Adı:
Zamanımızın Bir Kahramanı
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753852760
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
Çağdaşı Puşkin’le eşdeğer tutulan Lermontov, o dönem Rus edebiyatının en ünlü yazarlarından biridir. Çağının insanlarını ve coğrafyasını kendine özgü lirik ve romantik biçemiyle anlattığı "Zamanımızın Bir Kahramanı" adlı yapıtında şaşırtıcı ustalığıyla aşkı, tutkuları ve hayal kırıklıklarını bir serüven romanı sürükleyiciliğindedir. Çağdaş bir masal güzelliğinde de okunup değerlendirebileceğiniz bu romanı severek okuyacağınıza inanıyoruz.
243 syf.
·Puan vermedi
Bu videodan Lermontov'un hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/3UL1oP5pifw

Zamanımızın bir kahramanı ya da zamanımızın esas kahramanları... Peki, kimdir bu zamanın kahramanları?

Oğuz Aktürk : Bir girizgah yaparak başlayalım o halde. Lermontov 1814'te, yani şu an bulunduğumuz yıldan yaklaşık 200 yıl önce doğmuş bir adam. Üç yaşında annesi ölüyor, sonra babası evi terk ediyor. Çocuk Lermontov da büyükannesinin yanında yaşamak üzere Kafkasya'ya gidiyor. Zaten kitaptaki dağ tasvirleri ve dağ hayatı da Kafkasya'daki çocukluk ve ilerideki sürgün dönemlerinde edinilmiş izlenimlerden kaynaklı. Aynı zamanda Zamanımızın Bir Kahramanı kitabının adı, içindeki baş karakter Peçorin'in karşısındaki insanlara cesurca ve onların onaylamayacakları şeyler söyleyebildiği için kahraman olarak seçilmiş diye düşünüyorum. Bir başka yönden kitabın adı, Lermontov'un sürgünden sonra şehre döndüğünde kahraman olarak karşılanmasından dolayı ironi amacıyla seçilmiş olabilir.

Turhan Yıldırım : Verdiğin bilgiler değerliydi Oğuz, fakat bir noktayı kaçırdın. Lermontov'un Puşkin'in kumpaslı bir şekilde düellodaki ölümü üzerine yazdığı Şairin Ölümü adlı şiiri aslında onun sürgüne gitmesine sebep olmuştur, bunu da eklemek gerek. Zamanımızın Bir Kahramanı kitabını oluşturan da aslında dolaylı olarak Puşkin'e yapılan bu kumpastır.

Kaan Ö. : Ben de kitaba farklı bir yönden yaklaşmak isterim. Ivan Sergeyeviç Turgenyev'in Babalar ve Oğullar kitabını okuyanlar biliyordur. Oradaki Bazarov karakteri de aslında Peçorin'le benzer özellikler taşımakta.

Turhan Yıldırım : Evet, özellikle de nihilizme yaklaşan yönleriyle gerçekten benzer yönleri var.

Oğuz Aktürk : Babalar ve Oğullar kitabını okumadım fakat Turgenyev'in tam olarak liberal Batılılaşma yanlısı olduğunu söyleyebilirim. Zaten Dostoyevski'nin Puşkin Konuşması'nda da Turgenyev'in Avrupa'ya duyduğu sevgiye herkes tanık olmuştur. O yüzden genel olarak Rus milliyetçiliği konusunda Lermontov ile Dostoyevski benzer niteliklere sahiptir fakat Turgenyev bu konuda onlardan ayrılır.

Yaz : Eveet, sıra bende o zaman. Aslında kitabın gözlemci ve bazı yerlerde Tanrısal bakış açısına kayan bir anlatıcı perspektifiyle yazıldığını söyleyebiliriz. Öncelikle sormamız gereken soru: "Peçorin kimdir?" olması gerek bence. Çünkü Peçorin topluma tepkilidir, çıkış yolu topluma karşıtlıktır. Dağ hayatının ona verdiği kaçışın varoluşçu bir huzur getirdiğini savunan birisidir Peçorin. Asker olduğu dönemlerde ise bundan rahatsızlık duyar, sürekli sorunlar yaşar. Elde edilmeyenin büyüsünü sever, ondan etkilenir. Kadınlar ise elde edemediği belirsizlikler olduğu için daldan dala atlar. Hissetmek ve zevk almak için yaşar Peçorin. Merak duymak ve aşık olmak için yaşar Peçorin. Bilinemez aşkın öngörülemez tabiatına inanır. İyi bir aşık olabilmenin ancak ve ancak baskısız bir toplumda gerçekleşebileceğini düşünür.

bikedibolkitap : Doğru söylüyorsun, aslında bir nevi aşk duymaya aşık olmuş bir adam olduğunu da söyleyebiliriz.

Oğuz Aktürk : Evet Yaz, hatta Kierkegaard'ın varoluşçuluk felsefesine göre de toplumdan uzaklaşıp insanın kendi içsel hayatına dönmesi ona göre varoluşu oluşturur. Sanki Peçorin de buna benziyor.

Yaz : Evet fakat ne olursa olsun kendisini böyle şair sanıp da şiirsel sözler söyleyen, karşısındakini Peçorin gibi kandıran insanların yalancılık yönü de vardır.

Osman Y. : Bu konuda sana katılıyorum çünkü Fuzuli'nin de "Unutma ki şair sözü yalandır." cümlesi var, yani o insanın içindeki çıkmazı orada da görebiliyoruz.

Oğuz Aktürk : Ben de biraz romandaki kronolojik parçalanmanın sebeplerinden bahsedeyim bu arada. Lermontov bunu bilinçli olarak yapmış, Yani dönemin ideallerine ulaşamayan Rus gençliğinin yansıması olan kahramanındaki ruhsal yapının karmaşıklığını, duygusal çatışmaları ve tutarsızlıkları vurgulamak amacıyla pek çok olumlu ve olumsuz yönle bir sentez çıkarıldığını kronolojik bir parçalanmayla birlikte görüyoruz.

Yaz : Evet zaten bunu da en iyi Peçorin'in kendine has cümlelerinde görüyoruz. "Doğruyu söyledim, yalancı dediler. Ben de o anda duygularımı açıkça ifade ettim sonra ise içime atmaya başladım." minvalinde cümleler bizi bu karmaşıklığa ulaştırıyor.

Turhan Yıldırım : Ne olursa olsun bence Peçorin tam olarak kötü bir karakter, kötünün kötüsü.

Osman Y. ve Oğuz Aktürk : Aslında bizce tam olarak kötü dememek gerek. Sanki %50 iyi %50 kötü gibi, bir sentez sözkonusu gibi geliyor bize göre.

Yunus : Zaten her iyinin içinde kötü yok mudur arkadaşlar?

Oğuz Aktürk : Doğru söyledin Yunus, aynı Yin ve Yang felsefesinin sembolünde olduğu gibi.

Turhan Yıldırım : Yine de bu karakterimiz bir antikahraman arkadaşlar, tam bir duygu katili bu adam! İnanılmaz bir zevküsefa düşkünü bir adam. Toplumu yargılarken kendini de yargılayan, elde ettiği her şeyden sıkılmayı başarabilen çok aykırı bir karakterdir Peçorin.

Osman Y. : Aslında bu konuda tam bir varoluşsal boşluktan bahsedebiliriz. Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay kitaplarında da benzer yönler görebildiğimizi düşünüyorum.

Turhan Yıldırım : Evet zaten karakterin hafiften nihilizme kaydığını düşünüyorum ben de.

Yunus : Bence arkadaşlar, Peçorin kendi iyiliğinin ve kötülüğünün tamamen farkında bir adam. Bazıları iyi bazıları kötü diyecektir ona, zaten toplumda da bu tür etiketlere maruz kalıyoruz. Ama ne olursa olsun bunun farkındalığı kendisinde mevcut bir karakter.

Osman Y. : Evet bu iyilik ve kötülüğün Peçorin karakteri içerisinde karışmasını da tam olarak kendi sözlerinden anlıyoruz aslında;
"Yabani bir kadının sevgisi bir sosyete kadınınkinden pek de farklı değilmiş. Birinin cahilliği ve basitliği ötekinin hoppalığı gibi bıktırıyor insanı. Doğrusunu isterseniz, hala seviyorum onu, bana yaşattığı çok tatlı birkaç an için minnettarım ona. Onun için canımı bile veririm, ama gene de sıkılıyorum yanında. Bir budala mıyım, yoksa bir zorba mı, bilmiyorum. Ancak şu da var, ben de acınacak durumdayım, belki ondan bile çok: Toplum bozmuş ruhumu, kafam huzur bulmuyor, kalbim doymak bilmiyor."

Peçorin ise iyiliğin, kötülüğün, neredeyse her duygunun içinde karıştığı bir arkadaşımız. O kadına ise rastlamıyor, o kadın karşısına çıkmıyor. Yine de ne olursa olsun çok bilgili ve bu bilgisinin farkında olan bir adam.

Yunus : Ben yine de mükemmel kadını aradığını düşünmüyorum, bir kere fedakarlık yok bu adamda. Fedakarlık olmadığı zaman da maalesef böyle bir şey mümkün değil. Ayrıca Gruşnitski ile Peçorin arasındaki düello ve onların arasındaki bu iletişimin zamanla değişmesi de zamanın Rus gençliğine karşı bir bakış yakalamamızı sağlıyor.

Serdal Şimşek : Aslına bakarsanız arkadaşlar, bu adam tam bir macera ve süreç adamı. Macerasız yapamıyor. Dışarıda ise yüzündeki maskeyle dolaşıyor, nasıl biz de dışarıda böyle maskeleriyle dolaşan insanlar görüyorsak aynı Peçorin'in de yüzünde halihazırda mevcut olan bir maskesi var.

Oğuz Aktürk : Peçorin'in Instagram profili olsaydı nasıl olurdu diye düşünmüyor değilim, valla hiç çekilmezdi.

Serdal Şimşek : Bu yüzden de zevki ve gerçeği bulma merakı onun peşini hiç bırakmıyor. Zaten benim Rusya'da yaşadığım zamanlarda da böyle hikayeler duydum. Rus ruleti vardır bilirsiniz, adamlar heyecanı ve tehlikeyi seviyor arkadaşlar. Bir hikaye var mesela, birisine söyleniyor, trenden ilk kim inerse onu öldüreceksin ve sana ödül vereceğiz gibisinden iddialara tutuşuyor insanlar. Yani öldürme ve adrenalin merakı Ruslarda çok üst seviye bir zevk gerçekten.

Osman Y. : Bu tehlike ögesini ben de gördüm aslında, zaten kadınları da belki bir tehlike olarak görüp kadınlarla oynadığı bu oyunu bir kumar olarak görüyor olabilir Peçorin.

Turhan Yıldırım : Başka bir konu da, başta dediğim gibi Puşkin'e yapılan düello kumpasında olduğu gibi burada da Peçorin ile Gruşnitski arasında bir kumpas yapılmaya çalışıldığını görüyoruz ama neyse ki Puşkin'in Yevgeni Onegin kitabındaki düellosu ile bu kitaptaki düello arasında o kumpasın engellenmesi farkı var.

Bülent : Arkadaşlar ben de şu konuda yaklaşmak istedim. Kafkasya toplumlarındaki kıyafetleri ve yaşayış tarzlarını bile görebiliyoruz. Bu muazzam bir olay değil mi? Sırf bu yüzden bile bu kitap ayrı bir yere sahip. Kafkasya'da o zamanki kültüre yakından bakabilme fırsatımız oluyor.

Hakan Özen : Ben de her şeye rağmen, Peçorin'i kötü olarak tanımlamazdım, kendi iç dünyasındaki değişimlerde böyle iyilik ve kötülük uçlarına tanık olabiliyoruz her insanın. O yüzden saf kötü olarak tanımlamak biraz haksızlık olur diye düşünüyorum.

Turhan Yıldırım : Bence Peçorin saf egoist abi, hepsi bu.

Osman Y. : Önüne kadınlar çıkıyor onları da kabul etmiyor zaten, garip ama gerçekten aklının farkındalığında olan bir adam.

Turhan Yıldırım : Ben aslında Puşkin - Yevgeni Onegin, Lermontov - Zamanımızın Bir Kahramanı, Sadık Hidayet - Diri Gömülen ve Albert Camus - Yabancı kitaplarının art arda okununca anlamlı ve güzel bir bütün oluşturacağını düşünüyorum, böyle de bir okuma sırası denenebilir.

Osman Y. : O halde Zeki Demirkubuz'un Yazgı filmini de izleyebilirsiniz, Yabancı'dan uyarlama. Çok güzel bir film.

Yaz : Ben Meursault'un Peçorin kadar hedonist biri olduğunu düşünmüyorum, o noktada ayrılıyorlar.

Turhan Yıldırım : Zaten adam normal ve sıradan bir ambar memuruyken sırf annesinin ölümüyle hayatı ve tepkisizliği ön plana çıkıyor, ama bu başka bir konu zaten.

bikedibolkitap : Ben de birkaç şey eklemek istedim. Peçorin'i zaten dışarıdan bir gözlemle tanıyabiliyoruz daha çok. Kendisinin cesurca hareketlerinin dışarıdaki izleyiciyle bize sunulması da onun karakterini oluşturan en önemli konulardan biri.

Oğuz Aktürk : Yavaş yavaş kitabı tartışmamızın sonlarına yaklaşırken Freud'un Dostoyevski için dediği şu satırları bence tam olarak Lermontov için de söyleyebiliriz:
"Büyük adamların çoğu gibi, Dostoyevski de, sürgüne gönderilmiş olmasını, en önemsiz ve sıkıcı şartlar altında bile bir duyarlık kazanmak amacı uğruna harcadı. Hayatının iç bağlantıları hakkında bilgi edinmek ve bir an duraksayıp, kendi öz varlığını yıkmak isteyen ve kendisini şaşkına çeviren bütün çelişmeleri bir sentez içinde toparlamak için sürgün olmaklığından yararlandı."
Ve ayrıca 1825'te Dekabrist Ayaklanması oldu biliyorsunuz ki, yani Lermontov 11 yaşındayken. O yüzden devrimci romantizmin de hem şiirlerinde hem de romanında bir vücut bulmaya çalıştığını söyleyebiliriz.

Yaz : Tabii, zaten 1789 Fransız İhtilali'nden sonra Rus ve Osmanlı İmparatorluğu yapılarında da değişmeler meydana geldi. Bu da pek tabii ki ülke edebiyatlarına da yansıdı.

1000Kitap İstanbul Okuma Grubu : Bu güzel kitabı tartışmak için evinden kalkıp gelen herkese çok teşekkürler. Peki bu kadar lafın, tartışmanın üstüne kimdir bu zamanın kahramanları?

İşte zamanımızın kahramanları:
1- Oğuz Aktürk
2- Osman Y.
3- Esra
4- Turhan Yıldırım
5- bikedibolkitap
6- Yunus
7- Bülent ve abisi
8- Kaan Ö.
9- Serdal Şimşek
10- Yaz
11- Hakan Özen

Bu buluşmaya katılmamış olsalar da diğer değerli kahramanlarımız:
Ebru Ince
Muzaffer Akar
Necip G.
Selman Ç.
Bengü
Esra Koç
Hercaiokumalar /Ayşe
Primadonna
Tuğba Demirci
özlem
Arzu D. K.

Toplantımıza beklenen zamanımızın esas kahramanı:
Hacı Seydaoğlu

İşte o kahramanların görüldüğü rivayet edilen bir fotoğraf:
https://i.ibb.co/...b8a-1b3e85f4e185.jpg
230 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bir anti-kahramandır Peçorin, atsan atılmaz, satsan satılmaz, sevsen sevilmez. Ne yakın hissedebilirsin kendini ne de uzak. Bir parça sendendir bir parça da çok çok uzaklardan. Yani sizin anlayacağınız bir acayip ademoğludur Peçorin.

Peçorin bir duygu katilidir. Yalnızca egosuyla ve aklıyla hareket eder. İnsanları küçümser fakat bu kendini de küçümsediğindendir. Bakıldığında para pul, mevki, kadınların ilgisi, yani bir insanın isteyebileceği neredeyse her şeye sahiptir ama sahip olmadığı tek şey mutluluktur fakat o mutlu olmak da istemez. Anlattığımı biraz da alıntılarla destekleyelim:

"Bazan kendimi çok küçük görüyorum... Belki de başkalarını küçümsemem bu yüzdendir. Soylu davranışlarda bulunamıyorum. Kendi gözümde gülünç olmaktan korkuyorum."

Peçorin'in en büyük derdi kadınlardır. Cazibesiyle ve kadın kimyasını çözmüş olması sayesinde bekar prensesten, evli kadınlara kadar hemen hemen istediği tüm kadınları kendine aşık eder ama o bağlanmaz. Yalnızca kendine aşık edip karşısındakinin duygularını gün gelir çöp kutusuna atar.

"Benim yerimde başka birisi olsa genç prensese yüreğini ve servetini hemen sunuverirdi, ama "evlenme" kelimesinin benim üstümde gizemli bir etkisi var. Bir kadını ne kadar seversem seveyim, kendisiyle evlenmek zorunda olduğumu bana hissettirirse... Ne aşk kalır, ne bir şey! Yüreğim taş kesilir ve hiçbir şey onu eski sıcaklığına getiremez."

Evlilikten ölümüne korkar. Bir kadına bağlanmak onun için can sıkıcı bir hayata atılmak, hatta ölümü demektir. Bu evlilik korkusunu Peçorin anılarında, küçükken evlerine gelen falcı bir kadınının annesine "bu çocuğun ölümü kötü bir evlilik yüzünden olacaktır" demesinden kaynakladığını ifade eder. Fakat asıl neden onun hiç kimseye, hiç bir yere bağlanamayacak serseri, özgür ruhudur.

"Ben, bir korsan kadırgasının güvertesinde doğmuş büyümüş bir denizci gibiyim. Denizci ruhu fırtınalara ve savaşlara alışıktır, kıyıya atılınca, gölgelik onu ne kadar çekerse çeksin, güneş ne kadar dinlendirirse dinlendirsin canı sıkılır, içi ezilir. Büyün gün boyunca kumsalda dolaşır, dalgaların tekdüze mırıltısına kulak verir, sisli ufukları kolaçan eder."

Peçorin'in yalnızca kadınlarla değil erkeklerle de problemi vardır, hatta daha doğrusunu söylemek gerekirse, problemi tüm insanlıktır. Birçok anti-kahramanda görüldüğü gibi -kendi anılarında da kısaca bahsettiği kadarıyla- bunun sebebi çocukluk travmalarıdır. Hem çocuklukta hem de daha sonrasında gençlikle yaşadıklarıyla tam bir duygu ve mutluluk katili olup çıkar Peçorin. İnsanların mutluluğuyla oynamadan, onların duygularını altüst etmeden bırakmaz. Fakat içindeki bu kötücül ruha karşı, Oscar Wilde'ın Dorian Gray karakteri gibi bir aşk beslemez kesinlikle. Tam tersine içindeki bir başka taraf, sürekli bir varoluşsal sorgulama içindedir.

Ondandır ki ben bu kitabı Camus'nun meşhur Yabancı kitabıyla ruh ikizi görüyorum. Doğal olarak da Peçorin ile Meursault'nun bir ruhdaşlığı vardır. Gerçi bu iki kitabın -çok farklı zamanlarda yazılmış olsalar da- hem varoluşsal sorgulamalarıyla hem de hayattan canı sıkılan, canı sıkıldığı için de kötülüğe bulaşan anti-kahramanlarıyla son derece birbirine benzer özellikleri olduğunu düşünüyorum. Fakat tabii ki Mersault ve Peçorin birbiriyle tam tamına örtüşen karakterler de değiller.

Mersault, hayattan tamamen vazgeçmiş, annesinin ölümüne üzülmeyecek kadar duygularını yitirmiş, sırf can sıkıntısından adam öldüren ve idam cezası almasına rağmen herhangi bir şey hissetmeyen bir karakterse, Peçorin duygusuz olup başkalarının duygularıyla oynamaktan ve mutluluklarını bozmaktan bir tür zevk alan, her ne kadar ölümünü önemsemeyip üzerine atılsa da, düelloda kendinden karakter olarak çok daha zayıf birini öldürmekten çekinmeyen, ne kadar varoluşsal sorgulamalar yapsa da kötücüllükten asla vazgeçmeyen ve ruhu diğer insanlara karşı yaptığı kendince mücadeleden beslenen birisidir.

Açıkçası bu roman, beni bugüne kadar okuduğum eserler içerisinde ters köşeye yatıran iki kitaptan biridir (Diğeri Sadık Hidayet'in Kör Baykuş eseri) Çünkü kitap benim açımdan, Peçorin'in anılarına başlayana kadar klasik bir Rus Edebiyatı eserinden başka bir şey değildi. Fakat sayfalar ilerledikçe anıları okumaya başlayıp, önüme açılan yolda biraz yürüdükten sonra muhteşem leziz bir romana dönüştü benim için Zamanımızın Bir Kahramanı. Bu roman, hem insanların duygularına, zayıf yanlarına yaptığı vurgularla, hem de ana karakterin üzerinden yaptığı derin varoluşsal sorgulamalarıyla enfes bir eser.

Puşkin'in düelloda ölümü üzerine yazdığı şiir sebebiyle Çarlık Rus Yönetimi tarafından sürülen Lermontov, ne yazık ki Puşkin'le aynı kaderi paylaşır ve daha 27 yaşındayken düelloda ölür. Puşkin, Yevgeni Onegin kitabında kendi ölümünü sezerken, Lermontov'da ilginçtir bu kitapta ölümünü daha önceden bilir. Belki sanatçı hassasiyeti, belki de kendi ruhlarını çok iyi tanıdıklarından bu iki yazar, ölüme gitmelerini çok daha önceden romanlarında yazmışlardır. Ölüm şekli daha başka olsa da, bu iki yazara bambaşka bir coğrafyadan ve zamandan katılan bir başka yazar daha vardır, o da Diri Gömülen kitabıyla ölümünü öngören Sadık Hidayet. Üçü de çok farklı üsluplara sahip yazarlar olsa da belki kader birliğinden, belki zamanlarına göre aykırı kişiliklerinden ve belki de bana hissettirdiklerinden ötürü kendilerini Ruh Üçüzü olarak görüyorum.

Son olarak, Lermontov genç yaşında keşke böyle şansız bir şekilde ölmeyip, çok daha fazla yaşasaydı da bizlere daha çok kitap armağan etseydi diye de insan düşünmeden edemiyor.

Not: Yine bir bitmeyen inceleme yapmışlar kardeşim. Bu kadar Yabancı ve Mersault karakterinden bahsettikten sonra, Zeki Demirkubuz'un Yabancı kitabından esinlenerek senaryolaştırdığı Yazgı filmindeki meşhur sahneyi buraya da bırakalım değil mi?

https://www.youtube.com/watch?v=PUM86zM6keg
243 syf.
·10 günde
lermontov'un psikolojik yönü ağır basan, anti- kahramanın serüveni ekseninde yazdığı romanıdır.

anahtar kavramlar: aşk, hayat, ölüm, umut, kader, hayal kırıklığı

yer: kafkasya’nın sert ve özgün bir havaya sahip toprakları. kimi zaman hırçın, kimi zaman dingin… “insanın kalbi sabah duasında nasıl dinginse, yer ve gökteki tüm varlıklar da o kadar dingindi..." doğal güzelliklerle birlikte beşeri öğeleri etkileyici biçimde sunar lermontov.

peçorin:
kafkas topraklarından aristokrat kesimin yaşam alanına uzanan geniş bir skalaya hakim bir hayata sahip olma imkanlarına sahip bir asker. bir nihilist, varoluş sancısı çeken bir birey, elde edilemeyecek olanın büyüsüne hayran, sevdalar denizinde yüzen ama ıslanmayan aşık, düelloda aşık olduğu sanılan kadın için canını ortaya koyacak kadar gururlu ama kadına onu sevmediğini söyleyecek kadar da kırıcı bir dobra…
peçorin, günümüzde de gözlemleyebildiğimiz pek çok şeye sahip olsa da var oluşuna ve hayat amacına anlam arayan bir anti-kahraman. insanları öyle yakından tanımıştır ki güven duygusunu yitirmiştir en zeki ve en yürekli bulduklarına bile. "işte insanlar! çoğu böyledir... olacak olanın tüm çekinceli taraflarını önceden bilirler, yardımcı olup yol gösterirler; zaman zaman başka yol bulamayınca da hareketinizi onaylarlar. sonra da işin içinden sıyrılıp, olanca sorumluluğu yüklenen kişiden derhal yüz çevirirler. tümü böyledir; en yürekliler, en zekiler bile..."
peçorin, modern insanın sıkıntılarını paylaşır. örneğin; evlenmekten ölesiye korkar. halbuki pek çok fedakarlığa hazırken bir aşk uğruna evlilik lafını duymak “hoşça kal!” demesine yetmektedir. geleceğin planlanamaz ve sürprizlerle dolu olmasına aşıktır o.

pek çok vasfı olduğu halde bunları kullanma ihtiyacı hissetmeyen nice insandan biri peçorin. onun derdi bilinmeyenin, sonsuzun gizemine ulaşabilmekte gizli… imkansızlığının farkında olup çaresiz hissetse de… “sonsuzluğun gizi de sadece hedefe ulaşmanın imkansızlığında: sonsuzlukta.”

doğaya özlemi ve toplumsallaşmanın zehirli etkilerini hissettirir lermontov zaman zaman. “toplumsal alandan sıyrılıp doğaya sokuldukça çocuklaşmadan duramıyor insan; sonradan edinilmiş ne varsa buharlaşıyor, ruh arınıyor, önceleri nasılsa veya gelecekte nasıl olacaksa o hali benimsiyor."

ya özeleştiri? lermontov kendisi de şiirler yazmasına rağmen şairleri eleştirmekten geri durmaz. “şairler şiir yazmaya başladıklarından, kadınlar da okuduklarından beri onlara o kadar sıklıkla melek denmiştir ki, safça buna inanmışlardır. ama aynı şairler para karşılığında neron'u da yarı tanrı haline getirmemişler miydi?" müthiş!

kadercilik? zeki, sorgulayıcı, meraklı bireylerin kaderle yüzleşmeleri üzerine metafizik konularla zihnimizi tokatlar. kaderci olanlara minik bir ders de verir yazar gizliden gizliye…

psikolojik açıdan pek çok çıkarım yapıyor yazar lermontov:
• "o güldüğünde gözleri gülmüyordu!.. bu, kötü bir huyun veya derin, bitmeyen bir kederin işaretidir. yarı açık kirpiklerinin arasından fosforlu bir aydınlıkla ışıldıyordu gözleri. ne ateşli bir ruhun, ne de düş gücünün görüntüsüydü bu. yalnızca cilalanmış bir metalin göz alıcı, fakat soğuk ışıltısıydı; gözleri, çevresiyle ilgilenmediğinde içe işleyişi, yırtıcı, öylesine sorulmuş bir sorunun buz gibi etkisini duyuyorlardı." sözleriyle gözlerden ruha dair çıkarımlarını leziz betimlemeleriyle sunuyor bize.
• “yürüyüşü sakin ve rahattı fakat kollarını sallamıyordu: içe kapalı bir karakterin şaşmaz ifadesi." sözleriyle beden devinimleriyle karakter bağlantısını kurması etkileyici değilse nedir?
• “arkadaş ben insanları küçümsemeyeyim diye onlardan nefret ediyorum, bunu yapmasam hayat iğrendirici bir komedi olurdu.” ve
“arkadaş, kadınları sevmeyeyim diye, onları küçümserim, bunu yapmasam hayat zırva bir melodram olurdu.” sözleriyle insanları tanımanın ve onlara dair olumsuzlukları bertaraf edebilmek için savunma mekanizmalarımızı, eksikliklerimizi ve yansıtmalarımızı hissederiz okudukça…
• “sessizlik büyük; fakat saklı bir güç gölgesidir.” sözüyle içimizdeki güce ulaşabilmenin sessizlikten, dinginlikten ve farkındalıktan geçtiğini vurgulamakta.
• “ben alçakgönüllüydüm, beni oyunbazlıkla suçluyorlardı: suskun biri oldum. iyilik ve kötülüğü derinden algılayabiliyordum: kinci oldum. bütün dünyayı sevmeye hazırdım, beni kimse anlamadı: ben de nefreti öğrendim. şenliksiz gençliğim, kendimle, dünyayla dalaşmakla geçti; en güzel hislerimi alay edilmekten korkarak, içimin derinliklerinde sakladım: onlar da orada öldü. doğruyu söylüyordum, bana inanmıyorlardı: aldatmaya başladım.” sözleriyle çevresel etmenlerin en masum ve düzgün kişiyi bile nasıl değiştirebileceğini düşündürür bize.
• “kimi zaman kendimden nefret ederim... acaba diğer insanlardan da bu nedenle mi nefret ediyorum?” sözlerini söyleyen peçorin özelinden yola çıkarak kendisini sevemeyen kimsenin başkasını da sevemeyeceği gerçeğine vurgu yapılmakta.

günlükler ve bir gezginin ağzından dinlemek gibi çeşitli yollarla aktarılan roman postmodernist yönler taşımakta.

gürcüler, çeçenler, tatarlar,kazaklar, osetler gibi birçok grupla mücadele ediliyor olması rusların diğer ulusları adeta bir eşkıya gibi gördüğünün, cahil, kaba ve görgüsüz insanlar olarak nitelendirdiğinin mi kanıtı? bilemedim…

lermontov’un tüm sancılarına ve felsefik sorularla örülü düşüncelerine rağmen eserinin özünde şu sözüyle mesajını gizlemektedir: “tüm insanlar dilediklerince kafa patlatsınlar, şunu bilmeli ki, hayat o kadar da dikkat edilmeye gelmez."

not: çağdaşı puşkin’in düelloda bir kumpasa mahkum olarak ölümünün ardından anısına yazdığı şiirler dolayısıyla sürgünler yaşayan ve sonunda puşkin ile aynı sonu yaşayan lermontov, gencecik yaşında bu kadar güzel bir eserle gönlümüze girebildiyse, daha uzun yaşasaydı neler neler yazardı diye üzülüyor insan bu eseri okuduktan sonra.
243 syf.
·Beğendi·9/10
Kesinlikle okunmaya değer bir kitap. Kitabın kahramanı Peçorin bir askerdir ve genellikle görevi nedeniyle çok fazla gezen hayatını kafkas dağlarında geçiren bir vurdumduymaz. Yaşadığı aşkları arasında ikilemde kalması, yeri geldiğinde düellodan çekinmeyen ve anlam arayan bir kahraman. Genellikle insan ilişkilerini piskolojik olarak çok iyi tahlil etmiş Lermantov ve gerçekten betimlemeleri muhteşem. Onun kahramanı daha çok varoluşsal sıkıntılar çeken hayatına giren kadınlarla evlenmekten korkan ama sevgisi çok yalın ve olmasını istediği gibi yaşayan biri. Ve aslında gönümüzün değilde her cağda olması gereken duyguları en iyi şekilde ve en açık bir biçimde anlattığı için ona kahraman demek yadırganamaz. Çünkü şimdilerde öyle insanların sayısı tükenmek üzere. Herkes kendisini iyi hissettiği maskesinin ardına gizlenmiş, sahte duygularla sırf o aşağılık varoluşlarını sürdürmek için her zaman uyum içinde olan, başkaldırıdan yoksun insanlarla dolu dünya. Kendi duygularını en açık biçimde dışa vurmak bana göre de kahramanlıktır. Okuyacak olan arkadaşlara iyi okumalar diliyorum..
192 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Bir insanı neden olduğundan farklı görür ve gösterirler yada insanlar neden bir dedikodu olduğunda gidip işin aslını öğrenmek yerine çevredekileri dinler... kader diye bir şey var neden tanrı insana akıl ve düşünme gücü vermiştir gibi meta fizik konuların yanı sıra yarım kalmış aşklar kıskançlıklar ve olayın geçtiği bölgenin doğal güzelliklerinin yanında kültürel etkileri ve bölgenin farklı insanlarına dair bir kitap....
243 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Rus edebiyatı düşkünleri bilir. Lermontov’un adı illâki Puşkin’in adıyla beraber anılır. Puşkin 1837’de bir düello sonucu öldüğünde, Lermontov henüz 23 yaşında gencecik bir şairdir. Büyük şairin ölümünden öylesine etkilenmiştir ki, meşhur “Şairin Ölümü” adlı ağıtını kaleme kalır. Puşkin’in bir komploya, bir cinayete kurban gittiğini söyleyerek, yönetimi suçlar. Yönetim de boş durmaz tabii! Şair doğruca Kafkasya’ya sürülür. Ne acı bir tesadüftür ki, Puşkin’in ölümünden dört yıl sonra kendisi de bir düello sonucu 27 yaşında yaşama veda eder.

Çağımızın Bir Kahramanı, psikolojik yanı ağır basan bir serüven romanıdır: Şaşırtıcı bir çekicilikte, aşk ve ölümün, umut ve hayal kırıklığının yer aldığı olaylar, Kafkasya'nın kendine özgü tutkulu ve gizemli havası içinde geçer.

Peçorin, yönünü belirleyememiş, ne istediğini bilmeyen, kendi iç bunalımları ile ordan oraya savrulan,bütün donanımlarına rağmen bir işe yaramaktan uzak “ lüzumsuz insan” tipinin bir örneğidir. İnançsız,amaçsız ve aynı zamanda çaresiz bir insanın kendisi ile savaşıdır. Tıpkı Aylak Adam’ın Zebercet’i, Tutunamayanlar’ın Selim Işık’ı, Turgut Özben’i gibi

“Zamanımızın Bir Kahramanı” gerçekten bir portredir, ama bir tek kişinin portresi değildir; kuşağımızın gittikçe anan kötülüklerinden yaratılmış bir portredir.
Bana bir insanın bu kadar kötü olamayacağını söyleyeceksiniz yine; ben de diyeceğim ki, madem bir sürü trajik ve romantik haydutun varlığına inandınız, öyleyse neden Peçorin gerçeğine inanmıyorsunuz? Çok daha korkutucu, çok daha çirkin öykü kahramanlarını beğendiniz, yine bir öykü kahramanı olan bu kişiyi neden benimsemiyorsunuz? Yoksa bu kişideki gerçek payı sizin isteğinizden daha mı fazla?
243 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Peçorin. Rus edebiyatının unutulmuş kahramanı. Bir asker. Kahraman dediysek zannetmeyin ki büyük bir savaşçı, bir vatanperver, bir halk kahramanı. O kendi zamanının, 19. yüzyıl Rus aristokrasisinin bir prototipi.Kötü bir kahraman. İnsanlarla alay etmekten, onların duygularıyla oynamaktan zevk alıyor. Üstelik bunu panlı ve gayet soğukkanlı bir şekilde şekilde yapıyor. Ama ona göre zaten herkes kötü, kendini yaşadığı toplumun bir ürünü olarak görüyor. Ben insanları sevmeyi denedim ama onlar benden nefret ettiler. Savunması bu.
Yazarımız Lermontov eğer 27 yaşında bir düelloda ölmeseydi, bize Peçorin gibi nice kahramanlar armağan edebilirdi. Kitabın ilginç bir anlatım tarzı var. Aynı karakteri önce onun hayatının belli bir dönemine şahitlik etmiş bir komutanın ağzından, sonra da günlükleri aracılığıyla kendi ağzından, kimsenin edebi metinlere kandisi kadr değer vermediğini düşünen gezgin bir postacının anlatımıyla okuyoruz. Bu da aynı karaktere hem dışardan hem de içerden bakmamızı sağlıyor.
Romanın ilk bölümü Kafkasya dağlarında geçiyor. Burda zeki, çevik, güçlü, çok iyi at binen ve silah kullanan kahraman Peçorin'i tanıyoruz. yıllarca bu dağlarda bölgenin yerli halkı olan Gürcüler, Çeçenler, Tatarlar,Kazaklar, Osetler gibi birçok eşkıya! grupla mücadele ediyor. Onun gözünde bu toplulukların hepsi cahil, kaba ve görgüsüz insanlar. Bu sadece Peçorin'in görüşü mü yoksa yazar da mı böyle düşünüyor emin olamadım ama bu durum beni rahatsız etti. Kaleye yakın bir köyden bir Tatat beyinin kızına aşık oluyor ve onu kaçırıyor. Acaba durum değişecek mi diyorsunuz ama kız onun yüzünden öldüğü halde gözünden tek damla yaş düşmüyor ve bir daha da adını anmıyor.
İkinci bölümü kendi günlüklrinden okuyoruz. Bu kez muhatapları dağlılar değil Rus sosyetsi.Yine bir prensesi kendine aşık ediyor ve sonra yüz üstü bırakıyor.
Tüm bu kin, nefret ve düello furyasının içinde ilginç olan herkes ondan nefret ediyor ama içten içe de herkesin bir hayranlığı var. Belki de onun kadar doğal ve soğukkanlı kötü olamadıkları için onu kıskanıyorlardır kim bilir.
Tüm bu psikolojik anlatımın yanında beni en çok etkileyen diğer bir kısım muhteşem doğa tasvirleri. Doğa o kadar etkileyici bir biçimde betimlenmiş ki kitabı evde tramvayda nerede okursam okuyayım o muhteşem dağ havasını içinde buldum kendimi.
İyilik ve kötülük kavramalarının ve insan psikolojisinin derinlemesine sorgulandığı kısa ama yoğun bir kitap. Mutlaka okuyun. Devamı yok çünkü.
243 syf.
·Puan vermedi
Lermontov'u okurken - ya da klasik roman - Onun da söylediği üzre "Tatlı bir duygu dolaşıyor damarlarımda."
Evet, klasiklerin insanın ruhuna böylesine derinden tesir etmesi, benliğimize kadar nüfuz etmesi, bizim ifade gücümüzün uzağında. Ne denli haz verici ve hafifletici bir duygu olduğunu ancak okuyan bilir.

Eserini yazdıktan sonra genç yaşta bir düello sonucu hayatını kaybeden Lermontov, Zamanımızın Bir Kahramanı'nda çağın resmini Peçorin adlı ana karakter- daha doğrusu 'tip' özelliğini taşıyan- üzerinden oldukça şeffaf bir görüntüyle veriyor.
Farklı bir bakış açısıyla, yazar, anlatıcı rolüyle,(Satranç'ta olduğu gibi) hikayesini gezi notları şeklinde, bölümlere ayırarak birbiriyle ilintili, bir bütünlük oluşturuyor.
Bela, Maksi Maksimiç, Taman, Peçorin'in notları- bu bölümde tuhaf diye nitelendirdiğim 'kahramanımızın' ne kadar itici aynı zamanda çekici olduğunu, bir anlamda kötülüğün çekiciliğini, yazarın onun psikoljisini incelikli tasviriyle okuyor ya da yaşıyorsunuz- ve Kaderci bölümleri farklı olaylar gibi görünse de, aynı bağlamda ele alındığı söylenebilir.

Kitapta, uzunca önsüz ve sonsöz olarak iki ayrı bölüm daha var ki, eserle ilgili detaylı bir yorum ve bilgi içerdiğinden sonraya bırakılmasının daha doğru olacağını düşünüyorum. Ki, bununla birlikte kitabın anlaşılması konusunda onların payına da işaret etmeliyim.
243 syf.
·8/10
Aslında Lermontov bilmediğim bir yazardı.Kitaba o yüzden pek de hevesle başlamadım ama başladığımda sayfaların aktığını gördüm.Ve üç saat gibi bir sürede bitirdim.Gerçekten sürükleyici ve aynı zamanda etkileyici idi.Roman Gürcistan dağlarında başlıyor aslında anlatıcının ismi de yok zaten daha sonra cismi de kalmıyor anlatıcı da değişiyor.Bu yolculukta tanışılan Maksim Maksimiç 'in ağzından olaylar ilerliyor onun hatıralarında Peçorin karşımıza çıkıyor.Onun Tatar kızı Bella' yı kaçırması ve daha sonra onu elde ettikten sonra sıkılması ve bir nevi onun ölümüne sebep olması.Sonra da bir şey olamamış gibi davranması.Ve ikinci bölümde yazarımız Peçorin'in günlüklerini ele geçiriyor ve onun hatıraları anlatılıyor.Peçorin hayatının her döneminde aslında kızları bıraktığının farkında.Bunu yapıyorum ama vazgeçemiyorum diyor.Bir nevi huyum diyor.Arkadaşının peşinde koştuğu Prenses Meri 'yi de ayartır ve yine ona da sevmediğini söyler.Aynı zamanda eski sevgilisi evli Vera 'yı da yeniden baştan çıkarır.Sonunda Prenses'in namusu için düello etmiş gibi görünür ama yine bu düello da kendi gururu içindir.Belki de "tip" e dönüşebilecek bir kişi Peçorin.Kitabın içinde alıntı yapılabilecek bir çok kısım var.Ve sonunda kader sorgulması yapıyor yazar.
187 syf.
·6 günde·8/10
Ah Peçorin ah! Kahramanımız nasıl bir karakter dersem, aslında oldukça aklı başında ne istediğini bilen bir Rus subayı! Zaman zaman duygusal bazen acımasız ama çok zeki. Vera'yla yaşadığı aşk sonucunda acayip işlere girişiyor. Aynı zamanda kendisine kader avcısı da dersek yanlış bir ifade olmaz sanırım. Teğet geçen kurşunların içinde kaderin oyunlarını sorgulayan ve insan davranışlarının temeline kadar inan karakterimiz felsefi laflarıyla sizin dengenizi bozabilir.

Peçorin kötü bir karakter asla değil bana göre. Belki umursamaz veya gıcık bir karakter diyebiliriz onun için.
En tehlikeli anlarda bile (bir düello veya bir prensesle konuşurken bile) rahat tavırları insanı çileden çıkarıyor.

26 yaşında bir düello sonucunda hayatını kaybetmesi kitaba çok derin bir gönderme yapıyor diyebiliriz.

Puşkinden sonra Rus edebiyatının temel yapı taşlarından biri olması kitabı daha da önemli bir yere koyuyor. Ben sevdim tavsiye..
Gerçek dostluk kuramam ben. Çünkü, bunu hiçbiri itiraf etmese de, iki dosttan biri her zaman köledir.
Her zaman içimden geldiği gibi söylerim ben. Duymak isteyen duyar, duyması gerekmeyen ise anlamaz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zamanımızın Bir Kahramanı
Baskı tarihi:
Mart 2018
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753852760
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Oda Yayınları
Çağdaşı Puşkin’le eşdeğer tutulan Lermontov, o dönem Rus edebiyatının en ünlü yazarlarından biridir. Çağının insanlarını ve coğrafyasını kendine özgü lirik ve romantik biçemiyle anlattığı "Zamanımızın Bir Kahramanı" adlı yapıtında şaşırtıcı ustalığıyla aşkı, tutkuları ve hayal kırıklıklarını bir serüven romanı sürükleyiciliğindedir. Çağdaş bir masal güzelliğinde de okunup değerlendirebileceğiniz bu romanı severek okuyacağınıza inanıyoruz.

Kitabı okuyanlar 496 okur

  • Syllepsis
  • Erencan Şahin
  • Emir Arslan
  • mualla
  • Mihtra
  • Selin
  • Emrullah Yetiş
  • merve
  • Achillea

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%1 (2)
8
%0
7
%1 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0