İyi insanların, çocukları ağaç dallarına asmak gibi bir huyları olmayan insanların oturduğunu bilseydim hiç olmazsa bu adada; ama kime sorabilirim bunu? Kime? Ortada kimse yok ki!
Evet, senden söz ediyorum, zavallı Pinokyo; paraların da kabak, fasulye gibi tarlaya ekilebileceğine inanacak kadar aptal olan senden. Ben de inanmıştım buna bir zamanlaı; şimdi acısını çekiyorum. Ama artık çok geç. İnsanın namusuyla birkaç kuruş biriktirebilmesi için ya kollarıyla ya da kafasının gücüyle bu parayı kazanmayı bilmesi gerektiğine inanmak
- Öyleyse nasıl oluyor da içmek için kendine bu kadar yalvartıyorsun?
- Vallahi biz çocuklar hepimiz böyleyiz! İlaçlardan, kötülükten korktuğumuzdan daha çok korka
gözleri kapalı, kollarını göğsünde kavuşturmuş, dudaklarını hiç kıpırdatmadan, öbür dünyadan geliyormuşa benzeyen bir sesle:
- Bu evde kimse yok. Herkes öldü, dedi.
Pinokyo ağlayıp yalvararak:
- Hiç olmazsa sen aç kapıyı! diye bağırdı.
- Ben de ölüyüm.
- Ölü müsün? Pencerede işin ne öyleyse?
- Beni götürmeye gelecek tabutu bekliyorum.