli hissedebilmesinde önemli rolü olduğunu düşünürüm genellikle ve bu kitaptan onun yürüyüş arzusunun da doğa ile ilişkisinde belirleyici olduğu kanaatini edindim. Nietzsche bedeni tarafından ihanete uğrar Gros’un deyimiyle, felç olur ve tekerlekli sandalyede bulur kendisini, artık yürüyüşler bitmiştir annesinin onu dolaştırdığı kadar dâhil olabilir yaşama ve son günlerinde kitapta aktarıldığı gibi; “Her şeyin sonu ölüm”, “Atları ortalığa saçmıyorum”, “Işık kalmadı” gibi cümleler kurar.

YÜRÜMENİN DİRENİŞ HALİ: GANDİ 

Ayrıntılı olarak kitaptan bahsetmek istediğim bir diğer isim Gandi. Onun yürüyüşle ilişkisi daha gençliğinde başlamış, Londra’da hukuk derslerine girerken, vejetaryen lokantası bulabilmek için her gün düzenli olarak günde beş ila on beş kilometre yürüyormuş. Yürümeyi direniş olarak düşündüğümüzde Gandi’nin “tuz yürüyüşü” ilk aklımıza gelen olacaktır ki günümüzde insanlar pek çok talebi için bu geleneği hâlen devam ettiriyorlar diyebiliriz. Örneğin; coğrafyamızda Halil Savda Roboski’den Ankara’ya barış talebini dillendirmek için bir yürüyüş başlatmıştı, geçtiğimiz yıllarda yine barış talebi için yürümeyi eyleme dönüştüren gruplar olmuştu.

Gandi “içindeki sesi” dinleyerek tuz yürüyüşünü güvendiği ve kendi yetiştirdiği insanlarla başlatıyor. Bunun iki stratejisi olduğundan bahsediliyor kitapta; daha kökten bir muhalefetin başlangıcı olarak tuz vergisini kınamak ve bu kınamayı toplu bir yürüyüş biçiminde tertip etmek.

Çünkü İngilizler tuz toplama işinde tekel o dönemde. Kendileri dışında kimsenin tuz ticareti yapmasına hâttâ gündelik ihtiyaç için bile tuz toplamasına izin vermiyorlar. Oysa tuz denizin tüm insanlara armağanı, doğanın insanlara eşitçe sunduğu bir imkân değil mi? İşte Gandi için sanırım en önemli çıkış noktalarından birisi bu. Bu yürüyüş Gandi’nin inançlarıyla bağlantılı birçok yan içeriyor diyor Gros. Yürüyüş yavaş bir şekilde seyrediyor mesela çünkü hız reddediliyor. Gandi, makinelere, hızla tüketime, körü körüne üretimciliğe güvensiz ve karşı bir düşünceye sahip. “Yürümenin Felsefesi” bize Gandi’nin siyaset anlayışı ve mistik görüşleri ile birlikte yürümenin nasıl bir direnme sanatı olduğunu da göstermiş.

Gandi’nin yürüyüşünü sürdürmek, şiddetten kaçınarak da egemenlere, sömürgecilere sözümüzü söyleyebilmek demek sanırım ve bu sebeple bu yürüyüş hâlâ dünya siyaset tarihini belirleyen bir yerde duruyor.

YÜRÜMEYİ VARLIK MESELESİ OLARAK GÖRMEK 

“Yürümenin Felsefesi” yaşamını yürümekle ve doğayla iç içe olmakla belirleyen isimlerden epeyce söz ediyor. Metin, “Rüzgâr tabanlı adam” Rimbaud’un hep yollarda olma arzusunun, bacağını kaybetmesiyle sonuçlanmasını ve sipariş ettiği tahta bacağın geleceği umuduyla yaşamdan göçüp gitmesini, Rousseau’nun verili tüm kimliklerden arınmak, ilk insanın vahşi benliğine ulaşmak, hayallerinin efendisi olmak, uygarlığın getirdiklerinden arınmak maksadıyla yürüyüşü nasıl bir varlık sorunu hâline getirdiğini bize anlatıyor.

