·
Okunma
·
Beğeni
·
77,1bin
Gösterim
Adı:
Zaman Makinesi
Baskı tarihi:
10 Şubat 2020
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053754268
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Time Machine
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Wells'in ilk olarak okul gazetesinde yayınladığı bir öyküden hareketle kaleme aldığı kısa romanı Zaman Makinesi, 1895'ten beri bilimkurgunun önde gelen eserlerinden biri oldu. Hem geleceği hayal etmek hem de biliminsanının karakterini göstermek adına derin saptamalarda bulunan, politik göndermelerle yüklü bu distopya, hâlâ gerçekleştiremediğimiz bir fantezinin peşinden yıllardır sürüklüyor bizi. Volkan Gürses'in Türkçeye çevirdiği Zaman Makinesi'nin bu yeni baskısı, roman tarihi ve H.G. Wells üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan akademisyen Patrick Parrinder'ın önemli makalelerinden biriyle zenginleşiyor. Elif Ersavcı'nın Türkçeye kazandırdığı bu makalede Parrinder, Wells'in Zaman Makinesi'ni yazarken, "yaratıcılık düzeyinde de olsa, kendi ölümünün ötesine geçmeyi" öğrendiğini iddia ediyor. Zamana karşı bir makinenin, ölümlülüğe karşı bir yaşamın hikâyesi bu. Wells'in en büyük üç romanından biri olan Zaman Makinesi'ni okurken, hepimiz bir Zaman Yolcusu'yuz!
120 syf.
Daha önce Cesur Yeni Dünya ve 1984'ü okumuş biri olarak bu kitabı iyiki onların yanına katmışım.

Wells, insanlığın ve dünyanın geleceğini kendine dert edinmeyi görev bilmiş yaramaz bir çocuk edasıyla yazmış bu kitabı.
Bu kitabın ana karakteri Zaman Gezgini açıkca Ford ve Büyük Birader'den sonra biraz hafif kaldı benim için. Kitabı okurken yer yer beyaz yapışkanımsı canlılar yüzünden mide bulantısıyla karşı karşıya kaldım hassas bir kitap ayarlarıyla oynayınca içinizden geleceğe dair distopik paragraflar dökülüyor. Zaman gezgini bir cismin gerçek olması için üç değil dört uzantıdan bahseder. Dördüncüsü adından anlaşılacağı üzere "ZAMAN" dır. Zaman boyutunda bilincimizin hayatımızın sonuna kadar kesik kesik ilerlemesi olarak tanımlıyor.
Her şeyi acele yapıvermenin hata olduğundan bahsediyor. Doğru söze ne denir. Acele işe şeytan karışır diye boşuna dememişler. Evren bile bu kadar kusursuz bir düzen ve uyum içinde ilerlerken acele yapıvermek her şeyin mahvolmasına yol açar, hatalarımız acele alınmış kararlarımızın sonucudur çoğunlukla.

İlerleyen zamanı ya da bundan Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılını düşünürsek bu süreçte artık insan insana kayıtsız kalacak ve insanlıkdışı soyu ise insanlıktan çıkmış bir dünyaya evrilecek. Her ne kadar varsayımlar dâhilinde gitse bile eser sizce insan artık insan dışında başka şeylere bağımlı hâle gelmedi mi? Bir telefon insanın veremediği şeyleri veriyorsa madde olana mana olandan daha çok bağlandıysak?? Kaygısızlık belki gelecek dünyanın köküne kibrit suyu dökecek. İnsanlar yavaş yavaş olayları normalize ederek olup bitenlere nötralize yaklaşırken daha iyi bir dünya nın hayalini kurmak mümkün gibi görünmüyor. Her şeyin dengesi bozulmaya başlıyor. Sık sık büyüklerimizden şu kelimeleri duyuyorum; eskiden kışın kış yazın yaz olduğunu bilirdik şimdi mevsimler hangi mevsim belli değil. Doğanın dengesi bozulurken insanın olduğu gibi kalmasının bir yolu olabileceğini düşünmüyorum. İnsan kendi genetiğiyle kendisi oynuyor. Tükettiğimiz gıdalar bile beyin kimyamızı, fiziksel ve ruhsal sağlığımızı çok çabuk bozabilirken duygularımız ve bilincimiz ve boyutları algılamamızın aynı kalmasının oluru var mı?
Yabancı bir dünyanın ortasında belki gelecek nesiller kendilerinden daha devasa yengeç ve böcekleri bile görebilir. Duyguları mekanikleşerek bir çocuk zekasına dönüş olabilir. Kayıtsız, cinsiyetsiz, dertsiz, tasasız. Kaygı, dert, tasa olmayan çok güzel bir toplum. Ahmak birer yaratık olabilir mi insan sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılında?? Belki daha erken.
Hayvanların soyunun tükendiği yeni yaratıkların türediği bir dünya olsa bile ancak bizim eserimiz olabilir. Zaman ilerledikçe her şeyin organiğini veya el değmemişini aramaya başlamamız bilinçlenmeye değil kötüye gittiğimizin işareti. Her şey organik ve katkısız olmalıyken azınlıkta kalıp aranması sonucu acı verecek bir durumdur.

Aile kavramının uçup gitmesi, ilgisizlik, cinsiyetleri birbirinden ayıran cilt dokusu ve davranış biçimi farklılıklarının hepsinden yoksun insanlar, farklılıkların ortadan kalkması hepsinin birbirinin tıpkısı olması. Gelecek dünyaya gitmeye gerek yok estetik kaygısı ile insanların yavaş yavaş birbirine benzediği birinin diğerinin kopyası dudak, burun, kaş ve vücuda sahip olduğu ileri zamanlarda daha hızlı ilerleyeceğini bilmemiz gerekiyor. Slikonlu dudaklar, yay gibi kaşlar, hokka burunlar tek tip olmaya emin adımlarla ilerliyoruz.


Daha ileri bir dünyada insan belki de kendi türünden tamamen ayrışarak ilgisizliği ile bu dünyaya yabancı bir hayvan olacak. Kendi türünden biri can verirken umarsızca geçip gidecek ve tüm duygulardan ayrışmış olacak kim bilir! Varsayımlar bile ihtimaller dahilinde olduğu hâlde şu an yaşadığımız dünya gelecek için sağlam ipuçlarını elinde bulunduruyor.
120 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitabı sevmedim ama bana bir çok şey düşündürdü. İNK kitabının zamanla ilgili açıklamalarına inanıyorum: uzayda, âlemlerde asli zaman denen hakiki, gerçek ve tek bir zaman akışı var. İnsanlar bu asli zaman akışı içerisinde doğdukları andan öldükleri âna dek bir nokta üzerinde çemberler çizerek ölümlerine doğru yol alıyorlar. Öldükleri an aslında asli zamanda ilerlenmiş olmuyor. Ama bize yaşadığımız süre çok uzunmuş gibi geliyor.

Kitapta da zaman makinesiyle çok çok ileriki tarihlere yolculuk yapılıyor ve orada dünyanın, insanlığın geleceğiyle ilgili yazarın öngörü ve hayâl gücünün örneklerini okuyoruz. Yanlış zamanda okumuş olabilirim, ya da doğru zamandı ama yazara ısınamamış olabilirim. Ama bana hatırlattığı şeyler oldu: öncelikle Spielberg'ün Yapay Zekâ filminin son kısımları...ayrıca her zaman en sevdiğim dizi olan Battlestar Galactica'nın tamamı. Scalzi'nin Yaşlı Adamın Savaşı kitabı. Bir de kendi zaman makinemizi; hafızamız ve hatıralarımızı. İleriye gidemeyen bir zaman makinemiz var, işte onunla geçmişe dalıp dalıp gidiyoruz. Ve nasıl bilimkurgu yazarları gelecekle ilgili öngörüleri ya da hayâl güçleriyle bizi hayâli mekânlarda dolaştırıyorlarsa biz de sürekli hatırlayan ya da geçmişe dönen belleğimizle gezinir dururuz. Bu bellek görüntü ve kelimelerle geçmişi döndürür, geçmişimiz ya hakikaten olduğu gibi, ya da hatırlamayı sevdiğimiz gibi gözümüzde belirir, yaş ilerledikçe belki gerçekle hayâl de birbirine sarınır, bir süre sonra belki bir manası da kalmaz hangisiydi diye düşünmenin...

Kitapta bilim adamının korkutucu zaman yolculuğu edebiyatta, bilimkurgudaki tek örnek değil muhakkak. En ürkütücü yolculuklardan bir tanesi de Arthur C.Clarke'ın 2001:Bir Uzay Efsanesi'ndeki yolculuktu. Kubrick'in de sinema klasiği olan 2001'in renkleri fotokimyasal yöntemle yenilenmiş ama hiç bir kurgu ya da efektle oynanmamış 70 mmlik analog versiyonu mayıs ayında Cannes film festivalinde gösterilecek. Bu filmi izleyenler filmin son kısımlarında bitmek bilmeyen renk cümbüşünde nasıl kaybolup gittiklerini hatırlayacaktır. 2001'de, Maymunlar Gezegeni'nde, Zardoz'da hep yolculuklar vardır. Bilimkurgu hep bir gitmek meselesinden söz ediyor gibi. Ursula K. Le Guin'in Mülksüzler'inde de Shevek kapitalist dünyaya gider. Zaman makinesine binmeseler de bu bilimkurgu karakterleri H.G.Wells'inki gibi bir gelecek tasviri yaparlar: bugünden çok farklı, başka kuralların olduğu, belki başka sistemlerin geliştiği, hatta ölümsüzlüğün bulunduğu ya da insan türünün hakimiyetini kaybettiği düşündürücü, belki korkutucu ama Le Guin örneğinde görüldüğü gibi insana umut da verebilen tasvirlerle dolu gelecekler...Galactica'da insanın köklerini keşfetmek için sonsuz uzayda devasa ve çok güzel bir nuh'un gemisi olan savaş yıldızı Galactica ile yuva arayışını anlatır. Bilimkurgular acaba hep bir burada ve şu anda olan, olduğu gibi olmasa ve başka şeyler olsa, başka şeylere dönüşse herşey arzusu ile mi yazılıyor? Belki de... ama bu örneğe uymayan bir sürü bilimkurgu kitabı da büyük olasılıkla vardır. Benim okuduklarımda ya da izlediğim bilimkurgu dizilerinde gördüğüm ortak noktalardan birisi de buydu ama.

Herkese iyi okumalar.
120 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İlk H. G. Wells kitabımdı ve gayet zevkle okuduğum bir kitap oldu.

Zaman Gezgini olan bilim adamımız iki yıllık uğraşı sonucunda bir zaman makinesi icat eder. Bu makinesiyle uzun bir geleceğe gider. Burada onu en şaşıran olay, insanların ik ayrı ırka ayrılmış olmasıdır. Yeryüzündekiler dertsiz tasasız yaşadıkları için kafalarını kullanmaktansa gülmeyi saf saf dolaşmayı bilirler. Yeraltında yaşayanlar ise sürekli bir mücadele içide olduklarından güçlü kuvvetli kalmışlardır.

Kitabın yazıldığı zamanları düşünürsek, mükemmel bir kurgu ve distopik bir gelecek okuduğumuzda yazarın hayal gücüne hayran kalmamak elde değil.
120 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Muhteşem bir hikaye ve hayalgücü kesinlikle ve özellikle dördüncü boyutu açıkladığı kısım ve size şimdi bir hikaye anlatacağım diyip yolculuğunu en ufak detayını hatırlamaya çalışarak anlatmaya çalışan Zaman Gezgini'ni sanki gerçekten size anlatıyormuş gibi hissediyorsunuz ve H.G Wells'in bilgi ve birikimini çok yetkin bir şekilde kullanmasıyla doğrudan ilgili zannımca.Mutlaka okuyun günümüz bilimkurgu ve kabul gören fantastik öğeleri bile etkileyen bir eser kesinlikle.
120 syf.
·10 günde·6/10 puan
Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce 'Farklı Türleri Keşfet' adında bir etkinliğe başladık. (#28549333) Bu etkinlik ile amacımız, herhangi bir nedenden dolayı uzak kaldığımız veya hiç tanışamadığımız türlere yönelerek kendimizi farklı okuma deneyimlerinde test etmekti... Bu çerçevede, ben de kendime Bilim-Kurgu türünden bir eser seçtim. Çünkü benim için bilim-kurgu sadece sinemada bildiğim, takip ettiğim bir türdü. Bunun edebiyattaki karşılığını uzun zamandır merak ediyordum. Bu türde kitaplar okuyan arkadaşların buraya yazdıkları incelemelere denk geldikçe büyük bir ilgiyle okudum. Başlangıç kitabı olarak da fazla risk almadan, bu türün babalarından sayılan, çok okunan, çok beğenilen, bol referanslı ve kısa bir kitap olan Zaman Makinesi'ni tercih ettim. Bu incelemeyi de çok fazla uzatmadan bu deneyimin sonuçlarını sizinle paylaşmak adına kaleme alıyorum...

Açık konuşmak gerekirse kitap tam anlamıyla beklentilerimi karşılamadı diyebilirim. Kitabın açılış bölümlerindeki atmosferi sevdim. Başka bir ifadeyle, zaman yolculuğu başlayana kadar geçen hazırlık bölümlerini daha akıcı buldum. Ancak zaman yolculuğu başladığı andan itibaren kitaba bir durağanlık çöktü. Sanki zaman durdu ve her şey çok yavaş ilerlemeye başladı. Oysa ki, kitabın asıl muhtevasını içeren bu bölüm, sanırım sinemadan kalma bir alışkanlıktan olsa gerek, biraz daha hareketli olmalıydı bana göre...

100 sayfalık bir kitabı 10 günde tamamlamış olmam her ne kadar gündelik hayatımdaki yoğunluktan kaynaklanıyor olsa da ben bu durağanlığın da etkili olduğunu düşünüyorum. Her kurmacada kırılma alanları vardır ve kurgu basamaklar şeklinde okuru yukarı taşır... Bu kitapta ise bir basamaktan diğerine çıkmak için arada baya yol yürümek zorundasınız. Bu durum bir yerden sonra yorucu olmaya başlıyor...

Bunun yanında, hikayeyi de çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim... İki farklı canlı türünün olduğu bir ortam var ama iki tür hakkında da yazarın bizimle paylaştıkları çok yetersiz kalmış... Bunun yerine bol bol tekrar var. Halbuki bu tekrarlar yerine türler hakkında biraz daha detay verip okuru hikayenin biraz daha içine sokabilirdi...

Bir başka eleştirim de kitabın son bölümüne olacak... Zaman yolcusu, tüm bu hikayeyi 4-5 kişilik nitelikli bir ekibe anlatıyor. Ekipte bilim insanları falan var. Doğal olarak zaman yolcusu hikayesini tamamladığında bu ekipten sıkı bir beyin fırtınası bekliyorsun... En azından zaman yolcusunun yaşadıkları üzerine bilimsel ve sosyolojik argümanların kapıştığı bir tartışma dönebilirdi ekip içerisinde... Ancak bizim ekip, 807 bin bilmem kaç yılında geçen bir zaman yolculuğu hikayesi dinlememiş de mahallenin kahvesinde Galatasaray-Başakşehir maçını seyretmeye gelmiş abiler gibi, hikaye biter bitmez çil yavrusu gibi dağılıyor...

Konuyu çok da fazla uzatmadan toparlamak istiyorum... Netice itibariyle, bilim-kurgu türüyle tanışma kitabım, üzerimde büyük bir etki bırakmadı... Tabii ki tek bir kitap, bu tür hakkında bir yargıya varmak için ölçü olamaz... Ancak sanırım bilim-kurgunun görsel sanat alanlarındaki uyarlamalarını her zaman daha çok seveceğim. Böyle bir çıkarım yapabilirim diye düşünüyorum. İlerleyen dönemlerde de zaman zaman elime bilim-kurgu türünden kitaplar almaya devam edeceğim... Mutlaka içlerinden bir tanesi beni kendine daha fazla çekecektir...

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Herkese keyifli okumalar...
120 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Başında harika bir giriş yapmış sonlarına doğru biraz koptum açıkcası.Ben Türkiye iş bankası yayınlarından okudum ama ithaki yayınlarının çevirisi daha güzel olabilir iyice araştırmamıştım.Celal Üster i severim harika çevirileri var bu kitaba da yazdığı önsöze bayıldım tabi ama hikayede zaman makinesine yakışır kopukluklar vardı sanırım bu konuda yeniyim tabi bu tür pek kitap okumadım genelde filmlerden takip ettiğim bir konu.Çağrışımları yakalamakta zorlandım.İnce bir kitap ama ağırlaşabilir.
140 syf.
·1 günde
Büyük bir keyifle yol aldığım Bilim-Kurgu türünde ikinci durağım H. G. Wells'in Zaman Makinesi. Bu kitabı ilk okumaya yeltendiğimde kitabın içine giremediğim için elimin tersiyle itmiştim. Fakat ikinci kez okumaya yeltendiğimde elimle ittiğime pişman oldum diyebilirim. Çünkü dahiyane bir eseri okumayı ötelemek bana yakışmadı.

Bilim-Kurgu türü hakkında pek bir bilgi sahibi olmadığımı belirtmiştim Maymunlar Gezegeni'ni yorumlarken. Ona istinaden Bilim-Kurgu türünün tek kaygısının 'gelecek' olduğu düşüncesindeyim. Yanlış düşünüyor olabilirim çünkü henüz bu türde iki kitap okudum.

Zama Makinesi hakkında bir iki kelam edecek olursam kitabın özü 'evrendeki üç boyutluluğun haricinde bir boyut daha olduğu, bu boyutun ise zaman boyutu olduğu' görüşünden besleniyor.

Şöyle ki varolan nesnenin ya da canlının zaman boyutu üzerindeki değişimine bakarak bir tez öne sürersek bu tez elbetteki zamanın hareketliliği, sürekliliği ve bunlardan kaynaklanan bir anlamlanma, varolma belirtisi yahut da varolma mücadelesinin teşekkülüdür.

Wells'e bir ün katan Zaman Makinesi'nin zaman boyutuyla bir alacak verecek meselesi olsa da dünya ya da insanın evrim sürecinin gelecek zamanda girdiği değişimdir aslında. Çünkü kurgunun olay örgüsünde gidilen zaman 802701 yılı. Ve bu yılda insanlar teknolojinin had safhada olduğu dönemde akla, harekete ve farklılığa gereksinim olmadan var olmaya devam ettikçe tek tipleşmiştir.

Zaman Yolcusu adını verdiği karakterin başından 'zaman makinesini' icat ettiği ve bu icadının gerçekliği, tutarlılığı hakkında tereddüt sahibi olan diğerlerinin gözü önünde bir hadise geçer. Bu hadisede gelecek yıla yani 802701 yılına gider. Günümüz dünyası ve o zamanki dünya arasında büyük farklılıklar vardır. İnsanların biçimi, davranışı farklıdır. İnsan bile denemeyecek varlıklardır. Eloiler ve Morlocklar olarak ikiye ayrılırlar. Her iki grubun yaşam biçimleri birbirine zıttır.

Özetle bu kitabı genel olarak çok sevdim. Çünkü gerçek bir kaygı taşıyan eserleri daima sevmişimdir. Bu türde okumaya yeni başlayacaklar için Maymunlar Gezegeni ve Zaman Makinesi önerimdir.
120 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Yazarın okuduğum ilk kitabı Zaman makinesi. Zaman yolculuğunu işleyen dünya edebiyatında ki ilk yazar kendileri.
Zaman yolculuğu onca filme,diziye ve kitaba konu olmuş bilimsel olarak çözülmemiş paradokslardan biridir.

Zaman yolcusu zaman makinesinin yapısı dostlarına anlatırken bilimsel olarak söylediği mantık ve 4 boyut teorisi belki yazarın yaşadığı dönem sırasında bilim dünyası için belki bir muammaydı.

Karakterimiz kendini 802701 yılına gidiyor ve orada 2 tane farklı insan ırkıyla karşılaşıyor ve zaman makinesini kaybedişini ve onu tekrar bulmasını anlatıyor kitap.

Okurken bazen sıkan bazen heyecan yaratan bir kitap oldu benim için okurken bazen keyif aldım bazen de sayfa bitmek bilmedi diyebiliriz ama genel hatlarıyla güzel bir bilim kurgu kitabıydı.
120 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
H. G. Wells bilim kurgu camiasında tartışılmaz bir yere sahip. Bu romanı da bir hayli doyurucu olmuş. Zamanda seyahat kültleşmiş bir senaryo artık bilim kurgucular tarafından ama bu senaryonun atalarından birisi bu kitap. Sadece kurgusal olayların akışı değil aynı zamanda mükemmel sosyolojik analizler de yapıyor yazar. Evrim teorisiyle de ilgilenmiş roman da biraz ve yaptığı bu sosyolojik çıkarımları evrimle harmanlamış. Sonunda değişik, güzel bir eser ortaya çıkarmış Wells. Kitaplarla kalın...
120 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Geleceğe yolculuğu anlatan kısa ve güzel bir kitap. Fantastik kitapları beğendiğim için bana güzel geldi fakat herkesin beğenebileceği tarzda yazılmamış onu baştan söylemem gerekiyor.

Çok ileri bir tarihe (800 bin civarı) gidilmesi bana saçma geldi. Ama kitabın yazıldığı tarıhte (19.yy) bilişim alanındaki gelişmelerin çok ileri düzeyde olmaması, yazarı yanılgıya düşürmüş. Çünkü bu gelişme hızıyla dünyanın ömrünün o kadar uzun olacağını sanmıyorum
120 syf.
Zaman Makinesi Bir Buluş kitabı bir zaman gezgininin sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılına giderek orada yaşadığı macerayı anlatmakta. Zamanda yolculuk yapabilme imkanı olsa mutlaka yapmak isteyen biri olarak öncelikle kitabın ismi dikkatimi çekmişti. İçerik olarak ise kitapta benim tahmin ettiğim gelecekten farklı bir gelecek sunuluyor. Yazarın tahminleri ise gelecek adına pek iç açıcı olmasa da yazar romanın sonunda insanlık için umudunu yitirmediğini ifade ediyor.
Aklımdan bu insanların narin bedenleri, zeka yolsuzlukları ve bir sürü kocaman yıkıntı geçtiğinde, Doğa'nin tam anlamıyla fethedildiğine olan inancım güçlendi.
Tam bir rahatlık ve güvenliğin egemen olduğu bu yeni koşullarda, bizim güç dediğimiz o ele avuca sığmaz enerji ister istemez zayıflığa dönüşecekti.
Bu insanların huzurlu ve güvenli bir hayat sürdüklerini görünce, cinsiyetler arasındaki bu yakın benzerliğin beklenmedik bir şey olmadığını düşündüm; çünkü erkeğin gücü ile kadının uysallığı, aile kurumu ve kadın ve erkek mesleklerinin farklılığı, bedensel güç çağının baskıcı zorunluluklarından başka bir şey değildir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zaman Makinesi
Baskı tarihi:
10 Şubat 2020
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053754268
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Time Machine
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Wells'in ilk olarak okul gazetesinde yayınladığı bir öyküden hareketle kaleme aldığı kısa romanı Zaman Makinesi, 1895'ten beri bilimkurgunun önde gelen eserlerinden biri oldu. Hem geleceği hayal etmek hem de biliminsanının karakterini göstermek adına derin saptamalarda bulunan, politik göndermelerle yüklü bu distopya, hâlâ gerçekleştiremediğimiz bir fantezinin peşinden yıllardır sürüklüyor bizi. Volkan Gürses'in Türkçeye çevirdiği Zaman Makinesi'nin bu yeni baskısı, roman tarihi ve H.G. Wells üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan akademisyen Patrick Parrinder'ın önemli makalelerinden biriyle zenginleşiyor. Elif Ersavcı'nın Türkçeye kazandırdığı bu makalede Parrinder, Wells'in Zaman Makinesi'ni yazarken, "yaratıcılık düzeyinde de olsa, kendi ölümünün ötesine geçmeyi" öğrendiğini iddia ediyor. Zamana karşı bir makinenin, ölümlülüğe karşı bir yaşamın hikâyesi bu. Wells'in en büyük üç romanından biri olan Zaman Makinesi'ni okurken, hepimiz bir Zaman Yolcusu'yuz!

Kitabı okuyanlar 12,4bin okur

  • Merve
  • betül
  • İlayda
  • Mert Koc
  • Furkan Kuvel
  • Benay Topsaç
  • Ebrar kızıl
  • Hilal Biçer
  • Aichan
  • Sevda Samak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.1 (231)
9
%7.3 (333)
8
%10.2 (465)
7
%6.5 (297)
6
%2.1 (95)
5
%0.8 (36)
4
%0.4 (16)
3
%0.2 (8)
2
%0.1 (4)
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları