Bir çocuk ölür ve dünya yerinden oynamaz.Oysa bir annenin göğsünde
zamanın kemikleri kırılır.
Agnes, rüzgârı dinleyen kadındır.
Toprağın nabzını tutar,otların fısıltısını bilir,yağmurun nerede duracağını hisseder.
Ama ölüm…
ölüm hiçbir bitkinin içinde yazmaz.
Hamnet’in adı evin duvarlarında yankı olur.
Bir kapının aralığında,bir gölgenin ucunda,yarım kalmış bir nefes gibi asılı durur.
Baba kelimelerden bir mezar kazar.
harfler yer değiştirir,acı yer değiştirmez.
Sahneye konur yas,alkışlanır trajedi,
ama annenin sessizliği hiçbir perdenin ardına sığmaz.
Agnes için zaman ikiye ayrılmıştır:
Öncesi mavi bir gelincik tarlası,
sonrası solmayan bir gölge.
Bir anne,çocuğunun adını içinden çağırırken daralır evren...
Çünkü bazı kayıplar mezara değil,
kalbe gömülür.
Ve sanat…
belki de acıya tutunmanın en zarif yoludur.
Ama en derin yas hiçbir zaman çiçek açmaz...