Zamanın Toplumsal Gerçekliği (Zamanda Yolculuk - Zamanla Yaşamak - Zamanda Var Olmak)

·
Okunma
·
Beğeni
·
425
Gösterim
Adı:
Zamanın Toplumsal Gerçekliği
Alt başlık:
Zamanda Yolculuk - Zamanla Yaşamak - Zamanda Var Olmak
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758911837
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ark Kitapları
Zamanın toplumsal gerçekliğinin ele alınıp anlaşılmaya çalışıldığı bu kitapta, toplumsal bir gerçeklik olarak zamanın, insanlar için hayatî bir önem taşıdığı vurgusu öne çıkmaktadır. Gerçekten de zaman, sosyal hayatın ayrılmaz bir boyutudur.

Toplum, zamanla o derece irtibatlıdır ki, sadece değişim geçirirken zamansallık sergilemez; toplumun zamansallığı, toplumsal değişimle sınırlandırılamayacak derecede toplumla geniş boyutlarda ilintilidir. Zaman, toplum açısından sadece tarih ve değişim için değil, durağanlık ve istikrar, hatta düzen için de merkezî bir öneme sahiptir; zamansal bir düzen olmaksızın toplumda düzen olması düşünülemez. Demek ki zaman, sosyal hayatımız için sadece süreç bakımından değil, aynı zamanda düzen bakımından da önemlidir; sadece değişim açısından değil, aynı zamanda istikrar ve rutinizasyon açısından da gereklidir. Çünkü zaman, toplumun, toplumsal hayatın kurucu unsurlarındandır.

Esasen zaman, toplumun, toplumsal hayatın yazgısıdır. Toplum, zaman içinde, dünya zamanı içinde var olur, varlığını sürdürür. Toplumların, medeniyetlerin ve kültürlerin bir zamansal kapasiteleri veya alanlarından bahsedilebilir. Gerçekte toplumlar, medeniyetler, kültürler, toplumsal varlıklar, örneğin aileler, dinî grup ve cemaatler, siyasal gruplar, ekonomik organizasyonlar, uluslar, meslek grupları vs. hayatlarını, sosyal zaman veya sosyo-zamansal düzen içinde düzenlerler. Görüldüğü gibi zaman toplumun varlığının ve dolayısıyla sosyal hayatın vazgeçilmez bir merkezî boyutunu teşkil etmektedir.

Sonuçta bütün toplumların ayırt edici yönleri, onların "kendi" zamanlarında aranıp bulunabilir. Bu böyledir; çünkü her toplum, kendi zamanını üreterek, kendi zamanında yaşayarak ya da kendi zamanlarının hükmüne girerek varlığını sürdürür. Kendi zamanını üretmeyen, kendi zamansal evrenini meydana getirmeyen bir toplum, başkalarının, başka toplum veya devletlerin zamanlarında yaşamaya mahkûmdur.
(Tanıtım Bülteninden)
384 syf.
Zamanın toplumsal gerçekliğinin ele alınıp anlaşılmaya çalışıldığı bu kitapta, toplumsal bir gerçeklik olarak zamanın, insanlar için hayatî bir önem taşıdığı vurgusu öne çıkmaktadır. Gerçekten de zaman, sosyal hayatın ayrılmaz bir boyutudur.



Toplum, zamanla o derece irtibatlıdır ki, sadece değişim geçirirken zamansallık sergilemez; toplumun zamansallığı, toplumsal değişimle sınırlandırılamayacak derecede toplumla geniş boyutlarda ilintilidir. Zaman, toplum açısından sadece tarih ve değişim için değil, durağanlık ve istikrar, hatta düzen için de merkezî bir öneme sahiptir; zamansal bir düzen olmaksızın toplumda düzen olması düşünülemez. Demek ki zaman, sosyal hayatımız için sadece süreç bakımından değil, aynı zamanda düzen bakımından da önemlidir; sadece değişim açısından değil, aynı zamanda istikrar ve rutinizasyon açısından da gereklidir. Çünkü zaman, toplumun, toplumsal hayatın kurucu unsurlarındandır.



Esasen zaman, toplumun, toplumsal hayatın yazgısıdır. Toplum, zaman içinde, dünya zamanı içinde var olur, varlığını sürdürür. Toplumların, medeniyetlerin ve kültürlerin bir zamansal kapasiteleri veya alanlarından bahsedilebilir. Gerçekte toplumlar, medeniyetler, kültürler, toplumsal varlıklar, örneğin aileler, dinî grup ve cemaatler, siyasal gruplar, ekonomik organizasyonlar, uluslar, meslek grupları vs. hayatlarını, sosyal zaman veya sosyo-zamansal düzen içinde düzenlerler. Görüldüğü gibi zaman toplumun varlığının ve dolayısıyla sosyal hayatın vazgeçilmez bir merkezî boyutunu teşkil etmektedir.



Sonuçta bütün toplumların ayırt edici yönleri, onların "kendi" zamanlarında aranıp bulunabilir. Bu böyledir; çünkü her toplum, kendi zamanını üreterek, kendi zamanında yaşayarak ya da kendi zamanlarının hükmüne girerek varlığını sürdürür. Kendi zamanını üretmeyen, kendi zamansal evrenini meydana getirmeyen bir toplum, başkalarının, başka toplum veya devletlerin zamanlarında yaşamaya mahkûmdur.

