Adı:
Zaman Makinesi
Alt başlık:
Bir Buluş
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
120
ISBN:
9786053754268
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Time Machine an Invention
Çeviri:
Celal Üster
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Victoria dönemi Londra’sında yaşayan bir bilim insanı zamanda yolculuk yapmak üzere icat ettiği makineyle geleceğin İngiltere’sini ziyaret eder. Sekiz Yüz İki Bin Yedi Yüz Bir yılında yaşadığı macerayı bir dost meclisinde anlatır. Geleceğin dünyası ayrıcalıklı insanların; güzel, narin ve tembel Eloi’ların rahat ve kaygısız bir yaşam sürdükleri bir yerdir. Ancak Zaman Gezgini bu macera sırasında çok geçmeden yeraltı dünyasına ait hortlaksı Morlock’ları da keşfetmiştir. Wells, Victoria dönemi İngiltere’sinde varsıllarla yoksullar arasında giderek büyüyen uçuruma yönelik keskin eleştirisinde, tarihin ve gelişmenin anlamını sorgular. Toplumsal adaletsizliğin sürüp gitmesi halinde yol açabileceği felaketlere dair uyarıda bulunur. 1895’te yayımlanan Zaman Makinesi, bilimkurgu edebiyatının köşe taşlarından biri olarak, kuşaklar boyu yazarları etkiledi. 21. yüzyılda yaklaşan çevre felaketlerine ve gezegenimizin yazgısına ilişkin kaygılara dair bir öngörü barındıran eskatolojik boyutuyla güncelliğini bugün de koruyor.

HERBERT GEORGE WELLS (1866-1946): İngiliz yazar, gazeteci, sosyolog ve tarihçi Wells, en çok The Time Machine (1895; Zaman Makinesi), The Island of Doctor Moreau (1896; Doktor Moreau’nun Adası), The Invisible Man (1897; Görünmez Adam) ve The War of the Worlds (1898; Dünyalar Savaşı) adlı bilimkurgu romanlarıyla tanınır. Ancak edebiyatın yanı sıra tarih ve politika alanlarında da kalem oynatmış verimli bir yazardır.1930’ların başlarında mizaha yönelen Wells, Love and Mr. Levisham (1900; Aşk ve Bay Levisham), Kipps: The Story of a Simple Soul (1905; Kipps: Basit Bir Kişinin Öyküsü) ve The History of Mr. Polly (1910; Bay Polly’nin Tarihi) adlı romanlarında alt-orta sınıftan kişilerin beklentilerini ve düş kırıklıklarını işledi.

Diğer önemli yapıtları arasında The Outline of History (1920; Tarihin Ana Çizgileri), The Work, Wealth and Happiness of Mankind (1932; İnsanlığın Emeği, Refahı ve Mutluluğu ) ve The Shape of Things to Come (1933; Olayların Alacağı Biçim) sayılabilir.
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 15. kitaptı ve bu kitap tam bir bilimkurgu roman özelliğine sahip. H.G. Wells çok özgün bir konuyu, zamanda yolculuğu, tarihte ilk işleyen yazar olarak anılıyor ve zamanda yolculuğu işlediği ilk kitap da işte bu kitap...

Zamanda yolculuk yapmak yıllardır insanların aklını kurcalayan bir soru. Bir gün bir bilimadamı çıkıp zaman makinesini icat edebilecek mi, bilmiyorum; ama düşüncesi bile son derece heyecan verici... Düşünsenize zamanda yolculuk yapabiliyorsunuz ve kendinize istediğiniz bir zaman dilimi seçip oraya giderek hayatınızın kalanını o zaman diliminde sürdürüyorsunuz. Ne kadar da güzel bir şey olurdu değil mi?

H.G. Wells, henüz görelilik teorisi bulunmadan, kuantum teorisi ortaya atılmadan dört boyutlu zamandan bahsetmiş bu kitapta. Einstein'dan önce davranmış ve hayal ettiklerini 1890'larda bu kitap ile ortaya koymuş. Kim bilir, belki de Einstein'in kafasındaki ampul bu kitabı okuduktan sonra yanmıştır...

Yazar, kitaptaki ana kahramanına Zaman Yolcusu demeyi tercih etmiş. Zaman Yolcusu, bir bilimadamı olup zaman makinesini icat ederek zamanda yolculuk yapmayı başarmış ilk kişidir. Kitabın konusu da Zaman Yolcusu'nun Zaman Makinesi ile yaptığı yolculukları anlatmaktadır.

Zaman Yolcusu, zamanda yaptığı ilk yolculukta 802701 yılına yolculuk etmiş ve şimdiki dünyamızdan çok daha farklı bir dünya ile karşılaşmıştır. Zaman Yolcusu, bu gelecek dünyasında insan ırkının ikiye bölünerek iki farklı ırk olarak yaşadığını ortaya koymuştur. Bu ırklardan ilki, yeryüzünde yaşayan ve toplumsal gelişmeler neticesinde zekalarını kullanmak zorunda kalmayan, sürekli gülümseyen, barışçıl ve basit birkaç sözcük dışında konuşma yetisini kaybetmiş olan Eloilerdir. Diğer ırk ise, yer altı mağaralarında yaşayan, gün ışığından kaçan, savaşçıl ve yabani Marlocklar'dır.

Bu iki ırk gece ile gündüz gibi birbirinden ayrıdırlar ve birisi gündüzleri hayatlarını sürdürmektedir diğeri ise geceleri sürdürmektedir. Zaman Yolcusu, ilk yolculuğunda bu iki ırkın içerisine düşer ve geri dönebilmek için bir hayli çaba sarf etmek zorunda kalır. Konu ile igili daha ayrıntılı bilgi vermenin doğru olmadığını düşünerek bu kadarı ile yetiniyorum.

Zaman Makinesi kitabının ilgimi çeken bir diğer yönü ise, Darwinci görüşten hareketle oluşturulmuş ve alt metinlerinde evrim teorisini empoze eden bir kitap oluşudur. Geleceğe hareket eden Zaman Yolcusu'nun karşılaştığı manzara Charles Darwin'in geleceğimiz ile ilgili öngörülerinden çok da farklı değildir. Bu sebeple Eloiler ile Marlocklar üzerinde gerçekleşen değişimlerin de evrim teorisi ile açıklanması son derece doğaldır. Kaldı ki, yazarın hocasının Charles Darwin'in çok yakın bir arkadaşı olduğunu da hesaba katarsak, Wells'in Darwin'den etkilenmiş olduğunu söylemek mümkün.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisi içerisinde okuduğum ve en etkilendiğim kitaplardan biri bu kitap oldu. Özgün konusu ve akıcı anlatımı ile çok hoşuma gitti. En hoşuma giden yönü ise konuyu dallandırıp budaklandırmadan vermesi gereken mesajı vermesiydi. Zira okuyucuyu gereksiz bilimsel açıklamalar veya gereksiz kurgusal ayrıntılarla boğmamak son derece önemli bana göre.

