• Kitapda Defne ve Noyan'ın aşkı anlatılıyor.
    Defne ele avca sığmayan bir kız. Noyan'nın deyişi ile 'Şeytan,cadı...'. Hiçbir zaman yapacağı bir şeyden vazgeçmez. Tam bir inatçı ve bu inatçılığı onu nerelere sürükledi. Ama kalbinde derin izler olan bir insan
    Noyan tam bir-sıfat bulamadım şuan ona- güzel seven diyeceğim ama bazı yerlerde beni çok sinir etti bazende 'Vay be' dedirtti. Noyan tam bir gizem ama onla ilgili olan tüm sorularımın cevabını aldım. Noyan'ın vazgeçmemesi aşkının peşinden koşması çok hoşuma gitti. Defne ile benzer çok ortak noktası var.
    Venüs Defne'nin ablası bazen yaptığı davranışlardan ötürü sevemedim onu ama sonra nedenlerini öğrenince ona çok üzüldüm.
    Kitap geçmişe gittiğinde bol bol şaşırdım.
    Güzel bir aşk hikayesiydi.
    Bazen aşk yaşadığımız insanlar doğru kişiler değildir.
    Beğenmediğim tek yer Defne'nin ikinci kitaptaki duyguları ve davranışlarıydı beni rahatsız etti.
    Kitaptaki en çok beğendiğim kısım mitolojik öğelerdi.
    Yazarın kalemini beğendim güzel bir kurgu ortaya çıkarmış.
    Bence kitaba bir şans vermelisiniz.
  • Oscar Wilde Dorian Gray’in Portesi(roman) kitabıyla beni çarpmış ve en beğendiğim yazarlardan biri hâline gelmişti. Yazardan okuduğum ikinci kitap Önemsiz Bir Kadın(tiyatro) da bu beğenimi artırarak devam ettirdi. Bu sefer tercihimi yazarın öykü ve masallarından yana kullandım.

    Piyasada birçok Mutlu Prens kitabı var. Türkiye İş Bankası Yayınları’nın bile iki farklı basımı var. Biri benim okuduğum Hasan Ali Yücel klasiklerinden basılmış diğeri modern klasikler içinde. Hasan Ali Yücel basımının içeriğini olduğu gibi yazıyorum. Bu basımda yazarın bütün öyküleri ve masalları toplanmış.

    1. Mutlu Prens ve Diğer Masallar (1888)
    *Mutlu Prens
    *Bülbül ve Gül
    *Bencil Dev
    *Vefalı Dost
    *Harika Fişek
    2. Nar Evi (1891)
    *Genç Kral
    *Prensesin Doğum Günü
    *Balıkçı ile Ruhu
    *Yıldız-Çocuk
    3. Lord Arthur Savile’in Suçu ve Diğer Öyküler (1891)
    *Lord Arthur Savile’in Suçu
    *Sırrı Olmayan Sfenks
    *Canterville Hortlağı
    *Mesel Milyoner
    4. Mensur Şiirler (1894)
    *Sanatçı
    *İyilik Dağıtıcısı
    *Çırak
    *Usta
    *Hüküm Evi
    *Bilgelik Hocası

    Modern Klasikler basımında kitabın sadece Mutlu Prens bölümündeki öyküler var. Bu öyküler tam çocuklara göre. Eğer yaşı küçük olan bir çocuğa hediye etmek için kitap arıyorsanız tercihinizi bu kitaptan yana kullanabilirsiniz. Çocuklar öyküleri severek okuyacak ve sonunda dersler çıkaracaklardır.

    Nar Evi’nde yer alan öyküler de genel olarak ders verici olsa da bazı noktalarda yaşı küçük olan çocukları korkutabilir ama ben severek okudum.

    Kitaptaki favori bölümüm 3.bölümdü. Alıştığım, sevdiğim tarzda Oscar Wilde’ı bu bölümde buldum. Diğer iki bölüm daha çok yaşı küçük olanlara hitap ediyordu ama 3.bölümde karanlık, biraz korkutucu, çokça merak uyandırıcı, altı çizilesi cümlelerle dolu öyküler vardı. Özellikle Lord Arthur Savile’in Suçu ve Canterville Hortlağı kitabın yıldızı diyebileceğim iki öyküydü. İkisini de çok sevdim.

    Yazarın mensur şiirlerini maalesef pek sevemedim. Ben tercihimi klasik şiirlerinden ana kullanıyorum.
  • Gerçeküstü olayları en gerçekçi biçimde yazıya döken Jose Emmi’ nin 6 hikayeden oluşan kitabı. Alışık olduğumuz gibi sadece nokta ve virgül kullanan yazar, bu kitabında genel yazım kurallarına sadık kalıp diğer noktalama işaretlerini de kullanmış. Blok halinde yazılmış uzun satırlardan oluşan sayfaların sayısı az. Tavsiyem okuduğunuz hikayelerde kopukluklar olmaması için hikayeleri bitirmeden ara vermemeniz.

    Sandalye hikayesinde bir diktatörün düşüşünü konu ediyor. Sahneye assolist gibi çıkan diktatörün aralık duran ağzından dökülen salyalar eşliğinde yıkılışı. Saramago’ nun her zaman yaptığı tanrı yergisi ve güzel betimlemeleri sıkça karşımızda. Adem’ den Havva’ ya, Charlie Chaplin’ den Tom Mix’ e ve bazı mitolojik karakterlerle göndermeler eşliğinde hikaye akışı devam ediyor.

    Bir diktatörün yıkılışını ; ‘’ Düşerken ters dönmüş bir tosbağa gibi çırpınıyor, sonra aniden yaz tatilinde köydeki ailesinin evine dönen ve ailesi tarlaya gittiği sırada çavuşu tokatlayan çizmeli bir ilahiyat öğrencisi gibi kasılıp kalıyor. ‘’ gibi cümlelerle muzipçe anlatan ender yazarlardan. Bu alıntıyı ilk defa isimsiz bir şekilde başka bir yerde okusam aklıma gelecek ilk isim Jose Saramago olurdu.

    Ambargo; bir şehre ve/ veya ülkeye uygulanan ambargo nedeniyle sorun yaşayan halkın, akaryakıt sıkıntısı üzerinden arabası tarafından esir alınan bir adamın hikayesi. Ülkemize uyarlasak gaz kuyruğu sıkıntısı ve gaz lambası tarafından esir alınan bir adam üzerinde hikaye yazılabilirdi.

    Kısırdöngü: Yine bir hürmetli büyük bir yönetici tarafından çıkarılan yasaya halkın uyumu ve değişerek şekillenen yaşayış biçiminin hikayesi. Kıymetlimiz ölümle ilgili bir şey görmek istemediği için tüm ölülerin tek bir yere gömülmesini ve etrafının büyük duvarlarla çevrilmesini emreder. Halkın tüm alışkanlıkları, gelenekleri ve yaşayış biçimleri kralın emrine göre şekillenmeye başlar. Her ne kadar önemli değişiklikler olsa da su akar yolunu bulur misali zengin ve fakir sınıflar bu düzende de bir şekilde üstlerine düşen rolü yeni düzene göre oynarlar, şehirleşme yeni yasaya göre şekillenir vs. Temelde her şeye kuzu gibi boyun eğen halkın bir adamın keyfi uygulamasına adapte olup yaşamlarını ona göre şekillendirmelerine eleştiri de olabilir.

    Nesneler: Kitaptaki en çok beğendiğim hikaye. Eşyaların/ nesnelerin insanlara baş kaldırması. Almışsın 4k bir tv, daha ilk taksit yeni ödenmiş, sabah bir kalkmışsın tv almış başını gitmiş. Asansörler, kapılar, sürahiler, binalar yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başlar. Bu isyanın başladığı bölgede/ ülkede kast sistemi vardır. Alfabetik sıraya göre insanlar a, b, c diye devam eden sınıflara mensup vatandaşlardır. İsyan devam ederken hükümet yetkililerin aldığı önlemler bu sınıf farklarının da çatırdamaya başlamasına neden olur.

    Bir arkadaşımla sohbet ediyoruz. Ne okuduğum kitaptan konu açıldı ne de Jose’ den. Aşağıda linki olan 6 dakikalık bir kısa filmden bahsetti. Tam da nesneler hikayesinde kalmışken. Şimdi nesneler mi insanlara isyan etti yoksa nesneleşen insanlar mı ayaklandı? Hikayenin son cümlesi bu konuda insanı düşünmeye sevk ediyor.

    https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

    Sentor: İnsanlar tarafında kutsallığı elinden alınan ve yüzyıllardır hayatta kalma mücadelesi veren Sentor’ un sürgün yaşamından son kesitler. Mitolojiyle bezenmiş masalsı bir anlatımı olan hikaye.

    Kısas: Kısas kitapta yer alan son hikaye. Kafamda oturtup şekillendiremedim ve biraz havada kaldı.

    Keyifli okumalar.
  • Ruh Üşüme’sinden sonra beni en çok sıkan Adalet Ağaoğlu kitabıydı.


    Dört tane romanını okuduktan sonra bir de öykü kitabı denk geldi, okuyarak bir de öykü kalemini görmüş oldum. Yalnız sıkıntı şu ki kitap beni ilk öykünün ortalarında bunaltana kadar öykü kitabı olduğunu anlayamadım. ‘’Ne anlatıyor bu kitap allasen!...’’ dedikten sonra oturup araştırana kadar yine diğer kitaplarında olduğu gibi başta sıkan ancak okudukça saran anlatıma sahip bir roman okuduğumu düşünüyordum. Bu da sürprizi kaçmasın korkusundan enine boyuna araştırmadan okuma alışkanlığının olumsuz bir yönü olsa gerek. Okuyarak tecrübe etme inadım bu sefer biraz zora soktu beni.


    İki bölümden oluşuyor Sessizliğin İlk Sesi, her bölümde altı öykü var. Öykülerin ismi Sen Ey Kutsal Işık, Muz, Teşekkür Ederim, Eskiden Bir Sabah, Yan Kapı, Bi Sevmekten... Bi Ölümden..., Hüzzam Mavisi, H, Ahşamüstü, Kulak Tıkaçları, Nerde O Eski Ölümler, Sessizliğin İlk Sesi.


    Sen Ey Kutsal Işık ve Muz öykülerini beğenmedim, adeta bitsin diye okudum onları. En beğendiğim öykü ise Adalet Ağaoğlu’nun kardeşi Güner Sümer’in ölümünün ardından yazdığı ve bir anlamda onun hayat hikayesini anlatan Hüzzam Mavisi öyküsü oldu. Öykünün diğer ismi de ‘’en kısa öykü’’. Gerçekten de öyle, en kısa ama en güzel öyküsü. Kitaba ismini veren Sessizliğin İlk Sesi Öyküsü de Hüzzam mavisinden sonra en beğendiğim ama kitap boyunca bana en dokunan, en çok hüzünlendiren, en yoğun duyguyu hissettiren öykü oldu.


    Kitaptaki bazı öyküler sanki başından ya da sonundan eksikmiş gibi geldi. Sonra öğrendim ki bazı öykülerinin bir kısmı, bu kitapta yer alan kısımlarının başı ya da devamı olarak, diğer öykü kitaplarında yer alıyormuş, eksikmiş gibi hissetme durumunun neden kaynaklandığı sorunu da çözülmüş oldu böylelikle.


    Yazarın öykü kalemi ile ilgili olarak da birkaç şey söyleyecek olursak ben ‘’olmamış’’ derim. Romanlarında kullandığı alengirli tarzı öykülerde de kullanmış ama olmamış. Adalet Ağaoğlu’nun öyle her şeyi pat diye söylemeyen, her ayrıntıyı başından itibaren anlatmayan düşündürücü bir anlatım tarzı var. Olayın bir yerinden anlatmaya başlıyor, bütün düğümler okudukça çözülüyor, sayfalar arasında ilerledikçe bütün taşlar yerine oturuyor. İki yüz sayfayı aşkın romanlarında kitap sonuna gelinceye kadar neyin ne olduğu anlaşılıyor haliyle. Ama konu öykü olunca roman gibi uzatmak imkansız, dolasıyla olay da anlam da eksik kalıyor. Okurun hayal gücü var, gerisini de o bulsun denilebilir, eyvallah, ama sihirli küremiz de yok ki bizim ona bakıp neyin neyin ne olduğunu görelim.
  • Kürk mantolu madonna’dan sonra okuduğum ikinci kitabı.Sabahattin Ali’nin Kürk mantolu madonna’dan sonra en beğendiğim kitabıdır.Kitapta konu olarak olaylar baş kahraman Yusuf’un anne ve babasının öldürülmesinden sonra kaymakam Salahattin Bey’in evlatlık almasından sonra gerçekleşen olaylar anlatılıyor.Kitaptaki kahramanlar Yusuf Salahattin Muazzez Şahin’de Şakir yer alıyor.Kitap aslında Yusuf’un İnce Memed de olduğu gibi toplumdaki üst sınıf insanların yaptığı kötülük ve haksızlıklara karşı mücadelesi anlatılıyor
  • Cengiz Aytmatov kuşkusuz önemli bir yazar.Okuduğum kitapları içinde en beğendiğim kitabı Toprak Ana olmasına rağmen bu kitabında da beni tatmin etmeyi başardı.Kitabı okurken konuyla ilgili pek fazla bir fikrim yoktu.Kitabı bitirdikten sonra yazılış amacını ve eleştirilerini öğrencinin kitaptaki hikaye kafamda daha çok yer etti ve hikaye üzerine düşünmeme sebep oldu.
    Çocuk bir insandı.Adının,dini inanışının,cinsiyetinin bir önemi yoktu.Çocuk dünyaya gelmiş sıradan bir insandı ve her insan gibi ölecekti.Hikayede çocuğun düşüncelerinin önemi vardı.Baskıcı sisteme karşı bir baş kaldırıydı çocuk.İnancına ve görüşlerine sadık bir bireydi.Baskının ve zorbalığın etkisinden kurtulmayı başarıyordu.
    İki üç saattir kitapla ve çocukla bütünleşmiş durumdayım.İyi ki Cengiz Aytmatov çocuğun ismiyle ilgili bir şey belirtmemiş.Umarım bir gün her insan çocuk gibi olur.Baskıya ve zorbalığa karşı içindekileri yaşatır.Bu başyapıtı mutlaka okumalısınız.Keyifli okumalar dilerim.
  • Kitap üzerine detaylı bir inceleme yapmak yerine olabildiğince kısa tutarak aklımda kalanları toparlamak niyetindeyim...

    Tarık Tufan çok sık karşıma çıkan bir yazardı. Bu kitabı da hakkında edebi anlamda fikir sahibi olmak için alıp okudum. Okumaya sabah başladım ve günün büyük bölümünde dışarıda olmama rağmen gece bitirdim. Kitapta 1-2 sayfalık (bazen 1-2 cümleden oluşan) toplam 68 deneme var. Pek çok farklı konuya değindiği için yazarı ve fikirlerini tanıma noktasında iyi bir başlangıç kitabı olabilir.

    Ancak Cemil Meriç ya da Galeano seviyesinde deneme kitapları okuyanlar için bu kitap oldukça yavan gelebilir. Çünkü şahsen, bir deneme kitabı yazmak için daha fazla birikim, tecrübe ve zihin açan fikirler olması gerektiğini düşünüyorum. Mesela Eduardo Galeano , Aynalar kitabını ömrünün son demlerinde yazmış. Kitabın sayfalarında ilerledikçe, yılların verdiği bilgeliği ve oradan zihinlere yansıyanları berrak bir su gibi görebiliyorsunuz... Cemil Meriç 'i zaten konuşmaya gerek yok... Bir Cemil Meriç kitabı okumak, bir üniversite bitirmek gibi bir şey... Tarık Tufan’da ise böyle bir birikim ya da fikir üretkenliği göremedim açıkçası. Kitaba başlamadan önce nasılsam, bitirdikten sonra da öyleyim. Bana kattığı yeni bir bakış açısı olmadı. Oradaki eksikliği daha süslü cümlelerle, yani estetikle dengelemeye çalışmış.

    Kitabın adı Yasin sûresinin 20-21. ayetlerinden geliyor. Kitapta yer yer İslami bakış açısına uygun fikir ve figürlere yer verilse de bu kitap sadece muhafazakarlar için yazılmış dersem yazara haksızlık etmiş olurum. Dediğim gibi, genele hitap eden pek çok konu var. Ancak Gazze, Kudüs gibi muhafazakar kesimin daha fazla hassasiyet gösterdiği bazı 'anahtar kelimeler' içi yeterince doldurulmadan denemelere özenle eklenmiş... Bu yüzden yazarı bazı konularda çok samimi bulduğumu söyleyemem... Bazı denemeler biraz 'tribünlere oynuyormuş' izlenimi verdi ve bu beni biraz rahatız etti...

    Merkezinde kadın olan denemelere baktığımızda, kadınlara bakışı konusunda herhangi bir aşırılık ya da seksist bir ifade görmedim. Tam tersi, çok net bir duyarlılık var bazı denemelerde. (Örnek olarak, 29 ve 65. sayfalardaki denemeleri verebilirim.) Bu paragrafı yazma nedenim NigRa 'nın Ve Sen Kuş Olur Gidersin kitabına yaptığı #32932694 incelemede tartışılan bazı sorunlu ifadelerle alakalı... Hangisi yazarın bu konudaki gerçek fikirlerini yansıtıyor bilemiyorum. Amacım, sadece oradaki tartışmaya genişlik kazandırmaya çalışmaktan ibaret:)

    Kitaptaki denemeler için 'aforizma peşinde koşmuş' dersem çok ağır ve haksız bir eleştiri olur. Ancak benim bir deneme kitabından beklentim fikirsel düzeyde olduğu için ve bu noktada kesinlikle tatmin olmadığım için geriye maalesef sadece bu süslü cümleler kalıyor dersem çok da abartmış sayılmam...

    Kitapta en beğendiğim deneme 114. sayfada yer alan deneme oldu. (Bazı adamlar için yaşamak ne kadar zorlaşıyor farkında mısın? cümlesi ile başlayan...)

    Netice itibariyle, artık Tarık tufan hakkında az da olsa bir fikir sahibi olduğumu düşünüyorum. Yine de yazarın 7 kitabı olduğunu ve romanlarının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmak isterim...

    Benim bu kitap özelinde izlenimim yazarın oldukça abartıldığı yönünde... Siyasi duruşunun ve ülkemizde rüzgarın estiği yönün bu satış rakamlarında oldukça etkili olduğunu düşünüyorum... Siyasi iktidar, kendi tabanındaki Y ve Z kuşağına artık Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi isimlerle yeterince etkili bir şekilde ulaşamayacağının bilincinde ve uzun zamandır kendi pop-kültürünü ve kendi edebiyat aktörlerini oluşturmak için yoğun bir çaba sarf ediyor... Bu çabanın hedefe varması için alınması gereken uzun bir yol var... Bol Gazzeli, Kudüslü, bol süslü cümleler, başlangıç için fena bir tercih sayılmaz(!)... Bu serencamın sosyolojik analizini de başka bir incelemeye bırakalım...

    Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim...

    Herkese keyifli okumalar...