(Tanıtım Bülteninden)
zaman, değişimle anlam kazanır. Zamandan bahsedildiğinde değişim ve hareketten bahsediliyor demektir. Tersi de doğrudur. Nitekim zihin veya düşüncemizde hiçbir şey değişmediğinde veya değişmeyi fark etmediğimizde zamanın da geçmediğini
düşünürüz.224 Esasen zamanın varlığı, değişimle doğrudan bağlantılıdır. İbn Sina'ya göre zaman, önce ve sonra var ise, sürekli yenilenen bir halin varlığı ile var olabilir. Değişim, zaman içinde meydana gelir. Bu anlamda zamanla her şeyden önce değişebilen varlıklarda karşılaşılır. 226 Bilindiği gibi değişim, basitçe önceki durum veya var oluş biçiminde meydana gelen farklılaşma veya çeşitlenmeler olarak ifade edilebilir. Sosyolojik anlamda ise toplumda zaman içinde meydana gelen köklü değişikliklere sosyal değişim denmektedir. O halde değişimden söz
edildiğinde mutlaka zamandan da söz ediliyor demektir. Tabii ki zamandan söz edildiğinde de mutlaka değişimden de söz ediliyor demektir. Değişimi zamanın dışında veya zamanı değişimin dışında düşünmek olası değildir. O halde zaman ile değişim biri olmadan diğeri de olmayan, birbirinden ayrı düşünülemeyecek iki ayrı olgudur.
Primitifler, zamana devresel bir yöneliş atfederek zamanın geri çevrilebileceğini ortaya koyarlar. Her şey, her an başlangıcında baştan başlar. Geçmiş, geleceğin bir ön biçimlenmesinden ibarettir. Hiç bir olay geri çevrilemez değildir, hiç bir dönüşüm
nihai değildir. Bir anlamda dünyada yeni bir şey yoktur. Çünkü her şey, aynı ilk prototipin tekrarından ibarettir. Bu tekrar arketipikjestin ilk gösterildiği mitsel anı güncelleştirerek dünyayı sürekli başlangıçların aynı gündoğumu anında tutar. Zamanın bütün yaptığı, şeylerin ortaya çıkış ve var oluşunu mümkün kılmaktır. Onların var oluşları üzerinde hiç bir nihai etkisi yoktur; zira
kendisi de sürekli yeniden doğmaktadır
Esasen toplumsal değişim, kısaca toplumun yapısında meydana gelen köklü değişiklik ve başkalaşımlar olarak kabul edilirse, böyle toplumda bir değişimin gerçekleşmesi nispeten çok geniş bir zaman aralığına ihtiyaç duyar. Günümüzde her ne kadar hızlı değişimlerden söz edilmekteyse de sosyal değişim bağlamında bu "hızlı değişim" de yine kendi içinde geniş bir zamanla, yavaş, derin ve engin bir zaman akışı içinde gerçekleşir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Zamanın Toplumsal Gerçekliği
Alt başlık:
Zamanda Yolculuk - Zamanla Yaşamak - Zamanda Var Olmak
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758911837
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ark Kitapları
Zamanın toplumsal gerçekliğinin ele alınıp anlaşılmaya çalışıldığı bu kitapta, toplumsal bir gerçeklik olarak zamanın, insanlar için hayatî bir önem taşıdığı vurgusu öne çıkmaktadır. Gerçekten de zaman, sosyal hayatın ayrılmaz bir boyutudur.

Toplum, zamanla o derece irtibatlıdır ki, sadece değişim geçirirken zamansallık sergilemez; toplumun zamansallığı, toplumsal değişimle sınırlandırılamayacak derecede toplumla geniş boyutlarda ilintilidir. Zaman, toplum açısından sadece tarih ve değişim için değil, durağanlık ve istikrar, hatta düzen için de merkezî bir öneme sahiptir; zamansal bir düzen olmaksızın toplumda düzen olması düşünülemez. Demek ki zaman, sosyal hayatımız için sadece süreç bakımından değil, aynı zamanda düzen bakımından da önemlidir; sadece değişim açısından değil, aynı zamanda istikrar ve rutinizasyon açısından da gereklidir. Çünkü zaman, toplumun, toplumsal hayatın kurucu unsurlarındandır.

Esasen zaman, toplumun, toplumsal hayatın yazgısıdır. Toplum, zaman içinde, dünya zamanı içinde var olur, varlığını sürdürür. Toplumların, medeniyetlerin ve kültürlerin bir zamansal kapasiteleri veya alanlarından bahsedilebilir. Gerçekte toplumlar, medeniyetler, kültürler, toplumsal varlıklar, örneğin aileler, dinî grup ve cemaatler, siyasal gruplar, ekonomik organizasyonlar, uluslar, meslek grupları vs. hayatlarını, sosyal zaman veya sosyo-zamansal düzen içinde düzenlerler. Görüldüğü gibi zaman toplumun varlığının ve dolayısıyla sosyal hayatın vazgeçilmez bir merkezî boyutunu teşkil etmektedir.

Sonuçta bütün toplumların ayırt edici yönleri, onların "kendi" zamanlarında aranıp bulunabilir. Bu böyledir; çünkü her toplum, kendi zamanını üreterek, kendi zamanında yaşayarak ya da kendi zamanlarının hükmüne girerek varlığını sürdürür. Kendi zamanını üretmeyen, kendi zamansal evrenini meydana getirmeyen bir toplum, başkalarının, başka toplum veya devletlerin zamanlarında yaşamaya mahkûmdur.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Enes
  • Kaan Abdullah Kurudere

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%100 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0