Son olarak, zamanda yolculuk etme şansım olsaydı, hangi zamana giderdim bilmiyorum. Çok düşündüm ama kendime en uygun zaman dilimini bulamadım. Mutlu olduğum tüm zamanları durdurmak istediğim ise kesin. Bugüne kadar sizin zamanınız nasıl geçti bilemiyorum; fakat bundan sonraki zaman dilimlerinin sizin için mutluluk getirmesini diliyorum.
Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce 'Farklı Türleri Keşfet' adında bir etkinliğe başladık. (#28549333) Bu etkinlik ile amacımız, herhangi bir nedenden dolayı uzak kaldığımız veya hiç tanışamadığımız türlere yönelerek kendimizi farklı okuma deneyimlerinde test etmekti... Bu çerçevede, ben de kendime Bilim-Kurgu türünden bir eser seçtim. Çünkü benim için bilim-kurgu sadece sinemada bildiğim, takip ettiğim bir türdü. Bunun edebiyattaki karşılığını uzun zamandır merak ediyordum. Bu türde kitaplar okuyan arkadaşların buraya yazdıkları incelemelere denk geldikçe büyük bir ilgiyle okudum. Başlangıç kitabı olarak da fazla risk almadan, bu türün babalarından sayılan, çok okunan, çok beğenilen, bol referanslı ve kısa bir kitap olan Zaman Makinesi'ni tercih ettim. Bu incelemeyi de çok fazla uzatmadan bu deneyimin sonuçlarını sizinle paylaşmak adına kaleme alıyorum...

Açık konuşmak gerekirse kitap tam anlamıyla beklentilerimi karşılamadı diyebilirim. Kitabın açılış bölümlerindeki atmosferi sevdim. Başka bir ifadeyle, zaman yolculuğu başlayana kadar geçen hazırlık bölümlerini daha akıcı buldum. Ancak zaman yolculuğu başladığı andan itibaren kitaba bir durağanlık çöktü. Sanki zaman durdu ve her şey çok yavaş ilerlemeye başladı. Oysa ki, kitabın asıl muhtevasını içeren bu bölüm, sanırım sinemadan kalma bir alışkanlıktan olsa gerek, biraz daha hareketli olmalıydı bana göre...

100 sayfalık bir kitabı 10 günde tamamlamış olmam her ne kadar gündelik hayatımdaki yoğunluktan kaynaklanıyor olsa da ben bu durağanlığın da etkili olduğunu düşünüyorum. Her kurmacada kırılma alanları vardır ve kurgu basamaklar şeklinde okuru yukarı taşır... Bu kitapta ise bir basamaktan diğerine çıkmak için arada baya yol yürümek zorundasınız. Bu durum bir yerden sonra yorucu olmaya başlıyor...

Bunun yanında, hikayeyi de çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim... İki farklı canlı türünün olduğu bir ortam var ama iki tür hakkında da yazarın bizimle paylaştıkları çok yetersiz kalmış... Bunun yerine bol bol tekrar var. Halbuki bu tekrarlar yerine türler hakkında biraz daha detay verip okuru hikayenin biraz daha içine sokabilirdi...

Bir başka eleştirim de kitabın son bölümüne olacak... Zaman yolcusu, tüm bu hikayeyi 4-5 kişilik nitelikli bir ekibe anlatıyor. Ekipte bilim insanları falan var. Doğal olarak zaman yolcusu hikayesini tamamladığında bu ekipten sıkı bir beyin fırtınası bekliyorsun... En azından zaman yolcusunun yaşadıkları üzerine bilimsel ve sosyolojik argümanların kapıştığı bir tartışma dönebilirdi ekip içerisinde... Ancak bizim ekip, 807 bin bilmem kaç yılında geçen bir zaman yolculuğu hikayesi dinlememiş de mahallenin kahvesinde Galatasaray-Başakşehir maçını seyretmeye gelmiş abiler gibi, hikaye biter bitmez çil yavrusu gibi dağılıyor...

Konuyu çok da fazla uzatmadan toparlamak istiyorum... Netice itibariyle, bilim-kurgu türüyle tanışma kitabım, üzerimde büyük bir etki bırakmadı... Tabii ki tek bir kitap, bu tür hakkında bir yargıya varmak için ölçü olamaz... Ancak sanırım bilim-kurgunun görsel sanat alanlarındaki uyarlamalarını her zaman daha çok seveceğim. Böyle bir çıkarım yapabilirim diye düşünüyorum. İlerleyen dönemlerde de zaman zaman elime bilim-kurgu türünden kitaplar almaya devam edeceğim... Mutlaka içlerinden bir tanesi beni kendine daha fazla çekecektir...

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Herkese keyifli okumalar...

Benzer kitaplar

Tek kelimeyle harikaydı!

Spoiler olabilir de olmayabilir de.
Bilmiyorum :D
(Ha bir de, kitap yanımda değil. Bu nedenle bazı küçük şeyleri yanlış hatırlayabilirim. Uyarırsanız güzel olur.)


5 yıl değil, 10 değil, 100 değil, tam 150 kavanoz bal–

Yıllar yıllar sonrasına, sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılına gitmek ister misiniz? O halde Zaman Makinesi'nin selesine oturup kemerlerinizi sıkı bağlayın. Ufak çaplı mide bulantılarından müessesemiz sorumlu değildir. Yanınıza konmuş torbaları kullanabilirsiniz. İşte başlıyoruz!

Kitap bir grubun arasında geçen sohbetle başlıyor. Hekim, ruh bilimci, zaman gezginimiz ve kitabı anlatan kişinin olduğu bir grup. (Daha var mı hatırlayamıyorum.) Bu grup içilen purolar eşliğinde cisimlerin dördüncü boyutlarından bahsederlerken, konu gelip çatıyor zamanda yolculuğa. Zaman gezginimiz sözü kendisine alıp, daha büyüğü üzerinde çalıştığı minik zaman makinesi maketinden bahsediyor. Tabii herkes deli bu, zamanda yolculuk mu olurmuş, diye tepki gösterirken o istifini bozmayarak makinedeki kolu çalıştırıyor. Ve bum! Makine kayboluyor. Bunun üzerine tartışmalar başlıyor...
Daha sonra herkes evlerine dağılıyor.

Bir zaman sonra, gezginimiz makinesini tamamlıyor ve kolu ileri iterek çalıştırıyor. Ve başlıyor zamanda ileriye gitmeye...

Hatırlayamıyorum en son ne zaman bilim kurgu okumuştum. Distopya'ya girememiştim bir türlü. Hatta büyük dörtlü'ye (1984, Fahrenheit 451, Cesur Yeni Dünya, Biz) elimi sürmemiştim bile. (Yakında, çok yakında :D) Bu nedenle, yeni yeni tanıştığım bir tür diyebilirim buna. Ve inanın, tadı damağımda kaldı. Yazar, kurguladığı zamanı hem çok iyi hem de çok akıcı ve sürükleyici anlatmış. Hayalinizde net bir şekilde canlanıyor, ve olayları bizzat orada, gezginle birlikte yaşıyorsunuz. Hele bir de zaman yolculuklarına da meraklıysanız, kitaplığınızda güzel bir yer kapacak bir kitap.

Okumadan geçmeyin. Keyifli okumalar... :)
Kitabı sevmedim ama bana bir çok şey düşündürdü. İNK kitabının zamanla ilgili açıklamalarına inanıyorum: uzayda, âlemlerde asli zaman denen hakiki, gerçek ve tek bir zaman akışı var. İnsanlar bu asli zaman akışı içerisinde doğdukları andan öldükleri âna dek bir nokta üzerinde çemberler çizerek ölümlerine doğru yol alıyorlar. Öldükleri an aslında asli zamanda ilerlenmiş olmuyor. Ama bize yaşadığımız süre çok uzunmuş gibi geliyor.

Kitapta da zaman makinesiyle çok çok ileriki tarihlere yolculuk yapılıyor ve orada dünyanın, insanlığın geleceğiyle ilgili yazarın öngörü ve hayâl gücünün örneklerini okuyoruz. Yanlış zamanda okumuş olabilirim, ya da doğru zamandı ama yazara ısınamamış olabilirim. Ama bana hatırlattığı şeyler oldu: öncelikle Spielberg'ün Yapay Zekâ filminin son kısımları...ayrıca her zaman en sevdiğim dizi olan Battlestar Galactica'nın tamamı. Scalzi'nin Yaşlı Adamın Savaşı kitabı. Bir de kendi zaman makinemizi; hafızamız ve hatıralarımızı. İleriye gidemeyen bir zaman makinemiz var, işte onunla geçmişe dalıp dalıp gidiyoruz. Ve nasıl bilimkurgu yazarları gelecekle ilgili öngörüleri ya da hayâl güçleriyle bizi hayâli mekânlarda dolaştırıyorlarsa biz de sürekli hatırlayan ya da geçmişe dönen belleğimizle gezinir dururuz. Bu bellek görüntü ve kelimelerle geçmişi döndürür, geçmişimiz ya hakikaten olduğu gibi, ya da hatırlamayı sevdiğimiz gibi gözümüzde belirir, yaş ilerledikçe belki gerçekle hayâl de birbirine sarınır, bir süre sonra belki bir manası da kalmaz hangisiydi diye düşünmenin...

Kitapta bilim adamının korkutucu zaman yolculuğu edebiyatta, bilimkurgudaki tek örnek değil muhakkak. En ürkütücü yolculuklardan bir tanesi de Arthur C.Clarke'ın 2001:Bir Uzay Efsanesi'ndeki yolculuktu. Kubrick'in de sinema klasiği olan 2001'in renkleri fotokimyasal yöntemle yenilenmiş ama hiç bir kurgu ya da efektle oynanmamış 70 mmlik analog versiyonu mayıs ayında Cannes film festivalinde gösterilecek. Bu filmi izleyenler filmin son kısımlarında bitmek bilmeyen renk cümbüşünde nasıl kaybolup gittiklerini hatırlayacaktır. 2001'de, Maymunlar Gezegeni'nde, Zardoz'da hep yolculuklar vardır. Bilimkurgu hep bir gitmek meselesinden söz ediyor gibi. Ursula K. Le Guin'in Mülksüzler'inde de Shevek kapitalist dünyaya gider. Zaman makinesine binmeseler de bu bilimkurgu karakterleri H.G.Wells'inki gibi bir gelecek tasviri yaparlar: bugünden çok farklı, başka kuralların olduğu, belki başka sistemlerin geliştiği, hatta ölümsüzlüğün bulunduğu ya da insan türünün hakimiyetini kaybettiği düşündürücü, belki korkutucu ama Le Guin örneğinde görüldüğü gibi insana umut da verebilen tasvirlerle dolu gelecekler...Galactica'da insanın köklerini keşfetmek için sonsuz uzayda devasa ve çok güzel bir nuh'un gemisi olan savaş yıldızı Galactica ile yuva arayışını anlatır. Bilimkurgular acaba hep bir burada ve şu anda olan, olduğu gibi olmasa ve başka şeyler olsa, başka şeylere dönüşse herşey arzusu ile mi yazılıyor? Belki de... ama bu örneğe uymayan bir sürü bilimkurgu kitabı da büyük olasılıkla vardır. Benim okuduklarımda ya da izlediğim bilimkurgu dizilerinde gördüğüm ortak noktalardan birisi de buydu ama.

Herkese iyi okumalar.
Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılındayız. Uzak gelecek tahminlerin çok ötesinde teknoloji çağı değildir. İnsanlık yok olmuştur ve iki yeni ırk ortaya çıkmıştır. Yüzeyde yaşayan basit canlılar ve yeraltı yaratıkları. Bu gizemli gelecekte hangi bilinmezler hayatı zorlaştıracak ve zaman yolcusu tekrar geçmişe dönebilecek midir? Fantastik canlılar, macera, gizem, gerilim, korku ve biraz felsefe siz değerli okurları bekliyor.

Zamanda yolculuk fikriyle hayal gücünün sınırlarını zorlayan, kendinden sonra gelecek bir çok yazara ilham kaynağı olan bu başyapıtı mutlaka okuyun.
Büyük bir keyifle yol aldığım Bilim-Kurgu türünde ikinci durağım H. G. Wells'in Zaman Makinesi. Bu kitabı ilk okumaya yeltendiğimde kitabın içine giremediğim için elimin tersiyle itmiştim. Fakat ikinci kez okumaya yeltendiğimde elimle ittiğime pişman oldum diyebilirim. Çünkü dahiyane bir eseri okumayı ötelemek bana yakışmadı.

Bilim-Kurgu türü hakkında pek bir bilgi sahibi olmadığımı belirtmiştim Maymunlar Gezegeni'ni yorumlarken. Ona istinaden Bilim-Kurgu türünün tek kaygısının 'gelecek' olduğu düşüncesindeyim. Yanlış düşünüyor olabilirim çünkü henüz bu türde iki kitap okudum.

Zama Makinesi hakkında bir iki kelam edecek olursam kitabın özü 'evrendeki üç boyutluluğun haricinde bir boyut daha olduğu, bu boyutun ise zaman boyutu olduğu' görüşünden besleniyor.

Şöyle ki varolan nesnenin ya da canlının zaman boyutu üzerindeki değişimine bakarak bir tez öne sürersek bu tez elbetteki zamanın hareketliliği, sürekliliği ve bunlardan kaynaklanan bir anlamlanma, varolma belirtisi yahut da varolma mücadelesinin teşekkülüdür.

Wells'e bir ün katan Zaman Makinesi'nin zaman boyutuyla bir alacak verecek meselesi olsa da dünya ya da insanın evrim sürecinin gelecek zamanda girdiği değişimdir aslında. Çünkü kurgunun olay örgüsünde gidilen zaman 802701 yılı. Ve bu yılda insanlar teknolojinin had safhada olduğu dönemde akla, harekete ve farklılığa gereksinim olmadan var olmaya devam ettikçe tek tipleşmiştir.

Zaman Yolcusu adını verdiği karakterin başından 'zaman makinesini' icat ettiği ve bu icadının gerçekliği, tutarlılığı hakkında tereddüt sahibi olan diğerlerinin gözü önünde bir hadise geçer. Bu hadisede gelecek yıla yani 802701 yılına gider. Günümüz dünyası ve o zamanki dünya arasında büyük farklılıklar vardır. İnsanların biçimi, davranışı farklıdır. İnsan bile denemeyecek varlıklardır. Eloiler ve Morlocklar olarak ikiye ayrılırlar. Her iki grubun yaşam biçimleri birbirine zıttır.

Özetle bu kitabı genel olarak çok sevdim. Çünkü gerçek bir kaygı taşıyan eserleri daima sevmişimdir. Bu türde okumaya yeni başlayacaklar için Maymunlar Gezegeni ve Zaman Makinesi önerimdir.
Kitabı bitireli epey zaman geçse de inceleme ve görüşlerimi yazmak için uygun bir fırsatı anca bulabildim . Okumam üzerine yorumsuz da bırakamamam sitenin bana verdiği bir özellik mi benim kafamda oluşan fikirlerimi yazarak dökme isteğim mi karar veremeden yine kitapla ilgili zihnimde birikenleri uzunca yazıya döktüm. İncelememin sonunda bir kehanette bir teoride benden yada H.G Wells’in kitabı okurken farkına varılmayan asıl kehanetini aydınlatma da olabilir şimdiden özellikle kitabı okuyanlara duyurumdur.
Yine bir şarkı bırakıyorum buraya okurken dinlemek isteyen olursa diye.
https://www.youtube.com/watch?v=hlZAc7Ij9V4
Bu şarkı hikayeye uyar mı bilmiyorum ama zaman yolculuğunda dinlerdim ben yada bunu seçim sizin.
https://www.youtube.com/watch?v=5IpYOF4Hi6Q
Dinleme kısmı tamam sıra okuma kısmında :

Hepimiz bu evrende zamanın yolcularıyız aslında; kimimiz anılarla geçmişe dönerken kimimiz hayallerle geleceğe intikal ediyor. Fakat yazarımızın hayal gücü ve bilgisinin gücü o kadar ileri boyutta ki yaşadığı dönemden 800 bin yıl ötesine zihninde yolculuk yapabilmeyi gerçekleştiriyor. Hepimiz zamanda yolculuğu normal haliyle 24 saat 1 ay 1 yıl gibi sürelerle yaparken yazarımız evrende zaman boyutunun sırrını çözerek kendi akışını kendi yönlendirdiği zaman makinesi icatı ile günleri yılları saniyelerle ,dakikalarla kat edebiliyor.
H.G Wellss’in bilimkurguya yön vererek gelecek fikrini ortaya çıkaran ilk olan bu başyapıt eserinde o zamanların yaşamında ne teknolojinin buna imkanının olduğunu ne de beyinlerin buna hazırlıklı bir durumda olduğunu söylersek kehanet olacağı üzerinde düşünebiliriz. Bu alandaki yani bilimkurgu üzerine eserlerinde ilk amacının eğlencelik bir edebiyat tamamiyle zevk üzerine hayal edebiyatı yerine, uygarlığımızın nereden nereye gittiğini bir tokat gibi yüzüne çarptırmaya çalışması da kurgunun üzerinden bir gerçek ihtimalli tahmin ve öngörü de bulunabileceğini bize düşündürüyor.


Hani bazen bizde merak ederiz geleceği; nelerin bizi bekleyip nelerin yok olacağını veya bununla birlikte başka soruları… Sizce gelecek yüzyıllar veya yüz bin yıllar merakımızı karşılamaya değecek mi yoksa merakımızın yerini hayal kırıklıklarımı karşılayacak bunu biz bilemeyiz fakat gelin bu kitapta ‘’zaman yolcumuzun’’ macerasını okuyarak bunu gözlemleyelim.
H.G Wells’in okumuş olduğum ve kendisiyle tanışmama vesile olan bu ilk kitabı özgün ve öncü fikrinin kurgusu ile başyapıtlarından biri olarak görülüyor.
Bu eseri başlığında da yansıttığı gibi zamanda yolculuk yaparken geleceği bir perspektif penceresinden gözlemlerini ve analizlerini aktarıyor okurlarına. İlk kısımlarında okurken zihnimin Cem Yılmaz’ın AROG filmine gittiğini inkar etmeliyim fakat sonradan tamamiyle farklı ve özgün hikayesinin içine kapılarak hikayenin içinde buldum kendimi.
Distopik olan bu roman eserinde pitoreski sanatından da (İnsanın aklında resim gibi hayal uyandıran yazı söz ya da yazı) yararlanarak baya ilginç ve ilgi çekici betimlemeler ve tasvirler okuyucuya sunmuş.
Şunu da belirtmeliyim ki kendimce dünyanın sonunun yaklaştığını hatta birkaç nesillik ömrü kaldığını ortada ki kehanetlerinde etkisiyle düşünürken H.G Wells’in bu denli uzun bir gelecek bir başka kehaneti bana pek mümkün gelmese de tarihin akışına bırakıp olayın sadece kurgu tarafıyla ilgilenip hikayeyi okumaya devam ettim.
Kitabın okurlarından izlenimlerime göre eseri kimisi beğenmekte kimisi pek fazla etkileyici bulamamakta. Açıkçası kendi tarafımı da ikinci kısma daha yakın buluyorum fakat burada sebebi kitaba değil çağımıza ve dönemimize yüklüyorum. Çünkü; Bu kitap 1900 yıllardan önce teknolojinin dahi gelişmediği, internetin dahi olmadığı evrede ortaya çıkarılmış bir öncü fikrin eseri. Dolayısıyla da kitap etkisini , dünyanın ve bilimin de 100 yıl dan fazla bir sürede hızlı gelişimi karşısında geride bırakmış. Kitabı zamanından baya geç okuduğum için tam olarak çılgın gelmediğini çünkü bu fikrin mümkün ve olağan geldiğini de göz önünde bulundurarak bu eseri ilham kaynağı olarak görüyorum. Öyküsüne rağmen yazarın gelecek ile ilgili vermek istediği mesajları daha başarılı buluyorum. Ve şunun da altını çizerek belirtmem gerek ki yazarımız bu yolculuğun bu fikrin kapısını ilk açan kişi olmuş ve ardından gelecek insanlığa bu kapıyı açık bırakarak kendisinin açtığı kapıdan içeri girmelerini sağlamış işte bu yüzden özet olarak diyorum ki biz bu kapı açıldıktan ve daha nice fikirler keşfedilip ortaya çıktıktan sonra bu kitabı okumaya erişiyoruz zamanlamanın önemi büyük. Ayrıca Wells’in fikri bir çok yazılı ve görsel kaynaklara da ilham olmuş bunlardan bazıları İnterstellar filmi ve 22.11.63 kitabı gibi bazı değerlerin fikir babası olarak görülüyor.

Evet hikayede ki konuya değinecek olursam;
Zamanda yolculuk düşüncesini ve deneyini gerçekleştirerek macera yapan yolcumuz 800 bin yıl sonrasını anlattığı macerasında tek amacı bir distopya yada ütopya ortaya çıkarmaktan yanı sıra gelecekte toplumsal sınıfların, hiyerarşinin ne durumda olacağı ile de ilgili bahsetmiş. Yazarın gelecekte ki dünyanın komünizm etkileriyle nasıl şekilleneceğini ve toplumun sosyalizmin etkisinde olacağını ortaya sürüyor. İnsanlığın sosyalizme yöneleceğini ve bunun olumlu, olumsuz sonuçlarını ortaya çıkaracağı etkilerini gözler önüne sunuyor. Bugünkü kapitalist sistemin geleceği son noktaya şahit oluşunun , yaptığı sosyolojik ve psikolojik tahlillerini bir arada okuyoruz.
Zamanın ilerlemesiyle birlikte insanlığın yaşam şartlarının ve sorumluluklarının nasıl değişim gösterdiğini çarpıcı bir dille aktarmış. İnsanlığın bu ilerleme sürecinde rollerinin ne doğrulta da değişkenlik gösterip nasıl bir yaşayışa sürükleneceğini aktarmış. Gelecek zamanda ki 800bininci yılın (tam tarihi 802.701di) teknoloji ve biliminden ziyade toplumsal yapıları odak edinerek his ve duyguların daha çok üstünde durmuş hikayede.
Oluşturduğu kurgu üzerinde hem gerçekçi ifadeleri ve hem hayalci ifadeler bir arada bulunduruyor. Burada hikayeyi anlatırken hikayeye gerek kuşkulu yaklaşması gerek kendini sorgulaması gösteriyor ki şüphelere açık bir anlatımla okurunu da bir karara zorlamadan, bir taraftan kahin gibi öngörülerini anlatırken bir taraftan da hayalci ve tahminci yanaşarak okuyucuyu hikayeye inanma kararını kendine bırakıyor.

Hikayenin asıl bölümü şu şekilde başlıyor: ‘Zaman Yolcumuz’ icat ettiği zaman makinesini deneyerek zamanda kuşbakışı olarak yolculuğa çıkıyor ve birden sadece makinesi içinden gözlemle yetinmeyip herhangi bir zamanın içinde dahil olma fikri aklına geliyor. Bunun üzerine ‘Zaman Yolcumuz’ kendini 800 bininci yıllara misafir ederken orada mahsul kalacağını hesaba katmıyor. Karşılaştığı dünya ve toplum karsısında şaşkınlık içinde kalan yolcumuz, zaman makinesinin kaybolmasıyla misafir değil esir oluyor. Kendi çağından uzaklarda bu garip ve gizemli dünyada çaresizlik içinde yaşama tutunmaya çalışıyor ve geri dönüş için makinesini arayışa geçiyor. Farklı mimari ve beşeri özelliklerini gözlemleyerek aktarıyor.Bu arada toplumla kaynaşan yolcumuz toplumun farklılığı karşısında sıkıntısı daha da çözülmez hale geliyor. Kendisine sabır ve umut ile bekleyişe bırakan yolcumuz bu arada o zamanın dünyasından bir kişi ile de yakınlık kurarak onunla dostluk kuruyor. Bir taraftan makinesini ararken diğer taraftan yaşadığı dünyayı tanımaya çalışırken ilginçlikler ve gizemlerle de karşılaşıyor. Birden fazla yerde karşılaştığı kuyularda yer altında saklanan bir takım cisimler ve canlılar görüyor fakat onları bir türlü yakından gözlemleyemiyor, ne oldukları hakkında somut bir bilgiye dayanamıyor ve onlarla ilgili yukarıda yaşadığı bölgede de kimseden bir bilgi alamıyor öğrenmeye çalıştığında adeta herkesin ağzına kilit vuruluyor.
Yukarıda insanların hiçbir sorumluluk bilincinde olmadan yaşarlarken neşe ve oyun içerisinde, yaşamlarını nasıl çalışmadan sürdürdüklerini düzeni nasıl işlettiklerini çözmeye çalışıyor. Bu arada sosyal toplum sınıfın iki tabaka haline bölündüğünü; kuyuların içinde yer altında yaşayan ve kendisinin de birlikte yaşadığı üst bölgedeki insanların olduğu bir manzarayı keşfediyor. Yukarıda yaşayan insan toplumunun Eloiler ismi ile bilinen ; lüks ve refah içerisinde yaşayan insanları olarak görüyoruz, bu şartlarla sıkıntıdan ve ihtiyaçtan uzak olduklarından zeka ve güç gibi fonksiyonlarını kullanmamalarıyla birlikte körelmiş, beslenmelerinin de etkisiyle narin , zayıf ve kısa boylu bir canlı haline gelmişlerdir. Aşağıda yaşayan insan topluluğu ise, günümüzün işçi sınıfı olarak nitelendirebiliriz. Bu insanlar kuyuların içerisinden ulaştıkları yer altı dünyasında karanlıkta yaşamlarını devam ettiren ve güçlerini koruyan canlılardır. Bu yönüyle iki ırkı yönetici ve hizmet eden taraf olarak yönetici ve hizmet eden taraf olarak birbirlerinden etkileşim ve iletişim olarak tamamiyle kopuk şekilde düzeni şekillendirmiş olarak buluyor.
Üst sınıfta yaşayan insanların ihtiyaçtan ve sorumluluktan uzak olmalarının tek bir cevabı var ki bunu aşağı sınıfta yer altında yaşayan insanların emekleri ve güçleri ile karşılamaları.
Ve bu iki sınıfın farklı isimleri olduğu gibi farklı özelliklerini de öğreniyor. Yer altındakiler Morlocklar ve üsttekiler Eloiler. Eloiler vetejeryan meyve ve sebze ile beslenirken morlocklar ise etçil olarak beslenirken dolayısıyla fiziksel yapıları da buna göre farklılık oluşturuyordu.İki grupta birbirlerinden kopmuş etkileşimden uzak bir biçimde belirlemiş oldukları düzene uyum sağlıyorlardı. Eloiler gün aydınlığında hayatlarını sürdürürken morlocklar ise tıpkı yeraltında karanlıkta yaşadıkları gibi, görevlerini icra etmek içinde yukarıya karanlıkta akşamdan sonra çıkıyorlar ve iki toplumda birbirlerini görmeden ve etkileşimde bulunmadan kopuk yaşıyorlardı. Zaman yolcumuz makinesini bulamaması üzerine bu aşağı sınıf insanları olan morlockların elinde olduğunu düşünüyor ve çaresizlik ve korkuyla çözümünü arıyor bu çağdan kurtulmak için. Karanlıkta yaşayan morlocklara karşı etkili bir koz elde eden yolcumuz bunun aracılığıyla onlarla mücadele içerisine giriyor.
Yazar hikayeyi gayet yalın akıcı ve özgünlüğünü ortaya koyan bir anlatım olarak sunmuş.
Eserin iki adette sinemaya uyarlanış filmleri mevcut. İlki 1960 yıllarda diğeri ise 2000 li yılların başında. İzlemeyi düşünürseniz yorumlar üzerine ilkini başarılı bulanların daha çok olduğunu gördüm.
Evet incelememin üzerine iki başlıkta daha devam edeceğim ilki kitapla ilgili tavsiyem olacak okuyanlar da bilmem bana katılırlar mı ama ben böyle daha güzel olacağı fikrindeyim o da şu şekilde:
Kitap başlangıcında 15-20 sayfadan fazla diye hatırladığım sayfa sayısınca önsözü bulunmakta. Bu önsözde kitabın içeriğinden ve fikrinden bahsetmeye yönelik olsa da, gerek hikayeye yönelik ipucu uyandırmasından gerek okumaya başlarken hazmınızı alarak biraz hevesinizi kaçırmasından uzun olmasından dolayı 30 sayfaya yaklaşık okumak üstelik tam anlaşılacak konular olmadığından hikayeyi okumadan olumsuz buldum kendimce. Onun için ben yapamadım ama yeni okurlara tavsiyem olarak hikayeyi okuyup bitirmeleri üzerine önsözü okumalarının daha isabetli ve faydalı olacağını daha iyi anlaşılabilir olacağını belirtiyorum. Önsözde bilimsel terimler ve kuramları hikayeyle edindiğiniz tecrübe ile daha kolay kafanıza oturabileceğini düşünüyorum.

İkinci başlığım olan fikrime de değinecek olursam : Aşağı ve yukarı toplum insanlarının aslında sadece grup ve sınıflandırmanın çok ötesinde bir fikir olacağını düşünüyorum ve aklımda ki bu fikri H.G Wells’e sormanın mümkün olmasını dilerdim fakat ne yazik ki yolcumuz şimdi daha farklı bir yolculukta.
Ben bu aşağı ve yukarı toplumun insanlarının aslında dünyadakiler ve uzaydakiler olabileceğini düşünüyorum. Başka okuyanlarında bitirdikten sonra böyle tahminleri olmuş mudur bilmem ama okuduğum incelemelerde de rastlamadım fakat bana bir o kadar çılgınca gelse de ihtimal verdiğim sebeplerde var. Bunlardan bazıları aşağıdaki insanlar olan vahşi ve kaba güce sahip olan, karanlıkta hizmet eden sınıfın insanlarla ortak benzerliği olması ve yukarıda ki insanlar olan Eloilerin ise narin, kısa boylu ve sıska zayıf ve korkak olmaları uzaylılara dair duyduğumuz bilgilere benziyor olması . Gün gelecek ki o gün yaklaşmakta dünyadaki bir çok sorundan dolayı aşağıda bulunduğumuz şuan ki dünyamızda tüketecek bir şey kalmayınca karanlık bir dünyada şartları yetmeyen insanlar esir ve köle duruma gelecek ve farklı dünyada aydınlık ve meyve sebzelerle beslenebilecekleri alan olan uzayda yaşamın başlaması sizce çok mu olağandışı bir fikir olur? Bu arada zengin ve refahlı insanlarında göç ederek aşağıdan yukarıya uzay dünyasına dahil olabilecekleri mümkün gözüküyor tabi tıpkı şimdiden uzayda arayış ve yaşam cevabı arayanlar gibi. Arabalarla gitmeler bile başladı bunu yakın tarihten hatırlarsınız. Cidden bu düşünce benim aklıma düştüğünde beni merak içinde bıraktı ve sanıyorum ki sonsuz merak içinde de kalacağım.

Sonuç olarak bu kitap’tan sonra bu adamın zihninin kurgusunun dayandığı temeller ve bilgilerin geleceğe yön vererek belki de ilerdeki gerçekleri bize sunması, adeta bir mucit veya kaşif derecesinde olan zihnini kendi adıma da argo bir tabirle kafasını keşfetmek üzere bundan sonra 'Körler Ülkesi' eserini ondan sonra diğer eserlerini de okumak üzere merakımın oluştuğunu ve okumaya değeceğini düşünüyorum. Bir tavsiyede burada vermek istiyorum eğer H.G Wells ile tanışmak onun kitaplarını ilk kez okumak isteyen olursa, Zaman makinesi eserinin ilk sıranızda olmamasını öneririm. Buraya kadar okuyanlara teşekkürümü de ederek iyi okumalar diliyorum.


Bu siteden gördüğüm bir okurdan beğenerek esinlendiğim kitapla ilgili yaptığım alıntıları da bir arada burada paylaşmak istiyorum: #28886502 - #28886576 - #28980238 - #28981285 - #29066598
Bu konuda bulduğum karikatürleri de burada paylaşıyorum..
https://dev.ofpof.com/...0x746-nq8bicn8j4.jpg Bu işin trajedi bir tablosu
https://dev.ofpof.com/...x1141-hnb4eemrxy.jpg Bu da komedi tarafı

Aynı zamanda Necip Gerboğa'nın düzenlemiş olduğu #28549333 Farklı etkinlikleri keşfet etkinliğinde hem türleri keşfederken bir yandan da farklı yazarları keşfedip, kendisinin de bunda payı olduğu için hem tebrik ediyor hem teşekkürümü bildiriyorum. Bolca ve farklı farklı türlerin okunduğu bu etkinliğe son olarak yine bilimkurgu türünden H.G Wells'in Körler Ülkesi eseriyle yetişip sonlandırmayı da temenni ediyorum.
Kitabı çok önceden edinmiş olmama rağmen okumuyor, erteliyordum. Ta ki bir okur, "harika bir distopya" yorumunda bulunana kadar.
Yazıldıgı zamanı ve şartları düsünerek; en fazla ne olabilir, karakter zaman makinesiyle zamanda yolculuk yapıyordur diye düsünüp, kendi icimde basite indirgedim. Ama yazar tamı tamına 802.701 yılını ön görüyor. Dünya'nın bu kadar ömrü oldugunu düsünmüyorum; ama yazar düşünmüş :)
Zaman makinesinin imkansiz oldugunu düsünüyorum ama olur mu olur. Olursa nasil olur bilemedim ama; bir zaman makinesine rastlarsam denemeden bırakmayacagım:D
Olaylar; karakterin arkadaslariyla olan sıradan ev toplantısında onlara zamanda yolculuk fikrini açmasıyla baslar. Hatta onlara minyatür bir zaman makinesi gösterir. Aslını yapmakta olan karakterimize, arkadaslari inanmaz. Ama karakter bunu başarır ve dener. 802.701 yılına gider ve orada yasadıklarını arkadaşlarına anlatır.
Distopik dünyaları çok severim. Bu garip ama; ütopyadaki pembe yalan mutluluktansa, distopyanın gercek mutsuzlugunu tercih ediyorum.
Bazı okumalarımdan edindigim bilgiye göre(yanlış olabilir): zaman makinesi kavramını ilk ortaya atan da Wells olmuş.
Bilim kurgu türü çok tercih ettiğim bir tür değildir. Ancak Wells ile birlikte bu türe sağlam bir giriş yapmış bulunmaktayım. Doğru bir tercih olduğu için mutluyum :)

Zamanda yolculuk gibi oldukça komplike ve tartışmalı bir konu üzerine yazılmış ilk roman olarak biliyor kitap. Hele ki henüz ne görelilik teorisi nede kuantum fiziği konuşulmuyor. Üç boyutun dördündücüsün zaman ekseni olduğu iddiasını bir İngiliz yazar romanında ortaya atıyor. Ve bunun üzerine yarattığı geleceğin dünyasına götürüyor okuyucusunu. Hayal gücüne hayran kaldım Wells!

Kitapta Wells'in dünya insanının geleceği hakkındaki görüşlerini ve bir nevi uyarılarını yakalamak mümkün. 800 binli yıllara da gelinse insanlık arasında yine bir ayrım ve kıyım söz konusu. Şimdinin dünyasındaki gibi sosyolojik ayrımlar o zamanda olacak ve hatta bu ayrımlar bazı insan türlerini yer altında yaşamaya itecek.

Tasvirler ve işleniş o denli güçlü ki okurken gözünüzün önünde canlanabiliyor her detay. Zaman Yolcusu ile birlikte uzun bir maceraya çıkabiliyorsunuz.

Çevirmen Celal Üster'in kaleminden romanın kısa anlatımını buraya iliştireyim:
"Zaman Makinesi'ne dönersek; H. G. Wells'in 1895 yılında yayımlanan ve bilimkurgu edebiyatının öncülerinden sayılan bu romanında Zaman Gezgini, kendi buluşu olan Zaman Makinesi'ne biner ve 802701 yılına gider. Dönüşünde, dönemin, Büyük Britanya'nın Victoria çağının son döneminin entelektüel kesimlerinden (bir hekim, bir yayın yönetmeni, bir gazeteci, bir ruhbilimci vb.) bir kesit oluşturan dost meclisinde, 802701 yılında ve daha da ötesinde görmüş, yaşamış olduklarını ayrıntılarıyla anlatarak Zaman Makinesi adını verdiği icadının gerçekliğini kanıtlamaya çalışacaktır..."
Gayet sürükleyici, bitirmeden elinizden bırakamıyacağınız bir kitap. Konusu özgün, kısmen sanatsal. Tavsiyemdir. Kitaplığınızda bulunsun.
Zaman Makinesi, okuduğum ilk bilimkurgu romanı olarak tarihime geçmiş bulunmakta. Pişman mıyım? Asla!

Zamanda yolculuk her zaman hayal dünyamda bir köşede parlayan bir fikirdir. Kitabımız, isminden de anlaşılacağı üzere bu fikre dayalı. Ben genelde birkaç bin yıl sonrasını hayal ederken yazarımız kuantum teorisi bile henüz ortaya çıkmamışken bizi 802701 yılına götürüyor. Hayal gücünün karşısında eğiliyorum. Saygılar mr. Wells! İnsan türünün ve hayatın 2'ye ayrıldığı; yeryüzündeki cennetin tasvirinde yaşayan peri misali Eloiler ve yeraltı canavarları Morlocklar ile o zaman dilimine ışınlanıp zaman makinesini kaybeden Zaman Yolcusu'nun dünyayı yeniden keşfederken günümüze dönme çabasına tanık oluyoruz.

Wells iyi yazmış, çok da güzel yazmış! Aslında kitabın konusu uzun uzun yazmaya o kadar müsait ki, yazarımız istese bir destan yaratabilirdi. Zira ben okumaya doyamadım. Ama kendisi hikayeyi kısa tutmayı tercih etmiş. Olsun, böyle de güzel. Fazla sıkmadan, çok kafa karıştırmadan götürüyor bizi 802701'e. En güzel tarafı da, okurken hayal et eyy okur! demesiydi. Hayal kurmaya bayılan bir insan olarak, bilimkurgunun yeni tutkum olduğunu bildirmekten mutluluk duyuyorum.

Bu kitabı sadece okumayın.

Hayal edin.

Yaşayın.
Hello arkadaşlar,
Daha önce Cesur Yeni Dünya ve 1984'ü okumuş biri olarak bu kitabı iyiki onların yanına katmışım.

Wells, insanlığın ve dünyanın geleceğini kendine dert edinmeyi görev bilmiş yaramaz bir çocuk edasıyla yazmış bu kitabı.
Bu kitabın ana karakteri Zaman Gezgini açıkca Ford ve Büyük Birader'den sonra biraz hafif kaldı benim için. Kitabı okurken yer yer beyaz yapışkanımsı canlılar yüzünden mide bulantısıyla karşı karşıya kaldım hassas bir kitap ayarlarıyla oynayınca içinizden geleceğe dair distopik paragraflar dökülüyor. Zaman gezgini bir cismin gerçek olması için üç değil dört uzantıdan bahseder. Dördüncüsü adından anlaşılacağı üzere "ZAMAN" dır. Zaman boyutunda bilincimizin hayatımızın sonuna kadar kesik kesik ilerlemesi olarak tanımlıyor.
Her şeyi acele yapıvermenin hata olduğundan bahsediyor. Doğru söze ne denir. Acele işe şeytan karışır diye boşuna dememişler. Evren bile bu kadar kusursuz bir düzen ve uyum içinde ilerlerken acele yapıvermek her şeyin mahvolmasına yol açar, hatalarımız acele alınmış kararlarımızın sonucudur çoğunlukla.

İlerleyen zamanı ya da bundan Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılını düşünürsek bu süreçte artık insan insana kayıtsız kalacak ve insanlıkdışı soyu ise insanlıktan çıkmış bir dünyaya evrilecek. Her ne kadar varsayımlar dâhilinde gitse bile eser sizce insan artık insan dışında başka şeylere bağımlı hâle gelmedi mi? Bir telefon insanın veremediği şeyleri veriyorsa madde olana mana olandan daha çok bağlandıysak?? Kaygısızlık belki gelecek dünyanın köküne kibrit suyu dökecek. İnsanlar yavaş yavaş olayları normalize ederek olup bitenlere nötralize yaklaşırken daha iyi bir dünya nın hayalini kurmak mümkün gibi görünmüyor. Her şeyin dengesi bozulmaya başlıyor. Sık sık büyüklerimizden şu kelimeleri duyuyorum; eskiden kışın kış yazın yaz olduğunu bilirdik şimdi mevsimler hangi mevsim belli değil. Doğanın dengesi bozulurken insanın olduğu gibi kalmasının bir yolu olabileceğini düşünmüyorum. İnsan kendi genetiğiyle kendisi oynuyor. Tükettiğimiz gıdalar bile beyin kimyamızı, fiziksel ve ruhsal sağlığımızı çok çabuk bozabilirken duygularımız ve bilincimiz ve boyutları algılamamızın aynı kalmasının oluru var mı?
Yabancı bir dünyanın ortasında belki gelecek nesiller kendilerinden daha devasa yengeç ve böcekleri bile görebilir. Duyguları mekanikleşerek bir çocuk zekasına dönüş olabilir. Kayıtsız, cinsiyetsiz, dertsiz, tasasız. Kaygı, dert, tasa olmayan çok güzel bir toplum. Ahmak birer yaratık olabilir mi insan sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılında?? Belki daha erken.
Hayvanların soyunun tükendiği yeni yaratıkların türediği bir dünya olsa bile ancak bizim eserimiz olabilir. Zaman ilerledikçe her şeyin organiğini veya el değmemişini aramaya başlamamız bilinçlenmeye değil kötüye gittiğimizin işareti. Her şey organik ve katkısız olmalıyken azınlıkta kalıp aranması sonucu acı verecek bir durumdur.

Aile kavramının uçup gitmesi, ilgisizlik, cinsiyetleri birbirinden ayıran cilt dokusu ve davranış biçimi farklılıklarının hepsinden yoksun insanlar, farklılıkların ortadan kalkması hepsinin birbirinin tıpkısı olması. Gelecek dünyaya gitmeye gerek yok estetik kaygısı ile insanların yavaş yavaş birbirine benzediği birinin diğerinin kopyası dudak, burun, kaş ve vücuda sahip olduğu ileri zamanlarda daha hızlı ilerleyeceğini bilmemiz gerekiyor. Slikonlu dudaklar, yay gibi kaşlar, hokka burunlar tek tip olmaya emin adımlarla ilerliyoruz.


Daha ileri bir dünyada insan belki de kendi türünden tamamen ayrışarak ilgisizliği ile bu dünyaya yabancı bir hayvan olacak. Kendi türünden biri can verirken umarsızca geçip gidecek ve tüm duygulardan ayrışmış olacak kim bilir! Varsayımlar bile ihtimaller dahilinde olduğu hâlde şu an yaşadığımız dünya gelecek için sağlam ipuçlarını elinde bulunduruyor.
İnsanın kafasını karıştıran bir sürü bilinmeyenin ortasında oturup durmak bir işe yaramaz. Sonunda bunu takıntı haline getirirsin. Bu dünyayla yüzleş.
H. G. Wells
Sayfa 43 - undefined
“İnsan hayatı,” der Wells, “evrenin akışı içindeki bir girdap gibi, yanıltıcı bir şekilde sakindir; bilimse insanın karanlığa yaktığı bir kibrittir ve kibritin ateşi karanlığın sandığımızdan daha da karanlık olduğunu gösterir.”
Her işi kolayca yapıvermek hatadır.
H. G. Wells
Sayfa 13 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Onu bütün yönleriyle görebildiğiniz kanısına bir türlü varamazdınız; görünürdeki açık yürekliliğin gerisinde hep kurnazca bir temkinlilikten, pusuya yatmış bir şeytanlıktan kuşkulanırdınız.
H. G. Wells
Sayfa 13 - İş Bankası Kültür Yayınları
İnsan, insan kardeşlerinin sırtından geçinerek rahat rahat yaşamanın ve safa sürmenin tadını çıkarmış.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zaman Makinesi
Alt başlık:
Bir Buluş
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
120
ISBN:
9786053754268
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Time Machine an Invention
Çeviri:
Celal Üster
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Victoria dönemi Londra’sında yaşayan bir bilim insanı zamanda yolculuk yapmak üzere icat ettiği makineyle geleceğin İngiltere’sini ziyaret eder. Sekiz Yüz İki Bin Yedi Yüz Bir yılında yaşadığı macerayı bir dost meclisinde anlatır. Geleceğin dünyası ayrıcalıklı insanların; güzel, narin ve tembel Eloi’ların rahat ve kaygısız bir yaşam sürdükleri bir yerdir. Ancak Zaman Gezgini bu macera sırasında çok geçmeden yeraltı dünyasına ait hortlaksı Morlock’ları da keşfetmiştir. Wells, Victoria dönemi İngiltere’sinde varsıllarla yoksullar arasında giderek büyüyen uçuruma yönelik keskin eleştirisinde, tarihin ve gelişmenin anlamını sorgular. Toplumsal adaletsizliğin sürüp gitmesi halinde yol açabileceği felaketlere dair uyarıda bulunur. 1895’te yayımlanan Zaman Makinesi, bilimkurgu edebiyatının köşe taşlarından biri olarak, kuşaklar boyu yazarları etkiledi. 21. yüzyılda yaklaşan çevre felaketlerine ve gezegenimizin yazgısına ilişkin kaygılara dair bir öngörü barındıran eskatolojik boyutuyla güncelliğini bugün de koruyor.

HERBERT GEORGE WELLS (1866-1946): İngiliz yazar, gazeteci, sosyolog ve tarihçi Wells, en çok The Time Machine (1895; Zaman Makinesi), The Island of Doctor Moreau (1896; Doktor Moreau’nun Adası), The Invisible Man (1897; Görünmez Adam) ve The War of the Worlds (1898; Dünyalar Savaşı) adlı bilimkurgu romanlarıyla tanınır. Ancak edebiyatın yanı sıra tarih ve politika alanlarında da kalem oynatmış verimli bir yazardır.1930’ların başlarında mizaha yönelen Wells, Love and Mr. Levisham (1900; Aşk ve Bay Levisham), Kipps: The Story of a Simple Soul (1905; Kipps: Basit Bir Kişinin Öyküsü) ve The History of Mr. Polly (1910; Bay Polly’nin Tarihi) adlı romanlarında alt-orta sınıftan kişilerin beklentilerini ve düş kırıklıklarını işledi.

Diğer önemli yapıtları arasında The Outline of History (1920; Tarihin Ana Çizgileri), The Work, Wealth and Happiness of Mankind (1932; İnsanlığın Emeği, Refahı ve Mutluluğu ) ve The Shape of Things to Come (1933; Olayların Alacağı Biçim) sayılabilir.

Kitabı okuyanlar 624 okur

  • Arees
  • Tahir Can Yılmaz
  • Emine Çiçek
  • Gökçe
  • Sıdıka K
  • Hasan Zeki Alp
  • Hilal İMAT
  • Hakan Doğmuş
  • Ezgi Çelik
  • Zehra ağaçe

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.2
14-17 Yaş
%9.6
18-24 Yaş
%28.5
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%15.7
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.4
Erkek
%46.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.7 (63)
9
%24.4 (78)
8
%30.3 (97)
7
%16.3 (52)
6
%5.6 (18)
5
%2.8 (9)
4
%0.3 (1)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları