Kendi cehennemini başkalarına yansıtma eğilimi, insanın özünde var olan zayıflıklardan kaynaklanır.Bebeklik ve çocukluk dönemlerinde, temel güven duygusu başta olmak üzere, görülmek, onaylanmak, sevilmek, kabul edilmek gibi temel ihtiyaçların karşılanmaması sonucu, bireyin duyduğu yoğun anksiyete karşısında geliştirdiği disfonksiyonel savunma mekanizmaları, kişi hem kendine hem de çevresine zarar verir. Haset, haklı olma, alacaklı olma duygularının bireyin zihnini ele geçirmesi, ebedi bir tatminsizliği beraberinde getirir ve kişi, ne kendisinin ne de çevresinin huzurlu hissetmesine izin vermez.Temel güven duygusunun eksikliği, kişinin ego oluşturmasını engeller ve eleştiriye karşı aşırı duyarlı, kibirli tutumlar sergilemesine neden olur. Egonun işlevleri arasında duyguları, dürtüleri, güdüleri kontrol ve regüle etmek ve bireyin gerçeklik algısını dış dünyadaki gerçeklikle uyumlu hale getirmek yer alır. Özetlemek gerekirse, ego, benliğin bütünlüğünü sağlayan kritik bir unsurdur. Bu süreç, genellikle anneden ego işlevlerini öğrenmekle mümkün olur ve sonucunda birey, yetişkin olarak öz yeterliliğe ulaşır.Narsisizm, bir bakıma, bireyin yeterli güveni alamadığı için annesinden ayrılmak için gereken cesareti bulamaması olarak tanımlanabilir. Birey ya annesine aşırı bağımlıdır ya da anne, bireyin kendisine bağımlı kalacağı şekilde konumlanır ve bu durum, bireyin çocuksu bir narsisizme sürüklenmesine neden olur. Narsistlerin benlikleri parçalanmıştır, bütünlükten yoksundur ve bu nedenle tutarsız davranışlar sergileyebilirler.Dışarıdan gelecek onaya olan aşırı bağımlılıkları, karar alma süreçlerini şekillendirir ve dışsal bir onay mekanizması olmadığında adeta çuval gibi çökerler. İçsel motivasyonun eksikliği, çocukluk döneminde karşılanmamış olan sevme, onaylama, görülme,