Gros ayrıca, “Arabayla bir günde kat edeceğiniz mesafenin bedeli aylarca çalışmaktır, o hâlde yürüyün!” diyen Thoreau felsefesinin yabanı keşfini, gerçek anlamda yürüyüşçü olarak anlattığı kiniklerin tüm değerleri alt üst eden, yürüyerek anlattıkları felsefelerini, Nerval’in melankoli duygusunun eşliğinde yürüyüşlerini anlatısına taşıyarak, yürümeyi yaşam biçimi hâline getiren felsefi öğretilere dikkat çekiyor.

EKO – ANARŞİZAN BİR FELSEFİ BAKIŞ

“Yürümenin Felsefesi” eko-anarşizan bir felsefi bakış da sunuyor. Bizi yollarda olmaya davet ediyor çünkü ağaçlarla, yapraklarla, gökyüzüyle, güneşle doğanın insana bahşettiği tüm güzelliklerle yatay bir ilişki biçimi kurmanın yürümekle mümkün olabileceğini, felsefi bir düşünüş ile birleştirerek sunuyor. Kitapta bahsedilen isimlerin yolları, yürümeyi nasıl bir varlık meselesi durumuna taşıdığını ve masa başlarında değil doğada kendilerini var edebildiklerinin altını çiziyor. Kitaptan bir cümle ile bitirelim; “Özgürlük bir lokma ekmek, bir yudum su, uçsuz bucaksız kırlardır o hâlde.”

 
192 syf.
·Beğendi·10/10
Merhabalar...
Beni takip edenler az çok bilir müziğin hayatımdaki yerini... Haddinden fazla yaptığım müzik paylasimlarimdan sitem edenlerin olduğunu hissedebiliyorum.. Dostlar, melodilerin tılsımini, ritmlerin gizemini hissedip ruhunuzu arındırmaniz dileğiyle..

Ben hayatımın en uzun yazısını yazarken bunu dinledim :
https://youtu.be/QAi0OwUXBeQ
Ama siz bunu da dinleyebilirsiniz 
https://youtu.be/KFppTBdCse8

Kitap okumak...
Kime sorsan hobisidir.Ne anlama geldiğini bilen ender insanlarız.bu öyle bir aşk ki;insana reel hayatıni bile unutturabilecek, içindeki gerçek “ben”ı kesfedebilecegi muazzam bir eylem... İhtiyacımız olan tek şey bazen farklı bir mekan, yeni karakterler, yeni hikayeler, yeni bilgiler... Bunların hepsini birarada bulabileceğimiz tek yer kitaplar...

Yürümek....
Ne kadar da basit bir eylem değil mi? Bir ayağı ötekinin önüne atarak, yaklaşık 1-2 yaşından sonra her insanoğlunun yapabildiği birsey...

Hissetmek...
Yaşadığını yürürken. Yerküreyi, katmanlarıni, çekirdeğini, bir çok canlıya ev sahipliği yapan toprağı,azot ve oksijen karışımı havanın alveollerinize dolusunu , teninize ısıtan güneşi...

Fransız filozof Frédéric Gros’un bu kitabını görünce hemen okumam gerektiğini anladım akabinde birkaç gün sonra okumaya başladım. İtiraf etmeliyim ki dinlendirici, tabiri caizse çerez niyetinde bir kitap olduğunu düşünmüştüm.Ne kadar da yanılmışım...

Bu~benim için~çok değerli kitabın içeriğinde;
hepimizin tanıdığı, adını herseferinde kodlayarak yazdığım, bıyıklarına hayran olduğum, düşünceleri ve sözleri ile feyz alınacak saygıdeğer filozof Nietzsche den,

Düşün, deliliğin ve karanlığım şairi Gerard de Nerval’den,

Evli, kendisinden 10 yaş büyük olan bir şair olan Paul Verlaine ile fırtınalı aşkı ile tanınan genç şair Arthur Rimbaud dan,

Fransız İhtilal'inin fikir babalarından, yarattığı akım ile birçok ulusu etkileyen Jean-Jacques Rousseau'dan,

“İnsanın yaşam düzeyini, bilinçli bir çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum.”cümlesi bana cesaret veren, Walden Lake kenarında kendi yaptığı kulübesinde yaşayarak, bir çoğumuzun hayalini gerçekleştirmis olan Henry David Thoreau’dan,

Ülkesinde çıkan, yirmi polisin diri diri yandığı 1919 Amristar katliamından sonra sivil itaatsizlik hareketini durdurup, şiddete başvuran isyancılari temize çıkarıp ölümlerinin sorumluluğunu üstlenen ve oruç tutmaya başlayan Gandhi ye kadar doğadan ilham alarak kendilerini nasıl kesfettiklerini,yürümekten duydukları hazzı, bu yürüyüş surecindeki ruhani arinmanin eserlerine olan katkıları ile bizlere ulaşmaya çalışan bu değerli insanların hayatlarından kesitler göreceğimiz yine bizim de yüce ve kutsal olanla doğa ile komünleşmemizi amaçlayan muazzam bir kitap...

Gelelim benim ilerleyememe sebep olan kısma; papazlardan, rahiplerden, hac yuruslerinden ve hacı olmanın rituellerinden bahsedildiği kısımlarda devam etmekte zorlandım.

Birkaç kere okuyup farklı açılardan bakarak yazmaya çalıştığım ıncelememe saygıdeğer Oruç Aruoba nin bir cümlesi ile sonlandırmak istiyorum:
<Her “yeni”yol için temel belirleyici, “eski”bir yolun sonuna dek yürünmesidir. >

Okuyan, okumayan, yarısında “off Didem içim şişti... “deyip kalkıp bir sigara yakan, amaann bir ara okurum deyip bir göz atan, okumadan beğenenler bile çok çok teşekkür ediyorum.
Sevgi ve saygılarımla
192 syf.
·5 günde·9/10
Yürümeyi hiç bu kadar düşünmüş müydün? Bir eylemin salt anlamını ve nelere yol açabileceğini? Adımlarının kimi zaman yalnızca var oluşunun izdüşümü olabileceğini? Biliyorum, biliyorum. İşte bu kitap bize her gün yaptığımız eylemin her gün yapmadığımız halini anlatıyor. Kendi içindeki rutinliğin insanı evirebileceği durumları gözler önüne seriyor. Nedir yürümek, kimdir yürümeye bu kadar önem veren bu insanlar? Ne önemi vardır hayatlarında bu uzun yürüyüşlerin ve birbirlerinden farkı nedir yürüyüşlerinin? Tüm bunlar için ve zihinde yeni kapılar açmak için diyorum, okunur.
Teşekkürler.
192 syf.
Öncelikle farklı bir kitaptan sözle başlayayım incelemeye.

"Her yeni yol için temel belirleyici şey,
eski bir yolun sonuna dek yürünmesidir"
Oruç Aruoba - Yürüme

Kitabın anlatımı biraz da çivi çiviyi söker mantığının üzerine oturtulmuş gibi. biten bir ilişkinin acısını ancak başka bir ilişkiye başlamak giderir der gibi, yürümenin de, 21. yy. üretim araçlarının mekaniği içerisinde robotlaşmış insan için bir özgürleşme, ruhunu rahatlatma yolu olarak işleniyor.

Yürümenin insanı psikolojik olarak gündelik ve genel geçer sıkıntılardan arındırdığı gibi erteleme özgürlüğünün sevinciyle de yorarak güç verir. -ki sonunda yorulmaktan zevk alacağınız gibi diğer taraftan geri dönmek de mutlu eder sizi. her şeyi bıraktığınız gibi görseniz de güçlenmiş bir psikolojik durum ile her şeyin üstesinden gelebileceğinizi artık hissetmeye başlamışsınızdır.

Uzun yolculuklar değil elbet ancak uzun yürüyüşler de insanın bilicinden kolay kolay silinebilen anlar değildir. yürümek insan için bir özgürleşme aracıdır çünkü. insan özgürlüğünü unutmaz. tutsak olsa bile unutmaz.

Saate hapsolmuş yaşantımızı özgür kılarak zamanın durağanlığının dinginliğine teslim etmemiz bizi kendimizi bulmak noktasında da tetikler.

Hep bir yere ulaşma kaygısıyla yürümek değil, şu saatlerimi yürümeye ayırayım planlaması değildir özgür kılacak olan. konu tamamen Nietzsche’nin kara orman’da yürürken göz çukurlarına dolan mutluluk gözyaşlarıyla ilintilidir.

