Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye'de Korporatizm

·
Okunma
·
Beğeni
·
381
Gösterim
Adı:
Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye'de Korporatizm
Baskı tarihi:
Şubat 2020
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053161875
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye
Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye
Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye
Türk siyasal düşüncesinin, hatta diyebiliriz ki Türk kamu felsefesinin temel eğilimi korporatizmdir. İster dayanışmacı ister faşist alt türleriyle olsun, bu eğilimin temel özelliği kapitalizme antiliberal bir teorik-ahlaki rasyonel sağlamaya çalışması ve Marksizm ile sosyalizme karşı olmasıdır.

Korporatizm, toplumu birbirlerini uyum içinde tamamlayan organlardan, meslek zümrelerinden oluşan bir organizma olarak görür. Hem liberalizmin bireyciliğini, hem de sosyal sınıfların varlığını, sınıf çatışmasını ve emek-sermaye çelişkisini reddeder. Türkiye’deki aşırı ve ılımlı sağ akımlar ve partiler, silahlı kuvvetler, klasik Kemalistler, “Kemalist Sol” ve “sosyal demokratlar”, ama aynı zamanda belli ölçülerde bazı sol gruplar, sahip oldukları temel düşünsel kategoriler bakımından bu korporatist şemsiyenin altındadırlar; kritik siyasi karar anlarında, birbirlerinden farklıymış gibi duran bütün bu siyasi çizgiler arasındaki o şaşırtıcı uzlaşmaların nedeni de budur.

Bu düşünce hattının en yetkin ve kaynak şahsiyeti olan Ziya Gökalp, çağdaşları ve ardından gelen kuşaklar tarafından özgün niteliğinden uzaklaştırılmış, sağa sola çekiştirilerek kendi hakikatinden koparılmıştır. Oysa eserleri bugün de dikkatle incelenmeyi hak eden bir özgünlüğe sahiptir. Taha Parla’nın klasikleşmiş kitabı bunu yapıyor: Hem Gökalp’in hakkını teslim etmeye, hem de onun düşünceleri üzerinden Türkiye’yi daha iyi anlamaya çalışıyor.
256 syf.
·Puan vermedi
MUHASEBE

Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbiâlide!
Bulmuşum rahatımı ben bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi geldi çattı birden! Tos!!!
Sen, cüce sanatkarlık, sana büsbütün paydos!
Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
Ve cemiyet, cemiyet, yok edilen güruhiyle...
Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem, her meselenın başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına,
Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi!
Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,
İçimde homurtular, inanma diye gülen...
İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!
Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...
Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
Mukaddes emanetin dönmez dâvâcısıyım!
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.
Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!
Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!
Bir saman kağıdından, bütün iş kopya almak;
Ve sonra kelimeler; kutlu, mutlu, ulusal.
Mavalları bastırdı devrim isimli masal.
Yeni çirkine mahkûm, eskisi güzellerin;
Allah kuluna hâkim, kulları heykellerin!
Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;
Lâfını çok dinledik, şimdi iş inkılâpta!
Bekleyin, görecektir, duranlar yürüyeni;
Sabredin, gelecektir, solmaz, pörsümez Yeni!
Karayel, bir kıvılcım; simsiyah oldu ocak!
Gün doğmakta, anneler ne zaman doğuracak?
(1947)

