Yüzyılın Fırtınası

8,6/10  (36 Oy) · 
103 okunma  · 
29 beğeni  · 
1.291 gösterim
Little Tall Adası sakinleri, kuzeydoğudan esen korkunç fırtınaya defalarca maruz kalmıştı ama bu sefer durum çok farklıydı çünkü fırtına, beraberinde çok daha kötü bir şeyi de getirmişti.


Adaya ilk kar taneleri düşerken, yaşlı Martha Clarendon kelimelerle anlatılamayacak kadar korkunç bir şekilde öldü. Bu ölümün sorumlusu Andre Linoge’ydi...
Ve kendisini yakalamaya geleceklerini bildiği halde, gümüş kurt başlı bastonuyla Martha’nın koltuğunda
oturmuş bekliyordu.


Ada sakinlerini birbirleriyle, en kötüsü de kendi kendileriyle karşı karşıya getiren bu zihin okuyucu şeytani adam, kısa sürede tam bir kâbus haline geldi. İğrenç sırların kanlı işaretlerle, büyünün ölümcül gerçeklerle iç içe geçtiği ve çocukların bile ölümü enselerinde hissettiği bu kâbustan kurtulabilmenin ise yalnızca tek bir yolu vardı. Linoge de onu öneriyordu zaten: “Bana istediğimi verin, gideyim!”
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2017
  • Sayfa Sayısı:
    520
  • ISBN:
    9789751037206
  • Yayınevi:
    Sayfa 6 Yayınları
  • Kitabın Türü:
Tülin Arslandağ 
 19 Ara 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

MUH-TE-ŞEM!

Bir insan nasıl böyle bir kurguyu, bir olayı hayal edebilir? Önsözünde bunun sadece hücresinde öylece oturan, donuk bakışlarla etrafına bakınan bir mahkumla kafasında oluşmaya başladığını anlatmış. Küçük bir kıvılcım, büyük bir yangına dönüşmüş anlayacağınız. Yazarın başka bir kitabı olan Ruhlar Dükkanı'ndaki gibi kötü, şeytani bir adamımız var yaşını tahmin edemiyoruz çünkü birkaç bin yıl devirmiş. Küçük bir kasabaya -Little Tall'a- gelen feci bir fırtınayla beraber geliyor bu amcamız, adı Andre Linoge. Ya da dede demek daha doğru olur sanırım. Ama görünüşü öyle yaşlı değil otuzlarında sert hatlara sahip bence biraz da çekici ama yakışıklı değil. Bunu ne yazık kitabın içindeki fotoğraflardan söyleyebiliyorum. Keşke fotoğraf koymasalardı çünkü kafamın içinde karakterleri ete kemiğe bürümeyi daha çok seviyorum. Bir kitabı okuduktan sonra filmini izlediğimde karakterin fiziksel özellikleri kafamdakiyle uyuşmadığında da fena halde canım sıkılıyor. Neyse bu şeytani amcamızın istediği bir şey var neredeyse sonuna kadar bunu öğrenemiyoruz ama merak ediyoruz. Sürekli "Bana istediğimi verin, gideyim." diyor. Nitekim alıyor da. Bu, her ne kadar karşı çıksa da kasaba şerifinin-Michael Anderson'ın- zararına oluyor. Buna Little Tall halkının gösterdiği büyük bir bencillik sebep oluyor. Ama kim bilir benzer bir durumu yaşasaydık büyük çoğunluğumuz aynı bencilliği gösterirdi herhalde.

Linoge'umuz zihin okuyabiliyor. Yani herkesin kendine sakladığı çirkin sırları açığa çıkarmakta usta. Aslında bir büyücü. Zihin okuma dışında da yetenekleri var ve bunları kullanarak kasabalılara gereken korku duygusunu yeterince yaşattırabiliyor. Hatta biraz fazla. Little Tall sakinleri yalnız kalmaktan korkuyorlar çünkü o yaşlı öcü her an birine bir şey yapabilir. Linoge bunun karşılığını istediğini elde ederek alıyor ve gidiyor...

King bu hikayede bizlere insanların tehlike altında verebilecekleri kararları, köşeye sıkıştıklarında uykularını kaçıracak hatalı ama buna rağmen kendilerince tek olan çıkış yollarını nasıl seçtiklerini gösteriyor. Eser tiyatro senaryosu şeklinde yazılmış. Önce önyargıyla başladım. Ama okurken dizi izler gibi her sahne tüm detaylarıyla gözümde canlanınca bu hoşuma gitti. Yine mükemmel bir kurgu, muazzam bir olay örgüsü ve müthiş bir son. Zaten King'den başka ne beklenebilir ki?..