Bu hal çok kere başına geliyordu: Bir kitap okurken oradaki birkaç satırı tanır gibi oluyor,fakat nerede,nasıl öğrendiğini hatırlayamıyordu. Yahut birisine bir şey söylerken kafasının içindeki bir yer ona bu mükâlemeyi aynı şahıslar ve aynı kelimelerle bir başka zaman gene yapmış olduğunu fısıldıyordu. Birkaç kere bunları rüyalarında gördüğünü zannetmek istedi. Belki garip bir kuvvet ona bazı hadiselerin daha evvelden rüyasını gösteriyordu. Sonra bu düşünceyi gülünç buldu. Fakat birtakım hadiselerin,hayatında ilk defa yaptığı bazı işlerin ve söylediği veya duyduğu bazı sözlerin ona yabancı olmadığı da muhakkaktı.
Nihat bunlara dönerek:
"Nereden teşrif üstatlar?" dedi.
Yeni gelenlerin arasında kısa boylu ve sinirli hareketleriyle göze çarpan biri:
"Siz burada mısınız?" diye başka bir sualle cevap verdi. Sonra "Ne saçma sual,değil mi?" diye ilave etti: "İşte görüyoruz ki buradasınız. Ne diye sorarız acaba? Türkçenin kendine mahsus bir manasızlığı... Dünyada hiçbir lisanda bu kabiliyet yoktur. Saatlerce konuşup hiçbir şey ifade edememe kabiliyeti!"