Zaman Mühürcüsü

·
Okunma
·
Beğeni
·
564
Gösterim
Adı:
Zaman Mühürcüsü
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054799879
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Postiga Yayınları
"Deseler ki üst üste koyup biriktirdiğin ne varsa unutacaksın. Nasıl biri olacağını sen seçeceksin. Her yürümek istediğinde ayak bileğine dolanan ve her adım attığında boynuna kadar çıkıp seni boğan o ipi kesip atsan, nereye kadar gidersin? Koskoca evrenin içinde sığmadığın ne varsa yerle bir olsa, nereye ait olursun? Hangi acıyı söküp atalım ve yerine hangi mutluluğu koyalım? diye sorsalar mesela... Bu bilmediğim hayalde, hayata ne verir, ondan ne alırdım diye düşünüyorum bazen."

Zaman Mühürcüsü; kan bağı olmayan insanlardan oluşan bir ailenin biraraya geliş yolculuğu... Bir sırrın içinde mühürlenen bir zamanın hikâyesi! Osmanlı Mevlevi Saatçileri'nden Ahmet Eflâki Dede'nin dokuz numaralı saatinin büyüsüne kapılarak saat tasarlamaya başlayan genç bir adamın yaptığı saatin içinde saklanan bir sırrın açığa çıkmasıyla başlayan romanda, yetimhanede büyümüş genç bir fotoğrafçının gözünden de hayat kareleri sunuluyor. Büyükada'daki bir konak ve Üsküp'teki Kurşunlu Han arasında geçen hikâye, Yugoslavya'nın henüz dağılmadığı 1960'lı yıllardan bugünün Makedonya'sına uzanan geçişlerden izler taşıyor.
288 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Kitaba geçen hafta gittiğim yılbaşı kermesinde yazarı ile birlikte rastladım. Yeni bir yazarı tanımak güzel olacağından aldım ve hemen okudum.Çok sade, akıcı, duygu ve zarafet yüklü bir roman. Roman bir fotoğraf sanatçısının ölümü ile oğluna ve manevi kızına bıraktığı eşyaların gizeminin çözülmesi üzerine kurulmuş. Roman kahramanımız Ela yetimhanede büyümüş ve bugün kendi ayakları üzerinde durabilen bir fotoğrafçı,onu himayesine alan fotoğrafçının gizemini çözmeye çalışırken hayatının aşkını,ruhunu, korkularını, özlemini buluyor. Roman insanın zayıf noktalarına dokunuyor, yetimhanede devam eden hayat, bir başkasının akıl hastanesinde bulunması ile şekillenip,bir ölüm ile son buluyor.
Yazar duygularını çok açık bir dili ifade etmiş, hatta bazen ne güzel cümleler kurmuş diye düşündüğümde oldu. İstanbul ve Üsküp tasvirlerinde ise kendimi oralarda hissettim,özellikle Yere batan Sarnıcı'ndaki tasviri hep benim kafamda düşündüğüm ama kelimelere dökmediğim duyguları içeriyordu.
Kitap bazı mesajlarda içeriyordu, karşılıksız iyilik,sevgi, paranın her şey olmadığı gibi.
Ben beğendim, keyifli okumalar...
288 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Sırlarla başlayıp ve sonunda yine sırlarla biten bir hikaye, aslında birden fazla hikaye var bu kitapta,Üsküp'ten başlayıp istanbul'a uzanıyor, ama sayfalar ilerledikçe ve geçmişe açılan o kapılardan geçtikçe, zaman gerisin geriye işliyor ve bu kez hikayemiz istanbul'dan Üsküp'e uzanıyor..

Kendisine emanet edilen sırlara yenilerini ekleyen kadın karakterimiz Ela, (kitabın sonlarına doğru verdiği karar hala içime sinmiş değil,onu belirteyim) Ela ailesini hiç tanımamış, adını Zerkityan koyduğu bir yetimhanede büyümüş,en yakın arkadaşı Deniz adında bir kız, ve bir gün ünlü bir fotoğrafçı olan Murat Mardin onun hayatını değiştiren kişi oluyor,Ela'yı yanına alıyor, oğluyla birlikte yaşadığı eve götürüyor, ona kendi mesleğinin inceliklerini öğretirken bir yandan da yıllardır içinde sakladığı sırların kilit noktası haline getiriyor,usulca sırlarını aktarıyor Ela'ya, kız hiç farkında bile olmadan,yeni bir hikayenin kahramanlarından biri haline geliyor...

Ahmet Mardin ( asıl adını söylemek isterdim ama büyüyü bozmak istemiyorum) Murat Mardin'in oğlu,kendisi ünlü bir saat ustası,annesini hiç tanımamış ve babasıyla hiç bir zaman sağlam bir bağ kuramamış,geçmişiyle ilgili sorduğu sorulara asla cevap alamayacağını anladığı bir gün evini terk ediyor,yıllarca ne babasıyla ne de Ela ile hiç bir iletişime geçmiyor.

Murat Mardin,geçmişi sırlarla dolu bir adam,kapalı bir kutu gibi,oldukça zeki,işinde başarılı,ama hayatın gerçekleriyle yüzleşmek yerine hep kaçmayı tercih etmiş,anı yaşamayı daha uygun bulmuş,sevgisini göstermekte pekte başarılı değil,kendi yarattığı dünyasında, daha güvende olduğunu düşünen biri,sakladığı sırlar o kadar fazla ki belki de bu sırlar artık ruhuna ağır geldiği için ölümcül bir hastalığa yakalanıyor,ölümü ardından Ahmet ve Ela'ya bıraktığı iki hediye, bizleri hikayenin en kadersiz karakteri ile tanıştırıyor, Marila...

Murat Mardin'in geçmişinin önemli bir parçası Marila, çok uzun yıllar önce Üsküp'ün sokaklarında kendi hikayesini yazmaya başlayan güçlü ve güzel bir kadın,kazandığı parayla, pazarda kafeslerin içerisinde gördüğü kuşları satın alıp,onlara özgürlüklerini verecek kadar özel biri, hayatını bir çoklarının tasvip etmediği bir şekilde kazanıyor,ve bir gün bu hayatına, Murat Mardin'in dahil olmasıyla onun da hikayesi yeni baştan yazılıyor...

Ela'nın, Murat Mardin'in kendisine bıraktığı ve sevdiği adamı derinden etkileyecek olan sırrı ortaya çıkarmak için, üzerinde kabartma bir kuş resmi bulunan bir kolye ve bir adres bilgisiyle, Üsküp'e yaptığı seyahat ve ardından ortaya çıkan gerçekler beni çok şaşırttı, ayrıca Üsküp'te Deniz'le de tanışıyoruz Ela ve Deniz birlikte bir fotoğraf ajansı işletiyor Deniz işlerin yurt dışı bağlantılarını Üsküp'ten yürütüyor ..

Bence bir insan bu kadar sır barındırmamalı hayatında, hikayenin sonunda sevindiğim yerlerde oldu,üzüldüğüm karakterler de,Yazar ters köşelerde de oldukça iyi,yalnız hikayenin sonunda bir iki yere sitemim var,birincisi Ari'nin başına gelenler ki bence olmasa da olurdu o kısım,ikincisi Ela'nın nur topu gibi yeni sırları ve birde Ahmet ve Ela sahnelerinin az olması :)

Yazarın dilini sevdim,insanı yormayan ama derinliği olan cümleler kurmakta oldukça başarılı,okurken karakterler ve mekanlarla aranızda bir bağ oluştuğunu hissediyorsunuz, Üsküp sokaklarında dolaşırken ya da Kurşunlu Han'ın odalarına girip,kapılardaki mühürlere dokunurken,kendinizi zaman çukuruna düşmüş gibi hissedebilirsiniz:)
Hayatın içinde; Bir kumun inceliğinde ya da bir kayanın sertliğinde adına bazen tesadüf, bazen kader dediğimiz irili ufaklı taşlar vardı. Ve insanın hayatındaki taşın ağırlığını; ruhundaki yükü hayata bırakabilme kabiliyeti ya da hayatın yükünü taşıyabildiği anlardaki mahareti belirliyordu. İnsana ait ne varsa bir sır! Hayata dair ne varsa bir hikaye...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zaman Mühürcüsü
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054799879
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Postiga Yayınları
"Deseler ki üst üste koyup biriktirdiğin ne varsa unutacaksın. Nasıl biri olacağını sen seçeceksin. Her yürümek istediğinde ayak bileğine dolanan ve her adım attığında boynuna kadar çıkıp seni boğan o ipi kesip atsan, nereye kadar gidersin? Koskoca evrenin içinde sığmadığın ne varsa yerle bir olsa, nereye ait olursun? Hangi acıyı söküp atalım ve yerine hangi mutluluğu koyalım? diye sorsalar mesela... Bu bilmediğim hayalde, hayata ne verir, ondan ne alırdım diye düşünüyorum bazen."

Zaman Mühürcüsü; kan bağı olmayan insanlardan oluşan bir ailenin biraraya geliş yolculuğu... Bir sırrın içinde mühürlenen bir zamanın hikâyesi! Osmanlı Mevlevi Saatçileri'nden Ahmet Eflâki Dede'nin dokuz numaralı saatinin büyüsüne kapılarak saat tasarlamaya başlayan genç bir adamın yaptığı saatin içinde saklanan bir sırrın açığa çıkmasıyla başlayan romanda, yetimhanede büyümüş genç bir fotoğrafçının gözünden de hayat kareleri sunuluyor. Büyükada'daki bir konak ve Üsküp'teki Kurşunlu Han arasında geçen hikâye, Yugoslavya'nın henüz dağılmadığı 1960'lı yıllardan bugünün Makedonya'sına uzanan geçişlerden izler taşıyor.

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • Ahmet Gökdağ
  • Satıgül Yüksek
  • Erigay
  • DERYA...
  • İlknur Karabulut
  • Aslıhan Alpaslan
  • ZEHRA LEVENT

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (2)
9
%16.7 (1)
8
%33.3 (2)
7
%16.7 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0