Üstad Necib Fazıl Kısakürek
ÇİLE/ DÂVA VE CEMİYET
Sayfa: 402-404
b.d yayınları:5
23.Basım/ Kasım 1994
Gökalp, bilimsel bir disiplin olarak tanımladığı sosyolojiyi sadece toplumun bilimi değil, aynı zamanda toplum için bir bilim olarak da görmektedir: Sosyolojinin bulguları, daha sağlıklı bir toplum oluşturmak üzere uygulamaya konabilir. Örneğin eğitimin toplumsal işlevi bireyleri toplumsallaştırmak ve ulusal kolektif vicdanda yer alan ahlaksal ve kültürel normları içselleştirmelerini sağlamaktır. Böylece "bireysel kişi" bir "toplumsal kişi"ye dönüşür ve eğitim sayesinde daha zengin bir "kişilik" kazanır. Gökalp ulusal eğitimin toplumsallaştırıcı işlevini vurgulaması nedeniyle, insanları türdeşleştiren ve dolayısıyla toplumsal olarak dayatılan değerler yüzünden özgür bireysel gelişimi baskı altına alan bir sistemi savunmakla suçlanmıştır. Ancak eğitim ve kültür konularındaki çoğulcu tutumu, özellikle de bu alanların devlet karşısında kesinlikle özerk olmasını savunduğu düşünülürse, bu suçlamalar isabetli sayılamaz. Ayrıca eğer insanların toplumsal olmayan gelişimi ancak eksik ve yetersiz bir gelişimse, devletin müdahale etmemesi ve kültürel alanda seçeneklerin varolabilmesi koşuluyla, özgür bireysel gelişim toplumdan tümüyle bağımsız olma anlamını taşıyamaz.
Taha Parla
Sayfa 95 - Sentez: "İçtimaî Mefkûrecilik"
Korporatizmin solidarist ve faşist biçimleri arasındaki ayrım, esas olarak Birey, Toplum ve Devlet arasındaki karşılıklı ilişkilere farklı yaklaşmalarından kaynaklanmaktadır. Her iki yaklaşım da liberal modelde Birey'in, Marksist modelde de Sınıf'ın birincil kategori oluşuna karşı çıkmakta, mesleki grubu (ya da temel olarak meslek ölçütüne göre örgütlenmiş çıkar gruplarını) toplumsal örgütlenme ve siyasal etkinliğin temel birimi saymaktadır. Ancak faşist korporatizm Toplum'u ve dolayısıyla Birey'i, en azından kuramsal olarak, hayli metafizikleştirilmiş bir korporatif Devlet'in içinde eritir ("Her şey devletin içinde, hiçbir şey devletin dışında değil"). Mesleki gruplarla korporasyonları da, Devlet'in sivil Toplum'u denetim ve egemenliği altında tutmasını sağlayan kamu organları olarak görür. Bunlar liberal hukuksal ve siyasal modelin tersine Devlet karşısında öncelikli hakları bulunmayan Birey'in görev ve yükümlülüklerine ilişkin Devlet emirlerini sivil Toplum'a aktarırlar.
Oysa solidarist korporatizmde mesleki gruplar ve bunların korporasyonları Birey'le Devlet arasında bir tampon işlevi görür. Mesleki gruplar ve korporasyonlar, aslında bencil olan Birey'lere kamu çıkarı ruhunu aşıladıkları gibi, sivil Toplum'un molekülleri olan korporasyonların özerk yetki alanlarına Devlet'in el atmasını da engellerler; böylece Birey'lerin haklarını da korumuş olurlar. Solidarist siyasal kuram ve hukukta Birey'lerin, liberal modele kıyasla sınırlı da olsa sahip oldukları haklar vardır; ama aynı zamanda dayanışma ve birliğin gereği olarak Toplum'a karşı yükümlülükleri de bulunmaktadır. Korporatizmin iki türü arasındaki bu temel farkın nedeni, faşizmin liberalizmi radikal bir yadsımayla dönüştürmek isteyişi, buna karşılık solidaristliğin ise, belli bazı siyasal ve kültürel "idealler"ini koruduğu liberalizmi değiştirme ve düzeltme yoluyla dönüştürmeye çalışmasıdır.
Taha Parla
Sayfa 91 - Sosyal ve Siyasal Felsefesi, Çağdaş Batı Korporatizmi
"Siyasal Kemalizm, otoriterliği, devletçiliği, tek particiliği ve şefçiliği nedeniyle demokratik ve ilerici olduğu savunulamayacak bir tarihsel siyasal ideoloji ve rejim türüdür. Bırakın sosyalizm aşısı tutmasının olanaksızlığını, sosyal demokrasiyle bile bağdaşmasına imkan yoktur."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye'de Korporatizm
Baskı tarihi:
Şubat 2020
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053161875
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye
Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye
Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye
Türk siyasal düşüncesinin, hatta diyebiliriz ki Türk kamu felsefesinin temel eğilimi korporatizmdir. İster dayanışmacı ister faşist alt türleriyle olsun, bu eğilimin temel özelliği kapitalizme antiliberal bir teorik-ahlaki rasyonel sağlamaya çalışması ve Marksizm ile sosyalizme karşı olmasıdır.

Korporatizm, toplumu birbirlerini uyum içinde tamamlayan organlardan, meslek zümrelerinden oluşan bir organizma olarak görür. Hem liberalizmin bireyciliğini, hem de sosyal sınıfların varlığını, sınıf çatışmasını ve emek-sermaye çelişkisini reddeder. Türkiye’deki aşırı ve ılımlı sağ akımlar ve partiler, silahlı kuvvetler, klasik Kemalistler, “Kemalist Sol” ve “sosyal demokratlar”, ama aynı zamanda belli ölçülerde bazı sol gruplar, sahip oldukları temel düşünsel kategoriler bakımından bu korporatist şemsiyenin altındadırlar; kritik siyasi karar anlarında, birbirlerinden farklıymış gibi duran bütün bu siyasi çizgiler arasındaki o şaşırtıcı uzlaşmaların nedeni de budur.

Bu düşünce hattının en yetkin ve kaynak şahsiyeti olan Ziya Gökalp, çağdaşları ve ardından gelen kuşaklar tarafından özgün niteliğinden uzaklaştırılmış, sağa sola çekiştirilerek kendi hakikatinden koparılmıştır. Oysa eserleri bugün de dikkatle incelenmeyi hak eden bir özgünlüğe sahiptir. Taha Parla’nın klasikleşmiş kitabı bunu yapıyor: Hem Gökalp’in hakkını teslim etmeye, hem de onun düşünceleri üzerinden Türkiye’yi daha iyi anlamaya çalışıyor.

Kitabı okuyanlar 18 okur

  • özlem arslan
  • Mustafa Ali Harman
  • Ali Eren
  • a human bean

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%40 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0