Adı:
Zaman Hızla Yaşlanıyor
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750712647
Kitabın türü:
Çeviri:
Nihal Önol
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Çağdaş Avrupa edebiyatının en gözde yazarlarından Tabucchi, kitaplarında günümüzün yakıcı sorunlarını ustalıkla irdeliyor.

Kurulduğu günden bu yana öyküye özel bir yer veren Can Yayınları, 30. yıldönümünü öykü ustalarının birbirinden güzel kitaplarıyla karşılıyor. Márquez'den Thomas Mann'a, Munro'dan Tanizaki'ye dünya edebiyatının önde gelen öykü ustalarının kitaplarının yer alacağı bu özel dizimizin ilk kitabı, İtalyan yazar Antonio Tabucchi'nin Zaman Hızla Yaşlanıyor'u.
Kitapta yer alan dokuz öykü, yüzyıl dönümünde Avrupa'da geçiyor. Öykülerin kahramanları, geçmişin hayaletleriyle boğuşan savaş kurbanları, siyasi dönekler, hâlâ Doğu Bloku özlemi çekenler. Kitap boyunca zamanın izini süren Tabucchi, kâh bilgece kâh hüzünlü bir dille kaleme aldığı satırlarla, zamanın nasıl hızla akıp geçtiğini gözler önüne seriyor, dönemin tarihçesini melankolik bir ironiyle yansıtıyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu öykülerin aslında ortak bir noktası var: tüyler ürpertici geçmişimiz ile kırık dökük günümüz arasındaki paralellik.
(Tanıtım Bülteninden)
Öncellikle kitap hakkında biraz bilgi vereyim.
Ama gereken öz bilgi zaten kitabın arka kapağında yer alıyor: "Çağdaş Avrupa edebiyatının en gözde yazarlarından Tabucchi, kitaplarında günümüzün yakıcı sorunlarını ustalıkla irdeliyor.
Kurulduğu günden bu yana öyküye özel bir yer veren Can Yayınları, 30. yıldönümünü öykü ustalarının birbirinden güzel kitaplarıyla karşılıyor. Márquez'den Thomas Mann'a, Munro'dan Tanizaki'ye dünya edebiyatının önde gelen öykü ustalarının kitaplarının yer alacağı bu özel dizimizin ilk kitabı, İtalyan yazar Antonio Tabucchi'nin Zaman Hızla Yaşlanıyor'u.
Kitapta yer alan dokuz öykü, yüzyıl dönümünde Avrupa'da geçiyor. Öykülerin kahramanları, geçmişin hayaletleriyle boğuşan savaş kurbanları, siyasi dönekler, hâlâ Doğu Bloku özlemi çekenler. Kitap boyunca zamanın izini süren Tabucchi, kâh bilgece kâh hüzünlü bir dille kaleme aldığı satırlarla, zamanın nasıl hızla akıp geçtiğini gözler önüne seriyor, dönemin tarihçesini melankolik bir ironiyle yansıtıyor."


Kendimce kitap da anladığım hususlar şunlardır: Çevrim hatası var hele ki ilk öykü de. Sonra, zamandan bahsedip duruyor. Etrafından kaptığı ve kendisinin de yaşadığı olaylardan dolayı kafasının içinde zamanın farklı dilimleri oluşarak. Aynı dilim içerisinde yorumladı. Ve yorumu da hep tarih ile zaman oldu. Tarihte ki savaşlar, savaşlardaki kişiler, kişilerdeki oluşan sorunlar. Ve bunların yanında bide zamanın etkisi rol oynamaktadır. Dönemlerin kişiliksel bozuklukları, siyaset münakaşaları, Zamanın farklı farklı etkileri ve sorunları, yazarın kafası içerisinde bambaşka bir dünya senaryosu oluşturmuş. Ve bu senaryoyu kitaba dönüştürmüş. Ve 9 tane öykü yer alıyor bu kitapta. Kitabın son sayfasında dediği gibi. Kimi öyküler önceden yaşanmış olaylardan ibaret, ama bu ibarette yazarın süzgecinden geçerek öyküye dönüştürülmüş. Ve bazıları da, uyarlanmaktan inşa edilmiş öykülerdir. Kitabı beğendim açıkçası, ama çoğu yerde çevrim hatası vardı. Hele ki ilk öyküsü olan "Çember" adlı metinde baya hata vardı.Elimden geldiğince kendimce düzelttim. Ve çevrim hatası olmasına rağmen, altını çizebileceğim cümleler gene vardı. Mesela, örneğin şu: "Hiçbir yerden, bu duygu hiçbir yerden gelmemişti, gerçek bir anı olmayan, sadece bir anlatının anısı olan ve henüz bir duyguya dönüşemeyip bir heyecan olarak kalmış, hatta aslına bakılırsa heyecan bile değil, sadece küçüklüğünde başkalarının anılarını dinlerken hayalinde yarattığı görüntüler, ama o uzak ve hayali yeri sonradan unutup gitmişti, ki bu onu şaşırttı işte." Bu alıntıyı çok beğendim. Güzel bir nokta belirtiyor bize. Diğer öyküleri de beğendim. Ama en çok "Bulutlar" adlı öyküyü beğendim. Oradaki kızı, sanki benmişim gibi buldum. Ve adamdaki bilgilerin benimkilerle bağdaştığını kavradım. Ben etkileyen ve sarsan bir metindi, açıkçası... Bu öykü de, okuldaki eğitimden ve okuldaki tarih dersinin boşun verdiğini ve gerçek olan tarihin ne kadar acıklı bir sahne olduğunu kazdırıyor aklımıza.

Bir sürü alıntı yakaladım. Çoğunu paylaştım. Azını da yoğunluktan dolayı paylaşamadım.....

Öyküler, kahramanlarıyla güzeldi. Ama metni biraz zayıftı. Hep "adam dedi, kız dedi, o dedi," gibi ifadeler kullanılmıştı. Ya yazar böyle yazmıştı o öykü metinleri ya da çevirim yapan " Nihal Önol" tarafından değişime uğramış.


Bu kitaptaki her şeyi beğendim. Eğer genelleme yaparsam.
Nasılda, günümüzü de yansıtıyor amma....

Ve kitabın başlığından da yola çıkılacağı gibi:" ZAMAN HIZLA YAŞLANIYOR."
Kitap zamanın engellenemez ilerleyişi, hayatımızdaki etkileri gibi düşüncelerin çevresinde şekillenmiş öykülerden oluşuyor. Öyküler ve yapıları birbirinden farklıydı, bazıları benzer özelliklere sahip olsa da genel farklılar ve ortak noktalar mevcut. Öykülerin ana fikileri hoş görünse de hepsini severek okuduğumu söyleyemem. Kitapta en çok Bulutlar adlı öyküyü beğendim ve okumaktan büyük zevk aldım, hiç bitmese diyerek okusam da sonu çok çabuk geldi.

Zaman Hızla Yaşlanıyor sayesinde Antonio Tabucchi ile tanıştım, ileride başka kitabını okur muyum bilmiyorum ama şimdilik bende böyle bir istek uyandırmadı.
Başkalarının düşüncelerine saygı göstermek gerekir,ama kendininkilere saygı göstermekten asla geri durma.
"Ben sizin yanmaktan korktuğunuzu düşünüyorum, ama insan yavaş yavaş başlamazsa eğer, hiç bronzlaşamaz."
"Doğru söylüyorsun", dedi adam, bana da akla yakın geliyor, ama sence broznlaşmak zorunlu mudur?"
Kız biraz düşündü. "Tam zorunludur denemez, hiçbir şey zorunlu değildir, zorunlu olanların dışında, ama eğer insan deniz kıyısına gelip de denize girmez ve bronzlaşmazsa, o halde ne yapmaya gelir denize?"
"Biliyor musun", dedi adam, "sen aklı başında bir çocuksun, mantıklı gibi olma bir yeteneğin var, bu da çok güzel bir şey, ama bugün dünya mantığını yitirmiş durumda, mantıklı bir kızla karşılaşmak gerçekten büyük zevk,seninle tanışma zevkine erişebilir miyim? Adın ne?"
"Adım Isabella..."
Gece nasıl da varlığını hissettiriyor. Gece sadece kendisinden yaratılmış, mutlak, her karış yer onun, salt varoluşuyla kendini kabul ettiriyor, orada, karşında olduğunu bildiğin hayal varlığıyla ama her yerde, senin omuzlarında bile ondan küçücük bir ışığı kaçıp gizlenecek olursan tutsaksın demektir, çünkü çepeçevre, senin oluşturduğun küçük deniz fenerini kuşatırcasına, gecenin görmezden gelinemez varlığı egemendir.
Çocuğun bacakları yatay uzanıyor ve kız şarkı söylüyordu: Yo me enamore del aire, del aire de una mujer, como la mujer era arie, con el arie me quede.*
Sırtını duvara verip yere çöktü,yukarı baktı.Göğün mavisi uçsuz bucaksız bir alanı boyayan bir renkti. o maviyi içine çekmek için ağzını açtı, sonra da kucaklayıp, sıkı sıkı bağrına bastı. Diyordu ki:Aire que lleva el aire, aire que el aire la lleva, como tiene tento rumbo no he podido habler con ella, como lleva polison al aire la bambolea.**


*.(İsp.) Ben havaya aşık oldum, bir kadının havasına, kadın hava olduğuna göre, bir avuç havayla kaldım. (Ç.N.)

**. (İsp.) Havayı alıp götüren hava, hava ki kendini alıp götürür, o kadar hızlı gitti ki, onunla konuşamadım, bir etk havalanır gibi, hava onu beşik gibi sallar. (Ç.N.)
Nefret ediyorum, diye bağırdı Isabella, ben savaştan nefret ediyorum, ama sen tüm büyükler gibi konuşuyorsun ve beni gelişme çağı bunalıma sokuyorsun, çünkü geçen yıl bende gelişme çağı bunalımları yoktu, sonra okulda bize çeşitli savaş türlerini anlattılar, kötü olanlarla iyi olanları ve biz de bu konuda üç ödev yaptık, ancak bundan sonra başladı ben de bu gelişme çağı bunalımları.
Biraz daha açıkla.
Şey, ne yazık ki kimi zaman savaş, adalet olmayan ülkelere adalet getirmek için zorunlu olur, ama günün birinde, adalet götürülen bir ülkeden iki çocuk geldi ve onları bizim oturduğumuz kentin hastanesine kaldırdılar, bizim sınıf onlara şeker ve meyve götürdü, daha doğrusu en önde sınıfın en iyileri, yani ben, Simone ve Samantha, anlatabiliyor muyum?
Devam et, dedi adam.
Muhammed aşağı yukarı benim yaşımda, kız kardeşi daha küçük, ama adını anımsamıyorum şimdi, hastanenin küçücük odasına girdiğimizde Muhamed'in kolları yoktu ve kız kardeşi de...
Isabella sustu.....
Gazeteyi açtı, bakalım dünyada neler oluyormuş, sevincinden dans eden şu koskoca dünyada. Gel gör ki, hiç de öyle değildi. Nükleer silahlarla savunma kalkanı, diye tutturmuştu Amerika. Kime karşı, kıs kıs güldü, kime karşı, hepsi ölü olan bizlere karşı mı?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zaman Hızla Yaşlanıyor
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750712647
Kitabın türü:
Çeviri:
Nihal Önol
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Çağdaş Avrupa edebiyatının en gözde yazarlarından Tabucchi, kitaplarında günümüzün yakıcı sorunlarını ustalıkla irdeliyor.

Kurulduğu günden bu yana öyküye özel bir yer veren Can Yayınları, 30. yıldönümünü öykü ustalarının birbirinden güzel kitaplarıyla karşılıyor. Márquez'den Thomas Mann'a, Munro'dan Tanizaki'ye dünya edebiyatının önde gelen öykü ustalarının kitaplarının yer alacağı bu özel dizimizin ilk kitabı, İtalyan yazar Antonio Tabucchi'nin Zaman Hızla Yaşlanıyor'u.
Kitapta yer alan dokuz öykü, yüzyıl dönümünde Avrupa'da geçiyor. Öykülerin kahramanları, geçmişin hayaletleriyle boğuşan savaş kurbanları, siyasi dönekler, hâlâ Doğu Bloku özlemi çekenler. Kitap boyunca zamanın izini süren Tabucchi, kâh bilgece kâh hüzünlü bir dille kaleme aldığı satırlarla, zamanın nasıl hızla akıp geçtiğini gözler önüne seriyor, dönemin tarihçesini melankolik bir ironiyle yansıtıyor. Birbirinden bağımsız gibi görünen bu öykülerin aslında ortak bir noktası var: tüyler ürpertici geçmişimiz ile kırık dökük günümüz arasındaki paralellik.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Esma Tezgi
  • @kitapkokuluhatun
  • Yasin İ.
  • Nur Banu
  • Ekrem Özkara
  • esraaltunerrr
  • Kuzey Şükrü Kaya
  • ihtiyar
  • Mehmet

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%20 (1)
6
%20 (1)
5
%60 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0