Kelimenin tam anlamıyla bir şaheser. Steinbeck'in dünyasında gezmek inanılmaz bir deneyim. Buhran dönemini anlatırken kullandığı dili, betimlemeleri, metaforları... Hikayenin içine girmemek, yaşananları duyumsamamak, hele o son sahnede burun direğinin sızlamasına engel olmak mümkün değil. Çok yerde " sen bunları nasıl yazdın be adam?" diye sesli söylemlerime gülümserken buldum kendimi dersem yalan söylemiş olmam. Kesinlikle mükemmel ötesi, favoriler arasına girdi. Gelsin sıradaki Steinbeckler :))
"....... insanın ruhu tek başına bir işe yaramıyor, ancak büyük bir
bütünün parçası... O zaman ben karanlıkta her yerde
olurum. Nereye baksan, orada. Aç insanların bir lokma bulması
uğruna nerede bir kavga çıkarsa, orada olurum ben. Nerede polis
birini döverse, orada olurum. İnsanların öfkelendiği zaman kopardığı çığlıkta olurum ... sonra,
bir çocuğun karnı açken, yemeğin hazırlanmakta olduğunu bildiği zamanki gülüşünde olurum. İnsanlarımızın kendi ektiklerini yedikleri, kendi yaptıkları evlerde oturmaya başladıkları
zamanda ... yine orada olurum. Anlıyor musun?"
“ Bu hareket onları değiştirdi; otoyollar, yol kenarındaki kamplar, açlık korkusu ve açlığın kendisi onları değiştirdi. Akşam yemeği yemeyen çocuklar onları değiştirdi, bitmek bilmeyen göç onları değiştirdi. Onlar göçmendi.”