Yürüyen Kentler (Yürüyen Kentler #1)

7,7/10  (9 Oy) · 
13 okunma  · 
5 beğeni  · 
547 gösterim
2002 Gold Nestle Smarties Ödülü
2003 Blue Peter Yılın Kitabı Ödülü

Uzak gelecekte, 60 Dakika Savaşları'nın sonrasında bildiğimiz dünyadan eser kalmamıştı. Tekerlekler üstünde "yürüyen" Londra kenti, eski Kuzey Denizi'nin kurumuş yatağı boyunca, küçük kentleri kovalıyordu. Tarihçiler Loncası'nda
Üçüncü Sınıf Çırak Tom, kızına âşık olduğu baştarihçinin canını kurtarmaya çabalarken, kendini suikastçı Hester'la birlikte, mahvedilmiş bir dünyada, acımasız bir düzende var olma savaşının içinde buldu...

"Tom, yarı baygın Hester'ı kolundan kavradı.
Tezgezerli adamlardan biri, kaçmalarını engellemek
için hamle yapmıştı ki, kırmızı paltolu kadın adamın
önüne dikildi: "Onlar benim yolcularım. Fiyatta anlaşmaya çalışıyordum!"

"Onlar bizim kölelerimiz!" diye haykırdı Wreyland, kadını itekleyerek. "Tom Nitsworthy ve arkadaşı. Onları Dış Topraklar'da buldum. Kural kuraldır. Mal bulanındır...""
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2013
  • Sayfa Sayısı:
    352
  • ISBN:
    9786054603336
  • Orijinal Adı:
    Mortal Engines
  • Çeviri:
    Fulya Yavuz
  • Yayınevi:
    On8 Kitap
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 1 Alıntı

Av Zamanı
Kasvetli, fırtınalı bir bahar öğleden sonrasıydı.
Londra kenti, eski Kuzey Denizi’nin kurumuş yatağı boyunca,
küçük bir madenci kasabasını kovalıyordu.

Londra, geçmişteki o mutlu günlerinde böylesi küçük bir av için
kılını bile kıpırdatmazdı. Büyük Mobil Kent bir zamanlar, kuzeyde
Buz Diyarı’nın en ücra köşelerinden güneyde Akdeniz kıyılarına dek gezinip,
bundan çok daha büyük yerleşmeleri avlayarak geçirirdi günlerini.
Ne var ki, son zamanlarda av bulmak iyiden iyiye zorlaşmış,
daha büyük bazı kentler Londra’ya iştahla bakar olmuştu.
O ise on yıldır, Tarihçiler Loncası’nın bir zamanlar Britanya Adası
olduğunu söylediği, batının nemli ve dağlık bir bölgesinde
pusuya yatmış, kendinden büyük kentlerden saklanıyordu.

Bölgenin nemli tepelerinde kurulu tarım kasabaları ve durağan
yerleşim alanları dışında hiçbir şey yememişti bu on yıl boyunca.
Neyse ki sonunda, Belediye Başkanı, Londra’nın, kara köprüsünden
geçerek Büyük Av Alanı’na dönme zamanının geldiğine karar vermişti.
Yüksek izleme kulelerindeki gözcüler madenci kasabayı
fark ettiğinde, Londra kara köprüsünü daha yeni yarılamıştı.

Kasaba otuz iki kilometre ötede tuz tabakalarını kemiriyordu.
Londra halkına göre bu, tanrıların bir işaretiydi.
Belediye Başkanı bile (O ne tanrılara ne de işaretlere inanırdı)
bunun doğuya doğru yolculukta iyi bir başlangıç olduğunu düşünüp,
kovalamanın başlaması için emir verdi.
Madenci kasaba yaklaşan tehlikeyi görüp kaçmaya çabaladıysa
da, Londra’nın altındaki devasa tırtıllı paletler giderek artan bir hızla
dönmeye başlamıştı artık. Çok geçmeden kent, sıcak bir kovalamaca
içinde gümbürdeyerek ilerliyordu.

Bir düğün pastası gibi yedi kattan oluşan, hareketli metal dağın alt
katmanları motor dumanına boğulmuşsa da, zengin villaları üst güvertelerde
pırıl pırıl parlıyor; en tepede, çorak topraktan altı yüz metre yüksekte
de Aziz Paul Katedrali’nin altın haçı ışıldıyordu.

Yürüyen Kentler (Yürüyen Kentler #1), Philip Reeve (Sayfa 9 - On8 Kitap - AV ALANI)Yürüyen Kentler (Yürüyen Kentler #1), Philip Reeve (Sayfa 9 - On8 Kitap - AV ALANI)