• 256 syf.
    ·4 günde·7/10
    Özellikle ''Atatürk'ün okullarda okutulmasını istediği kitap'' ifadesi dikkatimi çekmişti.

    (Okuduğum yayın olan İndigo Yayınları hk. en son kısımda bilgi vereceğim)

    Kitabın ilk sayfalarında gelişmiş bir toplum için aydınların nasıl olması gerektiğini çok güzel bir şekilde açıklamış. Aslında kitap Fillandiya reformunun aydınlar tarafından nasıl hayalden gerçeğe dönüştürüldüğünü anlatarak Fin'leri örnek olarak göstermiş.

    Kendisi Slav olduğu için bu kitabı bir Slav reformu için bir örnek, bir ilham olması amacıyla yazmış. Özellikle kitabın son sözünü, '' ... yüce Slav kültürünün yaratıcıları olabiliriz, olmak zorundayız'' şeklinde bitirmiş.

    Kitapta anlatılanlar yalnızca Slavlar için örnek teşkil eden şeyler değil. Bundan dolayı Atatürk de kitabın, okullarda okutulmasını istemiş olmalı.

    Yazar roma döneminden yaşadığı yüzyıla kadar gelmiş geçmiş bütün siyasi aktörleri, edebi ve felsefi eserleri çok iyi bildiğini kitap boyunca verdiği örneklerle okuyana hissettiriyor.

    Aynı zamanda kitap son bölümlere doğru bir vaaz havasında geçiyor. Bunu hissedince, yazarın aynı zamanda bir papaz olduğunu hatırlıyorsunuz.

    Yalnız şu farkla; kitap kesinlikle bir hıristiyanlık propagandası yapmıyor. Aslında din propagandası da yapmıyor. Daha çok eğitim üzerinde duruyor ve bütün dinlerdeki ortak hasletleri sıralıyor. İyi ve erdemli birer insan olmak yanında, bilime sanata ve felsefeye insanları yönlendirerek ve bununla da yetinmeyerek kazanılan bu özelliklerin bir ülkenin tamamına köylerindeki vatandaşlarına kadar aktarılmasını öğütlüyor.

    İndigo Yayınları hk.

    Yayınevinden okuduğum ilk kitaptı. Kapak tasarımı ve kalitesi oldukça hoşuma gitti.

    En çok hoşuma giden şey ise, kitaptaki notlar kısmı. Tarihi bi olaya atıf sözkonusu olduğunda ya da buna benzer şeyler, bu not kısımları çok açıklayıcı olmuş.

    Yazar Petrov Snelman gibi Fin aydınlarını üzerinden reform hareketini anlatırken bazı yerleri kurguladığı, belki konu bütünlüğü gereği öyle tahmin ederek; belki de kendi görüşlerini Snelman ve diğer karakterleri kullanarak aktarmak istediğinden açıklamalar kısmındaki notların sık sık Petrov'u yalanladığını görmüş oldum.

    Bu kitapta Petrov'un almış olduğu iyi eğitim haricinde göreceğiniz en önemli şeyler onun, bir toplumun daha iyiye ulaşması için duyguğu özlem ve verdiği samimi çaba olacaktır.
  • 127 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Selamlar olsun herkeşlere ... Hemen incelemeye gireyim istiyorum .. Uzun olabilir .. Neyi ne kadar yazarım bilemiyorum ama incelenmesi gereken pek de okunmamış bir kitap bu ..

    Sevgili canikolar sağda solda , orda burda büyülü gerçekçilik muhabbetine yüzlerce kez denk geldim .. Türü pek araştırmadım ama bu türün amiral gemilerinden birinin Gabriel-Garcia-Marquez ve diğerinin de Jorge Luis Borges olduğunu az buz ben de biliyorum .. Jorge emminin yediği nanelerden de, tarih okuduğum için üç aşağı beş yukarı haberdarım.. Şimdi hep söylediğim bir şey var ki burda yine tekrarlayayım.. Ben ne edebiyat eğitimi aldım , ne edebi bir eleştiri mevkim var , ne de bu ikisini bir tavada ısıtıp önüne koyacakmışım gibi bir iddaanın sahibiyim .. Otorite alanımız İŞSİZLİK .. Herkes haddini bilecek =)) Bu kısmı özellikle açıklıyorum ki ilerde birbirimizle papaz olmayalım .. Yazar hakkında okuyacaklarınızın bir kısmı pek de hoşunuza gitmeyecek çünkü .. Şimdi ordan kalkıp dersen ki " yauw kardeşim ben yazılana bakarım !" , evet sen de kendince haklısın saygıdeğer caniko ! Ama "ben" bir kitap okuyacaksam ve yazılandan kendime ders çıkaracaksam - ki bütün olayım budur benim - yazarı da bilmek durumundayım "tutarlılık" esasınca ..Türe , edebiyatın hangi evresinde hangi akıma yol vermiş falan fistan ...Beni şimdilik aşan mevzular bunlar .. Gördüğünüz üzere yazarı yerden yere vuracak olmama rağmen kitaba 9 puan verdim .. Eeee Sezar 'ın hakkı Sezar'a bilader ..

    Hiç okumamıştım dedim ya , aldım bakayım dedim ..Başladım okumaya .. Kitabı orjinal dilinden okumadım ama çevirisi muhteşemdi ve kitap tabiri caiz ise yağ gibi aktı .. Ne ara başladım ne ara bitirdim anlayamadım .. Anlatım cidden "BÜYÜLÜ" .. Masalsı bir hava var .. Bu da doğru .. Hatta sanki bir İhsan Oktay Anar kitabı okuyormuşum hissi de hasıl oldu yer yer .. Ama tarih okumuş bir insan olarak kitapta geçen muhabbetler, kimi yerlerde hafızamı tazeleme gereği hissettirdi bana ..Zira bazı tutarsızlıklar vardı ..Kitaptan az ama öz bahsetmemiz gerekirse ..

    Edindiğim bilgilere göre Alçaklığın Evrensel Tarihi, Borges’in dokuzuncu uzun kitabı ve düzyazı türünde verdiği altıncı eser. Beş ciltlik edebi öykülerinin ilki... Yazıldığı dönemde de İspanyol yazımını allak bullak etmiş .. O kadar ki Gabriel Garcia Marquez , kendisini her gece yatmadan önce mutlaka okuduğunu ve nereye giderse gitsin Borges kitaplarını valizinden eksik etmediğini söylemiş bir röportajında .. Hakkı da var .. Bitirince tekrar okuyasım geldi kitabı .. Faşizme dur çekmiş devrimci yazar ( KULAKLARIN ÇINLASIN EDUARDO GALEANO ! Ki ben onu sayende öğrendim ..ADAM!! ) Carlos Fuentes de, Borges ve onun düz yazısı olmaksızın İspanyol edebiyatının var olamayacağını iddaa edenlerden .. Ben İspanyol diline ve edebiyatına öylesi hakim değilim ama dilinin muhteşem olduğunu anlamak için Berna Moran olmaya gerek yok .. Yazdıklarıyla sizi "gerçeğin kıyısından" alıp bambaşka yerlere götürüyor .. Kitapta - saymadım ya - bilmem kaç tane hikaye var .. Bunlardan biri de Billy the Kid ' in yer aldığı hikaye .. Gavurun "villain" (bkz: ultra -süper- giga kötü, cani) dediği heriflerden biri bu adam .. Özel ilgim var bu tiplere karşı .. Bir de seri katillere .. Dolayısıyla hayatını çok ama ÇOK iyi biliyorum .. Hikayenin girizgahında anlatılanlar yaşanmış mıdır bilmem... Yani pek çok bio okudum ona dair ama böyle bir şeye rastgelmedim .. Kurgu mu gerçek mi ?!? .. Herneyse .. Burdaki tutarsızlık şu .. Birincisi ve en önemlisi ve yaşamış yani tarihte "VAR"olmuş bir şahsın hikayesi olarak tüm bu anlatılanlar artı girizgah , Billy’nin yaşı ve öldürdüğü adamların sayısına ilişkin bilgi haricinde tamamen uydurma ... İkincisi , “Meksikalıları hesaba katmazsak” ibaresi de tamamen HAVAGAZI !Çünkü gerçek hayatta Billy, Meksikalıların, yani kendisini kanundan korumak için her fırsatta evlerinde barındıran ailelerin çok yakınıydı. Billy’nin saymadığı infazları, kızılderililerinkiydi. Kitapta bunun gibi yakınen çok iyi bildiğim pek çok tutarsızlık söz konusu ..AMA ! Evet bu bir "ama" sendromunu da beraberinde getiriyor ki tarihi bilmeksizin okuması cidden zevkli .. Büyülü gerçekçilik bu mudur bilemicem .. Eğer buysa , bu bana biraz da alternatif tarih yaratmaya kasan, ATATÜRK' ün ingiliz AJANI , annesinin de genelevde çalıştığını iddaa eden mustafa armağan ve fesli tarihçi ( bence tarihçi falan da değil ya ! ) kadir mısıroğlu'nu anımsattı .. Belki de Borges ' un öğrencisidirler kimbilir?!? =)) AH !! Az daha unutuyordum !! ATATÜRKSÜZ Çanakkale belgeseli çekenler de unutulmamalı!!! =)) Neyse sevgili Kikirella ve kikirikler .. Billy the Kid ' e geri dönecek olursak .. Kitapta bahsi geçen gerçek Billy, Harrigan değil, William H. Bonney!! Bonney, 1859’da New York’ta doğdu, fakat oradaki yaşamı hakkında hiç bir şey bilinmiyor, çünkü o üç yaşındayken ailesi Kansas’a göç etmişler. Bunun gibi dolu örnek var .. Ben bir tanesini açtım koydum önünüze .. Bu arada kitapta yer alan samurayın daha doğrusu RONİNin öyküsü tüyleri diken diken ediyor .. Favorim açık ara o ! Okursanız göreceksiniz !! Şimdi kitaba dair inceleme - inceleme de denmez ya - burada bitti .. Gelin ben size bir başka ALÇAKLIK öyküsü anlatayım .. Kitapta yer almayan ama yer almayı kesinlikle hakedenlerden bir tanesini..

    İnsanları stadyumlara doldurup , halay ekibi misali tek sıraya dizip infaz etmek ... Siz hiç sırf komunist diye insanların uçaklara doldurulup bilmem kaç bin feetten okyanusa atıldığını okudunuz mu ? Var mı bunu duyanınız bilmem .. Duymadıysanız alın ben anlatıyorum !SAY SAY birtmez onun canilikleri ama bu birinci kısım... Koy cebine devam edelim .. Ya gözaltına alınan insanların resmen alenen gözden kayboldukları - PARDON KAYBEDİLDİKLERİ ! -bir rejime denk geleniniz var mı ? Bu ikinci kısım !! Öyle bir rejim ki yoksulluğu ortadan kaldıracağım diyip YOKSULU YOK EDECEKSİN )bu üçüncü kısım!) ! Bir hücreye atılıp sonrasında tarihten , yaşamdan , değerlerinizden , sevdiklerinizden koparılıp silindiğiniz bir yaşam ? Var mı duyan bilen .. Koy bunu da cebine sayın caniko !!! Koy ama elin cebinde olsun .. AMAN HA DÜŞÜRÜYÜM FALAN DEME ! İlerde lazım olacak ! Şimdiiii !! Ellimizde üç sürpriz isim var ! Ben bambaşka bir yerden girizgah yapayım .. Cemil Meriç ile ..

    Tıpkı Borges gibi Cemil Meriç de kör idi .. En azından yaşamının bir bölümünde öyle yaşadı .. Cemil Meriç 'e dair okuduklarımda bir ayrıntıdan çok etkilenmiştim .. Kitap okuduğu masasının üstünde duran ampule yakın olabilmek , okuduğu kitabı daha iyi görebilmek için sandalyenin üstüne çıkan bir adam !! Bu ne azimdir !! Bu nasıl bir sevgidir !! Düşündüğü fikirlerin "pekçoğuna" katılmasam , karşısında da olsam önünde saygıyla eğiliyorum işte burda ! Gelelim Borges ' a.. Tıpkı burda bahsettiğim kitabında olduğu gibi (kitap cidden güzel ama tutarsız) tutarsız bir kişilik Borges.. Çelişkili ..

    * Arjantin' de Peron (3. kısım) diktatörlüğüne karşı çıkıp sonrasında, "DİKTATÖRLÜKLER EN İYİ YÖNETİM BİÇİMİDİR." demiş isim kendisi ..
    * Sonrasında Pinochet 'nin (1. kısım) elinden ÜSTÜN EDEBİYAT ÖDÜLÜ" almış bir isim kendisi .. (Pinochet' yi ve onun zulmünü Isabel Allende okuyanlar çok iyi bilir...)
    * Kendisi ile yapılan bir röportajda , yöneltilen "Ülkenizde her gün siyasi karşıtlarını hapse atan , işkence yapan Videla (2. kısım!) var" sorusuna , "HADİ CANIM ! BUNLAR SİYASİ PROPAGANDA .. BÖYLE ŞEYLER OLSAYDI DUYARDIM" diyebilmiş isim ..

    Yukarda Cemil Meriç örneğini verdim .. Şu üç örneği önünüze koyuyor ve sizi de vicdanınız ile başbaşa bırakıyorum ? HANGİSİ KÖR SİZCE ?

    Kitap için tanım :Yeryüzünün görüp görebilecegi en büyük ALÇAKLARDAN birinin kaleme aldığı "ALÇAKLIK" tarihi ...


    KENDİME NOT : Büyüksün Aziz Nesin ! BABALARIN BABASISIN !! Seni hiç savunmak zorunda kalmadım .. Savunurken hiç "AMA" demek zorunda kalmadım .. Başımızı hiç yere eğdirmedin ! Huzur içinde yat !

    Bak görüyor musun ? Az daha unutuyordum .. Eduardo Labarca!!! Tüm bunları bildiği için Borges ' un mezarına işerken bu muhteşem foroğrafı çektirip "gereken" cevabı vermiş ...

    https://www.google.com/...imgrc=I7xM6ftGKB29DM:

    bonus :

    Bu sizler ve SALVADOR ALLENDE İÇİN !!
    https://www.youtube.com/watch?v=l7pWuOWCfcA

    Bu da kabaran nefret için ... Metal dinlemiyorsan açma YOK OLURSUN ! "BALYOZ YÜZE İNDİ" !!
    https://www.youtube.com/watch?v=GGe6-xzbISw
  • 400 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Selamın kavle şekerler .. Bir etkinlik ve seneler sonra okuduğum bir isimle beraberiz bu kez sizlerle .. Kapı numaramız - söylemezsem olmaz - "666" olunca ve kitabı da onlarca kez izlediğim filmin üzerine okuyunca el mahkum yapayım dedim incelemeyi .. Bir de ilerde bahsedeceğim bir Edgar Allan Poe mevzusu var tabii .. Neyse efenim .. Bırakalım şimdi Stephen King' i , Shining ya da Medyum muhabbetini .. Gelin, 1820 lerde İngiltere'de kurşuni gri bir gökyüzü altında yaşamakta olan bir şahsın yanına götüreyim ben sizi..

    Rica ediyorum kırmızı isme tıklayınız : (ayrı pencerede aç!! delirtme beni !! ) Percy Bysshe Shelley .. Bu abimiz romantik ve lirik şiir yazımında İngilitere'nin öncü isimlerinden imiş .. Biliyorsunuz , bilmiyorsanız da ben söyleyeyim ; ben ne şiirden ne de edebiyattan anlarım .. ŞİİRDEN TÖVBE ANLAMAM !! Lakin tarihi bolca okuduğum için geçen gün karşıma çıktı tesadüfen hikayesi .. Sizinle de paylaşayım istedim .. İşbu fındıhsız , fıstıhsız güllaç suratlı , tüysüz ve gözlerinden hüzün akan beyaz ETİ-PUF aromalı abimiz o zamanlar pek bir dertliymiş .. "Londra'nın içinde vurdular beni , KABAKLI KORNETE KOYDULAR beni" deye türküler çığırır imiş ... Efkarlıymış sizin anlayacağınız .. Sonradan 30 larında ölmeden öncesinde "kör" olarak nitelendirilenlerdenmiş .. Çok sonraları boğularak öldükten sonra BADEME evrilmiş ...AMA HAK EDEREK !! Soyadından çakozlayacağınız üzere Frankenstein ' ın yazarı Mary Shelley 'nin de kocası bu abimiz .. Şu satırları yazan ,

    "Birbirine karıştırdım berbat lafları
    Ve soran bakışları.."

    ama o günün Londra halkı tarafından nedense

    "kalenin ardı bostan,
    yıkılsın yunanistan.
    yunanistan kızları,
    ne don giyer ne fistan..." kıvamında algılanan ve hiç okunmayan bir şair ..

    Hal böyle olunca yılgınlığa düşmüyor ve çıkıyor evinin balkonuna, yazdıklarını çoğaltıp gelip geçenin üstüne atıyor .. Şişelerin içine koyup ,mantarla kapatıp, elinde yaptığı kağıt gemilerin içine koyup yüzdürmeye başlıyor ..Balonlara dahi bağlayıp uçurmuş.. Birilerinin eline geçsin okusunlar diye ..Esasen bir zamanlar yerlere atılan sex shop reklamlarının da atası dersek kendisi için yanlış olmaz sanırım... Yürek burkan bir hikayesi var .. O zamanlar sosyal medya yok tabii ..Bir tıkla milyonlar falan fistan .. Sadece o mu ? Ya Freud ? Rüyaların Yorumu kitabının ilk baskısının tükenmesini TAM 8 , yazıyla SEKİZ sene beklemişler .. Ya Stendhal ?!? Yaşar Kemal 'in yazmaya başladığı her yeni romanı öncesinde okuduğu Stendhal ? Bakın ben size anlatayım ... Stendahl ' ı pek çoğunuz okumuştur ama hikayesini hiçbiriniz bilmez .. Bilen varsa da selamlar olsun ..

    Stendahl, değeri ölümünden takriben 50 sene sonra ve TESADÜFEN anlaşılmış bir yazar .. Yıllar sonra Paris' te mezarlıktan geçen bir yol yapımı sırasında Arrigo Beyle adlı birine ait bir mezarın üzerindeki italyanca "YAŞADI , YAZDI , SEVDİ" yazılarını okuyan bir italyanın , o mezarda ne işi olduğuna bir anlam veremeyen merakı sayesinde yeniden hatırlanıyor Stendhal ..Tesadüf bu ya!!! Tam da o sıralarda Streynski isimli bir profesör Stendahl 'ın doğduğu Grenoble 'e gidiyor... Can sıkıntısından incelemeler yaptığı şehir kütüphanesinde, toz toprak içinde el yazmalarına rastgeliyor .. Böylece '842 de ölen ve UNUTULAN Stendahl , '888 'de YENİDEN DOĞUYOR ..

    Kuşkusuz Stephen King , yukarda belirttiğim örneklerin aksine günümüzde yazıyor olmasının ve teknolojinin avantajlarını sonuna kadar kullandı .. Günümüzde edebiyatta piyasa koşulları egemen .. Hem de sonuna kadar ! Ve King'in bir dahi olduğu da su götürmez bir gerçek ! Bu çok açık ! Tartışmaya dahi sunmam .. Çocukluğumun bir numarası OLMASA DA ( "BİR" numara her zaman için Clive Barker ' ındır !) ilk üçüne yerleşmiş isimdir Stephen King korku edebiyatı dendiği vakit.. Ama şu var ki ben her zaman gerek müzik , gerek edebiyat olsun AKÇELİ işlerden uzak olmuşumdur .. Bir yerde popülerlik var ise, orda cacığa su katarlar .. Ayran diye getirip korlar önüne .. Dolayısıyla , böylesi durumlarda "İŞTE ATIN ... AL ! BU DA TIMARIN !" diyebilmek elzemdir .. Benim izlediğim kadarıyla en son 2005 ağustosunda King ve amerikalı yazarlar , romanlarındaki karakterleri satışa çıkardılar ... Sözümona düşünce ve özgürlük adına yapılan bir açık arttırmayla karakteri satın alan kişinin adı o karaktere verilecekti .. Ben ilk kırılmayı burda yaşadım ve uzaklaştım King'den .. Romanın adı da Cep idi hatta .. Bu çok itici bence ..

    Ne akla hizmet Medyum koymuşlar bu romanın ismini bilemiyorum ama romana gelecek olursak .. Arkadaşım bu roman bir KÜLT !! Bu olgu tartışmaya kapalı ! Önce onu bir kabul et .. Yani sen ben ve bir stadyum dolusu adam , bilmem neremizi yırtıncaya kadar aksidir diye bağırsak dahi ortada Shining diye bir film var KİTAPTAN uyarlanan .. Bu hususa da değinmem lazım defalarca izlemiş bir insan olarak söz konusu filmi .. FİLM AYRI , KİTAP AYRI GÜZEL .. Birincisi kitapta barok yani rahatsız edici bir anlatım mevcut .. En basitinden filmde yer alan otel halıları hipnoz verici ama mat bir görünüme sahipler .. Halbuki romanda anlatılanlar gayet işlemeli ve canlı bir ruh hali barındırıyor...Bunları niçin anlatıyorum ? FİLMLE KİTABI BİR TUTMAYASINIZ DİYE .. Kitapta olayların geçtiği otelin adı OVERLOOK .. Overlook ingiliççede TEPEDEN BAKMAK anlamlarını da barındırıyor ... Yani bir aşağılama da söz konusu .. ve söz konusu otel Colorado'da ..
    YANİ ?
    Yani söz konusu amerika tarihi olduğunda, kızılderili soykırımının en yoğun yaşandığı yerlerden biri .. Ve biz biliyoruz ki Hayvan Mezarlığı ' nı yazmış Stephen King , kızılderililerle ve onların mitosları ile yakından ilgili .. Diğer romanlarında bunun izlerine rastlamak mümkün ..

    Kitabı okurken , benle beraber okuyan arkadaşlardan çok ve gereksiz tekrar olduğuna dair geri bildirimler aldım .. Lakin gözden kaçırdıkları mevzu şudur ki bu hem KORKU , hem GERİLİM , hem de "PSİKOLOJİK" unsurlar barındıran bir kitap ..Aslında kitabı , King 'in tahtına oturtan etkenlerden biri de bu .. Doğaüstü güçleri , gothic edebiyatı ve insan psikolojisini aynı potada eritmiş olması .. Sizce iğrenç ama bence güzel bir örnekle açıklamak gerekirse, ebeveynleri önünde cayır cayır osuran bir cocuğun haleti ruhiyesini tüm aile bireylerinin gözünden kapınıza getirmiş King .. İşte size sıkıcı ve tekrar olarak gelen ama şahısların ilerleyen bölümlerde gelişecek olaylara farklı tepkiler vermelerine sebep olacak olan ayrıntılar bunlar .. Örnek verecek olursak kitaptaki Jack karakterinin öfke patlamalarının hem anne hem de çocuğun gözünden anlatılması ..

    Kitapta çok fazla öne çıkmıyor lakin filmde bu olgu kitapla paralellikler göstererek daha fazla öne çıkmış .. Nedir o dersen .. İZOLASYON !! İnsan ve insani "değerlerden" mahrum kalma .. Kendini bile isteye TECRİT ETME ..Bakın filmde geçen ve sonrasında KATATONIA ' nın ENDTIME parcasının başında yer alan şu alıntı özellikle kayda değer ..

    -- Because for some people, solitude and isolation can of itself become a PROBLEM.

    -- NOT FOR ME! ( JACK )

    Kendini bilerek ve isteyerek çember dışında tutan, izole eden Jack ' in hikayesi içerisinde Edgar Allan Poe ' nun Kızıl Ölümün Maskesi izlerine rastlamak mümkün .. Biliyorsunuz spoiler vermiyorum ama burada da tıpkı Jack ' in ve ailesinin durumunda olduğu gibi zamanın kızıl vebasına karşın yüksek duvarlarla korunan kale duvarlarına kendini hapseden bir prens söz konusu .. King bu roman içerisinde , bu muhteşem hikayeye pek çok kez gönderme yaparak "MASK OFF ( maskeler aşağı!) " diyip POE ya selam çakmış ..

    SONUÇ OLARAK KORKUNUN KÜLTLERİ ARASINDA YERİNİ SONUNA KADAR HAK ETMİŞ BİR ESER BU ...

    SON OLARAK : gideceğiniz OTELLERİ İYİ SEÇİN ...
    https://www.youtube.com/watch?v=7sxFyu_U2go

    Ve sonradan eklenen İŞSİZLİK BONUSU : OSMANLI' DA SHINING İZLERİ ..

    https://i.hizliresim.com/gPonXZ.jpg
  • 112 syf.
    ·Puan vermedi
    "Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir... gider gelirdi..." ( Gün Olur Asra Bedel sy. 13)

    Kitabı sevgili Kübra ile okumak ve kitap üzerine konuşmak benim için keyifliydi.

    (Kübra' dan:
    Benim için her kitabın bir şarkısı olur ve özellikle bu kitabı okurken dilime dolanan bu şarkıyı da şuraya eklemek istiyorum;
    https://youtu.be/vGEJm2Pe0Qk)


    Gözlerimi bozkırlara açıyorum; bir bakıyorum Sarı-Özek'teyim fethe gidiyorum, bir de bakıyorum tren istasyonunda acılı ve sancılı bekleyiş içindeyim... Yaklaşık 100 sayfalık gramajına rağmen ağır roman.


    Cengiz Han'a Küsen Bulut ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel kitabından çıkarılmış yaklaşık 100 sayfalık bir bölümdür. Sevgili Aytmatov'un belki de en dokundurmalı kitabıdır.
    Dönemin Sovyet rejimi tarafından kitabın bu bölümleri sakıncalı bulunularak yayınlanmasına izin verilmemiştir. Bu bölümler o dönemde yapılan işkencelere, zulümlere ışık tutması bakımından önemlidir. Sovyet rejimi dağıldıktan sonra Aytmatov Gün Olur Asra Bedel'i güncellemek yerine, bu bölümü ayrı bir kitap olarak yayınlamayı uygun görmüştür.

    Peki neden bu bölüm çıkarılmış diye soruyorsunuz..

    Kitapta adeta rahatsız edici iki otorite güç ele alınmış. Bunlardan birincisi kitabın adından da anlaşılacağı üzere Cengiz Han, ikincisi ise KGB ki, bu bölümlerin çıkarılma nedeninin başıdır.
    (Dzerjinski'nin kurduğu KGB için iktidar, daha doğrusu bu örgüt, hiç söndürülmeden yanması gereken bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakılacak insan olmazsa sobanın da hiçbir yararı yoktur. sy. 23)
    Biri insanları kendine daha çok bağlamak için küçücük bir saygısızlığı bile ölümle cezalandırırken; diğeri kendi saflarında olmayanı öldürtebiliyor.
    Özellikle ikincisi için söylemeliyim ki, kitabı okumadan önce biraz Sovyet Rusya'sını biraz Nazi Almanya'sını bilmekte fayda var, aksi halde anlatılanlar kurgu olmaktan öte bir anlam ifade etmezler.
    Düşünmenin bile yasak olduğu yıllarda eski bir efsane ile mutlak güce başkaldırış bu kadar asil anlatılırdı.

    Benim Gün Olur Asra Bedel kitabını okurken özellikle takıldığım noktaydı Kuttubayev ve ailesi. Kitabı bitirince en çok bu küçük aile beni düşündürmüştü ki yazarın Cengiz Han'a Küsen Bulut kitabı merakımı söndürdü.
    Gün Olur Asra Bedel romanın kahramanı Yedigey'in hikayesinde kısa bir yer verilen Abutalib Kuttubayev'in Sovyet rejimine karşı işlediği iddia edilen suçlar sebebiyle tutuklandığı ve sorgulandığı bölümler anlatılmaktadır. Aynı zamanda bu bölümler anlatılırken kitaba ismini veren ve kendisinin de tutuklanmasına sebep olan Cengiz Han efsanesini Kuttubayev'in kaleminden okumuş olacaksınız. Bu efsane, Avrupa'yı fethe giden Cengiz Han'ın ordu kafilesinde yer alan iki sevgilinin trajik ve duygusal hikâyesidir. Bu aşk hikayesine ek olarak, bireyin mutlak güç karşısındaki durumunu da en çarpıcı şekilde ele almış Aytmatov. O dönemi, insanları düşünürken hayatın neden bazıları için daha zor olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz.
    ( #47246429)

    Üstadın üslubunu bilenler bilir. Akıcı, anlaşılır, açık. Masal anlatır gibi.. Aytmatov, milletine ait bütün maddi ve manevi zenginliğini eserlerine büyük başarıyla yansıtmıştır.

    Kitabı henüz okumamış insanlar için keyifle tavsiye ederim.
  • 428 syf.
    ·8 günde·Beğendi·8/10
    İnsanlığın; Sümer, Babil, Hitit, Mısır' dan başlayarak binlerce yıllık 'zulüm" tarihine ışık tutan bir kitap. Bağnazlığın, anlayışsızlığın kitabı. Adına bakıp bunun salt cinsellikle ilgili bir kitap olduğunu sanmayın. Kitap aslında "insanın" ne olduğunu, nasıl "vahşi bir hayvan" olduğunu, ehlileştirilemeyen, evcilleştirileyemeyen bir canlı olduğunu anlatıyor.

    "Tecavüz, zina, ensest ve seks hukuku alanına giren diğer tüm meseleler insanlığın varoluşundan beri vuku bulmuştur. Değişen tek şey, insanların birbirlerinin bedenlerini kontrol etmek için kullandıkları yöntemler ve bu yöntemleri kullanma gerekçeleridir."

    Mezapotamya' da, Avrupa' da kadınlar, erkekler, çocuklar yani kısaca insanların katledilmelerinin hikayesi...
    İşkencelere maruz kalarak yakılan, gözleri oyulan, kazığa oturtulan insanların hikayesi... Ama en çok da kadınların hikayesi. Binlerce yıldır mağdur edilen, katledilen en çok onlar olmuş. Ortaçağ ve yakın çağda avrupada bile suçlu; tecavüz edenlerden çok mağdur kadınlar olmuş.

    Bağnazlığın, barbarlığın dünyanın her yerinde aynı olduğunu okumak, öğrenmek üzüyor insanı. Kitapta anlatılanlar eskiye oranla günümüzde azalsa da dünyanın pek çok yerinde hala yaşanmakta. (Avrupalılar bu konuda ilerleme kaydetse de, onların orta ve yakın çağdaki bağnazlıkları günümüz ortadoğu coğrafyasında yaşanmaya devam etmekte ne yazık ki.)

    Öğrenmek, aydınlanmak, bilgilenmek adına okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum...

    "Kraliyet metresleri, eşcinsel at arabası yarışçıları, ortaçağ travestileri, cadılar, keçi seviciler, rahibe fahişeler ve Londralı kiralık oğlanlar gibi aykırı oyuncuların renklendirdiği seks tarihinde bir çağ ve toplumda hoşgörülen davranışlar bir ötekinde en ağır şekilde cezalandırıldı.
    Ancak seks dürtüsü antik çağlardan beri kendini dizginlemeye çalışan her türlü girişime karşı koydu. Seks ve Ceza, dört bin yıllık cinsellik, din ve mülkiyet üçgeninin açılarının çok da değişmediğini gösteriyor bizlere..."
  • 200 syf.
    ·5/10
    Kitap tüm dünyada satış rekorları kırmış. Açıkçası reklamlarla şişirilmiş olduğunu düşünüyorum.Hem anlatılanlar sürekli duyduğumuz “mottolar” hem de kitapta aynı başlıklar çok kez tekrarlanmış. Aslında okuduktan sonra , ben ne okudum, diye düşünmedim değil.
    Kitabın tek beğendiğim yanı sürekli mutlu rolü kesmenin,polyanacılık yapmanın bizi mutlu etmediğini aksine daha fazla sorunlarla boğduğunu açıklamış bu fikri sevdim.
    Kişisel gelişim kitapları sevenler için okunabilir. Ama ben almamamayı tercih ederdim.