“Özgürlük bir lokma ekmek, bir yudum su, uçsuz bucaksız kırlardır o halde.” diyerek yürümenin felsefik perspektifini tek cümleye sığdırmıştır. Çünkü doğa ait olan insanın kendini betonun içine tıkaması ve dünyaya baktığımızda hapis hayatını yaşıyor olması ve dengesini bozmasını yürümenin felsefesiyle muazzam işliyor yazar.
192 syf.
Frederic Gros, yürümenin felsefesi kitabıyla adeta yürümeyi sıradan bir eylemden çıkarıp insan için , bedenin ve ruhun iyileşmesi adına güçlü yanlarına atıfta bulunuyor.

Nietzsche, Rimbaud , Rousseau, Thoreau , Nerval , Kant ve Gandi ; tüm dahiler uzun yürüyüşler esanında arınmış temizlenmiş ve müthiş eserler bırakmışlar . Çünkü onlar yürümeyi sıradan bir adım atma olayından çok kendileri için bir yaşam biçimi, nefes alma , var olma gercegi olarak idrak etmişler .

Gros , yürümek sadece ev ile iş arasında gidip gelmek , bir yerlere yetişmek veya koşuşturma değil evrenle özel bir ritim , hafifleme içinde buluşmak olarak tanımlar .

Tekliğimizi , yürürken yalnızca kendi ruhumuzu ve bendenimizi dinleyerek , doğayla baş başa kalarak özümüzü hissedebiliriz . Gökyüzünün cazibesini , ağaçların şefkatini , yüzümüze değen ılık rüzgarı hızlı yaşanan bu çağda fark etmemiz ne kadar mümkün? Bir yere yetişmek acelesi ile etrafa bile bakmadan hızlıca geçip gitmek yürümek değil, bir yerlere yetişme telaşıdır. Modern dünya ile beraber insanlar doğadan , topraktan , gökyüzünden , güneşten ve yıldızlardan kopmaktadır . Beton binaların arasında , masa başına haps olmuş memurların , okul gibi hapisanelerin içinde ders gören çocukların bile artık yürümekteki gayesi bir yerden bir yere ulaşmak olmuştur.

Yürümek spor değildir , diyor Gros , ve ekliyor yürümek her adımda yeryüzünün sağlam olduğunu kanıtlamaktır. Yürürken hissedilen gerçeklik sadece toprağın sağlamlığını değil , kişinin yere ne kadar sağlam bastığını da test etmesidir .

Bir tarz felsefi kitaplardan hoşlanıyorsanız okumanızda fayda var . Lakin felsefeyi sıkıcı bulanların okurken çok zorlanacağı bir kitap .

İyi okumalar ...
184 syf.
·8/10
Merhaba, Yine güzel bir serüvenin sonunda, o serüvende neler yaşadım paylaşma vakti.
Öncelikle yürümek benim için ne anlam ifade ediyor bundan bahsetmek istiyorum.Bu hayatta yaşadığımı hissettiren yegâne bir olgu yürümek, doğadaki her canlıyla bütünleşmek, onlarla beraber olmak,onlarla beraber solumak gibi bir olgu bütünü. Teknik boyutta anlatmak gerekirse o kadar fazla yürüyorum ki kullandığım akıllı bilekliğin ölçümüne göre dünyadaki kullanıcılar arasında birinci sıradayım. Kışın ortalama her ay 350 km iken yazın 550 km aylık ortalama yürüyüşüm olur.Günluk ortalama 15 km den az yürümüyorum. İnceleme için girişi bu şekilde yaptıktan sonra kitabı anlatmaya geçeyim. Kitap yürüyüşün felsefik açıdan incelenmesi şeklinde ilerliyor, ünlü filozoflar Nietzche, jane jack rousseau dan Gandi'ye ve daha niceleri için ormanda yürüyüşün ne anlam ifade ettiğini, başarıya ulaşmada yürümenin etkilerini felsefik boyutta anlatan kitap ,başta serüvenin dışından seyir imkanı verirken ortalarından itibaren bu serüvenin bizzat içine dahil ediyor okuru .
Ormanda yalnız, uzun Yürüyüş yapmayı sevenlerin keyifle okuyacağı bir kitap.
Ve biz yürümeyi sevenlerin sıklıkla söylediği Yılmaz Erdoğan'a ait bir cümleyle incelemeyi bitiriyorum. " Yol güzel, varmak değil. "
192 syf.
·6 günde·10/10
Yürümenin Felsefesi kitabını ilk elime aldığımda “yürüme” den kastedilenin idealist bir anlam ihtiva edeceğini umarak başladığım fakat bildiğimiz tekdüze, sade, hareketlilik içeren ‘yürümek’ten bahsedildiğini anladığımda umduğumu bulamayacağıma veya dolaylı yollarla başka tarza gireceğine düşündüm ilkin. Fakat ilerledikçe hiç de ilgimi çekmeyecek bir konunun, yürümenin, bir felsefesinin nasıl yazılabileceğini, olabileceğini hatta ve hatta bir manifesto, brifing gibi ‘yürümeye’ yürütecek dinamizmi gördüm hatta düşündüm Yürümenin Felsefe ‘sinde. okuduğunuzda başarıyla savunduğunuz asıl konu ise yürümekten murad edilenin bahsettiği bu içerikler olduğu ve bu içeriğe sahip yürüme felsefesi edinilmişse başka bir yanına ihtiyaç kalmadığını deklare etmek. ve keyifli bir okuma için düşünülebilecek bir eser iyi okumalar dilerim..
192 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Daha önce hiç düşündünüz mü yürümenin bu kadar anlamlı olduğunu, açıkçası ben düşünmedim. Sadece adım atmaktan, bir yerlere yetişmekten, sağ ayağımızı sol ayağımızın önüne atmaktan ibaret görürdüm. İş stresi, okul stresi, trafik, kalabalık, koşuşturmalar vs. Bu tarz hengame içinde yürümenin gerçek anlamını hiçbir zaman göremedik. İşte kitapta tam olarak yürümenin değerini, kıymetini, ünlü yazarların bu konuda olan düşüncelerini gözönüne sürüyor. Bazı kısımlarda sıkılmadım desem yalan olur ama kesinlikle okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum. Özellikle yürürken mutluluktan ağlayan nietzsche'yi ömrüm boyunca unutmayacağım bir bilgi oldu benim için şimdiden herkese keyifli okumalar.
192 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bu kitaba Barış Özcan'ın Youtube videolarını dolaşırken denk geldim ve okumaya karar verdim.Burdaki bazı yorumlara bakarak okumamayı bile düşünüyordum iyi ki dikkatte almayıp okumuşum diyorum şimdi.O kadar yoğun ve harika bir kitap ki sizi düşündürmeden bırakmıyor.Kaç gündür elimdeymiş farkında bile değilim canım sıkılmadan bi o kadar daha okurdum dedim.Sevdiğim kitaplardan kolay kolay kopamıyorum sanırım.
Konusuna gelecek olursak; Yürümenin aslında bir spor olmadığını zihnin ve ufkun açılması için gerekli bir ihtiyaç olduğu vurgulanmakta.Aynı ekmek gibi su gibi.Bir çok şair, yazar ve filozofun yürüyerek, düşüncelerini nasıl özgür kıldığı bizlere aktarılıyor.
Yürümüyoruz bir çoğumuz yürüdüğümüzü sanıyoruz aslında.Yürüme eyleminin, bir kaç kişiyle ve hızlı hızlı yapılan bir eylem olmadığını öğretiyor.Şu içinde bulunduğumuz pandemik durumdan önce de yürümüyorduk.Hepimiz ya bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz ya da elimizde telefonlar,karşımızda televizyonlar günü öldürüyoruz.Yaşamadan farkına varmadan çöpe atıyoruz duygu ve düşüncelerimizi.Şimdi sen farklı mısın sanki diyceksiniz.Değilim.Bende bunları yine cacık yaparken ve tek ayağımla bulaşık makinasının kapağını kapatırken düşündüm.Aydınlamama ve farkına varmama engel olmadı bu düşünüş bundan sonra ilk işim dışarı çıktığımda farkına vararak yürümek olacak.Kitap da bahsedilen bir müzikle kapanış yapıyorum.Sevgiler..
https://www.youtube.com/watch?v=pmuFOuh3QHs
192 syf.
·Puan vermedi
Yürümenin Felsefesi kitabını ilk elime aldığımda “yürüme” den kastedilenin idealist bir anlam ihtiva edeceğini umarak başladığım fakat bildiğimiz tekdüze, sade, hareketlilik içeren ‘yürümek’ten bahsedildiğini anladığımda umduğumu bulamayacağım endişesine kapıldım ilkin. Fakat ilerledikçe hiç de ilgimi çekmeyecek bir konunun, yürümenin bir felsefesinin nasıl yazılabileceğini hatta ve hatta bir manifesto gibi ‘yürümeye’ yürütecek dinamizmi gördüm bu kitapta.

Yazımızın devamı: http://1cay1kitap.com/yurumenin-felsefesi/
"Dünyadan bir şeyler beklemeyi bırakır bırakmaz, dünya da kendini size verir, bırakır, teslim olur. Hiçbir şey beklemez olduğunuzda, mevcudiyet için bir takviye, karşılıksız bir lütuf olarak sunulur her şey."
Yürümek öncelikle erteleme özgürlüğü sunar.

Şöyle bir dolaşmaya çıkmak bile endişelerin ağırlığını hafifletmeyi, işleri bir süreliğine unutmayı sağlar.

İşyerini geride bırakmaya karar verip dışarı çıkar, aylaklık eder, başka şeyler düşünürüz.
Frédéric Gros
Sayfa 11 - Kolektif Kitap
Kopmak zordur bir bağı ortadan kaldırmak acı vericidir. Fakat çok geçmeden yerine yeni bir karar çıkar.

—Nietzsche—
Frédéric Gros
Sayfa 17 - Kolektif Kitap
Yürümek spor değildir.

Spor teknik, kurallar, puanlama ve rekabet meselesidir, durmadan öğrenmeyi ve çalışmayı gerektirir; duruşları tanımak, doğru hareketleri bir araya getirmektir. Doğaçlama ve yetenek çok sonra gelir.
Frédéric Gros
Sayfa 9 - Kolektif Kitap
Bana seyyar bir yaşam gerek.

Güzel bir havada, güzel bir ülkede telaşa gelmeden yol yürümek ve yürüyüşün sonunda da hoş bir manzarayla karşılaşmak, onca yaşam tarzı arasında zevkime en uygun olanı.
Daha incelikli düşünmek serbestlik ister.

O zaman ayrıntıların, tanımlamaların, kesinliklerin önemi kalmaz.

Önemli olan, insanların alınyazısını gözler önüne serilmesidir.
Frédéric Gros
Sayfa 28 - Kolektif Kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yürümenin Felsefesi
Baskı tarihi:
Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055029647
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Marcher, une philosophie
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kolektif Kitap
Baskılar:
Yürümenin Felsefesi
A Philosophy of Walking
“Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir.”
-Henry David Thoreau-

Nietzsche’nin Kara Orman’da yürürken göz çukurlarına dolan mutluluk gözyaşları, Rimbaud’nun tahta ayağıyla açılacağı çöllere dair kurduğu düş, yasaklı Rousseau’nun Alpler’deki adımları, Thoreau’nun Walden’daki gezintisi, Nerval’in dar sokaklardaki aylaklığı ve daha niceleri... Aylaklar, göçebeler, sürgünler, hacılar, kaçaklar, seyyahlar, münzeviler ve mülteciler yürüyorlar. Peki yürümek sadece evle iş arasında gidip gelmek, bir yerlere yetişmek ve koşuşturmak değil de evrenle özel bir ritim, akort ya da hafifleme içinde buluşmak olabilir mi? Yeryüzüyle hemhal olup kendimizi başkalaşmaya açarak yürüyebilir miyiz?

Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır. İki büklüm vücudun karşısında dikilmeye çalışan, attığı her adımda yeryüzünün gerçek bir parçası olduğunu fark eden Homo Viator’un eylemidir. Çünkü Yürüyen İnsan kendi üzerine çöken kaygı, haset ve korku yumaklarını çözer, varlığını yeryüzünün ebediyen yeni olan kalbine düğümler. Yürüyoruz, işte bu düğümü atmak için.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.539 okur

  • İlayda Bolat
  • Halil Erdem Çocuk
  • Hande Özkan
  • Oğuzhan Kalelioğlu
  • T A
  • Hande Alaca
  • Rovena Prroni
  • World of books
  • Prof. Dr. Selam
  • Burak Durmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%27.8
25-34 Yaş
%44.4
35-44 Yaş
%16.7
45-54 Yaş
%11.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.7
Erkek
%45.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.2 (97)
9
%18 (96)
8
%28.5 (152)
7
%19.3 (103)
6
%9 (48)
5
%3.4 (18)
4
%1.7 (9)
3
%0.9 (5)
2
%0.6 (3)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları