Zaman MakinesiH. G. Wells

·
Okunma
·
Beğeni
·
343
Gösterim
Adı:
Zaman Makinesi
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
128
ISBN:
9786053754268
Kitabın türü:
Çeviri:
Volkan Gürses
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Wells'in ilk olarak okul gazetesinde yayınladığı bir öyküden hareketle kaleme aldığı kısa romanı Zaman Makinesi, 1895'ten beri bilimkurgunun önde gelen eserlerinden biri oldu. Hem geleceği hayal etmek hem de biliminsanının karakterini göstermek adına derin saptamalarda bulunan, politik göndermelerle yüklü bu distopya, hâlâ gerçekleştiremediğimiz bir fantezinin peşinden yıllardır sürüklüyor bizi. Volkan Gürses'in Türkçeye çevirdiği Zaman Makinesi'nin bu yeni baskısı, roman tarihi ve H.G. Wells üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan akademisyen Patrick Parrinder'ın önemli makalelerinden biriyle zenginleşiyor. Elif Ersavcı'nın Türkçeye kazandırdığı bu makalede Parrinder, Wells'in Zaman Makinesi'ni yazarken, "yaratıcılık düzeyinde de olsa, kendi ölümünün ötesine geçmeyi" öğrendiğini iddia ediyor. Zamana karşı bir makinenin, ölümlülüğe karşı bir yaşamın hikâyesi bu. Wells'in en büyük üç romanından biri olan Zaman Makinesi'ni okurken, hepimiz bir Zaman Yolcusu'yuz!
Zaman Makinesi, bilimkurgu türünün dünden bugüne en çok öne çıkan konularından birisi olan zamanda yolculuk fikrinin kullanıldığı ilk ve en popüler eserlerinden birisidir.Roman, Anlatan kişi ve Zaman Gezgi'nin bakış açısından anlatılmakta.

Zaman Gezgi'ni, gerçekte dört boyut olduğunu bunların üçüne uzayın üç düzlemi dediklerini ve dördüncüsünün de zaman olduğunu söylemekte ve tartışma boyunca arkadaşlarını zamanda yolculuk yapmanın mümkün olabileceğine ikna etmeye çalışmaktadır. Ancak Anlatan Kişi hariç diğerlerinin ne kadar etkilenseler de zamanda yolculuk fikrine ikna olmadıklarını görmekteyiz.


Çok uzak bir geleceğe 800 bin yılına giden Zaman Gezgi'ni burada insan ırkının iki ayrı tür olarak hayatını sürdürdüğünü görmektedir. Sadece meyveyle beslenen katı vejeteryan, zararsız, zarif yukarı dünya çocukları olan akılsız Eloiler ve insaniyet namına bir şey görmenin olanaksız olduğu, hayvanileşmiş, vahşi etobur yeraltında yaşayan Morlocklar.. Başta Eloiler ile karşılaşıp Morlockların varlığından habersiz olan Zaman Gezgi'ni, zaman makinesinin Morlocklar tarafından çalınmasıyla yeraltında yaşayan diğer türün varlığından haberdar olmaktadır, insan ırkının neden iki ayrı türe bölünüp bu kadar farklılaştığını sorgulamaya başlamaktadır. Toplumsal yapı hakkında olasılık yürütmektedir.

“İnsanoğlunun azaldığı döneme rast gelmiştim, anlaşılan. Kızıl güneş batışı bana insanlığın batışını düşündürdü. İlk kez, bugün meşgul olduğumuz sosyal çabaların tuhaf bir sonucunu kavramaya başladım. Hem de, düşünüyorum da mantıklı bir sonuç bu. Güç ihtiyacın ürünüdür; güvenlik güçsüzlüğü artırır. Yaşam koşullarını düzeltme işi —yaşamı gittikçe daha da güvenli yapan gerçek uygarlaştırma süreci— istikrarlı bir şekilde zirveye ulaşmıştı."

iki farklı tür şeklinde yaşamını sürdürmesinin nedeninin direk olarak kendi zamanında kapitalist ve emekçi arasındaki giderek artan kutuplaşmanın sonucu olduğunu söylemektedir. Kapitalizmin yarattığı sosyal sınıf farklılıklarını, sistem kendini tamamladığında varılan noktanın üst sınıfı akılsızlaştıracağını; işçi sınıfı ise hayvanileştirip tamamen köle haline getireceğini fakat yine de bu iki tür arasında yaşam şekilleri dışında hiç bir fark olmadığını, akılsızlaştıkları içinde bu farkın önemsiz olduğunu eleştirmektedir. Wells, kendi gününün, yönetici ve hizmet edici sınıflarla kesin bir surette bölünmüş cemiyetini istikbale doğru uzatmakta.


Wells'in, Zaman Makinesi'nde, beşer ırkı için gördüğü ümit, hareketli ve huzur içindeki bir hayat; beşeri, akıllı bir tarzda, sınıflar arasındaki sınırın kaybolacağı zamana kadar, sınıflar arasında barışçı bir ilişkinin kurulacağı şekilde kaynaştırmaktadır.

Wells'in kurguladığı gelecek, bol betimleme ve tartışma içeren, üzerinde düşünmeyi gerektiren bir türe benziyor. Kitabı zamana yayarak okumak daha doğru olur.
Bilim kurgu okumayalı ne çok olmuş ve ben ne çok özlemişim okumayı :) Bilim kurgu klasiklerine de giriş yapmış bulunuyorum bu kitapla :)
Önsözü biraz kafa yorsa da güç bela okuyabildim :D daha önce bu kadar kapsamlı bir önsöz görmemiştim ama yine de okuyacaksınız bu İthaki yayınlarından okumanızı tavsiye ederim :)
Kitap geleceğe yolculuk yapan bir adamın hikâyesini ve o süreç boyunca yaşadıklarını anlatıyor bu süreç de oldukça sürükleyici. Kitap o kadar yönlü ki biyolojiden fiziğe, sosyolojiden psikolojiye çoğu alanda yayılıyor. Geleceğin o görüntüsü de biraz insanı korkutuyor. Kitabın sonu da beni biraz üzmedi değil :(
Daha fazla nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama kesinlikle okuyun :)
Zamanda yolculuk insanoğlunun her daim bir hayali olmuştur ve bunu başarabilmek için geçmişten bugüne hep bir arayış içerisindedir. Bu güzel kitabımız da 19. Yüzyılın sonlarına doğru bir mucidin, insanların yeryüzünde cenneti yarattıklarını sandığı uzak geleceğe zaman yolculuk yapmasını ve tam anlamıyla da bu yolculuğun gerçeklerinin altında yatan sinsi bir tehlikeyi konuyu ele alan bir hikâyedir. Bilim kurgu edebiyatının klasiklerinden birisi olan ve bununla birlikte, heyecan verici bir şekilde zamana meydan okuyan ve hala okumaya değer eserler arasında yer alan bir kitaptır “Zaman Makinesi”.

ROMANDA YAŞANANLAR:
Richmond, 1891'de bir Londra banliyösü: Henüz tanınmamış olan, parlak fikirli bir araştırmacı ve mucit “zaman” olgusunu anlamayı başarmıştır. Engin bilgisini pratiğe döker ve bir zaman makinesi inşa etmeyi başarır. İngiltere'deki ikamet ettiği evinde, ağırladığı konukları için yeni icadı ile ilgili bir gösteri planlar. Bu buluşmada, kendi icat ettiği cihazı herkesin gözü önünde yok etmeyi başarır. Şaşırmış bir şekilde kendisini sorgulayan gözlere verdiği cevap, kafese benzeyen bu zamazingoyu zamanda bir yolculuğa gönderdiğidir. O anda odada bulunan tüm misafirler, mucide olan saygılarından dolayı kendisinin yaptığı açıklamayı duyduktan sonra, kendisi hakkındaki düşüncelerini dışa vurmazlar. Misafirleri farkında değilken bilim adamı, heyecan içerisinde başka bir odaya geçer ve misafirleri yemeklerini yerken kendisi onlardan habersiz insanı taşıyabilecek kapasitedeki ikinci bir zaman makinesi ile geleceğe yolculuğa çıkar. Tekrar bulunduğu zamana geri döndüğünde aradan sadece bir kaç dakika geçmiştir. Oysa şimdi misafirlerinin karşısında duran bu bilim adamı, sanki günlerdir hiç banyo yapmamış derbeder bir insan görünümdedir! Üstünde olan her şey kir içerisindedir, kendisi ise çok yorgun ve bitkin görünmektedir. O anda orada neler olduğunu anlamakta güçlük çeken misafirlerine yolculuk esnasında yaşadığı tüm hikâyeyi anlatır.

Aralarında bir gazete için editörlük ve yazarlık yapanlardan birisi, bu anlatılanlardan çok güzel bir hikâye çıkacağını sezdiği için onu can kulağı ile dinlemeye koyulur. Zaman yolcumuz, bu inanılması güç hikâyesini anlatırken, ilk başta güneşin ve sonra ayın çok daha hızlı hareket ettiğini anlatır. İcat etmiş olduğu makinesinde bulunan manivelaları daha çok çevirdiğini ve hızını gittikçe artırdığından bahseder. Etrafında bulunan her şeyin inanılmaz bir hızla hareket ettiğini ve bir süre sonra duvarların kaybolduğunu ve zaman göstergesinin sıfırlarının gelece doğru arttığını anlatır. Bu zaman zarfında insanlığın yaşamış olduğu bir savaş sonrasında evlerin yıkıldığını fark etmiştir. Bu inanılmaz yıkımın gözlerinin önünden geçmesi sadece saliseler almıştır. Ama bu sürecin aslında çok daha uzun olduğunu, zaman göstergelerine baktığında anlar. Anlık, sabit bir karanlık sonrasında, etrafındaki ağaçların ve bitkilerin yeşermeye başladığını gördüğünü anlatır. Güneşin eskisi gibi gökyüzünde tekrar dairesel harekete başladığını gördüğünü anlatır. Ayı ve hatta yıldızları tekrar görebilmektedir. Bu kısa zaman zarfında yıldızların yer değiştirmelerini akan bir film gibi izlediğini anlatır. Hikayenin devamını onun bakış açısından okuyalım.

İngiltere’de, insanların savaş olmayan bir ortamda, açlık çekmeyen, çalışma ihtiyacı duymayan ve veba benzeri hastalıklardan arınmış Ütopik bir yaşam sürdüklerine şahit olmuştur. Ancak, hayatta kalmak için günlük mücadele gereksiz bir hal aldıkça, insanlığında da git gide dejenere olmaya başladığına şahit olur. Eskiden kalma ama güvenilir makineler tarafından desteklenen, yiyecek ve giyecek sorunu olmaksızın, genellikle sonsuz yaz yaşayan bir dünyada yaşamak, insanlar arasında tüm inisiyatifin kaybolmasına ve kaygısızca sürdürülen tembelliğin baş göstermesine sebep olmuştur.

Tabii ki, insanlar içgüdüsel olarak korkunun hala ne demek olduğunu bilmektedirler: Geceleri, maymuna benzer yaratıklar, gizlendikleri yer altı mağaralarından yeryüzüne çıkmakta ve onları yemek için peşlerindedirler. Morlocklar, muazzam bir mutasyona uğramış ikinci nesil insan ırkıdır. Vakti zamanında büyük makinelerin tedarik ve bakımından sorumluydular. Her ne kadar akılları/zihinleri körelmiş olsa da, bugün hala bu işi içgüdüsel olarak sürdürmektedirler.

Ancak, geriye kalan üst zekâ yolcumuzun zaman makinesini kaçırmak için bu konuda fazlasıyla yeterlidir. Yolcumuz umutsuzca, kendisini Morlock'lara karşı savunacak araçlar ya da silahlar için batık uygarlığın kalıntılarını karıştırır. Genç Weena'ya bir arkadaş bile bulmasına rağmen, Eloi'ye güvenemez. Morlock’lar çiftimizi kollamaktadır. Gezgin onlardan kaçıp kurtulmayı başardıktan sonra, sonunda zaman makinesini tekrar bulur. Öfkeli Morlock’ların baskısının vermiş olduğu stres altındaki kaçış planları alt üst olur ve gezginleri yeryüzündeki tüm hayatın sona ermiş olduğu bir zamana, 30 milyon yıl sonrasına götürür... Ve maceramız böylece devam eder…

Bilim kurgunun genetik kökeni:
Bu konu hakkında hâlâ cevap bekleyen birçok soru, bilim kurgunun ilk edebiyat tarihçisinin kafasını karıştırmaktadır. Bununla birlikte bazı şeyler kaya gibi sapasağlam durmaktadır ve 1895 yılı bilim kurgu türünün kronolojisinde bir kilometre olmuştur. 1895’te genç yazar H.G. Wells ilk çalışmasını "Zaman Makinesi" başlıklı kısa bir romanı olarak kaleme aldı ve sattı. O zaman diliminde "bilim kurgu" diye bir şey henüz yoktu; Bu terim otuz yıl sonra ve başka bir kıtada dillendirildi.

Günümüzde böylesi bir çalışma hakkında uygun bir yargıya varmak istiyorsak, 19. Yüzyılın sonunda bilim kurgu sahnesine ilk defa Wells'in "zaman makinesi" ile giriş yaptığını bilmek çok önemlidir. 21. Yüzyılın okuru olarak, büyük bir hevesle ele alacağımız bu klasik şaheserin daha ilk sayfalarını çevirdikten sonra şaşkınlığa kapılmamalı ve kitaptan sıkılmamalıyız. "Zaman Makinesi", 1895 yılında ele alınmış bir kitap olduğu için belki bugünkü ihtiyaç ya da beklentilerimizi karşılamayabilir, ama eğer okurken kendimizi tamamen bu güzelliğe bırakacak olursak, o zaman gerçek değerini anlayacak ve o zaman bu güzel eserin tadına varacağız diye düşünüyorum.

Yavaş ama ısrarcı
Aslında, bugünün standartlarına göre bakıldığında kitapta çok az şeyler yaşanıyor ve 1895 yılında, genç H.G. Wells kaleme aldığı bu hikâye yeteneği üzerinde fazlasıyla gayret göstermek zorunda kaldı. “Zaman Makinesi” kendisinin ilk çalışmasıydı ve şimdi ölümsüzleştirilen fikirleri için bir kilometre taşı niteliğindeydi.

Günümüz yazarları okurlarına artık çok daha farklı bir şekilde yaklaşıyorlar. Wells, 1895'te ki okuyucusuna gerçek hikâyesine giriş yapmadan önce, zamanın doğası ile ilgili ayrıntılı bir giriş yapmayı çok iyi başarabildi. Bu genellikle olaylara bir kural ve akıllıca bir eylem unsuru olarak entegre edilir. Bununla birlikte, her ne kadar "Uzay Yolu - Star Trek" dizisininin fikir babasının Gene Roddenberry olduğu bilinse de, benim zannımca; Roddenberry’nin bu kült dizi için H.G. Wells’den ilham aldığı da aşikârdır.

Kısacası, bir bilimkurgu hayranıysanız, bu güzel eseri muhakkak değerlendirin derim.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ Adem YEŞİL ~
İthaki'nin bilimkurgu klasiklerinde okuduğum 3. kitap. Önsözünde yer alan bilgiler için bile okunur bu kitap. Önsözü okuyup orada yazılan makale vs.'lere internetten bakınca dedim bu kitap 1895 yılında nasıl yazılmış. İleriyi o kadar önceden görüp, ileride zaman makinesi olabilir fikri müthiş.
Kitap genel olarak gayet hoşuma gitti fakat bana biraz kısa geldi biraz daha ayrıntıya girse o dünyayı bize daha iyi anlatabilirdi diye düşünüyorum güzel bir gelecek düşüncesiyle yazılmış harika bir bilim kurgu klasiği diyebilirim
Sanki bir eğlence inindeymişsiniz gibi —çaresiz, paldır küldür bir gidiş! Ve her an gerçekleşebilecek bir çarpışmaya dair korkunç sezgiler. Ben hızımı arttırdıkça gece, kara bir kanadın çırpışı gibi günü izliyordu,
H. G. Wells
İthaki Yayınları
"Bir edebiyatçı olsaydım, her çeşit hırsın yararsızlığı üzerine ahlâk dersleri verebilirdim belki."
Zaman Yolcusu kolay kolay anlayamayacağınız şu adamlardan biriydi; onunla ilgili her şeyi kavradığınızı asla hissedemez, her zaman kurnaz bir ihtiyattan, görünür içtenliğinin arkasında pusuda bekleyen bir hinlikten kuşkulanırdınız.
İnsan hayatı, evrenin akışı içindeki bir girdap gibi, yanıltıcı bir şekilde sakindir; bilimse insanın karanlığa yaktığı bir kibrittir ve kibritin ateşi, karanlığın sandığımızdan daha da karanlık olduğunu gösterir.
İnsanın yokluğunda ve ılıman bir iklimde alevin ne kadar ender rastlanan bir şey olduğunu bilmiyorum hiç düşündünüz mü? Güneşin ısısı nadiren yakacak kadar güçlüdür; daha tropikal bölgelerde bazen olduğu gibi, bir çiy damlasında odaklandığı zaman bile düşündüğünüz kadar yakıcı olamaz. Şimşek çakıp kavurabilir ama büyük bir yangına çok nadiren yol açar. Çürüyen bitkiler zaman zaman, mayalanmalarının sıcağıyla için için yanabilirler, fakat bu durum nadiren alevlerle sonuçlanır. Bu çöküş çağında, ateş yakma becerisi de dünya yüzünde unutulanlardan olmuştu.
H. G. Wells
Sayfa 116 - İthaki Yayınları
Aslına bakılırsa Zaman Yolcusu kolay kolay anlayamayacağınız şu adamlardan biriydi; onunla ilgili her şeyi kavradığınızı asla hissedemez, her zaman kurnaz bir ihtiyattan, görünür içtenliğinin arkasında pusuda bekleyen bir hinlikten kuşkulanırdınız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zaman Makinesi
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
128
ISBN:
9786053754268
Kitabın türü:
Çeviri:
Volkan Gürses
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Wells'in ilk olarak okul gazetesinde yayınladığı bir öyküden hareketle kaleme aldığı kısa romanı Zaman Makinesi, 1895'ten beri bilimkurgunun önde gelen eserlerinden biri oldu. Hem geleceği hayal etmek hem de biliminsanının karakterini göstermek adına derin saptamalarda bulunan, politik göndermelerle yüklü bu distopya, hâlâ gerçekleştiremediğimiz bir fantezinin peşinden yıllardır sürüklüyor bizi. Volkan Gürses'in Türkçeye çevirdiği Zaman Makinesi'nin bu yeni baskısı, roman tarihi ve H.G. Wells üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan akademisyen Patrick Parrinder'ın önemli makalelerinden biriyle zenginleşiyor. Elif Ersavcı'nın Türkçeye kazandırdığı bu makalede Parrinder, Wells'in Zaman Makinesi'ni yazarken, "yaratıcılık düzeyinde de olsa, kendi ölümünün ötesine geçmeyi" öğrendiğini iddia ediyor. Zamana karşı bir makinenin, ölümlülüğe karşı bir yaşamın hikâyesi bu. Wells'in en büyük üç romanından biri olan Zaman Makinesi'ni okurken, hepimiz bir Zaman Yolcusu'yuz!

Kitabı okuyanlar 61 okur

  • Büşra ŞAHİN
  • İbrahim Özgül
  • Hasan Zeki Alp
  • Sıla
  • Cem Єren
  • Merve Arıkan
  • T. Levent
  • Gamize
  • Furkan Eroğlu
  • Merve

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.4 (6)
9
%32.1 (9)
8
%17.9 (5)
7
%25 (7)
6
%3.6 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0