Zaman Makinesi (Cep Boy)

·
Okunma
·
Beğeni
·
76,7bin
Gösterim
Adı:
Zaman Makinesi
Alt başlık:
Cep Boy
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057829474
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Bilimin sınırlarını zorlayan bilimkurgu edebiyat tutkunlarının vazgeçilmezi Zaman Makinesi, Victoria Dönemi üzerine kaleme alınan en güçlü eserler arasında kabul ediliyor. Zengin-fakir arasında uçurumu fantastik bir maceranın izdüşümüyle anlatan H. G. Wells, öngörüleriyle de ardından gelenleri etkilemeyi başarmış bir eser bırakıyor ardında.

Karbon Kitaplar Wells’in dünyaca en bilinir romanı “The Time Machine”i İngilizce aslından Türkçeye çevirdi.
120 syf.
·4 günde·9/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 15. kitaptı ve bu kitap tam bir bilimkurgu roman özelliğine sahip. H.G. Wells çok özgün bir konuyu, zamanda yolculuğu, tarihte ilk işleyen yazar olarak anılıyor ve zamanda yolculuğu işlediği ilk kitap da işte bu kitap...

Zamanda yolculuk yapmak yıllardır insanların aklını kurcalayan bir soru. Bir gün bir bilimadamı çıkıp zaman makinesini icat edebilecek mi, bilmiyorum; ama düşüncesi bile son derece heyecan verici... Düşünsenize zamanda yolculuk yapabiliyorsunuz ve kendinize istediğiniz bir zaman dilimi seçip oraya giderek hayatınızın kalanını o zaman diliminde sürdürüyorsunuz. Ne kadar da güzel bir şey olurdu değil mi?

H.G. Wells, henüz görelilik teorisi bulunmadan, kuantum teorisi ortaya atılmadan dört boyutlu zamandan bahsetmiş bu kitapta. Einstein'dan önce davranmış ve hayal ettiklerini 1890'larda bu kitap ile ortaya koymuş. Kim bilir, belki de Einstein'in kafasındaki ampul bu kitabı okuduktan sonra yanmıştır...

Yazar, kitaptaki ana kahramanına Zaman Yolcusu demeyi tercih etmiş. Zaman Yolcusu, bir bilimadamı olup zaman makinesini icat ederek zamanda yolculuk yapmayı başarmış ilk kişidir. Kitabın konusu da Zaman Yolcusu'nun Zaman Makinesi ile yaptığı yolculukları anlatmaktadır.

Zaman Yolcusu, zamanda yaptığı ilk yolculukta 802701 yılına yolculuk etmiş ve şimdiki dünyamızdan çok daha farklı bir dünya ile karşılaşmıştır. Zaman Yolcusu, bu gelecek dünyasında insan ırkının ikiye bölünerek iki farklı ırk olarak yaşadığını ortaya koymuştur. Bu ırklardan ilki, yeryüzünde yaşayan ve toplumsal gelişmeler neticesinde zekalarını kullanmak zorunda kalmayan, sürekli gülümseyen, barışçıl ve basit birkaç sözcük dışında konuşma yetisini kaybetmiş olan Eloilerdir. Diğer ırk ise, yer altı mağaralarında yaşayan, gün ışığından kaçan, savaşçıl ve yabani Marlocklar'dır.

Bu iki ırk gece ile gündüz gibi birbirinden ayrıdırlar ve birisi gündüzleri hayatlarını sürdürmektedir diğeri ise geceleri sürdürmektedir. Zaman Yolcusu, ilk yolculuğunda bu iki ırkın içerisine düşer ve geri dönebilmek için bir hayli çaba sarf etmek zorunda kalır. Konu ile igili daha ayrıntılı bilgi vermenin doğru olmadığını düşünerek bu kadarı ile yetiniyorum.

Zaman Makinesi kitabının ilgimi çeken bir diğer yönü ise, Darwinci görüşten hareketle oluşturulmuş ve alt metinlerinde evrim teorisini empoze eden bir kitap oluşudur. Geleceğe hareket eden Zaman Yolcusu'nun karşılaştığı manzara Charles Darwin'in geleceğimiz ile ilgili öngörülerinden çok da farklı değildir. Bu sebeple Eloiler ile Marlocklar üzerinde gerçekleşen değişimlerin de evrim teorisi ile açıklanması son derece doğaldır. Kaldı ki, yazarın hocasının Charles Darwin'in çok yakın bir arkadaşı olduğunu da hesaba katarsak, Wells'in Darwin'den etkilenmiş olduğunu söylemek mümkün.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisi içerisinde okuduğum ve en etkilendiğim kitaplardan biri bu kitap oldu. Özgün konusu ve akıcı anlatımı ile çok hoşuma gitti. En hoşuma giden yönü ise konuyu dallandırıp budaklandırmadan vermesi gereken mesajı vermesiydi. Zira okuyucuyu gereksiz bilimsel açıklamalar veya gereksiz kurgusal ayrıntılarla boğmamak son derece önemli bana göre.

Son olarak, zamanda yolculuk etme şansım olsaydı, hangi zamana giderdim bilmiyorum. Çok düşündüm ama kendime en uygun zaman dilimini bulamadım. Mutlu olduğum tüm zamanları durdurmak istediğim ise kesin. Bugüne kadar sizin zamanınız nasıl geçti bilemiyorum; fakat bundan sonraki zaman dilimlerinin sizin için mutluluk getirmesini diliyorum.
120 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir kitabın filmi çekilmiş ise önce kitabından mı filminden mi başlarsınız?
Kendi adıma kitabı derim. Çünkü anlatılmak istenilen olayın görselliğiden çok okurken betimlenmesini daha dogru buluyor ve seviyorum. Böylelikle farklılıkları daha net anlayabiliyorsunuz. Kitabı okudum filmini izleyip daha da pekiştirmiş oldum. Doğrusunu söylemek gerekirse filmi de bir kaç küçük detay dışında gayet başarılıydı.

Romanımıza gelecek olursak;
Kitabı okumadim resmen izledim. Wells yazdığı her satır ile okuyucuyu büyülemeyi başarmış.
En son George Orwell'in 1984 kitabında böyle hissetmiştim. O romanda da Zaman makinesi'nde olduğu gibi dönemin siyasal ve politik görüşlerine (baskılarına) atıfta bulunulmuş, insanların ayrıştırılması konu alınmıştı.

Kitabın alt başlığında da yer aldığı üzere bir buluş olan zaman makinesini icat eden Zaman gezgini (yazar burada ismini gizli tutmayı tercih etmiş, filminde ise yazarın ismi kullanılmıştır.) Ruh bilimci, hekim, yayın yönetmeni ve gazeteciden oluşan bir dost meclisinde, geleceğe yaptığı zaman yolculuğunu anlatarak icadının doğruluğunu kanıtlamaya çalışır. #109899802


Spoiler;
Zaman gezgini gelecek zamana (sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılına) yaptığı yolculukta, insan ırkının ikiye ayrılarak; iyi huylu Eloiler yeryüzünde baharı yaşayan canlılar iken, siyahla beyazın zıtlığı gibi yeraltında yabani yamyam Morlocklar'ın yaşamakta olduğuna tanık olur. Amaçları yukarı dünya insanı Eloilerin aristokrasisine istençsizcede olsa hizmet etmek olan Morlocklar, yazarın yaşadığı dönemin ötekileştirilen insan yapısına olan eleştirisini anlatmaktadır. Daha da detaylandirmak gerekirse; gelecek ile birlikte insanların makinelesmiş bir toplum olmasının korkusunu distopik olarak ortaya koymaya çalışmış. Ayrıca insan merak etmez, sorgulamaz ve düşünmez ise bir sebzeden farkı  olmadığına dair de bir argüman sunmuş. Bunu da şu alıntı ile açıklayabiliriz: "Alışkanlık ve içgüdü işe yaramaz hale gelmedikçe, doğa zekaya hiçbir zaman başvurmaz. Değişimin ve değişim gereksiniminin olmadığı yerde zêka da olmaz. Ancak çok çeşitli gereksinimleri ve tehlikeleri gidermek zorunda kalan hayvanlar zêka dan yararlanırlar."#110191903


Peki ya böyle bir şansınız olsaydı, zamanda yolculuk yapmak ister miydiniz? Bu kitabı okuyunca biraz farklı düşünebilirsiniz.
Wells'in fantastik bilim kurgusunu okumanızı ardından da filmini izlemenizi tavsiye ederim.
Kitaplı günler. :) 
144 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Hiç geleceğe yolculuk yapma gibi bir dileğiniz oldu mu? Ya da en azından insanları yüzyıllar sonra nasıl bir dünya bekliyor hayali kurdunuz mu? Evet mi? Şimdi kafanızda canlanan o parlak gelecek hayallerini silebilirsiniz. Çünkü bu kitapla birlikte gelecekle ilgili düşüncelerinizde biraz değişikliğe gitmeniz gerekebilir..

Zaman Makinesi, yazardan okumuş olduğum ikinci kitap. Tanıdık dili yine sade, anlaşılır ve akıcı. Karakterlerin çoğunun isimlerinin olmayışı, mesleklerinin isimleriyle ya da onların belirgin özellikleriyle tanıtılması yazarın kitabında dikkatimi çeken ve hoşuma giden ayrıntılardan biriydi.
Her şeyden önce H.G Wells'in bilim kurgu dalının öncülerinden olduğunu bilmek gerekir. Birçok kişiyi etkilemiş ve ondan sonra hızla gelişecek olan bu dalın temellerini atmış diyebiliriz. Hayal gücü ve ileri görüşlülüğü nedeniyle yazar gerçekten de bir zaman makinesine sahip olabilir mi diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz..

    Zaman Yolcusu çevresindeki insanlar tarafından zeki, gizemli ve kurnaz biri olarak tanınıyor. Güven vermeyen bir yapısının da olduğu söylenebilir. Bundan dolayı da arkadaşlarına zaman yolculuğunu mümkün kılan bir aleti tanıttığında, arkadaşları onun anlattıklarına pek ihtimal vermezler. Ancak birkaç gün sonra Zaman Yolcumuz yorgun, aç ve üstü başı dağılmış geldiğinde, onlar da bazı düşüncelerini tekrar gözden geçirme zorunluluğu hissedecekler. Artık kulağa çılgınca gelen hikayenin anlatılma vakti gelmiştir..

Zaman Yolcusu amacına ulaşıyor ve makinesini kullanarak geleceğe, sekiz yüz binli yıllara yolculuk yapıyor. Karşılaştığı dünya, kendi kafasında kurmuş olduğu 'gelecekteki dünya' ile bağdaşmıyor. Zaman yolcusu her şeyiyle daha gelişmiş, daha üstün olduğu bir dünyaya adım atacağını düşünmüştü. Oysa ki ilk izlenimleri ona yanıldığını söylüyordu. Yolcumuz ona yabancı gelen bu dünyayı keşfettikçe şaşkınlığı ve korkusu da artıyor. İnsanlar fiziksel ve zihinsel olarak olabildiğince farklı iki türe ayrılmış. Bir tür yukarıya, aydınlığa aitken diğer tür karanlığa, yeraltına ait. Günışığına ait olan ve karanlıktan korkan tür neredeyse çocuk görünümünde, sevimli, eğlence ve oyundan başka bir şey düşünmeyen insanlardır. Karşıdakine güven veren ifadeleri ve umursamaz bir yapıları var. Bu tür, herhangi bir güç ve zeka gerektiren iş yapmaktan oldukça uzak. Yeraltında yaşayanlar ise korkunç bir görünüme sahip, tehditkar ve saldırganlar. Fiziksel olarak da daha aktifler. Bu iki tür yaşamış oldukları farklı hayatlar nedeniyle adaptasyon süreci geçiriyorlar. Fiziki özellikleri, zeka kapasiteleri ve daha birçok şey aynı dünyada yaşamalarına rağmen değişikliğe uğramış. Zaman Yolcusu bu garip gelecekte, iki türe ayrılmış insanlar arasında kendi dönüş yolunu bulmaya çalışırken bir yandan da içine düşmüş olduğu dünyanın neden bu hale geldiğine dair teoriler üretecek...

Genellikle bizler de Zaman Yolcusu gibi bir gelecek hayal ederiz. Gelecek, neden her zaman her yönden daha gelişmiş olarak tasvir edilir? Daha zeki ve üstün insanlar, akıl almaz bir bilim ve teknoloji...
Bu durum gidişata göre yapılan gerçekçi bir tahmin mi yoksa boş, hayalci bir umut mu? Günümüzde ne kadar iyi şeyler yapıyoruz ki gelecek yıllarda bunun faydasını görebileceğimizi umuyoruz..
Yazar da insanlığı ve dünyayı hor kullanmanın gelecekte bizlere nasıl bir geri dönüşü olabileceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymuş.

Kısa bir sürede bitirebileceğiniz, merak ve heyecanın size eşlik edeceği akıcı bir kitap. Keyifli okumalar.
120 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Gittikçe geliştiğimizi düşünüyoruz değil mi? Teknolojiler, altyapılar, inovasyonlar gözümüzü kamaştırıyor. Peki insanlık, insanoğlu nereye gidiyor? Bunun farkında mıyız? Kazançlarımızın bize kaybettirdiğinin, zaferin kaybetmeye eşit olduğu bir ilerlemenin.

H.G. Wells tam da buna ışık tutuyor aslında.
Bilim adına sağlam temellerle zaman makinesini okura izah ediyor yazar. Tabi ne zaman üçüncü boyuttan çıkıp, dördüncü boyutu Uzay-Zaman dahilinde keşfedebiliriz orası ayrı merak konusu ama kitap bu noktadan sonra bize zamanın, zaman yolculuğunun kapısını açıyor.

Bu noktada Zaman Gezgini ile birlikte tanıklık ediyoruz bu yolculuğa. H.G. Wells'in heyecanını duyumsayabiliyorum Zaman Gezgini zaman makinesini tanıtırkenki zamana dair heyecanını. Fakat kendini zamanda yolculuk ederken insanı, insanlığı tanıyamıyor. Bu noktadaki yazarın hayal gücüne hayran kalmamak elde değil. İnsanın ulaştığı nirvanayı gözler önüne seriyor: kazandıklarını, kaybettiklerini ve bir daha ulaşamayacaklarını. Öyle ki zaman yolculuğundan dönünce Zaman Gezgini yemek yemeden, biraz pepton(protein) almadan konuşmayacağını söylüyor. Çünkü meyveden başka yiyecekleri olmadığını görüyor gelecekteki insanlığın. İnsanlık ideallerine ulaşırken neleri kaybetmiş gözler önüne seriyor. Daha fazlasını spoiler vermemek için siz okurlara bırakıyorum farkına varacağınız nice şeyler için. Çünkü bu kitap eleştirinin, bilim kurgu ile harmanlanması bakımından okuduğum eşsiz eserlerden birisi.

Zaman Gezgini bunları keşfedebildiği için talihli miydi bilinmez. Çünkü insanoğlu bilindik kaderine doğru emin adımlarla gitmekte. Sanırım karakterimizin hayal kırıklığını tarif edebilmek için kitaptan şu alıntı her şeyi özetliyor: "İnsan zekâsı düşünün ne kadar kısa sürmüş olduğunu düşününce kederlendim. İnsanoğlu intihar etmişti. Kendine hedef olarak kararlılıkla rahatı ve kolayı, düstur olarak da güvenli ve istikrarlı dengeli bir toplumu seçmiş ve muradına ermişti - ama sonunda gele gele bu duruma gelmişti işte." Zekâmızın bizi sürüklediği yazgı buydu işte. Sonsuz bir karanlık. Gelecek bizim için hala karanlık ve boş yazara göre. Hırsın, gereksinimin, insan ve doğanın sonsuz etkileşimini sorguluyor. Bu noktada sonsuz demek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Çünkü  "Bana insanlığın batmakta olduğu bir zamanla karşı karşıyaymışım gibi geldi." diyor gezginimiz. Batıyoruz büyük bir hızla yazarın da dediği gibi gereksinimlerimizle, zekâmızla, sevgimizle, anlayışımız, ilerlemelerimizle batıyoruz.

İncelememi sonlandırırken yazarın diliyle tüm bunlara rağmen yaşama, umuda tanıklık eden iki tuhaf çiçek ile bitirmek istiyorum. "Şimdi yanımda, artık kırışmış, kararmış, yassılmış ve kurumuş olsalar da beni avutan, akıl ve güç yitip gittiği zaman bile değerbilirlik ve karşılıklı sevecenliğin insanoğlunun yüreğinde yaşamayı sürdürdüğüne tanıklık eden iki tuhaf beyaz çiçek var."

Herkese hitap eden ve bize, geleceğimize dair okunması gereken bir kitap. Keyifli okumalar dilerim.
120 syf.
·Beğendi·7/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Dünkü selamsız bandosuyla girizgahtan sonra hepinize selam olsun kokoreçseverler ve kokoreç sevmeyip ölümü hakedenler !!! Sevecen kardeşim kokoreci .. Öyle bir dünya YOK!! Neyse bu konu daha çok su kaldırır...O yüzden yazar hakkında bilgilerle, "feyizli ve gönül gözü açan" sohbetlerin startını verelim .. Henüz dünyaya nefret kustuğumuz ve bünyemizde varolmasına rağmen varolduğundan haberdar olmadığımız politik görüşlerimizden bir haberken çokca dadandığım bir türdür bilimkurgu ve frp .. Bu alanlardan malülen emekli oldum desem sanırım ki zerrece yalan söylemiş olmam ..Bu bakımdan bu kitapla yollarımızın kesişmesi ve okuma süreci, eski dumanaltı ortamlı ve bol alkollü günlerin sönmeye yüz tutmuş ateşini közlere körükle dalarak tekrar canlandırdı .. Beni yakınen tanıyanlar Star Wars (EFSANE!!) alemlerimdeki rüyalarımı pek tabii ki biliyorlar .. Şimdi inceleme sulanmasın diye Darth Vader ile bizim evin önündeki lisenin kapısı önünde çekirdek çitleyip yamulan maskesini çekiçle düzelttiğim alemlere tekrar girizgah yapmayalım =)) Az yazardan ve bu eserin yazıldığı dönemden bahsetmek istiyorum sizlere .. Sürpriz bir de isim konuk edicem bu satırlara .. Sonrasında kitabı da spoilersız üstünkörü anlatıp sizi de bu zulümden kurtarıcam..

Herbert George Wells ile esas tanışmam aslında çoook çok daha öncelere dayanıyor ... Bu kitabından falan haberim yok tanıştığım dönemlerde .. Yalnız , 140 ya da 150 küsür eser vermiş bir isim bu amcamız .. Sadece bilimkurgu kulvarında koşmuş bir isim değil .. Thomas Huxley ' nin bir nevi öğrencisi .. Bildiğim kadarıyla Darwin 'in ya da oğlunun da kankisi .. Ondan kelli , bu romanda da okuyacağınız ve göreceğiniz üzere biyoloji alanında yetkin bir isim .. Ve evrim söz konusu olduğunda ateşli bir savunucu .. İşçi sınıfından bir anne babaya sahip olduğu için de sosyalist köklere sarılmış bir emmimiz .. Bunlarla kalsa yeter dersin ama kendisinin en çok kalem oynattığı alan da tarih .. Öyle ki , senelerdir aradığım ve bir türlü bulamadığım "Dünya Tarihinin Ana Hatları" kitabını Atatürk okuyup Türk Tarih Tezini yazdırıyor .. Senin anlayacağın deniz derya bir abimiz bu ... Yani romanlarında ele aldığı konular Görünmezlikmiş (bkz : stealth ...diablocu nesil elime mum diksin!) zaman yolculuğuymuş , tek dünya devletiymiş falan desem ve bu konuları da ilk yazmış şahıs desem gerisine laf-ı güzaf der gecersin .. Şakası yok ! İngiltere de zamanın ekollerinden ..

Şimdi azıcık es verip Amerikalı bir VİKİNGİ çağırıyorum huzurlarınıza ..
Kim mi?
JACK LONDON !!
Anlatıcam sayın cevizkabuğu ..Telaş yok .. Biramız , mühimmatımız ve cephanemiz bol .. Zamandan yana tasan da yok bugün cuma =))
Jack London ' ın İngiltere' ye yolunun düştüğü romanı hangisi ?
Evet !! UÇURUM İNSANLARI !!
Kimleri anlattı Jack London Uçurum İnsanlarında ?
Kraliçe Victoria döneminde Doğu Yakasında inim inim inleyen insanları .. Onun Uçurum İnsanları kitabını yazdığı dönemlerde H.G. Wells de bu romanı kaleme alıyordu ve eleştirdikleri Victoria döneminin politik aynası , kitapta gecen distopya ise bu dönemin bünyesine vermiş olduğu kaygılardan dolayı uyarmak istediği insanlığı bekleyen hazin sondan başka birşey değildi .. Yani.. İki sosyalist ister istemez PİŞTİ olmuşlardı .. Tabii Jack London o günlere değinirken , H. G. Wells çıtayı bir kademe daha kaldırıp gözünü yarınlara dikmişti..

Kitabı mercek altına aldığımızda , bilimkurgu türüne gönül verecekler ve arayış içinde olan arkadaşlarımız için şunu söylemek isterim ki BU BİR BİLİMKURGU ROMANI DEĞİL ! En azından "bana göre" tam olarak değil ..Bu daha çok bir distopya anlatımı .. Olaylardan çok kavramlar ön plana çıkarılmış .. Yani bir Star Wars ( tabii ki çok çok uç bir örnek !) ya da bir Asimov eserinde olduğundan çok çok daha az ayrıntı var söz konusu olaylar olduğunda .. Ben bilimkurgu söz konusu olduğunda kendimi yer sofrasında bulgur pilavı yerken düşünüyorsam eğer , bu kitabı okurken sofrada soğan ve cacık yok kardeşim.. Ortada bir zaman makinası var ve kolu cevirip 800 binli yıllara gidiliyor .. Nerden geliyor bu değirmenin suyu , nedir bu enerjinin kaynağı ? YUMURTA MI KIRIYORLAR İyon motorlarına bilmek istiyorum .. Bu ve benzeri sorular hep havada kalmış .. Eloğlu nerdeyse milyar yıl sonrasına gidip geliyor , seyahatnameyi dinleyenler TBMM de uyuklayan milletvekillerinden kellice .. Bunlar kitabın eksileri .. AMA!
Aması şu : Bu kitap ve içerisinde bulunan DÖRDÜNCÜ BOYUT KAVRAMI 1895 te yayınlandıktan tam on yıl sonra Einstein 'ın jeton düşüyor ve Özel Görelilik Kuramını yayınlıyor .. Pek tabii o da rövanşı 1916 ' da E=mc² ile alıyor =))

Kitap , çok uzak bir gelecekte iNSAN ETİ YİYEBİLECEK KADAR YOLDAN ÇIKMIŞ ve iki aşırı uca bölünmüş bir insanlığın üzerinden günümüz kapitalist sisteminin eleştirisni yapıyor ..Kafa açıcı dediğim örneklerden biri .. Alın okuyun.. Ama bilimkurgu niyetine değil ..

Esen kalın İŞSİZ kalın!!!

Şuraya da eski buhranlı günlerim için bir parca atayım kendime ..4. boyuta geçmek isteyenler buyursunlar ..

https://www.youtube.com/watch?v=94N1Tuw3tYs
144 syf.
·2 günde·8/10 puan
Wells’in Zaman Makinesi adlı eserinde ana karakterimiz olan Zaman Yolcusu sekiz yüz binli yıllara giderek zamanda yolculuk yapmaktadır. Orada başına geleceklerden haberdar değildir ve hayalindeki gelecekten oldukça farklı bir zaman diliminde yer almaktadır. Orada yer altı ve yer üstü insanları olarak sınıflara ayrılmış iki tip insan türü vardır. Bunlar gece ve gündüz gibidirler çünkü bir grup karanlıkta yaşarken bir diğer grup ise aydınlıkta yaşamaya alışmıştır. Aydınlıkta ya da yer üstünde yaşayanlar Eloiler, karanlıkta ya da yer altında yaşayanlar ise Marloclar’dır.
Ana karakterimiz, Zaman Yolcusu, o zaman dilimindeki insanları daha zeki, daha kültürlü ve bilgi birikimi açısından daha zengin olduğunu düşünmektedir ama düşündüğünün tersi ile karşılaşmaktadır ve bu onu biraz hayal kırıklığına uğratır. Hatta kitaptan alıntı yapacak olursak “Bu yaratıklar akılsız mıydı? Bu fikir beni nasıl çarptı bilemezsiniz. Malumunuz, her zaman ‘sekiz yüz iki bin küsur yılı’ insanlarını bilgi, sanat, her şeyde bizden inanılmaz derecede ileride olacaklarını öngörürdüm. Sonra bir tanesi aniden, bizim beş yaşındaki çocuklarımızın zeka düzeyinde olduğunu gösteren bir soru sordu; ben bir yıldırımın içinde güneşten mi gelmiştim!..” karakterimiz biraz şaşırmıştır. Oradaki insanların kültürünü, nüfusunu, barınma ve ihtiyaçlarını nasıl karşıladıklarını görünce bunlar Zaman Yolcusu’na ilginç gelmiştir. Ana karakterimiz Eloiler’den olan Weena ile arkadaş oluyor ve onunla beraber maceraya atılıyor. Ve bu sekiz günlük zaman yolculuğunun ardından zar zor kendi dünyasına ya da bulunması gereken zamana dönüyor ve olup bitenleri arkadaşlarına anlatmaya başlıyor. Tabii ki biz okuyuculara da anlatmış oluyor…
Kısacası kitabın özeti; “ Zaman Yolcusu Yeşil Porselen Sarayı’na gidip bir kutu kibrit çalar; Yeşil Porselen Saray da önceki çağlardan kalan, dünyanın bir zamanlar Tanrılar yahut devler tarafından mesken tutulduğu izlenimini veren devasa bir binadır. Ancak Zaman Yolcusu ateşi vermek için uygun bir alıcı bulamaz; geleceğin insanları öyle yozlaşmıştır ki Zaman Yolcusu’nun kibritleri ya savunma amacıyla kullanılmakta ya da pervasız bir yıkıma sebep olmaktadır. Hikayenin sonunda Zaman Yolcusu kendi zamanına dönmeyi başaramaz ve ebedi bir zaman yolculuğuna mahkum olur.”
120 syf.
·10 günde·6/10 puan
Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce 'Farklı Türleri Keşfet' adında bir etkinliğe başladık. (#28549333) Bu etkinlik ile amacımız, herhangi bir nedenden dolayı uzak kaldığımız veya hiç tanışamadığımız türlere yönelerek kendimizi farklı okuma deneyimlerinde test etmekti... Bu çerçevede, ben de kendime Bilim-Kurgu türünden bir eser seçtim. Çünkü benim için bilim-kurgu sadece sinemada bildiğim, takip ettiğim bir türdü. Bunun edebiyattaki karşılığını uzun zamandır merak ediyordum. Bu türde kitaplar okuyan arkadaşların buraya yazdıkları incelemelere denk geldikçe büyük bir ilgiyle okudum. Başlangıç kitabı olarak da fazla risk almadan, bu türün babalarından sayılan, çok okunan, çok beğenilen, bol referanslı ve kısa bir kitap olan Zaman Makinesi'ni tercih ettim. Bu incelemeyi de çok fazla uzatmadan bu deneyimin sonuçlarını sizinle paylaşmak adına kaleme alıyorum...

Açık konuşmak gerekirse kitap tam anlamıyla beklentilerimi karşılamadı diyebilirim. Kitabın açılış bölümlerindeki atmosferi sevdim. Başka bir ifadeyle, zaman yolculuğu başlayana kadar geçen hazırlık bölümlerini daha akıcı buldum. Ancak zaman yolculuğu başladığı andan itibaren kitaba bir durağanlık çöktü. Sanki zaman durdu ve her şey çok yavaş ilerlemeye başladı. Oysa ki, kitabın asıl muhtevasını içeren bu bölüm, sanırım sinemadan kalma bir alışkanlıktan olsa gerek, biraz daha hareketli olmalıydı bana göre...

100 sayfalık bir kitabı 10 günde tamamlamış olmam her ne kadar gündelik hayatımdaki yoğunluktan kaynaklanıyor olsa da ben bu durağanlığın da etkili olduğunu düşünüyorum. Her kurmacada kırılma alanları vardır ve kurgu basamaklar şeklinde okuru yukarı taşır... Bu kitapta ise bir basamaktan diğerine çıkmak için arada baya yol yürümek zorundasınız. Bu durum bir yerden sonra yorucu olmaya başlıyor...

Bunun yanında, hikayeyi de çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim... İki farklı canlı türünün olduğu bir ortam var ama iki tür hakkında da yazarın bizimle paylaştıkları çok yetersiz kalmış... Bunun yerine bol bol tekrar var. Halbuki bu tekrarlar yerine türler hakkında biraz daha detay verip okuru hikayenin biraz daha içine sokabilirdi...

Bir başka eleştirim de kitabın son bölümüne olacak... Zaman yolcusu, tüm bu hikayeyi 4-5 kişilik nitelikli bir ekibe anlatıyor. Ekipte bilim insanları falan var. Doğal olarak zaman yolcusu hikayesini tamamladığında bu ekipten sıkı bir beyin fırtınası bekliyorsun... En azından zaman yolcusunun yaşadıkları üzerine bilimsel ve sosyolojik argümanların kapıştığı bir tartışma dönebilirdi ekip içerisinde... Ancak bizim ekip, 807 bin bilmem kaç yılında geçen bir zaman yolculuğu hikayesi dinlememiş de mahallenin kahvesinde Galatasaray-Başakşehir maçını seyretmeye gelmiş abiler gibi, hikaye biter bitmez çil yavrusu gibi dağılıyor...

Konuyu çok da fazla uzatmadan toparlamak istiyorum... Netice itibariyle, bilim-kurgu türüyle tanışma kitabım, üzerimde büyük bir etki bırakmadı... Tabii ki tek bir kitap, bu tür hakkında bir yargıya varmak için ölçü olamaz... Ancak sanırım bilim-kurgunun görsel sanat alanlarındaki uyarlamalarını her zaman daha çok seveceğim. Böyle bir çıkarım yapabilirim diye düşünüyorum. İlerleyen dönemlerde de zaman zaman elime bilim-kurgu türünden kitaplar almaya devam edeceğim... Mutlaka içlerinden bir tanesi beni kendine daha fazla çekecektir...

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Herkese keyifli okumalar...
120 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
2021/49
Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur.

Erkeğin gücü ile kadının uysallığı, aile kurumu ve kadın ve erkek mesleklerinin farklılığı, bedensel güç çağının baskıcı zorunluluklarından başka bir şey değildir.

Bilim kurgu yazarlarının atalarından görünen h.g.wells in eseri, zamanda yolculuğu konu eden ilk kitap. 1895 de yayınlanan bu eserde Zaman yolcusu olarak adlandırılan ana karakterimiz zaman makinesini icat ediyor ve geleceğe hem de öyle yakın değil sekiz yüz binlerde ki yıllara gidiyor..ve burada geçirdiği sekiz günü geri dönüp dostlarına anlatıyor. Kısacık 100 sayfalık bir kitap ama düşündürdükleri bu sayfalara sığmayacak kadar derin.

Zamanda yolculuk temalı pek çok kitap veya film genel itibariyle teknolojik gelişmelere odaklanırken Wells in hayal ettiği bu kurguda insanın değişimine odaklanması dikkat çekici ilk nokta bence. Toplumsal yaşamın, devlet veya otorite kavramlarının , sistemsel sorgulama ve ya çözümlemelerin yoğunlukta olduğu bu dönemde doğal olarak en çok atıfta bulunduğu konu sınıf ayrılıklarının ve toplumsal adaletsizliğin en sonunda nelere yol açacağı olmuş. Darwin in evrim teorisine oldukça katıldığını düşündüğüm yargilariyla bezenmiş kurgudan insanın ve dünyanın sonunun yine başladığı noktada biteceği görüşünü savunduğunu anlıyorum ..
Sonuçta bir bilim kurgu eserinden ziyade toplumsal sorgulamalari içinde barındıran bir eserle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilirim. Hangi kategoride degerlendirirsiniz bilemem ama su gibi akan bir kitapti. Öneririm
%43 (51/120)
·Puan vermedi
Ah şu bilimkurgu eserleri…

Her seferinde önyargısız başlayacağım diyip çok derin etkilenmediğim sürece çoğunda sonunu getiremediğim bilimkurgu hikayeleri… Ne yazık ki sen de bunlardan birisin ‘Zaman Makinesi’

Realist bir yapıya sahip olduğumdan olsa gerek bu tarz eserler beni olayın içerisine alamıyor. Kendimi olay akışına kaptıramadığımdan sonunu da göremediğim bu eserin en dikkat çekici yanı yazarın görelilik teorisi bulunmadan, kuantum teorisi ortaya atılmadan dört boyutlu zamandan bahsetmiş olması…
144 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Zamanda yolculuk yapmak ister miydiniz?
Peki böyle bir fırsatınız olsa geçmişe mi yoksa geleceğe mi gitmek isterdiniz??
Sizce de böylesi bir güç hem olumlu hem de olumsuz anlamda müthiş sonuçlara sebep olmaz mıydı???

Tüm evrenin muhteşem bir denge içinde, zamanda ilerlediğini düşünürsek, insanoğlu o hassas dengeye de zarar verir miydi acaba?
Yoksa zaman, insanoğluna rağmen dengesini bulur muydu?

Zaman yolcusu, icat ettiği makineyle `sekiz yüz iki bin yedi yüz bir' yılına gidiyor.
Yazar bu yolculuk için "korkarım zamanda yolculuk yapmanın eşi benzeri olmayan duyularını size aktaramayacağım" diyor ama o andaki her duyguyu çok iyi hissettiriyor.

Gittiğinde gördükleri ise H.G.Wells'in hayal gücünün genişliğini tahmin edebilmemizi sağlıyor.

Eğer gelecekte bir gün zaman makinesi icat edilecekse çok büyük ihtimalle ilham kaynağı H.G.Wells olacaktır.
Tabi bir ihtimal 85 yapımı "Back To The Future" filmi de olabilir ;)

Ufkunuzu genişletecek on kitap listesi yapılsaydı, bu kitap kesinlikle o listede olurdu.

Ve bence kitapla ilgili en etkileyici şey böylesi bir bilim-kurgunun 1895'te yazılmış olmasıdır.
128 syf.
·Puan vermedi
Bu kitap konu olarak zaman yolculuğunu işleyen ilk kitap olma özelliğini taşıyormuş, ve ilk olmasına rağmen gayet güzel bir kitaptı. Çok akıcı bir dili ve tek solukta okunacak olay akışı vardı. Bazı yerlerde gerilip, merak ede ede hızlı bir şekilde okudum. Olaylar zaman yolcusunun bir anda kendini 802.701 yılında bulmasıyla başlıyor. Başlangıçta dünyanın bütün dertlerinin sona erdiğini, cefanın yerini güzelliğe, refaha ve barışa bıraktığını zannetse de yanıldığını anlaması çok uzun sürmez...
120 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
H. G. Wells'in 1895 yılında yazdığı ve bilim kurgu edebiyatında önde gelen eserlerden olan Zaman Makinesi, başkahramanının gizemlerle dolu zaman yolculuğunun hikâyesidir. Victoria dönemi Londra'sında yaşayan bir bilim insanı, icat ettiği makine ile M.S. 802.701 yılına gider ve orada acıdan uzak, zarafet ve uyum içinde, aylak bir yaşam süren Eloiler ve saldırgan Marlocklar ile karşılaşır. Bu iki ırkın gerçek ilişkisi onu insanlığın kaderi üzerine düşünmeye, kendi zamanıyla o dönem arasındaki bağlantıları araştırmaya ve onları birbirinden kopmaya iten gerçeği sorgulamaya yöneltecektir.
Tartışarak siyahı beyaz gösterebilseniz de beni asla ikna edemeyeceksiniz.
H. G. Wells
Sayfa 7 - Türkiye iş bankası kültür yayınları
Aradan geçen bu sürede ya insan soyu insanlıktan çıkmış ve insanlıkdışı, anlayışsız ve karşı durulmaz güçte bir şeye dönüşmüşse?
Bu dünyayla yüzleş. Yollarını öğren, izle, anlamına dair acele tahminlerden kaçın. Sonunda her şeyi çözecek olan ipuçlarını bulacaksın.
H. G. Wells
Sayfa 75 - İthaki yayınları
Alışkanlık ve içgüdü çaresiz kalmadıkça zekaya asla başvurmaz. Değişimin ve değişime gereksinimin olmadığı yerde akıl da yoktur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zaman Makinesi
Alt başlık:
Cep Boy
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057829474
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Bilimin sınırlarını zorlayan bilimkurgu edebiyat tutkunlarının vazgeçilmezi Zaman Makinesi, Victoria Dönemi üzerine kaleme alınan en güçlü eserler arasında kabul ediliyor. Zengin-fakir arasında uçurumu fantastik bir maceranın izdüşümüyle anlatan H. G. Wells, öngörüleriyle de ardından gelenleri etkilemeyi başarmış bir eser bırakıyor ardında.

Karbon Kitaplar Wells’in dünyaca en bilinir romanı “The Time Machine”i İngilizce aslından Türkçeye çevirdi.

Kitabı okuyanlar 12,3bin okur

  • pal
  • Periliçe
  • Havva Dovan
  • Can İz İlhan
  • Sevdi Şen
  • YAĞMUR K.
  • Hasan
  • Özkan Karahan
  • Öznur Demiroğlu
  • GÜLŞEN PEHLİVAN

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (4)
9
%0.1 (6)
8
%0.1 (6)
7
%0.1 (4)
6
%0
5
%0 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları