"Seni kaybedeceğim diye korkmaktan daha çok sevebilmek istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. Öğret bana, Bree. Aramızdakileri mahvetmeme izin verme."
"Başkasını sevmek her zaman kendini acıya karşı savunmasız bırakmaktır. Ben de sahip olduğumdan daha fazlasını kaybetmek istemiyorum ama buna değmiyor mu? Şans vermeye değmez mi?"
Mankurt”u biliyor musun; hani eskiden Asya’daki kabilelerin bir düşman savaşçısını esir aldıkları zaman uyguladıkları yöntem.
Adamın kafasındaki saçları kazırlarmış, sonra yeni kesilmiş bir koyunun ıslak işkembesini o çıplak başa sıkıca geçirir, savaşçıyı boğazına kadar toprağa gömer ve Asya güneşinin altında günlerce bırakırlarmış. Ölmesin diye yemek yedirirlermiş elbette. Bir süre sonra adamın saçları uzamaya başlayınca kuruyan, sertleşen işkembeyi geçemediği için kıvrılıp geri döner, adamın beynine doğru büyürmüş. Korkunç acılar çeken adam bir süre sonra kimliğini, kişiliğini, her şeyi unutup mankurt haline gelirmiş.
Mankurtlaştırma hikayesi Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel kitabında ayrıntılı şekilde anlatılır. Dehşet verici bir işkence gerçekten. İnsanoğlunun aklının nasıl kötülükler üretebildiğinin bariz örneklerinden diyebiliriz