Yürümenin FelsefesiFrédéric Gros

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.353
Gösterim
Adı:
Yürümenin Felsefesi
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055029647
Kitabın türü:
Çeviri:
Albina Ulutaşlı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kolektif Kitap
“Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir.”
-Henry David Thoreau-

Nietzsche’nin Kara Orman’da yürürken göz çukurlarına dolan mutluluk gözyaşları, Rimbaud’nun tahta ayağıyla açılacağı çöllere dair kurduğu düş, yasaklı Rousseau’nun Alpler’deki adımları, Thoreau’nun Walden’daki gezintisi, Nerval’in dar sokaklardaki aylaklığı ve daha niceleri... Aylaklar, göçebeler, sürgünler, hacılar, kaçaklar, seyyahlar, münzeviler ve mülteciler yürüyorlar. Peki yürümek sadece evle iş arasında gidip gelmek, bir yerlere yetişmek ve koşuşturmak değil de evrenle özel bir ritim, akort ya da hafifleme içinde buluşmak olabilir mi? Yeryüzüyle hemhal olup kendimizi başkalaşmaya açarak yürüyebilir miyiz?

Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır. İki büklüm vücudun karşısında dikilmeye çalışan, attığı her adımda yeryüzünün gerçek bir parçası olduğunu fark eden Homo Viator’un eylemidir. Çünkü Yürüyen İnsan kendi üzerine çöken kaygı, haset ve korku yumaklarını çözer, varlığını yeryüzünün ebediyen yeni olan kalbine düğümler. Yürüyoruz, işte bu düğümü atmak için.
(Tanıtım Bülteninden)
Merhabalar...
Beni takip edenler az çok bilir müziğin hayatımdaki yerini... Haddinden fazla yaptığım müzik paylasimlarimdan sitem edenlerin olduğunu hissedebiliyorum.. Dostlar, melodilerin tılsımini, ritmlerin gizemini hissedip ruhunuzu arındırmaniz dileğiyle..

Ben hayatımın en uzun yazısını yazarken bunu dinledim :
https://youtu.be/QAi0OwUXBeQ
Ama siz bunu da dinleyebilirsiniz 
https://youtu.be/KFppTBdCse8

Kitap okumak...
Kime sorsan hobisidir.Ne anlama geldiğini bilen ender insanlarız.bu öyle bir aşk ki;insana reel hayatıni bile unutturabilecek, içindeki gerçek “ben”ı kesfedebilecegi muazzam bir eylem... İhtiyacımız olan tek şey bazen farklı bir mekan, yeni karakterler, yeni hikayeler, yeni bilgiler... Bunların hepsini birarada bulabileceğimiz tek yer kitaplar...

Yürümek....
Ne kadar da basit bir eylem değil mi? Bir ayağı ötekinin önüne atarak, yaklaşık 1-2 yaşından sonra her insanoğlunun yapabildiği birsey...

Hissetmek...
Yaşadığını yürürken. Yerküreyi, katmanlarıni, çekirdeğini, bir çok canlıya ev sahipliği yapan toprağı,azot ve oksijen karışımı havanın alveollerinize dolusunu , teninize ısıtan güneşi...

Fransız filozof Frédéric Gros’un bu kitabını görünce hemen okumam gerektiğini anladım akabinde birkaç gün sonra okumaya başladım. İtiraf etmeliyim ki dinlendirici, tabiri caizse çerez niyetinde bir kitap olduğunu düşünmüştüm.Ne kadar da yanılmışım...

Bu~benim için~çok değerli kitabın içeriğinde;
hepimizin tanıdığı, adını herseferinde kodlayarak yazdığım, bıyıklarına hayran olduğum, düşünceleri ve sözleri ile feyz alınacak saygıdeğer filozof Nietzsche den,

Düşün, deliliğin ve karanlığım şairi Gerard de Nerval’den,

Evli, kendisinden 10 yaş büyük olan bir şair olan Paul Verlaine ile fırtınalı aşkı ile tanınan genç şair Arthur Rimbaud dan,

Fransız İhtilal'inin fikir babalarından, yarattığı akım ile birçok ulusu etkileyen Jean-Jacques Rousseau'dan,

“İnsanın yaşam düzeyini, bilinçli bir çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum.”cümlesi bana cesaret veren, Walden Lake kenarında kendi yaptığı kulübesinde yaşayarak, bir çoğumuzun hayalini gerçekleştirmis olan Henry David Thoreau’dan,

Ülkesinde çıkan, yirmi polisin diri diri yandığı 1919 Amristar katliamından sonra sivil itaatsizlik hareketini durdurup, şiddete başvuran isyancılari temize çıkarıp ölümlerinin sorumluluğunu üstlenen ve oruç tutmaya başlayan Gandhi ye kadar doğadan ilham alarak kendilerini nasıl kesfettiklerini,yürümekten duydukları hazzı, bu yürüyüş surecindeki ruhani arinmanin eserlerine olan katkıları ile bizlere ulaşmaya çalışan bu değerli insanların hayatlarından kesitler göreceğimiz yine bizim de yüce ve kutsal olanla doğa ile komünleşmemizi amaçlayan muazzam bir kitap...

Gelelim benim ilerleyememe sebep olan kısma; papazlardan, rahiplerden, hac yuruslerinden ve hacı olmanın rituellerinden bahsedildiği kısımlarda devam etmekte zorlandım.

Birkaç kere okuyup farklı açılardan bakarak yazmaya çalıştığım ıncelememe saygıdeğer Oruç Aruoba nin bir cümlesi ile sonlandırmak istiyorum:
<Her “yeni”yol için temel belirleyici, “eski”bir yolun sonuna dek yürünmesidir. >

Okuyan, okumayan, yarısında “off Didem içim şişti... “deyip kalkıp bir sigara yakan, amaann bir ara okurum deyip bir göz atan, okumadan beğenenler bile çok çok teşekkür ediyorum.
Sevgi ve saygılarımla
Takip eden arkadaşlarım bilir inceleme yazmıyorum artık ama bu kitabi doğru ifade ettiğini düşündüğüm Emre Erez'in yazısını ilistiriyorum okumak isteyenlere.

Çoğunluğumuz şehirlerde yaşıyoruz. Her gün bir yerlere yetişme telaşıyla, hızlı, saate hapsolmuş bir yaşama mahkûm edilmiş durumdayız. Etrafımızı kuşatan binalardan gökyüzünü görmek için çaba harcamak zorunda kalıyoruz neredeyse. Ormanlar, tepeler, kırlar resimlerde hayranlık duyarak izlediğimiz uzak temsillere dönüştü. Doğadan uzaklaştıkça pek çok şeyi unuttuk. Unuttuklarımız içerisinde bir şey daha var ki o da yürümek.

Elbette yürümeye devam ediyoruz ancak hep bir yere ulaşma kaygısıyla, doğanın, güneşin, bulutların farkında olmadan. Doğa ile ilişkimiz turistik gezilerle, biçimli park ve bahçelerle, beton yollarla çizilmiş sınırlarla belirlenmiş durumda. Yani yürümeye çalışsak bile özgür değiliz.

Frédéric Gros’un “Yürümenin Felsefesi” adlı kitabını okurken fark ettiğim birkaç şeydi bu bahsettiklerim. Kolektif Kitap tarafından basılan metin yürümek üzerine felsefi bir değerlendirme sunuyor. Kitap, Nietzsche, Rimbaud, Rousseau, Nerval, Thoreau gibi isimlerin yürüyüş ile kurdukları ilişkiyi düşünceleri ve yaşama bakışlarıyla birlikte değerlendirmeye çalışırken; aylaklar, göçebeler, mülteciler, hacılar kısaca yollarda olanlara dair “yürümenin felsefesi” üzerinden bir bakış açısı getiriyor. Gandi ile de yürümenin nasıl bir direniş biçimi hâline gelebildiğini bize hatırlatıyor.

Yürümek spor değildir diye başlamış Gros, çünkü ona göre sporda; rekabet, puan, kurallar, teknik terimler var. Spor disipline eder, para ile ilişkilidir. Tüketim kültürünün bir parçasıdır. Oysa yürümek için bunlara ihtiyaç yoktur. İki ayağımızın olması yeterlidir. Yürümek yavaşça gerçekleşen bir eylemdir. Yazarın söylediği gibi, eğer hızlı olmak istiyorsanız tekerlekleri kullanın. Yürümek pek cazip gelmeyebilir ama gökyüzünü, güneşi ve manzarayı kaçırabilirsiniz. Gros’un penceresinden bakınca yürümenin yavaşlatıcı olması sanırım günümüz insanının önemli sorunu çünkü zaman hep hesaplanan, iyi kullanılması gereken bir durum yaratıyor. İnsan, kendi icat ettiği sürenin esiri oluyor böylece.

Devamlı bir koşuşturmanın içerisinde ve yaşadığı kentlerin gri binalarına benziyor. Hava durumunu genellikle işine uygunluğuna göre takip ediyor mesela, yoksa ne güneşin farkında ne de yağmurun getirdiği huzurun. Yürümeyi kendini bulma yoluna dönüştürenler ve varlık meselesi hâline getirenler için ise durum farklı çünkü onlar doğa ile ilişki kurmayı, onu sezmeyi ona ait olmayı seçmiş kişiler benim fikrimce.

NİETZSCHE : YORULMAK BİLMEYEN YÜRÜYÜŞÇÜ

Nietzsche’nin bedeni devamlı hareket halinde ve Gros’a göre o yürüyüşlerini düzlüğe doğru değil, yukarıya doğru yapıyor. Şöyle diyor; “bir gezgin ve bir dağcıyım; düzlüklerden hoşlanmam ve görünüşe göre uzun süre kıpırdamadan oturamam. Beni bekleyen kader her neyse, yaşayacak daha neyim varsa, yürümek ve dağa tırmanmak olacak içinde: kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir.” Buradan anlaşılan Nietzsche için yürümek bir anlamda kendisini bulmak, tırmanmak, tırmanmak ve düşünmek onun felsefesinin inişli çıkışlı yolları gibi.“Nietzsche yorulmak nedir bilmeyen hatırı sayılır bir yürüyüşçüydü. Sık sık yürüyüşten bahsederdi. Açık havada yürüyüş yapmak, Nietzsche külliyatının doğal bileşeni, yazarlığının da değişmez refakatçısıydı” diyor Gros. Onun felsefesine bakınca doğacı yönünü, doğayı gözlemleyerek ürettiği fikirlerini de sezebiliyoruz ki yazar, eserleri üzerinden örneklerle de bu fikri destekliyor. Nietzsche yaşamı boyunca sağlık sorunlarıyla boğuşan bir düşünür devamlı çektiği migren ağrıları, kusma krizleri ve acılarına derman olsun diye çıktığı yürüyüşler, Gros’un dikkat çektiği gibi onun kaderini belirliyor. O yürüyor, düşünüyor ve yazıyor. Bu nedenle onun eserlerinde kütüphane kokusu yok, açık havada çalışan bir zihnin, doğaya baktıkça insanın hiçliğini kavrayan bir bakışın izi var.

Nietzsche’nin yürüyüşleri ömrü boyunca gittiği yolda onunla birlikte bir yaşam şekline dönüşüyor ve onun doğa ile bütünlüklü bir ilişki kurmasına sebep oluyor. O yaşamının son dönemlerinde başkalarının deyimiyle “deliriyor” ama bana kalırsa o kendisini buluyor ki o zamanlarda insanların tuhaf bakışları arasında, sahibinden dayak yiyen atın boynuna sarılıp ağlaması, insanın bana kalırsa ulaşabileceği en iyi varlık noktası.

Onun doğa ile kurduğu ilişkinin bu bakışta, hayvanın acısını bu denli hissedebilmesinde önemli rolü olduğunu düşünürüm genellikle ve bu kitaptan onun yürüyüş arzusunun da doğa ile ilişkisinde belirleyici olduğu kanaatini edindim. Nietzsche bedeni tarafından ihanete uğrar Gros’un deyimiyle, felç olur ve tekerlekli sandalyede bulur kendisini, artık yürüyüşler bitmiştir annesinin onu dolaştırdığı kadar dâhil olabilir yaşama ve son günlerinde kitapta aktarıldığı gibi; “Her şeyin sonu ölüm”, “Atları ortalığa saçmıyorum”, “Işık kalmadı” gibi cümleler kurar.

YÜRÜMENİN DİRENİŞ HALİ: GANDİ 

Ayrıntılı olarak kitaptan bahsetmek istediğim bir diğer isim Gandi. Onun yürüyüşle ilişkisi daha gençliğinde başlamış, Londra’da hukuk derslerine girerken, vejetaryen lokantası bulabilmek için her gün düzenli olarak günde beş ila on beş kilometre yürüyormuş. Yürümeyi direniş olarak düşündüğümüzde Gandi’nin “tuz yürüyüşü” ilk aklımıza gelen olacaktır ki günümüzde insanlar pek çok talebi için bu geleneği hâlen devam ettiriyorlar diyebiliriz. Örneğin; coğrafyamızda Halil Savda Roboski’den Ankara’ya barış talebini dillendirmek için bir yürüyüş başlatmıştı, geçtiğimiz yıllarda yine barış talebi için yürümeyi eyleme dönüştüren gruplar olmuştu.

Gandi “içindeki sesi” dinleyerek tuz yürüyüşünü güvendiği ve kendi yetiştirdiği insanlarla başlatıyor. Bunun iki stratejisi olduğundan bahsediliyor kitapta; daha kökten bir muhalefetin başlangıcı olarak tuz vergisini kınamak ve bu kınamayı toplu bir yürüyüş biçiminde tertip etmek.

Çünkü İngilizler tuz toplama işinde tekel o dönemde. Kendileri dışında kimsenin tuz ticareti yapmasına hâttâ gündelik ihtiyaç için bile tuz toplamasına izin vermiyorlar. Oysa tuz denizin tüm insanlara armağanı, doğanın insanlara eşitçe sunduğu bir imkân değil mi? İşte Gandi için sanırım en önemli çıkış noktalarından birisi bu. Bu yürüyüş Gandi’nin inançlarıyla bağlantılı birçok yan içeriyor diyor Gros. Yürüyüş yavaş bir şekilde seyrediyor mesela çünkü hız reddediliyor. Gandi, makinelere, hızla tüketime, körü körüne üretimciliğe güvensiz ve karşı bir düşünceye sahip. “Yürümenin Felsefesi” bize Gandi’nin siyaset anlayışı ve mistik görüşleri ile birlikte yürümenin nasıl bir direnme sanatı olduğunu da göstermiş.

Gandi’nin yürüyüşünü sürdürmek, şiddetten kaçınarak da egemenlere, sömürgecilere sözümüzü söyleyebilmek demek sanırım ve bu sebeple bu yürüyüş hâlâ dünya siyaset tarihini belirleyen bir yerde duruyor.

YÜRÜMEYİ VARLIK MESELESİ OLARAK GÖRMEK 

“Yürümenin Felsefesi” yaşamını yürümekle ve doğayla iç içe olmakla belirleyen isimlerden epeyce söz ediyor. Metin, “Rüzgâr tabanlı adam” Rimbaud’un hep yollarda olma arzusunun, bacağını kaybetmesiyle sonuçlanmasını ve sipariş ettiği tahta bacağın geleceği umuduyla yaşamdan göçüp gitmesini, Rousseau’nun verili tüm kimliklerden arınmak, ilk insanın vahşi benliğine ulaşmak, hayallerinin efendisi olmak, uygarlığın getirdiklerinden arınmak maksadıyla yürüyüşü nasıl bir varlık sorunu hâline getirdiğini bize anlatıyor.

Gros ayrıca, “Arabayla bir günde kat edeceğiniz mesafenin bedeli aylarca çalışmaktır, o hâlde yürüyün!” diyen Thoreau felsefesinin yabanı keşfini, gerçek anlamda yürüyüşçü olarak anlattığı kiniklerin tüm değerleri alt üst eden, yürüyerek anlattıkları felsefelerini, Nerval’in melankoli duygusunun eşliğinde yürüyüşlerini anlatısına taşıyarak, yürümeyi yaşam biçimi hâline getiren felsefi öğretilere dikkat çekiyor.

EKO – ANARŞİZAN BİR FELSEFİ BAKIŞ

“Yürümenin Felsefesi” eko-anarşizan bir felsefi bakış da sunuyor. Bizi yollarda olmaya davet ediyor çünkü ağaçlarla, yapraklarla, gökyüzüyle, güneşle doğanın insana bahşettiği tüm güzelliklerle yatay bir ilişki biçimi kurmanın yürümekle mümkün olabileceğini, felsefi bir düşünüş ile birleştirerek sunuyor. Kitapta bahsedilen isimlerin yolları, yürümeyi nasıl bir varlık meselesi durumuna taşıdığını ve masa başlarında değil doğada kendilerini var edebildiklerinin altını çiziyor. Kitaptan bir cümle ile bitirelim; “Özgürlük bir lokma ekmek, bir yudum su, uçsuz bucaksız kırlardır o hâlde.”

 
Nietzsche’nin yorulmak bilmeyen bir yürüyüşçü oluşunun, onun düşüncelerinin oluşmasında nasıl bir yeri olduğunu anlatıyor. Tükenmemek için yapacağınız en iyi işlerden biri yürümektir, kafanızı çalıştırmak, düşüncelerinizi yoğunlaştırmak, düzenlemek için yürümek. “Ormanlarda bolca yürüyorum ve muazzam sohbetler yapıyorum” diyor Nietzsche. Üstelik asıl aradığını dağlara çıkmaya başlayınca bulacaktır. Ona güç veren yollar buldukça yürür, günde sekiz saat yürüyerek yazmaya başlar.

Kitapta şöyle diyor: Yürüyüş Kant'taki gibi işe ara vermek ya da oturmaktan kamburu çıkmış, iki büklüm olmuş vücuda yapılan asgari bir temizlik değildir. Nietzsche çalışmak için yürümek zorundadır. Dinlenmenin, hatta refakatçisi olmanın bile ötesinde, Nietzschenin tam olarak parçasıdır yürüyüş.

Sadece kitaplar arasında düşünebilenlerden, aklını kitapların dürtüklemesini bekleyenlerden değiliz biz. Bizim ethosumuz açık havada, tercihen yolların bile tefekküre daldığı ıssız dağlarda veya deniz kıyılarında yürüyerek, sekerek, tırmanarak, dans ederek düşünmektir.
Yürümenin Felsefesi kitabını ilk elime aldığımda “yürüme” den kastedilenin idealist bir anlam ihtiva edeceğini umarak başladığım fakat bildiğimiz tekdüze, sade, hareketlilik içeren ‘yürümek’ten bahsedildiğini anladığımda umduğumu bulamayacağım endişesine kapıldım ilkin. Fakat ilerledikçe hiç de ilgimi çekmeyecek bir konunun, yürümenin bir felsefesinin nasıl yazılabileceğini hatta ve hatta bir manifesto gibi ‘yürümeye’ yürütecek dinamizmi gördüm bu kitapta.

Yazımızın devamı: http://1cay1kitap.com/yurumenin-felsefesi/
Frederic Gros, yürümenin felsefesi kitabıyla adeta yürümeyi sıradan bir eylemden çıkarıp insan için , bedenin ve ruhun iyileşmesi adına güçlü yanlarına atıfta bulunuyor.

Nietzsche, Rimbaud , Rousseau, Thoreau , Nerval , Kant ve Gandi ; tüm dahiler uzun yürüyüşler esanında arınmış temizlenmiş ve müthiş eserler bırakmışlar . Çünkü onlar yürümeyi sıradan bir adım atma olayından çok kendileri için bir yaşam biçimi, nefes alma , var olma gercegi olarak idrak etmişler .

Gros , yürümek sadece ev ile iş arasında gidip gelmek , bir yerlere yetişmek veya koşuşturma değil evrenle özel bir ritim , hafifleme içinde buluşmak olarak tanımlar .

Tekliğimizi , yürürken yalnızca kendi ruhumuzu ve bendenimizi dinleyerek , doğayla baş başa kalarak özümüzü hissedebiliriz . Gökyüzünün cazibesini , ağaçların şefkatini , yüzümüze değen ılık rüzgarı hızlı yaşanan bu çağda fark etmemiz ne kadar mümkün? Bir yere yetişmek acelesi ile etrafa bile bakmadan hızlıca geçip gitmek yürümek değil, bir yerlere yetişme telaşıdır. Modern dünya ile beraber insanlar doğadan , topraktan , gökyüzünden , güneşten ve yıldızlardan kopmaktadır . Beton binaların arasında , masa başına haps olmuş memurların , okul gibi hapisanelerin içinde ders gören çocukların bile artık yürümekteki gayesi bir yerden bir yere ulaşmak olmuştur.

Yürümek spor değildir , diyor Gros , ve ekliyor yürümek her adımda yeryüzünün sağlam olduğunu kanıtlamaktır. Yürürken hissedilen gerçeklik sadece toprağın sağlamlığını değil , kişinin yere ne kadar sağlam bastığını da test etmesidir .

Bir tarz felsefi kitaplardan hoşlanıyorsanız okumanızda fayda var . Lakin felsefeyi sıkıcı bulanların okurken çok zorlanacağı bir kitap .

İyi okumalar ...
Kitabı okurken altını çizdiğim birçok cümle ile karşılaştım. "Yürümek zamana eşlik etmek çocukla gezer gibi zamanın temposuna ayak uydurmak demektir." Yürümeyi tercih ettiğimiz anlar nelerdir? Canınız sıkıldığında, sağlığınızı önemsediğinizde, temiz hava ile güne başlamak istediğinizde, kararlar almanız gerektiğinde.....vb her an için tercih etmediniz mi? Bu kitapla yürüyüşleriniz daha da anlam kazanacak.
Kitap, benim gibi yürüme tutkunları için bir rehber niteliğinde. İçindeki yürüme tukusunun felsefe ve düşün adamlarında da bu denli olduğunu bilmiyordum. Benim gibi bilmeyen biri için Henry Thoreau yu tanımaya vesile olması bile tek başına okumayı gerekli kılıyor.
Okurken bana hep saatler süren doğa yürüyüşlerimi anımsattı. Eğer hiç doğa yürüyüşü yapmamışsanız bu kitabın neden bahsettiğini anlayamazsınız. Gündelik hayatın o anlamsız kargaşasından uzaklaşıp çok da konforu olmayan, sizi niye geldim ben buraya diye pişman ederken huzuru bulmanıza yardım edecek, doğanın o sıcak renklerinde kaybolurken kendinizi bulmanızı sağlayacak Hiking veya Trekkingler yapmak gibiydi benim için bu kitabı okumak. Yürümek hayatının bir parçası olmuş düşünürlerin, yazarların hayatlarını anlatmış, onların şiirleriyle renk katmış Frederic Gros. Kaynakçası en çok hoşuma giden yanı oldu.
Kitabı tavsiye üzerine almıştım. Hayatımızın büyük bir bölümünü bir çok şey ya da şeyler yaparak geçiriyoruz. Bu kitap çok basit bir şeyi ön plana çıkarıyor: Yürümek. Evet, basit bir yürüme eylemi. ve bunun içinde çok güzel örneklere yer veriyor. Kitap içeriğinde; Nietzsche, Rimbaud, Rousseau, Thoreau, Nerval, Kant ve Gandi'yi bulacak, öykü niteliğinde hayatlara konu olacaksınız. Yapmanız gereken tek şey, tembelliği bırakıp, yürümeye başlayın. Bakarsınız; kendinizle birlikte kaldığınızda, büyük gördüğünüz sorunlar, yürüdükçe küçülmeye başlayacaktır.

"KOPMAK ZORDUR, " der Nietzsche, "bir bağı ortadan kaldırmak acı vericidir. Fakat çok geçmeden yerine yeni bir kanat çıkar."

İyi okumalar.
Yürümenin Felsefesi öyle bir kitap ki, yürümenin özünü kavrayıp bir yürüme tutkusuna sahip olmakla kalmıyorsunuz. Nietzche, Rousseau, Kant, Gandi gibi birçok ismin hayatlarına konuk oluyor ve yürümenin mucizelerine tanıklık ediyorsunuz.

Doğayla iç içe olan bir şehirde yaşadığım için sık sık gerek tek başıma, gerekse arkadaşlarımla yürüyüşler yapan biriyim. Yani kitabın bana yürümeyi sevdirmesine gerek yoktu, kitabı zaten güdülenmiş olarak aldım. Ancak yürümenin özünü, insana kattıklarını görmemin yanında, kitabı okuduktan sonra büyük bir okuma tutkusuyla baş başa kaldım. Kitapta adı geçen isimler için yürümenin anlamını gördükçe hayatlarını, eserlerini merak eder oldum. Ve serüvenime Nietzche ile başladım.
Yürümeyi düzensizlik ekseninde bir düzene bağlamış biri olarak felsefesini konu edinmiş bir eseri tatmak zevkli olsa da ara ara kendi kendini çürütmesi hoşuma gitmedi :)

Bunun haricinde Kant, Nietzsche, Rousseau gibi düşünürlerin 'yürüme' ile ilişkilerini ele alması kitabın kalitesini arttıran etkenlerden..
geçmişten günümüze yaşamış olan bazı filozofların kısa kısa anlatıldığı, felsefe öğrencileri ve adayları için bir filmin fragmanı mahiyetinde yararlanabilecekleri kitap
Sadece kitaplar arasında düşünebilenlerden, aklını kitapların dürtüklemesini bekleyenlerden değiliz biz. Bizim etho-sumuz açık havada, tercihen yolların bile tefekküre daldığı ıssız dağlarda veya deniz kıyılarında yürüyerek, sekerek, tırmanarak, dans ederek düşünmektir...
Frédéric Gros
Sayfa 18 - Kolektif Yayınları
Bana seyyar bir yaşam gerek.

Güzel bir havada, güzel bir ülkede telaşa gelmeden yol yürümek ve yürüyüşün sonunda da hoş bir manzarayla karşılaşmak, onca yaşam tarzı arasında zevkime en uygun olanı.
Mümkün mertebe az oturmalı;
açık havada yürürken doğmayan, şenliğine kasların da katılmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli.
Önyargıların hepsi bağırsaklardan gelir.
Daha evvel de söylediğim gibi,
Kutsal Tin'e karşı işlenen esas günah,
yerinden kıpırdamamaktır.
Göğün altında yürüyordum, İlham Perileri!
Ve kul köleydim size;

Ah tanrım, ne muhteşem aşklar düşledim!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yürümenin Felsefesi
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055029647
Kitabın türü:
Çeviri:
Albina Ulutaşlı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kolektif Kitap
“Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir.”
-Henry David Thoreau-

Nietzsche’nin Kara Orman’da yürürken göz çukurlarına dolan mutluluk gözyaşları, Rimbaud’nun tahta ayağıyla açılacağı çöllere dair kurduğu düş, yasaklı Rousseau’nun Alpler’deki adımları, Thoreau’nun Walden’daki gezintisi, Nerval’in dar sokaklardaki aylaklığı ve daha niceleri... Aylaklar, göçebeler, sürgünler, hacılar, kaçaklar, seyyahlar, münzeviler ve mülteciler yürüyorlar. Peki yürümek sadece evle iş arasında gidip gelmek, bir yerlere yetişmek ve koşuşturmak değil de evrenle özel bir ritim, akort ya da hafifleme içinde buluşmak olabilir mi? Yeryüzüyle hemhal olup kendimizi başkalaşmaya açarak yürüyebilir miyiz?

Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır. İki büklüm vücudun karşısında dikilmeye çalışan, attığı her adımda yeryüzünün gerçek bir parçası olduğunu fark eden Homo Viator’un eylemidir. Çünkü Yürüyen İnsan kendi üzerine çöken kaygı, haset ve korku yumaklarını çözer, varlığını yeryüzünün ebediyen yeni olan kalbine düğümler. Yürüyoruz, işte bu düğümü atmak için.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 95 okur

  • Deruhte Dergi
  • Serhat Pelvanlar
  • Selvi
  • Yiğit Çetinkaya
  • buse
  • Hayriye Öztürk
  • Yasemin A.
  • Nurettin Katrancı
  • Peaceful
  • Hüseyin Sabuncu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%27.8
25-34 Yaş
%44.4
35-44 Yaş
%16.7
45-54 Yaş
%11.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.7
Erkek
%45.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17 (9)
9
%20.8 (11)
8
%35.8 (19)
7
%20.8 (11)
6
%5.7 (3)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0