"Bazen ne düşünüyorum biliyor musun?"
"Ne?"
"Gülüşünün, başımı sokacağım bir ev olduğunu. Ne huzurlu olurdu orası, içinde sıkıntı barındırmazdı. Kasvet hiç dolmazdı penceresinden içeri. Güneş, ışıklarını eksik etmezdi ve batmazdı hiç." "Efsun, sen bir gülüyorsun, koca evrende güneş açıyor."
"Efsun..." "Şu yağan bembeyaz kar, esip tenimize değen sert rüzgar, karanlık gece, elinin altında deli gibi çarpan kalbim şahidim olsun ki sana, seni ilk gördüğüm andan beri aşığım. Gelmiş geçmiş tüm sevgilerin önüne geçen güçlü bir bağla aşığım."
Pes edercesine nefesimi dışarı bıraktım. "Yapma," dedim. Gözlemi kapatıp açtım. "Sana kızgınım Alaz Şahzade."
Başını iki yana salladı. Yüzündeki gülümseme silinmiş, yerini mahzun bir bakış almıştı. "Kızgın değilsin, kırgınsın." Diye mırıldandı. Sağ avcu ince tişörtün üstünden tam kalbime yerleşti. "Burayı sarstığım için kırgınsın ve ben seni kırdığım için köpekler gibi pişmanım. Tek dokunuşumla hızlandırdığım bu küçük kalbi kırmamalıydım. Bunu, kırdığım an cam parçalarının kendi yüreğime saplandığını fark ettiğimde anladım."
"Efsun," "İki gündür seni ağlamaya hazır görüyorum ve bilmeni isterim ki prensin olarak bu hiç hoşuma gitmiyor."
"Her türlü başına belayım işte."
"Ama nasıl güzel bir bela."