Zamana Adanmış Sözler (Şiirler 5)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.593
Gösterim
Adı:
Zamana Adanmış Sözler
Alt başlık:
Şiirler 5
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789000185481
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Bu kitap, 1960-1975 yılları arasında yazılan şiirlerden oluşmuştur. 1960`lı yıllarda yazılmış olan Masal şiiri, dergilerde yayınlanmadan doğrudan kitaba girmiştir. Şehzadebaşında Gün Doğmadan, Çocukluğumuz ve Küçük Na`t adlı şiirler ikinci kez Diriliş`te 1974-1975 yıllarında yayınlanmışlardır. Zamana Adanmış Sözler, Akrebin Ölümü, Yılan, Denizin Kentini Yaktım, Tören, Akşam, Kış, Sonbahar şiirleri 1971-1972 yıllarında yazıldıkları halde ancak 1974-1975`de yayınlanabilmişlerdir. Sepet şiiri de, yayınlandığı tarihten çok önce, 1960`lı yıllarda aslında Cezayir`in Kurtuluş Savaşı için yazılmış bir şiirdir. Diriliş`te 1974 Eylül`ünde yayınlanmış olan İnsan ve Oruç isimli şiir, 2000 yılında bütün şiirlerin toplandığı Gün Doğmadan adlı kitabımıza girmiştir. Bu baskıda da ilk kez bu kitaba girmektedir.
Üstad Sezai Karakoç'un içerisinde Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine, Masal ve Fecir Devleti gibi en güzel şiirlerinin bulunduğu 5. şiir kitabı. Uzatma dünya sürgünümü diyor bu kitabında ki şiirinde üstad fakat Rabbim onun dünya sürgününü uzatıyor bizden ayırmak istemiyor onu belki de. Üstad 84 yaşında, artık ciddi sağlık sorunları var malesef, geçen aldığım bilgilere göre artık duyma ve görme yetileri kullanmakta baya zorlanıyormuş. Allah uzun, sağlıklı ömür versin inşallah. Sezai Karakoç, şiirimizin, edebiyatımızın çok önemli ve değerli şahsiyetlerinden biri ve Onun “Zamana Adanmış Sözleri” bizim ışığımız olacak.
En çok merak ettiğim Sezai Karakoç şiir kitabıydı açıkçası. Sırf içindeki "Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine" şiiri için bile alıp okurdum. Öyle güzel ki, şiirlere Sezai Karakoç'la birlikte daha sıcak bakabiliyorum, daha çok içime siniyor yazılanlar, kalpten geldiğine ve içindeki o anlam bütünlüğüne çok inanıyorum. Ve bunu okumak öyle bir keyif veriyor ki insana... Tek kelimeyle harikaydı, diyemeyeceğim çünkü bu kitap, bu şiir kitabı tek kelimeyle açıklanamaz. Yanına bir dolu sıfat daha eklenmesi gerekir. Nasıl anlatsam ki size Sezai Karakoç sevgimi? Daha önce yazılarına denk geldiğim için şiir kitaplarını da çok merak ediyordum. Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiiri ise bilindik bir şiirdi benim için. Bu şiiri Cumhurbaşkanımız da okumuş ve ben hayran kalarak dinlemiştim, o şiiri şimdi elimdeki kitaptan okurken nedense onun okuyuş şekliyle okudum. Nasıl tesir ettiyse bir okuyuş... İçindeki her bir şiiri çok severek okudum. Bir şiir sever iseniz eğer, kesinlikle kitaplığınızda bulunması gereken şiir kitabı olduğunu söyleyebilirim. Kitaplığınızda olmadığı zaman emin olun onsuz eksik kalacak kitaplık. Çok kıymetli şiirler, çok kıymetli bir kalem... Lütfen alın, okuyun ve hissedin. Evinizde en az bir tane Sezai Karakoç kitabı bulunsun. Belki ilk ise, bu ilk için en iyi seçim olabilir belki Zamana Adanmış Sözler. Kesinlikle tavsiye ederim!
Sezai karakoç'tan çok güzel bir şiir kitabı daha büyük bir zevkle okudum ve okumanızı tavsiye ederim benim en çok beğendiğim şiiri sürgün ülkeden başkentler başkentine oldu diğer şiirlerde çok güzel ve özel şiirler..
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkis'in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgân'da
Kandilli'nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Sezai Karakoç
Sayfa 53 - Diriliş Yayınları 11. Baskı 2016
Doğuda bir baba vardi
Batı gelmeden önce
Onun oğullari batıya vardı

Birinci oğul batı kapılarında
Büyük törenlerle karşılandı
Sonra onuruna büyük şölen verdiler
Söylevler söylediler babanın onuruna
Gece olup kuştüyü yastıklar arasında
Oğul masmavi şafağin rüyasında
Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı
Öcünü alsın diye kardeşini yolladı

İkinci oğul Batı ülkesinde
Gezerken bir ırmak kıyısında
Bir kıza rastladı dağların tazeliginde
Bal arılarının taşıdığı tozlardan
Ayna hamurundan ay yankısından
Samanyolu aydınlığından inci korkusundan
Gül tütününden doğmuş sanki
Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
Saçlarını güneş destelemiş
Yıllarca peşinden koştu onun
Kavuşamadı ama ona
Batı bir uçurum gibi girdi aralarına
Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
Alıp götürdü onu
Ve ikinci oğulu
Sivri uçurumların ucunda
Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda
Baba yağmurlardan anladı bunu
Yağmur suları aci ve buruktu
İşin künhüne varsın diye
Yolladı üçüncü oğlunu


Üçüncü oğul Batıda
Çok aç kaldı ezildi yıkıldı
Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada
Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı
Fakat batinin büyüsü ağır bastı
İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı
Sonra büsbütün unuttu onları
Şef oldu buyruğunda birçok kişi
Kravat bağlamasını öğrendi geceleri
Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler
Patron oldu ama hala uşaktı
Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü
Bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda
Ondan hesap sordu o da
Sırf utançtan babasına
Bir çek gönderdi onunla
Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi
Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı
Bu yüklü çeki
İyice yaşlanmıştı ama
Vazgeçmedi koyduğundan kafasına
Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya

Dördüncü oğul okudu bilgin oldu
Kendi oymak ve ülkesini
Kendi görenek ve ülküsünü
Günü geçmiş bir uygarlığa yordu
Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı
Batı bilginleri bunu kutladı
O da silindi gitti binlercesi gibi
Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle
Kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan

Beşinci oğul bir şairdi
Babanın git demesine gerek kalmadan
Geldi ve batının ruhunu sezdi
Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır
Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair
Topladı tomarlarını geri dönmek istedi
Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini
Kum gibi eridi gitti yollarda

Sıra altıncı oğulda
O da daha batı kapılarında görünür görünmez
Alıştırdılar tatlı zehirli sulara
Içkiler içti
Kaldırım taşlarını saymaya kalktı
Ev sokak ayırmadi
Geceyi gündüzle karıştırdı
Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara

Baba ölmüştü acısından bu ara

Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara
Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda
Bir alinyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda
Bir de o talihini denemek istedi
Bir şafak vakti Batıya erdi
En büyük Batı kentinin en büyük meydanında
Durdu ve tanrıya yakardı önce
Kendisini değistiremesinler diye
Sonra ansızın ona bir ilham geldi
Ve başladı oymaya olduğu yeri
Başına toplandı ve baktılar Batılılar
O aldırmadı bakışlara
Kazdı durmadan kazdı
Sonra yarı beline kadar girdi çukura
Kalabalık büyümüş çok büyümüştü
O zaman dönüp konuştu :
Batılılar !
Bilmeden
Altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
Karşınızdakini değistirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
Fakat değişmeyecek ruhum
Onu kandırmak için boşuna dil döktüler
Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı
Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı
Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
En onulmaz yarası olanlar
Ta kalblerinden vurulmuş olanlar
Yüreğinde insanlıktan bir iz tasıyanlar
Sezai Karakoç
Sayfa 13 - Diriliş Yayınları 11. Baskı 2016
...
Işık tut Rabbim
Kur’an'ın aydınlığını yay gönlümüze
Peygamber duasını et eş bize
Saçılsın senin solmaz baharının gülleri yolumuza
Sırrına sır katılsın ulusumun
Yırtılsın inkârın zarı
Reddin seddi yıkılsın
İnancın fecri doğsun
Ağsın sabah yıldızı gibi ufkumuza
...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zamana Adanmış Sözler
Alt başlık:
Şiirler 5
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789000185481
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Bu kitap, 1960-1975 yılları arasında yazılan şiirlerden oluşmuştur. 1960`lı yıllarda yazılmış olan Masal şiiri, dergilerde yayınlanmadan doğrudan kitaba girmiştir. Şehzadebaşında Gün Doğmadan, Çocukluğumuz ve Küçük Na`t adlı şiirler ikinci kez Diriliş`te 1974-1975 yıllarında yayınlanmışlardır. Zamana Adanmış Sözler, Akrebin Ölümü, Yılan, Denizin Kentini Yaktım, Tören, Akşam, Kış, Sonbahar şiirleri 1971-1972 yıllarında yazıldıkları halde ancak 1974-1975`de yayınlanabilmişlerdir. Sepet şiiri de, yayınlandığı tarihten çok önce, 1960`lı yıllarda aslında Cezayir`in Kurtuluş Savaşı için yazılmış bir şiirdir. Diriliş`te 1974 Eylül`ünde yayınlanmış olan İnsan ve Oruç isimli şiir, 2000 yılında bütün şiirlerin toplandığı Gün Doğmadan adlı kitabımıza girmiştir. Bu baskıda da ilk kez bu kitaba girmektedir.

Kitabı okuyanlar 109 okur

  • Elif
  • Kübra
  • M.Edirneli
  • Enise
  • Melike Yıldırım
  • Zeynep Çetinkaya
  • Merve Nur
  • Yusuf Emre Şen
  • Ömer ATALAN
  • Nausicaä

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.7
14-17 Yaş
%5.4
18-24 Yaş
%25.7
25-34 Yaş
%24.3
35-44 Yaş
%29.7
45-54 Yaş
%8.1
55-64 Yaş
%4.1
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%45.1
Erkek
%54.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36 (9)
9
%24 (6)
8
%24 (6)
7
%8 (2)
6
%4 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%4 (1)