Her iki buçuk saniyede dünyada açlıktan bir çocuk ölüyor, kimsenin umrunda değil.
Elbette bütün bunların bir sebebi vardır. O sebep malumdur. İnsanlığa insan olmayı öğreten "ahlâk"tan uzaklaşmak. (Öyle ki ahläk bizi Allah'a götürecek diye ödü kopanlar "etik" kelimesine sığındılar.) Ahlâkın bir tek kaynağı vardır: İlâhî emir ve yasaklar. Ote dünya inancı, hesap günü. Yüzyıllardır bunun bir "safsata" olduğu pompalanıyor. Sen gününü gün et, ânı yaşa, kendini sev. Altta kalanın canı çıksın.
Demek ki ölümün, işkencenin, toplu imhanın, bombaların, yıkılan evlerin, kaçışan insanların, kolu bacağı kopmuş çocukların görüntüsü bizi artık kazımıyor.
Kimse ekranı kapatmıyor.
Kimsenin kılı kıpırdamıyor.
gerçek açısından da bir hayaldir çünkü anlattığı yoktur, hiçbiryerde" dir
Şiir, nasıl, gerçekliğe bir hayal boyutu katarsa, hayale de bir gerçeklik boyutu katar gerçeklik karşısında 'salt' bir kurgulama olarak; hayal karşısında da 'saltık' bir gerçek olarak...
Çıkabilsem ilk burdan giderdim işte. Portakal suyu satan adamın tezgâhının ordan dön sola, kaybol... Abim dönsün arkasını baksın ki ben yokum. Gitmişim. Bir daha da gelmeyeceğim. Bu kardeşini son görüşü! O zaman anlar öyle beni ayağına çağırmak, hızlı hızlı yürümek, zorla meyve suyu içirmek neymiş, nasıl oluyormuş.
Sonra birden bir sükunet indi üstüme
Sen geldin gözlerimin önüne yüzünde bir gülümseme
Çevrende çocuklar mutluluklar gül demetlerinden bir küme
Gönlüme salkım salkım düşlerini bırakan
Kuvvetle yere bastım yokladım derinliğini toprağın
Omuzlarımdan kalktı sanki ağırlığı bir dağın
Resmini çizdim durdum kutlu sayfalarına çağın
İsmini fısıldadım yeryüzüne gökyüzüne durmadan