·
Okunma
·
Beğeni
·
10.686
Gösterim
Adı:
Zaman Makinesi
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053754268
Kitabın türü:
Çeviri:
Volkan Gürses
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Wells'in ilk olarak okul gazetesinde yayınladığı bir öyküden hareketle kaleme aldığı kısa romanı Zaman Makinesi, 1895'ten beri bilimkurgunun önde gelen eserlerinden biri oldu. Hem geleceği hayal etmek hem de biliminsanının karakterini göstermek adına derin saptamalarda bulunan, politik göndermelerle yüklü bu distopya, hâlâ gerçekleştiremediğimiz bir fantezinin peşinden yıllardır sürüklüyor bizi. Volkan Gürses'in Türkçeye çevirdiği Zaman Makinesi'nin bu yeni baskısı, roman tarihi ve H.G. Wells üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan akademisyen Patrick Parrinder'ın önemli makalelerinden biriyle zenginleşiyor. Elif Ersavcı'nın Türkçeye kazandırdığı bu makalede Parrinder, Wells'in Zaman Makinesi'ni yazarken, "yaratıcılık düzeyinde de olsa, kendi ölümünün ötesine geçmeyi" öğrendiğini iddia ediyor. Zamana karşı bir makinenin, ölümlülüğe karşı bir yaşamın hikâyesi bu. Wells'in en büyük üç romanından biri olan Zaman Makinesi'ni okurken, hepimiz bir Zaman Yolcusu'yuz!
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 15. kitaptı ve bu kitap tam bir bilimkurgu roman özelliğine sahip. H.G. Wells çok özgün bir konuyu, zamanda yolculuğu, tarihte ilk işleyen yazar olarak anılıyor ve zamanda yolculuğu işlediği ilk kitap da işte bu kitap...

Zamanda yolculuk yapmak yıllardır insanların aklını kurcalayan bir soru. Bir gün bir bilimadamı çıkıp zaman makinesini icat edebilecek mi, bilmiyorum; ama düşüncesi bile son derece heyecan verici... Düşünsenize zamanda yolculuk yapabiliyorsunuz ve kendinize istediğiniz bir zaman dilimi seçip oraya giderek hayatınızın kalanını o zaman diliminde sürdürüyorsunuz. Ne kadar da güzel bir şey olurdu değil mi?

H.G. Wells, henüz görelilik teorisi bulunmadan, kuantum teorisi ortaya atılmadan dört boyutlu zamandan bahsetmiş bu kitapta. Einstein'dan önce davranmış ve hayal ettiklerini 1890'larda bu kitap ile ortaya koymuş. Kim bilir, belki de Einstein'in kafasındaki ampul bu kitabı okuduktan sonra yanmıştır...

Yazar, kitaptaki ana kahramanına Zaman Yolcusu demeyi tercih etmiş. Zaman Yolcusu, bir bilimadamı olup zaman makinesini icat ederek zamanda yolculuk yapmayı başarmış ilk kişidir. Kitabın konusu da Zaman Yolcusu'nun Zaman Makinesi ile yaptığı yolculukları anlatmaktadır.

Zaman Yolcusu, zamanda yaptığı ilk yolculukta 802701 yılına yolculuk etmiş ve şimdiki dünyamızdan çok daha farklı bir dünya ile karşılaşmıştır. Zaman Yolcusu, bu gelecek dünyasında insan ırkının ikiye bölünerek iki farklı ırk olarak yaşadığını ortaya koymuştur. Bu ırklardan ilki, yeryüzünde yaşayan ve toplumsal gelişmeler neticesinde zekalarını kullanmak zorunda kalmayan, sürekli gülümseyen, barışçıl ve basit birkaç sözcük dışında konuşma yetisini kaybetmiş olan Eloilerdir. Diğer ırk ise, yer altı mağaralarında yaşayan, gün ışığından kaçan, savaşçıl ve yabani Marlocklar'dır.

Bu iki ırk gece ile gündüz gibi birbirinden ayrıdırlar ve birisi gündüzleri hayatlarını sürdürmektedir diğeri ise geceleri sürdürmektedir. Zaman Yolcusu, ilk yolculuğunda bu iki ırkın içerisine düşer ve geri dönebilmek için bir hayli çaba sarf etmek zorunda kalır. Konu ile igili daha ayrıntılı bilgi vermenin doğru olmadığını düşünerek bu kadarı ile yetiniyorum.

Zaman Makinesi kitabının ilgimi çeken bir diğer yönü ise, Darwinci görüşten hareketle oluşturulmuş ve alt metinlerinde evrim teorisini empoze eden bir kitap oluşudur. Geleceğe hareket eden Zaman Yolcusu'nun karşılaştığı manzara Charles Darwin'in geleceğimiz ile ilgili öngörülerinden çok da farklı değildir. Bu sebeple Eloiler ile Marlocklar üzerinde gerçekleşen değişimlerin de evrim teorisi ile açıklanması son derece doğaldır. Kaldı ki, yazarın hocasının Charles Darwin'in çok yakın bir arkadaşı olduğunu da hesaba katarsak, Wells'in Darwin'den etkilenmiş olduğunu söylemek mümkün.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisi içerisinde okuduğum ve en etkilendiğim kitaplardan biri bu kitap oldu. Özgün konusu ve akıcı anlatımı ile çok hoşuma gitti. En hoşuma giden yönü ise konuyu dallandırıp budaklandırmadan vermesi gereken mesajı vermesiydi. Zira okuyucuyu gereksiz bilimsel açıklamalar veya gereksiz kurgusal ayrıntılarla boğmamak son derece önemli bana göre.

Son olarak, zamanda yolculuk etme şansım olsaydı, hangi zamana giderdim bilmiyorum. Çok düşündüm ama kendime en uygun zaman dilimini bulamadım. Mutlu olduğum tüm zamanları durdurmak istediğim ise kesin. Bugüne kadar sizin zamanınız nasıl geçti bilemiyorum; fakat bundan sonraki zaman dilimlerinin sizin için mutluluk getirmesini diliyorum.
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Dünkü selamsız bandosuyla girizgahtan sonra hepinize selam olsun kokoreçseverler ve kokoreç sevmeyip ölümü hakedenler !!! Sevecen kardeşim kokoreci .. Öyle bir dünya YOK!! Neyse bu konu daha çok su kaldırır...O yüzden yazar hakkında bilgilerle, "feyizli ve gönül gözü açan" sohbetlerin startını verelim .. Henüz dünyaya nefret kustuğumuz ve bünyemizde varolmasına rağmen varolduğundan haberdar olmadığımız politik görüşlerimizden bir haberken çokca dadandığım bir türdür bilimkurgu ve frp .. Bu alanlardan malülen emekli oldum desem sanırım ki zerrece yalan söylemiş olmam ..Bu bakımdan bu kitapla yollarımızın kesişmesi ve okuma süreci, eski dumanaltı ortamlı ve bol alkollü günlerin sönmeye yüz tutmuş ateşini közlere körükle dalarak tekrar canlandırdı .. Beni yakınen tanıyanlar Star Wars (EFSANE!!) alemlerimdeki rüyalarımı pek tabii ki biliyorlar .. Şimdi inceleme sulanmasın diye Darth Vader ile bizim evin önündeki lisenin kapısı önünde çekirdek çitleyip yamulan maskesini çekiçle düzelttiğim alemlere tekrar girizgah yapmayalım =)) Az yazardan ve bu eserin yazıldığı dönemden bahsetmek istiyorum sizlere .. Sürpriz bir de isim konuk edicem bu satırlara .. Sonrasında kitabı da spoilersız üstünkörü anlatıp sizi de bu zulümden kurtarıcam..

Herbert George Wells ile esas tanışmam aslında çoook çok daha öncelere dayanıyor ... Bu kitabından falan haberim yok tanıştığım dönemlerde .. Yalnız , 140 ya da 150 küsür eser vermiş bir isim bu amcamız .. Sadece bilimkurgu kulvarında koşmuş bir isim değil .. Thomas Huxley ' nin bir nevi öğrencisi .. Bildiğim kadarıyla Darwin 'in ya da oğlunun da kankisi .. Ondan kelli , bu romanda da okuyacağınız ve göreceğiniz üzere biyoloji alanında yetkin bir isim .. Ve evrim söz konusu olduğunda ateşli bir savunucu .. İşçi sınıfından bir anne babaya sahip olduğu için de sosyalist köklere sarılmış bir emmimiz .. Bunlarla kalsa yeter dersin ama kendisinin en çok kalem oynattığı alan da tarih .. Öyle ki , senelerdir aradığım ve bir türlü bulamadığım "Dünya Tarihinin Ana Hatları" kitabını Atatürk okuyup Türk Tarih Tezini yazdırıyor .. Senin anlayacağın deniz derya bir abimiz bu ... Yani romanlarında ele aldığı konular Görünmezlikmiş (bkz : stealth ...diablocu nesil elime mum diksin!) zaman yolculuğuymuş , tek dünya devletiymiş falan desem ve bu konuları da ilk yazmış şahıs desem gerisine laf-ı güzaf der gecersin .. Şakası yok ! İngiltere de zamanın ekollerinden ..

Şimdi azıcık es verip Amerikalı bir VİKİNGİ çağırıyorum huzurlarınıza ..
Kim mi?
JACK LONDON !!
Anlatıcam sayın cevizkabuğu ..Telaş yok .. Biramız , mühimmatımız ve cephanemiz bol .. Zamandan yana tasan da yok bugün cuma =))
Jack London ' ın İngiltere' ye yolunun düştüğü romanı hangisi ?
Evet !! UÇURUM İNSANLARI !!
Kimleri anlattı Jack London Uçurum İnsanlarında ?
Kraliçe Victoria döneminde Doğu Yakasında inim inim inleyen insanları .. Onun Uçurum İnsanları kitabını yazdığı dönemlerde H.G. Wells de bu romanı kaleme alıyordu ve eleştirdikleri Victoria döneminin politik aynası , kitapta gecen distopya ise bu dönemin bünyesine vermiş olduğu kaygılardan dolayı uyarmak istediği insanlığı bekleyen hazin sondan başka birşey değildi .. Yani.. İki sosyalist ister istemez PİŞTİ olmuşlardı .. Tabii Jack London o günlere değinirken , H. G. Wells çıtayı bir kademe daha kaldırıp gözünü yarınlara dikmişti..

Kitabı mercek altına aldığımızda , bilimkurgu türüne gönül verecekler ve arayış içinde olan arkadaşlarımız için şunu söylemek isterim ki BU BİR BİLİMKURGU ROMANI DEĞİL ! En azından "bana göre" tam olarak değil ..Bu daha çok bir distopya anlatımı .. Olaylardan çok kavramlar ön plana çıkarılmış .. Yani bir Star Wars ( tabii ki çok çok uç bir örnek !) ya da bir Asimov eserinde olduğundan çok çok daha az ayrıntı var söz konusu olaylar olduğunda .. Ben bilimkurgu söz konusu olduğunda kendimi yer sofrasında bulgur pilavı yerken düşünüyorsam eğer , bu kitabı okurken sofrada soğan ve cacık yok kardeşim.. Ortada bir zaman makinası var ve kolu cevirip 800 binli yıllara gidiliyor .. Nerden geliyor bu değirmenin suyu , nedir bu enerjinin kaynağı ? YUMURTA MI KIRIYORLAR İyon motorlarına bilmek istiyorum .. Bu ve benzeri sorular hep havada kalmış .. Eloğlu nerdeyse milyar yıl sonrasına gidip geliyor , seyahatnameyi dinleyenler TBMM de uyuklayan milletvekillerinden kellice .. Bunlar kitabın eksileri .. AMA!
Aması şu : Bu kitap ve içerisinde bulunan DÖRDÜNCÜ BOYUT KAVRAMI 1895 te yayınlandıktan tam on yıl sonra Einstein 'ın jeton düşüyor ve Özel Görelilik Kuramını yayınlıyor .. Pek tabii o da rövanşı 1916 ' da E=mc² ile alıyor =))

Kitap , çok uzak bir gelecekte iNSAN ETİ YİYEBİLECEK KADAR YOLDAN ÇIKMIŞ ve iki aşırı uca bölünmüş bir insanlığın üzerinden günümüz kapitalist sisteminin eleştirisni yapıyor ..Kafa açıcı dediğim örneklerden biri .. Alın okuyun.. Ama bilimkurgu niyetine değil ..

Esen kalın İŞSİZ kalın!!!

Şuraya da eski buhranlı günlerim için bir parca atayım kendime ..4. boyuta geçmek isteyenler buyursunlar ..

https://www.youtube.com/watch?v=94N1Tuw3tYs
  • Satranç
    8.7/10 (9.741 Oy)9.706 beğeni27.249 okunma2.013 alıntı126.173 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.939 Oy)9.210 beğeni30.243 okunma926 alıntı146.667 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.988 Oy)19.920 beğeni45.626 okunma3.579 alıntı192.834 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.783 Oy)8.398 beğeni24.027 okunma957 alıntı95.833 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.294 Oy)6.652 beğeni17.681 okunma2.988 alıntı90.412 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.133 Oy)13.965 beğeni36.178 okunma3.799 alıntı153.776 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.251 Oy)9.250 beğeni27.608 okunma2.937 alıntı121.721 gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.6/10 (6.378 Oy)6.084 beğeni18.029 okunma2.306 alıntı96.364 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.914 Oy)6.027 beğeni20.633 okunma924 alıntı107.316 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.917 Oy)9.457 beğeni26.622 okunma1.815 alıntı136.074 gösterim
Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce 'Farklı Türleri Keşfet' adında bir etkinliğe başladık. (#28549333) Bu etkinlik ile amacımız, herhangi bir nedenden dolayı uzak kaldığımız veya hiç tanışamadığımız türlere yönelerek kendimizi farklı okuma deneyimlerinde test etmekti... Bu çerçevede, ben de kendime Bilim-Kurgu türünden bir eser seçtim. Çünkü benim için bilim-kurgu sadece sinemada bildiğim, takip ettiğim bir türdü. Bunun edebiyattaki karşılığını uzun zamandır merak ediyordum. Bu türde kitaplar okuyan arkadaşların buraya yazdıkları incelemelere denk geldikçe büyük bir ilgiyle okudum. Başlangıç kitabı olarak da fazla risk almadan, bu türün babalarından sayılan, çok okunan, çok beğenilen, bol referanslı ve kısa bir kitap olan Zaman Makinesi'ni tercih ettim. Bu incelemeyi de çok fazla uzatmadan bu deneyimin sonuçlarını sizinle paylaşmak adına kaleme alıyorum...

Açık konuşmak gerekirse kitap tam anlamıyla beklentilerimi karşılamadı diyebilirim. Kitabın açılış bölümlerindeki atmosferi sevdim. Başka bir ifadeyle, zaman yolculuğu başlayana kadar geçen hazırlık bölümlerini daha akıcı buldum. Ancak zaman yolculuğu başladığı andan itibaren kitaba bir durağanlık çöktü. Sanki zaman durdu ve her şey çok yavaş ilerlemeye başladı. Oysa ki, kitabın asıl muhtevasını içeren bu bölüm, sanırım sinemadan kalma bir alışkanlıktan olsa gerek, biraz daha hareketli olmalıydı bana göre...

100 sayfalık bir kitabı 10 günde tamamlamış olmam her ne kadar gündelik hayatımdaki yoğunluktan kaynaklanıyor olsa da ben bu durağanlığın da etkili olduğunu düşünüyorum. Her kurmacada kırılma alanları vardır ve kurgu basamaklar şeklinde okuru yukarı taşır... Bu kitapta ise bir basamaktan diğerine çıkmak için arada baya yol yürümek zorundasınız. Bu durum bir yerden sonra yorucu olmaya başlıyor...

Bunun yanında, hikayeyi de çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim... İki farklı canlı türünün olduğu bir ortam var ama iki tür hakkında da yazarın bizimle paylaştıkları çok yetersiz kalmış... Bunun yerine bol bol tekrar var. Halbuki bu tekrarlar yerine türler hakkında biraz daha detay verip okuru hikayenin biraz daha içine sokabilirdi...

Bir başka eleştirim de kitabın son bölümüne olacak... Zaman yolcusu, tüm bu hikayeyi 4-5 kişilik nitelikli bir ekibe anlatıyor. Ekipte bilim insanları falan var. Doğal olarak zaman yolcusu hikayesini tamamladığında bu ekipten sıkı bir beyin fırtınası bekliyorsun... En azından zaman yolcusunun yaşadıkları üzerine bilimsel ve sosyolojik argümanların kapıştığı bir tartışma dönebilirdi ekip içerisinde... Ancak bizim ekip, 807 bin bilmem kaç yılında geçen bir zaman yolculuğu hikayesi dinlememiş de mahallenin kahvesinde Galatasaray-Başakşehir maçını seyretmeye gelmiş abiler gibi, hikaye biter bitmez çil yavrusu gibi dağılıyor...

Konuyu çok da fazla uzatmadan toparlamak istiyorum... Netice itibariyle, bilim-kurgu türüyle tanışma kitabım, üzerimde büyük bir etki bırakmadı... Tabii ki tek bir kitap, bu tür hakkında bir yargıya varmak için ölçü olamaz... Ancak sanırım bilim-kurgunun görsel sanat alanlarındaki uyarlamalarını her zaman daha çok seveceğim. Böyle bir çıkarım yapabilirim diye düşünüyorum. İlerleyen dönemlerde de zaman zaman elime bilim-kurgu türünden kitaplar almaya devam edeceğim... Mutlaka içlerinden bir tanesi beni kendine daha fazla çekecektir...

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Herkese keyifli okumalar...
Kitabı sevmedim ama bana bir çok şey düşündürdü. İNK kitabının zamanla ilgili açıklamalarına inanıyorum: uzayda, âlemlerde asli zaman denen hakiki, gerçek ve tek bir zaman akışı var. İnsanlar bu asli zaman akışı içerisinde doğdukları andan öldükleri âna dek bir nokta üzerinde çemberler çizerek ölümlerine doğru yol alıyorlar. Öldükleri an aslında asli zamanda ilerlenmiş olmuyor. Ama bize yaşadığımız süre çok uzunmuş gibi geliyor.

Kitapta da zaman makinesiyle çok çok ileriki tarihlere yolculuk yapılıyor ve orada dünyanın, insanlığın geleceğiyle ilgili yazarın öngörü ve hayâl gücünün örneklerini okuyoruz. Yanlış zamanda okumuş olabilirim, ya da doğru zamandı ama yazara ısınamamış olabilirim. Ama bana hatırlattığı şeyler oldu: öncelikle Spielberg'ün Yapay Zekâ filminin son kısımları...ayrıca her zaman en sevdiğim dizi olan Battlestar Galactica'nın tamamı. Scalzi'nin Yaşlı Adamın Savaşı kitabı. Bir de kendi zaman makinemizi; hafızamız ve hatıralarımızı. İleriye gidemeyen bir zaman makinemiz var, işte onunla geçmişe dalıp dalıp gidiyoruz. Ve nasıl bilimkurgu yazarları gelecekle ilgili öngörüleri ya da hayâl güçleriyle bizi hayâli mekânlarda dolaştırıyorlarsa biz de sürekli hatırlayan ya da geçmişe dönen belleğimizle gezinir dururuz. Bu bellek görüntü ve kelimelerle geçmişi döndürür, geçmişimiz ya hakikaten olduğu gibi, ya da hatırlamayı sevdiğimiz gibi gözümüzde belirir, yaş ilerledikçe belki gerçekle hayâl de birbirine sarınır, bir süre sonra belki bir manası da kalmaz hangisiydi diye düşünmenin...

Kitapta bilim adamının korkutucu zaman yolculuğu edebiyatta, bilimkurgudaki tek örnek değil muhakkak. En ürkütücü yolculuklardan bir tanesi de Arthur C.Clarke'ın 2001:Bir Uzay Efsanesi'ndeki yolculuktu. Kubrick'in de sinema klasiği olan 2001'in renkleri fotokimyasal yöntemle yenilenmiş ama hiç bir kurgu ya da efektle oynanmamış 70 mmlik analog versiyonu mayıs ayında Cannes film festivalinde gösterilecek. Bu filmi izleyenler filmin son kısımlarında bitmek bilmeyen renk cümbüşünde nasıl kaybolup gittiklerini hatırlayacaktır. 2001'de, Maymunlar Gezegeni'nde, Zardoz'da hep yolculuklar vardır. Bilimkurgu hep bir gitmek meselesinden söz ediyor gibi. Ursula K. Le Guin'in Mülksüzler'inde de Shevek kapitalist dünyaya gider. Zaman makinesine binmeseler de bu bilimkurgu karakterleri H.G.Wells'inki gibi bir gelecek tasviri yaparlar: bugünden çok farklı, başka kuralların olduğu, belki başka sistemlerin geliştiği, hatta ölümsüzlüğün bulunduğu ya da insan türünün hakimiyetini kaybettiği düşündürücü, belki korkutucu ama Le Guin örneğinde görüldüğü gibi insana umut da verebilen tasvirlerle dolu gelecekler...Galactica'da insanın köklerini keşfetmek için sonsuz uzayda devasa ve çok güzel bir nuh'un gemisi olan savaş yıldızı Galactica ile yuva arayışını anlatır. Bilimkurgular acaba hep bir burada ve şu anda olan, olduğu gibi olmasa ve başka şeyler olsa, başka şeylere dönüşse herşey arzusu ile mi yazılıyor? Belki de... ama bu örneğe uymayan bir sürü bilimkurgu kitabı da büyük olasılıkla vardır. Benim okuduklarımda ya da izlediğim bilimkurgu dizilerinde gördüğüm ortak noktalardan birisi de buydu ama.

Herkese iyi okumalar.
Yazar insanlığın gidişatına hiç de iyimser bakmadığını, durmadan büyüyen uygarlığın önünde sonunda yaratıcılarının üstüne yıkılıp onları yok edeceğini vurgulayıp insanlığın çürüyüp yok olmasından bahsedip bir mesaj veriyor okuyucuya.
İnsanoğlu rahatı ve kolayı seçmiyor mu hep?
Zenginlerin serveti ve konforu, emekçilerinde hayatı ve işi güven altında olsun yeterli gözüyle bakılıyor.

Toplumsal mesajların da vurgulandığı güzel bir bilimkurgu romanı, mesela şu paragraf ve bunun gibi 3-4 tane daha;
“Nüfusun dengeli ve verimli olduğu bir yerde çok fazla çocuk doğurmak devlete iyilikten çok kötülük olur: şiddetin Ender görüldüğü ve çocukların güvende olduğu bir yerde verimli bir aileye daha az gerek vardır -aslında hiç gerek yoktur- ve cinsiyetlerin çocuklarının gereksinimleri konusunda uzmanlaşmaları ortadan kalkar.”

“İnsanın insan etine karşı önyargısı köklü bir önyargı değil. İşte insanın insanlıktan çıkmış bu evlatları da! Konuya bilimsel bir yaklaşımla bakmaya çalışıyordum.Ne de olsa, üç dört bin yıl önceki yamyam atalarımız kadar insan olmadıkları gibi, insanlıktan çok daha fazla uzaklaşmışlardı.Ve gelinen bu noktayı bir eziyet olarak görecek akıl çoktan yitip gitmişti.”

Öyle bir distopta ki Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yıl sonrası insanlığın çürümesi bedenen ve zihnen Evrilip adeta sığır gibi olmasını git gide herkesin birbirine benzeyip merhametsizleştiğini çok güzel anlatmış yazar.
Muazzam bir bilimkurgu edebiyatı duruyor karşınızda. 1895 yılında yani hiç birimiz dünyada yokken H. G. Wells oturmuş, düşünmüş ve bugün hala bilimin sırrını çözemediği bir konu hakkında “Zamanlararası Yolculuk” ile ilgili muhteşem bir edebiyat parçalamış ve bizi yaklaşık 800.000 yıl sonrasına götürmüş. 800.000 yıl sonrasında günümüz insanının torunlarını tarif etmiş, onlarla iletişim kurmuş hatta ve hatta o dönemde sosyalizmi bile bir sonuç olarak işlemiş. Bunu işlerken de yaşayan torunlarımızı sınıflara ayırmış, -Yerküre üzerinde yaşayanlar ile yer altında yaşayanlar.-

Günümüz yönetici-emekçi kavramlarını geleceğe doğru uzatmış, aslında insanoğlunun bu sınıflamalar ortadan kalktığı zaman gerçek huzuru ve barışı bulacağını ima etmeye çalışmış yazar. Ayrıca günümüzdeki doğaya yapılan tahribatın vahim sonuçlarını da göstermeye çalışarak bizlere bir uyarı göndermiş.

128 sayfalık bir kitaba ne sığdırabilirsiniz. İşte Wells, işin içine felsefe katmış, macera katmış, bilimkurgu katmış, siyaset katmış, sosyoloji katmış, katmış ta katmış… Kurguya bakar mısınız?

Evet İthaki Bilimkurgu Klasikleri’nin 14. Kitabı gerçekten okunmaya değer. Zamanın derinliklerinde kaybolmak istemeyen ve bir daha yolunu bulamamaktan korkanlar bu kitabı okumasın.

Saygılarımla...
Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılındayız. Uzak gelecek tahminlerin çok ötesinde teknoloji çağı değildir. İnsanlık yok olmuştur ve iki yeni ırk ortaya çıkmıştır. Yüzeyde yaşayan basit canlılar ve yeraltı yaratıkları. Bu gizemli gelecekte hangi bilinmezler hayatı zorlaştıracak ve zaman yolcusu tekrar geçmişe dönebilecek midir? Fantastik canlılar, macera, gizem, gerilim, korku ve biraz felsefe siz değerli okurları bekliyor.

Zamanda yolculuk fikriyle hayal gücünün sınırlarını zorlayan, kendinden sonra gelecek bir çok yazara ilham kaynağı olan bu başyapıtı mutlaka okuyun.
Büyük bir keyifle yol aldığım Bilim-Kurgu türünde ikinci durağım H. G. Wells'in Zaman Makinesi. Bu kitabı ilk okumaya yeltendiğimde kitabın içine giremediğim için elimin tersiyle itmiştim. Fakat ikinci kez okumaya yeltendiğimde elimle ittiğime pişman oldum diyebilirim. Çünkü dahiyane bir eseri okumayı ötelemek bana yakışmadı.

Bilim-Kurgu türü hakkında pek bir bilgi sahibi olmadığımı belirtmiştim Maymunlar Gezegeni'ni yorumlarken. Ona istinaden Bilim-Kurgu türünün tek kaygısının 'gelecek' olduğu düşüncesindeyim. Yanlış düşünüyor olabilirim çünkü henüz bu türde iki kitap okudum.

Zama Makinesi hakkında bir iki kelam edecek olursam kitabın özü 'evrendeki üç boyutluluğun haricinde bir boyut daha olduğu, bu boyutun ise zaman boyutu olduğu' görüşünden besleniyor.

Şöyle ki varolan nesnenin ya da canlının zaman boyutu üzerindeki değişimine bakarak bir tez öne sürersek bu tez elbetteki zamanın hareketliliği, sürekliliği ve bunlardan kaynaklanan bir anlamlanma, varolma belirtisi yahut da varolma mücadelesinin teşekkülüdür.

Wells'e bir ün katan Zaman Makinesi'nin zaman boyutuyla bir alacak verecek meselesi olsa da dünya ya da insanın evrim sürecinin gelecek zamanda girdiği değişimdir aslında. Çünkü kurgunun olay örgüsünde gidilen zaman 802701 yılı. Ve bu yılda insanlar teknolojinin had safhada olduğu dönemde akla, harekete ve farklılığa gereksinim olmadan var olmaya devam ettikçe tek tipleşmiştir.

Zaman Yolcusu adını verdiği karakterin başından 'zaman makinesini' icat ettiği ve bu icadının gerçekliği, tutarlılığı hakkında tereddüt sahibi olan diğerlerinin gözü önünde bir hadise geçer. Bu hadisede gelecek yıla yani 802701 yılına gider. Günümüz dünyası ve o zamanki dünya arasında büyük farklılıklar vardır. İnsanların biçimi, davranışı farklıdır. İnsan bile denemeyecek varlıklardır. Eloiler ve Morlocklar olarak ikiye ayrılırlar. Her iki grubun yaşam biçimleri birbirine zıttır.

Özetle bu kitabı genel olarak çok sevdim. Çünkü gerçek bir kaygı taşıyan eserleri daima sevmişimdir. Bu türde okumaya yeni başlayacaklar için Maymunlar Gezegeni ve Zaman Makinesi önerimdir.
Kitabı bitireli epey zaman geçse de inceleme ve görüşlerimi yazmak için uygun bir fırsatı anca bulabildim . Okumam üzerine yorumsuz da bırakamamam sitenin bana verdiği bir özellik mi benim kafamda oluşan fikirlerimi yazarak dökme isteğim mi karar veremeden yine kitapla ilgili zihnimde birikenleri uzunca yazıya döktüm. İncelememin sonunda bir kehanette bir teoride benden yada H.G Wells’in kitabı okurken farkına varılmayan asıl kehanetini aydınlatma da olabilir şimdiden özellikle kitabı okuyanlara duyurumdur.
Yine bir şarkı bırakıyorum buraya okurken dinlemek isteyen olursa diye.
https://www.youtube.com/watch?v=hlZAc7Ij9V4
Bu şarkı hikayeye uyar mı bilmiyorum ama zaman yolculuğunda dinlerdim ben yada bunu seçim sizin.
https://www.youtube.com/watch?v=5IpYOF4Hi6Q
Dinleme kısmı tamam sıra okuma kısmında :

Hepimiz bu evrende zamanın yolcularıyız aslında; kimimiz anılarla geçmişe dönerken kimimiz hayallerle geleceğe intikal ediyor. Fakat yazarımızın hayal gücü ve bilgisinin gücü o kadar ileri boyutta ki yaşadığı dönemden 800 bin yıl ötesine zihninde yolculuk yapabilmeyi gerçekleştiriyor. Hepimiz zamanda yolculuğu normal haliyle 24 saat 1 ay 1 yıl gibi sürelerle yaparken yazarımız evrende zaman boyutunun sırrını çözerek kendi akışını kendi yönlendirdiği zaman makinesi icatı ile günleri yılları saniyelerle ,dakikalarla kat edebiliyor.
H.G Wellss’in bilimkurguya yön vererek gelecek fikrini ortaya çıkaran ilk olan bu başyapıt eserinde o zamanların yaşamında ne teknolojinin buna imkanının olduğunu ne de beyinlerin buna hazırlıklı bir durumda olduğunu söylersek kehanet olacağı üzerinde düşünebiliriz. Bu alandaki yani bilimkurgu üzerine eserlerinde ilk amacının eğlencelik bir edebiyat tamamiyle zevk üzerine hayal edebiyatı yerine, uygarlığımızın nereden nereye gittiğini bir tokat gibi yüzüne çarptırmaya çalışması da kurgunun üzerinden bir gerçek ihtimalli tahmin ve öngörü de bulunabileceğini bize düşündürüyor.


Hani bazen bizde merak ederiz geleceği; nelerin bizi bekleyip nelerin yok olacağını veya bununla birlikte başka soruları… Sizce gelecek yüzyıllar veya yüz bin yıllar merakımızı karşılamaya değecek mi yoksa merakımızın yerini hayal kırıklıklarımı karşılayacak bunu biz bilemeyiz fakat gelin bu kitapta ‘’zaman yolcumuzun’’ macerasını okuyarak bunu gözlemleyelim.
H.G Wells’in okumuş olduğum ve kendisiyle tanışmama vesile olan bu ilk kitabı özgün ve öncü fikrinin kurgusu ile başyapıtlarından biri olarak görülüyor.
Bu eseri başlığında da yansıttığı gibi zamanda yolculuk yaparken geleceği bir perspektif penceresinden gözlemlerini ve analizlerini aktarıyor okurlarına. İlk kısımlarında okurken zihnimin Cem Yılmaz’ın AROG filmine gittiğini inkar etmeliyim fakat sonradan tamamiyle farklı ve özgün hikayesinin içine kapılarak hikayenin içinde buldum kendimi.
Distopik olan bu roman eserinde pitoreski sanatından da (İnsanın aklında resim gibi hayal uyandıran yazı söz ya da yazı) yararlanarak baya ilginç ve ilgi çekici betimlemeler ve tasvirler okuyucuya sunmuş.
Şunu da belirtmeliyim ki kendimce dünyanın sonunun yaklaştığını hatta birkaç nesillik ömrü kaldığını ortada ki kehanetlerinde etkisiyle düşünürken H.G Wells’in bu denli uzun bir gelecek bir başka kehaneti bana pek mümkün gelmese de tarihin akışına bırakıp olayın sadece kurgu tarafıyla ilgilenip hikayeyi okumaya devam ettim.
Kitabın okurlarından izlenimlerime göre eseri kimisi beğenmekte kimisi pek fazla etkileyici bulamamakta. Açıkçası kendi tarafımı da ikinci kısma daha yakın buluyorum fakat burada sebebi kitaba değil çağımıza ve dönemimize yüklüyorum. Çünkü; Bu kitap 1900 yıllardan önce teknolojinin dahi gelişmediği, internetin dahi olmadığı evrede ortaya çıkarılmış bir öncü fikrin eseri. Dolayısıyla da kitap etkisini , dünyanın ve bilimin de 100 yıl dan fazla bir sürede hızlı gelişimi karşısında geride bırakmış. Kitabı zamanından baya geç okuduğum için tam olarak çılgın gelmediğini çünkü bu fikrin mümkün ve olağan geldiğini de göz önünde bulundurarak bu eseri ilham kaynağı olarak görüyorum. Öyküsüne rağmen yazarın gelecek ile ilgili vermek istediği mesajları daha başarılı buluyorum. Ve şunun da altını çizerek belirtmem gerek ki yazarımız bu yolculuğun bu fikrin kapısını ilk açan kişi olmuş ve ardından gelecek insanlığa bu kapıyı açık bırakarak kendisinin açtığı kapıdan içeri girmelerini sağlamış işte bu yüzden özet olarak diyorum ki biz bu kapı açıldıktan ve daha nice fikirler keşfedilip ortaya çıktıktan sonra bu kitabı okumaya erişiyoruz zamanlamanın önemi büyük. Ayrıca Wells’in fikri bir çok yazılı ve görsel kaynaklara da ilham olmuş bunlardan bazıları İnterstellar filmi ve 22.11.63 kitabı gibi bazı değerlerin fikir babası olarak görülüyor.

Evet hikayede ki konuya değinecek olursam;
Zamanda yolculuk düşüncesini ve deneyini gerçekleştirerek macera yapan yolcumuz 800 bin yıl sonrasını anlattığı macerasında tek amacı bir distopya yada ütopya ortaya çıkarmaktan yanı sıra gelecekte toplumsal sınıfların, hiyerarşinin ne durumda olacağı ile de ilgili bahsetmiş. Yazarın gelecekte ki dünyanın komünizm etkileriyle nasıl şekilleneceğini ve toplumun sosyalizmin etkisinde olacağını ortaya sürüyor. İnsanlığın sosyalizme yöneleceğini ve bunun olumlu, olumsuz sonuçlarını ortaya çıkaracağı etkilerini gözler önüne sunuyor. Bugünkü kapitalist sistemin geleceği son noktaya şahit oluşunun , yaptığı sosyolojik ve psikolojik tahlillerini bir arada okuyoruz.
Zamanın ilerlemesiyle birlikte insanlığın yaşam şartlarının ve sorumluluklarının nasıl değişim gösterdiğini çarpıcı bir dille aktarmış. İnsanlığın bu ilerleme sürecinde rollerinin ne doğrulta da değişkenlik gösterip nasıl bir yaşayışa sürükleneceğini aktarmış. Gelecek zamanda ki 800bininci yılın (tam tarihi 802.701di) teknoloji ve biliminden ziyade toplumsal yapıları odak edinerek his ve duyguların daha çok üstünde durmuş hikayede.
Oluşturduğu kurgu üzerinde hem gerçekçi ifadeleri ve hem hayalci ifadeler bir arada bulunduruyor. Burada hikayeyi anlatırken hikayeye gerek kuşkulu yaklaşması gerek kendini sorgulaması gösteriyor ki şüphelere açık bir anlatımla okurunu da bir karara zorlamadan, bir taraftan kahin gibi öngörülerini anlatırken bir taraftan da hayalci ve tahminci yanaşarak okuyucuyu hikayeye inanma kararını kendine bırakıyor.

Hikayenin asıl bölümü şu şekilde başlıyor: ‘Zaman Yolcumuz’ icat ettiği zaman makinesini deneyerek zamanda kuşbakışı olarak yolculuğa çıkıyor ve birden sadece makinesi içinden gözlemle yetinmeyip herhangi bir zamanın içinde dahil olma fikri aklına geliyor. Bunun üzerine ‘Zaman Yolcumuz’ kendini 800 bininci yıllara misafir ederken orada mahsul kalacağını hesaba katmıyor. Karşılaştığı dünya ve toplum karsısında şaşkınlık içinde kalan yolcumuz, zaman makinesinin kaybolmasıyla misafir değil esir oluyor. Kendi çağından uzaklarda bu garip ve gizemli dünyada çaresizlik içinde yaşama tutunmaya çalışıyor ve geri dönüş için makinesini arayışa geçiyor. Farklı mimari ve beşeri özelliklerini gözlemleyerek aktarıyor.Bu arada toplumla kaynaşan yolcumuz toplumun farklılığı karşısında sıkıntısı daha da çözülmez hale geliyor. Kendisine sabır ve umut ile bekleyişe bırakan yolcumuz bu arada o zamanın dünyasından bir kişi ile de yakınlık kurarak onunla dostluk kuruyor. Bir taraftan makinesini ararken diğer taraftan yaşadığı dünyayı tanımaya çalışırken ilginçlikler ve gizemlerle de karşılaşıyor. Birden fazla yerde karşılaştığı kuyularda yer altında saklanan bir takım cisimler ve canlılar görüyor fakat onları bir türlü yakından gözlemleyemiyor, ne oldukları hakkında somut bir bilgiye dayanamıyor ve onlarla ilgili yukarıda yaşadığı bölgede de kimseden bir bilgi alamıyor öğrenmeye çalıştığında adeta herkesin ağzına kilit vuruluyor.
Yukarıda insanların hiçbir sorumluluk bilincinde olmadan yaşarlarken neşe ve oyun içerisinde, yaşamlarını nasıl çalışmadan sürdürdüklerini düzeni nasıl işlettiklerini çözmeye çalışıyor. Bu arada sosyal toplum sınıfın iki tabaka haline bölündüğünü; kuyuların içinde yer altında yaşayan ve kendisinin de birlikte yaşadığı üst bölgedeki insanların olduğu bir manzarayı keşfediyor. Yukarıda yaşayan insan toplumunun Eloiler ismi ile bilinen ; lüks ve refah içerisinde yaşayan insanları olarak görüyoruz, bu şartlarla sıkıntıdan ve ihtiyaçtan uzak olduklarından zeka ve güç gibi fonksiyonlarını kullanmamalarıyla birlikte körelmiş, beslenmelerinin de etkisiyle narin , zayıf ve kısa boylu bir canlı haline gelmişlerdir. Aşağıda yaşayan insan topluluğu ise, günümüzün işçi sınıfı olarak nitelendirebiliriz. Bu insanlar kuyuların içerisinden ulaştıkları yer altı dünyasında karanlıkta yaşamlarını devam ettiren ve güçlerini koruyan canlılardır. Bu yönüyle iki ırkı yönetici ve hizmet eden taraf olarak yönetici ve hizmet eden taraf olarak birbirlerinden etkileşim ve iletişim olarak tamamiyle kopuk şekilde düzeni şekillendirmiş olarak buluyor.
Üst sınıfta yaşayan insanların ihtiyaçtan ve sorumluluktan uzak olmalarının tek bir cevabı var ki bunu aşağı sınıfta yer altında yaşayan insanların emekleri ve güçleri ile karşılamaları.
Ve bu iki sınıfın farklı isimleri olduğu gibi farklı özelliklerini de öğreniyor. Yer altındakiler Morlocklar ve üsttekiler Eloiler. Eloiler vetejeryan meyve ve sebze ile beslenirken morlocklar ise etçil olarak beslenirken dolayısıyla fiziksel yapıları da buna göre farklılık oluşturuyordu.İki grupta birbirlerinden kopmuş etkileşimden uzak bir biçimde belirlemiş oldukları düzene uyum sağlıyorlardı. Eloiler gün aydınlığında hayatlarını sürdürürken morlocklar ise tıpkı yeraltında karanlıkta yaşadıkları gibi, görevlerini icra etmek içinde yukarıya karanlıkta akşamdan sonra çıkıyorlar ve iki toplumda birbirlerini görmeden ve etkileşimde bulunmadan kopuk yaşıyorlardı. Zaman yolcumuz makinesini bulamaması üzerine bu aşağı sınıf insanları olan morlockların elinde olduğunu düşünüyor ve çaresizlik ve korkuyla çözümünü arıyor bu çağdan kurtulmak için. Karanlıkta yaşayan morlocklara karşı etkili bir koz elde eden yolcumuz bunun aracılığıyla onlarla mücadele içerisine giriyor.
Yazar hikayeyi gayet yalın akıcı ve özgünlüğünü ortaya koyan bir anlatım olarak sunmuş.
Eserin iki adette sinemaya uyarlanış filmleri mevcut. İlki 1960 yıllarda diğeri ise 2000 li yılların başında. İzlemeyi düşünürseniz yorumlar üzerine ilkini başarılı bulanların daha çok olduğunu gördüm.
Evet incelememin üzerine iki başlıkta daha devam edeceğim ilki kitapla ilgili tavsiyem olacak okuyanlar da bilmem bana katılırlar mı ama ben böyle daha güzel olacağı fikrindeyim o da şu şekilde:
Kitap başlangıcında 15-20 sayfadan fazla diye hatırladığım sayfa sayısınca önsözü bulunmakta. Bu önsözde kitabın içeriğinden ve fikrinden bahsetmeye yönelik olsa da, gerek hikayeye yönelik ipucu uyandırmasından gerek okumaya başlarken hazmınızı alarak biraz hevesinizi kaçırmasından uzun olmasından dolayı 30 sayfaya yaklaşık okumak üstelik tam anlaşılacak konular olmadığından hikayeyi okumadan olumsuz buldum kendimce. Onun için ben yapamadım ama yeni okurlara tavsiyem olarak hikayeyi okuyup bitirmeleri üzerine önsözü okumalarının daha isabetli ve faydalı olacağını daha iyi anlaşılabilir olacağını belirtiyorum. Önsözde bilimsel terimler ve kuramları hikayeyle edindiğiniz tecrübe ile daha kolay kafanıza oturabileceğini düşünüyorum.

İkinci başlığım olan fikrime de değinecek olursam : Aşağı ve yukarı toplum insanlarının aslında sadece grup ve sınıflandırmanın çok ötesinde bir fikir olacağını düşünüyorum ve aklımda ki bu fikri H.G Wells’e sormanın mümkün olmasını dilerdim fakat ne yazik ki yolcumuz şimdi daha farklı bir yolculukta.
Ben bu aşağı ve yukarı toplumun insanlarının aslında dünyadakiler ve uzaydakiler olabileceğini düşünüyorum. Başka okuyanlarında bitirdikten sonra böyle tahminleri olmuş mudur bilmem ama okuduğum incelemelerde de rastlamadım fakat bana bir o kadar çılgınca gelse de ihtimal verdiğim sebeplerde var. Bunlardan bazıları aşağıdaki insanlar olan vahşi ve kaba güce sahip olan, karanlıkta hizmet eden sınıfın insanlarla ortak benzerliği olması ve yukarıda ki insanlar olan Eloilerin ise narin, kısa boylu ve sıska zayıf ve korkak olmaları uzaylılara dair duyduğumuz bilgilere benziyor olması . Gün gelecek ki o gün yaklaşmakta dünyadaki bir çok sorundan dolayı aşağıda bulunduğumuz şuan ki dünyamızda tüketecek bir şey kalmayınca karanlık bir dünyada şartları yetmeyen insanlar esir ve köle duruma gelecek ve farklı dünyada aydınlık ve meyve sebzelerle beslenebilecekleri alan olan uzayda yaşamın başlaması sizce çok mu olağandışı bir fikir olur? Bu arada zengin ve refahlı insanlarında göç ederek aşağıdan yukarıya uzay dünyasına dahil olabilecekleri mümkün gözüküyor tabi tıpkı şimdiden uzayda arayış ve yaşam cevabı arayanlar gibi. Arabalarla gitmeler bile başladı bunu yakın tarihten hatırlarsınız. Cidden bu düşünce benim aklıma düştüğünde beni merak içinde bıraktı ve sanıyorum ki sonsuz merak içinde de kalacağım.

Sonuç olarak bu kitap’tan sonra bu adamın zihninin kurgusunun dayandığı temeller ve bilgilerin geleceğe yön vererek belki de ilerdeki gerçekleri bize sunması, adeta bir mucit veya kaşif derecesinde olan zihnini kendi adıma da argo bir tabirle kafasını keşfetmek üzere bundan sonra 'Körler Ülkesi' eserini ondan sonra diğer eserlerini de okumak üzere merakımın oluştuğunu ve okumaya değeceğini düşünüyorum. Bir tavsiyede burada vermek istiyorum eğer H.G Wells ile tanışmak onun kitaplarını ilk kez okumak isteyen olursa, Zaman makinesi eserinin ilk sıranızda olmamasını öneririm. Buraya kadar okuyanlara teşekkürümü de ederek iyi okumalar diliyorum.


Bu siteden gördüğüm bir okurdan beğenerek esinlendiğim kitapla ilgili yaptığım alıntıları da bir arada burada paylaşmak istiyorum: #28886502 - #28886576 - #28980238 - #28981285 - #29066598
Bu konuda bulduğum karikatürleri de burada paylaşıyorum..
https://dev.ofpof.com/...0x746-nq8bicn8j4.jpg Bu işin trajedi bir tablosu
https://dev.ofpof.com/...x1141-hnb4eemrxy.jpg Bu da komedi tarafı

Aynı zamanda Necip Gerboğa'nın düzenlemiş olduğu #28549333 Farklı etkinlikleri keşfet etkinliğinde hem türleri keşfederken bir yandan da farklı yazarları keşfedip, kendisinin de bunda payı olduğu için hem tebrik ediyor hem teşekkürümü bildiriyorum. Bolca ve farklı farklı türlerin okunduğu bu etkinliğe son olarak yine bilimkurgu türünden H.G Wells'in Körler Ülkesi eseriyle yetişip sonlandırmayı da temenni ediyorum.
Zaman Makinesi, bilimkurgu türünün dünden bugüne en çok öne çıkan konularından birisi olan zamanda yolculuk fikrinin kullanıldığı ilk ve en popüler eserlerinden birisidir.Roman, Anlatan kişi ve Zaman Gezgi'nin bakış açısından anlatılmakta.

Zaman Gezgi'ni, gerçekte dört boyut olduğunu bunların üçüne uzayın üç düzlemi dediklerini ve dördüncüsünün de zaman olduğunu söylemekte ve tartışma boyunca arkadaşlarını zamanda yolculuk yapmanın mümkün olabileceğine ikna etmeye çalışmaktadır. Ancak Anlatan Kişi hariç diğerlerinin ne kadar etkilenseler de zamanda yolculuk fikrine ikna olmadıklarını görmekteyiz.


Çok uzak bir geleceğe 800 bin yılına giden Zaman Gezgi'ni burada insan ırkının iki ayrı tür olarak hayatını sürdürdüğünü görmektedir. Sadece meyveyle beslenen katı vejeteryan, zararsız, zarif yukarı dünya çocukları olan akılsız Eloiler ve insaniyet namına bir şey görmenin olanaksız olduğu, hayvanileşmiş, vahşi etobur yeraltında yaşayan Morlocklar.. Başta Eloiler ile karşılaşıp Morlockların varlığından habersiz olan Zaman Gezgi'ni, zaman makinesinin Morlocklar tarafından çalınmasıyla yeraltında yaşayan diğer türün varlığından haberdar olmaktadır, insan ırkının neden iki ayrı türe bölünüp bu kadar farklılaştığını sorgulamaya başlamaktadır. Toplumsal yapı hakkında olasılık yürütmektedir.

“İnsanoğlunun azaldığı döneme rast gelmiştim, anlaşılan. Kızıl güneş batışı bana insanlığın batışını düşündürdü. İlk kez, bugün meşgul olduğumuz sosyal çabaların tuhaf bir sonucunu kavramaya başladım. Hem de, düşünüyorum da mantıklı bir sonuç bu. Güç ihtiyacın ürünüdür; güvenlik güçsüzlüğü artırır. Yaşam koşullarını düzeltme işi —yaşamı gittikçe daha da güvenli yapan gerçek uygarlaştırma süreci— istikrarlı bir şekilde zirveye ulaşmıştı."

iki farklı tür şeklinde yaşamını sürdürmesinin nedeninin direk olarak kendi zamanında kapitalist ve emekçi arasındaki giderek artan kutuplaşmanın sonucu olduğunu söylemektedir. Kapitalizmin yarattığı sosyal sınıf farklılıklarını, sistem kendini tamamladığında varılan noktanın üst sınıfı akılsızlaştıracağını; işçi sınıfı ise hayvanileştirip tamamen köle haline getireceğini fakat yine de bu iki tür arasında yaşam şekilleri dışında hiç bir fark olmadığını, akılsızlaştıkları içinde bu farkın önemsiz olduğunu eleştirmektedir. Wells, kendi gününün, yönetici ve hizmet edici sınıflarla kesin bir surette bölünmüş cemiyetini istikbale doğru uzatmakta.


Wells'in, Zaman Makinesi'nde, beşer ırkı için gördüğü ümit, hareketli ve huzur içindeki bir hayat; beşeri, akıllı bir tarzda, sınıflar arasındaki sınırın kaybolacağı zamana kadar, sınıflar arasında barışçı bir ilişkinin kurulacağı şekilde kaynaştırmaktadır.

Wells'in kurguladığı gelecek, bol betimleme ve tartışma içeren, üzerinde düşünmeyi gerektiren bir türe benziyor. Kitabı zamana yayarak okumak daha doğru olur.
Kitabı çok önceden edinmiş olmama rağmen okumuyor, erteliyordum. Ta ki bir okur, "harika bir distopya" yorumunda bulunana kadar.
Yazıldıgı zamanı ve şartları düsünerek; en fazla ne olabilir, karakter zaman makinesiyle zamanda yolculuk yapıyordur diye düsünüp, kendi icimde basite indirgedim. Ama yazar tamı tamına 802.701 yılını ön görüyor. Dünya'nın bu kadar ömrü oldugunu düsünmüyorum; ama yazar düşünmüş :)
Zaman makinesinin imkansiz oldugunu düsünüyorum ama olur mu olur. Olursa nasil olur bilemedim ama; bir zaman makinesine rastlarsam denemeden bırakmayacagım:D
Olaylar; karakterin arkadaslariyla olan sıradan ev toplantısında onlara zamanda yolculuk fikrini açmasıyla baslar. Hatta onlara minyatür bir zaman makinesi gösterir. Aslını yapmakta olan karakterimize, arkadaslari inanmaz. Ama karakter bunu başarır ve dener. 802.701 yılına gider ve orada yasadıklarını arkadaşlarına anlatır.
Distopik dünyaları çok severim. Bu garip ama; ütopyadaki pembe yalan mutluluktansa, distopyanın gercek mutsuzlugunu tercih ediyorum.
Bazı okumalarımdan edindigim bilgiye göre(yanlış olabilir): zaman makinesi kavramını ilk ortaya atan da Wells olmuş.
Bilim kurgu türü çok tercih ettiğim bir tür değildir. Ancak Wells ile birlikte bu türe sağlam bir giriş yapmış bulunmaktayım. Doğru bir tercih olduğu için mutluyum :)

Zamanda yolculuk gibi oldukça komplike ve tartışmalı bir konu üzerine yazılmış ilk roman olarak biliyor kitap. Hele ki henüz ne görelilik teorisi nede kuantum fiziği konuşulmuyor. Üç boyutun dördündücüsün zaman ekseni olduğu iddiasını bir İngiliz yazar romanında ortaya atıyor. Ve bunun üzerine yarattığı geleceğin dünyasına götürüyor okuyucusunu. Hayal gücüne hayran kaldım Wells!

Kitapta Wells'in dünya insanının geleceği hakkındaki görüşlerini ve bir nevi uyarılarını yakalamak mümkün. 800 binli yıllara da gelinse insanlık arasında yine bir ayrım ve kıyım söz konusu. Şimdinin dünyasındaki gibi sosyolojik ayrımlar o zamanda olacak ve hatta bu ayrımlar bazı insan türlerini yer altında yaşamaya itecek.

Tasvirler ve işleniş o denli güçlü ki okurken gözünüzün önünde canlanabiliyor her detay. Zaman Yolcusu ile birlikte uzun bir maceraya çıkabiliyorsunuz.

Çevirmen Celal Üster'in kaleminden romanın kısa anlatımını buraya iliştireyim:
"Zaman Makinesi'ne dönersek; H. G. Wells'in 1895 yılında yayımlanan ve bilimkurgu edebiyatının öncülerinden sayılan bu romanında Zaman Gezgini, kendi buluşu olan Zaman Makinesi'ne biner ve 802701 yılına gider. Dönüşünde, dönemin, Büyük Britanya'nın Victoria çağının son döneminin entelektüel kesimlerinden (bir hekim, bir yayın yönetmeni, bir gazeteci, bir ruhbilimci vb.) bir kesit oluşturan dost meclisinde, 802701 yılında ve daha da ötesinde görmüş, yaşamış olduklarını ayrıntılarıyla anlatarak Zaman Makinesi adını verdiği icadının gerçekliğini kanıtlamaya çalışacaktır..."
Çevresiyle tam bir uyum sağlamış bir hayvan, kusursuz bir düzenektir. Alışkanlık ve içgüdü işe yaramaz hale gelmedikçe, doğa zekaya hiçbir zaman başvurmaz. Değişimin ve değişim gereksiniminin olmadığı yerde zeka da olmaz. Ancak çok çeşitli gereksinimleri ve tehlikeleri gidermek zorunda kalan hayvanlar zekadan yararlanırlar.
"...düşüncelerin doğruluk ağlarına takılmadan zarif ve rahatça akabileceği, akşam yemeği sonrasının o zevkli havası vardı ortada."
“İnsan hayatı,” der Wells, “evrenin akışı içindeki bir girdap gibi, yanıltıcı bir şekilde sakindir; bilimse insanın karanlığa yaktığı bir kibrittir ve kibritin ateşi karanlığın sandığımızdan daha da karanlık olduğunu gösterir.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zaman Makinesi
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053754268
Kitabın türü:
Çeviri:
Volkan Gürses
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Wells'in ilk olarak okul gazetesinde yayınladığı bir öyküden hareketle kaleme aldığı kısa romanı Zaman Makinesi, 1895'ten beri bilimkurgunun önde gelen eserlerinden biri oldu. Hem geleceği hayal etmek hem de biliminsanının karakterini göstermek adına derin saptamalarda bulunan, politik göndermelerle yüklü bu distopya, hâlâ gerçekleştiremediğimiz bir fantezinin peşinden yıllardır sürüklüyor bizi. Volkan Gürses'in Türkçeye çevirdiği Zaman Makinesi'nin bu yeni baskısı, roman tarihi ve H.G. Wells üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan akademisyen Patrick Parrinder'ın önemli makalelerinden biriyle zenginleşiyor. Elif Ersavcı'nın Türkçeye kazandırdığı bu makalede Parrinder, Wells'in Zaman Makinesi'ni yazarken, "yaratıcılık düzeyinde de olsa, kendi ölümünün ötesine geçmeyi" öğrendiğini iddia ediyor. Zamana karşı bir makinenin, ölümlülüğe karşı bir yaşamın hikâyesi bu. Wells'in en büyük üç romanından biri olan Zaman Makinesi'ni okurken, hepimiz bir Zaman Yolcusu'yuz!

Kitabı okuyanlar 1.065 okur

  • Hatice Akyol
  • Ece Cabaoğlu
  • Ahmet
  • Julide Ateş
  • Burak Erdoğdu
  • ibrahim
  • İbrahim Murat Karadaş
  • Baturay
  • Özge SAKA
  • Volkan Dağtekin

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.3 (17)
9
%4.2 (22)
8
%5 (26)
7
%4.4 (23)
6
%1 (5)
5
%0.4 (2)
4
%0.4 (2)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları