• "...oğlum Bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi. o gün bugün usul usul yürüyorum işte.''
    - Masumiyet -
  • Nasrettin Hoca’nın bir fıkrası vardır hani. Oğluyla yolda giderken önce oğlunu bindirir eşeğe, kendi yürürken. Etraftakilerin ayıplamasıyla kendi biner, oğlu yürür devamında. Bencil diye söylenenleri duyar da devamında, oğluyla beraber binerler eşeğe. Bu sefer de merhametsiz olmuştur hoca diğerlerinin nazarında. En son çare ikisi de yürürler eşeğiyle yan yana. Enayi damgası yerler nihayetinde. Duymuşuzdur mutlaka bu fıkrayı. Ben bu ve diğer türevi kitapları okurken aklımda hep bu fıkra, sesli sesli güldüm adeta:))

    İki masum, samimi ve riyasız çocuğun emanetçisiyim. Hiperaktivite sendromu öntanısı ile birkaç muayane çabası ile normal olduğu müjdelenen, yaramazlıkları fıtratının gereği kabul edilen 5 ve 2 yaşında iki oğlum var hamdolsun. Hangi sosyal ortama gitsem ‘’ Allah yardımcın olsun’’ diye dualar hediye edilen, herkesin çeşitli çözüm önerileri sunduğu minik bir çete. Geçen aylarda dedesinin koca lcd ekran televizyonunu patlatan, dün apartmanın girişindeki komşunun camına ‘merak ettim anne nasıl kırılacak koca cam’ diyerek taş fırlatan minik bir çete.

    Kayınvalidemin artık bizi eve kabul etmekte zorlandığı:-‘’Terörist kızım bunlar, psikolog mu psikiyatrist mı bir götür yarın’’ dediği...
    Kayın pederimin -‘’ Bunlara okumak lazım kızım, nazar bu nazar’’ dediği...
    Genetiğinin suçlandığı, her çeşit önerinin itinayla denendiği ( terapi cd leri, enerjısı yüksek suni gıdalardan kaçınma .. vs vs ) iki yaramaz.

    Öğrencilik yıllarımda bir hadis okumuştum ‘’ Çocuğun yaramazlığı zekasındandır’’ mealinde. Ve yıllarca dualar biriktirmiştim halisane ‘yaramaz ve zeki’ çocuklarımın olmasına vesile. Şimdi bu yorgunlukla Rabbimin ''Mucib'' ismini tefekkür edip gülmeye çalışıyorum ben de.

    Kütüphanemde yerini alan, yeni nesil annelere hitaben kopyala yapıştır misal yazılan okuduğum 6. kitap bu. Tıp kitapları dışında diğer kitapları vakit israfı kabul eden eşimin 10 yıl sonra ilk hediyesi kitap olarak. Muhtemel kütüphaneme hiç bakmadığı için diğer benzerlerini de göremedi. Ancak artık kitaplardan çare arayacak hale geldiyse dedim kendime; önyargısız okumak lazım elbet.

    Artık kıdemli anne olarak mevki atladığımı düşündüğüm şu hengamede; müsadenizle, hoşgörünüze sığınarak kendi fikirlerimi yazmak istiyorum ben de.
    Elbet katıldığım, alkışladığım doğru tespitlerin yanı sıra; yazarı da tenzih ederek…

    Yarım bıraktım çünkü, okurken kendimi morbid obez hastalara elindeki katı diyet listeleriyle ‘’yemek yemeyeceksin’’ diye ahkam kesen robot drlar gibi hissettim. Kişisel gelişim kitapları misal kesin hükümler sıralayıp, mükemmeliyetçilik ilahına tapan yeni nesil anneleri fırsat bilip geliştirilen yeni ticari kapan olarak görüyorum bu tarz kitapları. Ve en az 6 kitabı da bitirdiği halde, dün camdan atlamak üzere zıp zıp zıplayan oğluma bas bas bağıran ben; bu kitapların amaca hizmet ettiğini düşünmüyorum. Zira her çocuk ayrı bir âdem, her âdem binlerce alem. Ve çözümler de binlerce. Ki zaten çözüm aranacak bir patolojı olarak görmek te ayrı bir patolojı sanki. Kuralların, hedeflerin, düsturların fıtriliği bozduğunu, samimiyeti gölgelediğini düşünüyorum artık.

    Dün AVM'de yeni panik bir anne gördüm tam da anlatmak istediğime tercüman. Minik oğlu önden yürüyor biraz, arkadan kurulmuş robot gibi 24 saatlik kurulu kamera hassasiyeti ile kitabın ezberlettiği şeyleri tekrarlıyor titizlikle hem de defalarca, o anın keyfini çıkarmak yerine :
    -‘’Efe, sana güveniyorum. Sen iyisin. Sen yapabilirsin.
    Ben sana güveniyorum. Sen başarabilirsin.. sen başarılısın..
    Efe SEN Yaparsın..’’
    ….

    Peki ne çözüm buldun sen derseniz??
    Her çocuk özeldir ve artık sınırlarımı kaldırdım ben de. Çözüm aradığım bir problem olarak görmek yerine, onları o şekilde kabullenip, içimden geldiği gibi, samimane, sevgiyle … hal diliyle …

    Artık ben de ayakkabılarımı çıkarıp yağmurda ıslanıyorum onlarla. Evin duvarları her renk boya. Ben de dün çizdim kocaman bir ay duvara. Ben de ‘’kral şakir’’ izliyrum tv de artık. Ben de zeytin çekirdeklerini tükürüp yarış yapıyorum. Kızdığımda bağırıyorum da, içime yapmacık atmaktansa. Bazen kıçlarına elimle şaplak da atıyorum. Ama sonrasında kocaman sarılıp öpüyorum. Nihayetinde öfke de, kızgınlık da, affetmek de, sakinleşmek de fıtri duygular( – abartmadan ELBETTE-) . İleride zaten bu duygularla tanışacaklar diye düşünyorum. Ve bugünleri bir daha hiç yaşayamıyacağım ben, bunu biliyorum.

    Bir de, yeni okuduğum bir hadiste; ‘’BENİM’’ çocuklarım diye övünürken, emanetçisi olduğunu unutup, sahiplik iddiasıyla tüm hisseyi kendine veren moda annelere hitaben –biri de benim muhtemel- diyor ki: ‘’Terbiyenin onda dokuzu duadır. ‘’ Rab sıfatıyla her şeye Malik, Kadir, Alim RABB’E halisane anne duası..

    Son olarak oğlumun ifadesiyle…
    Robot X, haydi birleşşşş:)))))
    Sevgiler, saygılar, selamlar ..
  • #27543469 Ali öğretmen kapıdan giderken yalvardım: ''Öğretmenim nooolur gitmeyin. Biz hiç şımarmayacağız. Sizi hiç üzmeyeceğiz.'' Benimle birlikte ağlayan koca bir sınıf var tabi arkada. Hepimiz cıvıltılarla oturacağımız sıralarda zırıl zırıl ağlıyoruz. Hoca baktı. Ve ''Hoşçakalın'' dedi, çantası elinde, hıphızlı çıktı gitti sınıftan. Ağlamamak için zor tutuyordu kendini, biliyorum... Yani bugün de yazarken ağlayacağımı tahmin etmemiştim, sulu göz hastalığı diye bir şey var herhalde, Sueda Abla? Ben 3 sene tek damla gözyaşı akıtamamış insandım. Neyse. Öyle ağladım ki ardından sıraya kapanıp, biri ölmüş gibi... Ama gitmişti. Gidenler dönmezdi...

    Hepimiz küçücük yüreklerimizi serçe gibi taşırken göğsümüzde, o serçe göğüs kafesimizi tırmalamaya başladı minik ayaklarıyla. Kim gelecekti ardından? Nasıl biriydi? Onu da sevebilecek miydik?

    İçeri giren hoca, uzun boylu, kalıplı, gür sesli ve kaşlı -kaş önemli,- oldukça da sert bir erkek öğretmendi. Gözleri fer fecir okuyor derler ya öyle bir tip. Evliydi, çocuğu da vardı, ama gözel arvatları görünce şöööyle bir süzerdi. Gürül gürül sesiyle, derdi bizi altımıza mı kaçırtmaktı bilmem güzelce korkuttu. O da sözleşmeliydi. Gidişi olsun da dönüşü olmasındı. Ben tamamen dağıttım. Ne ders ne okuma ne sınıf ne oyun. Dünya yansa, ''Dayı bir cüğara uzat da yakam'' moduna girdim. Acaba babamın gizli gizli purosunu bulup yakıp az kalsın gökyüzüne uçtuğum tarih o zaman mı?... Kalp krizi geçiriyorum sanmıştım. İğrenç bir şey. Her neyse. Önüme geleni dövüyordum. Aslında sadece erkekleri. Ama genelde durduk yere değil, biri birinin canını mı sıktı. Ben orda mıyım? Eyvah. Saçlarından tutar, Mesnevi'den ders aldım gibisinden döndürür döndürür, bağırtır, yalvartır, duvara fırlatırdım. Sonra bir gün E. Zey örtmen bizimle konuştu. Birkaç öğrenci tahtada ve tahmin edin biri kim? Sınıfa: ''Arkadaşlar birbirinizden bir şikayetiniz var mı?'' dedi. Herkes perişan çünkü :) Bendeki özgüven o zamandan geliyor. Hayallerim yıkık ama başım dik her zaman. Kimse bir şey demez diyorum kendi kendime. Sınıfın yarısı el kadırmasın mı? Hepsi de dayak yiyen sıpalar. Siz görürsünüz bakışı fırlattıktan sonra öğretmene döndüm. Benimle konuştu. Güzel konuştuğu için değil, disipline veririm seni, sınıfta bırakırım dediği için. Bir daha da kimseyi dövmedim. Ama derslerim epey bozuldu.

    O sene E. Zey gittikten sonra 4. ve 5. sınıfı okutacak sayko hocamız geldi. Allah çarpmasın kadın zaten suratsız ve bakınca eüzü besmele çektirecek bir surata sahipti. Bu ne ciddiyet. Biraz tebessüm kimi öldürmüş? Artık delilik etmiyor, kendi çapımda evde halıda bir o yana bir bu yana yatarak kitap okuyor, arada Ali öğretmeni düşünüp özlüyor, derin bir iç geçiriyor, mahalledeki dut, elma, incir, ayva ve kayısı ağaçlarını çetemle birlikte silkeliyordum. O zamanlar mahallenin yarısı bina yarısı da eski müstakil zengin evleriydi. Kalmadı onlar azizim :) Çok şık evlerdi. Mahalle benden ağaçlarını kuruttuğum için yaka silkiyordu. Ama ben asla kendim için ağaca daldığımı bilmem. Liderlik ruhumda var :)) Toplardım bebeleri: ''Şimdi incire dalıcam, siz de aşağıda çıt çıkarmadan ben size attıkça alacaksınız, herkes bir tane aldıktan sonra buradan tüyeceğiz'' derdim. Bir gün herkes aldı ben de aldım ağaçtan tam ineceğim orada daha evvel beni korkutarak uyaran psikopat teyze çıktı, bizimkiler vın ben ağaçtayım hala. Dua ediyorum, inşallah görmez diye kadının gözleri dönmüş yani, yakalarsa ağzıma inciri bütün sokacak. Elinde de merdane. Kadın çocukların arkasından epey bağırdı, sakinledi arkasını döndü eve girecek. Ben ağaçta adeta bir put, nefes dahi almıyorum. Kadın beni fark etti. Unutmayın bir filmde ortaya silah çıkmışsa o silah illa ki patlar. Anam ben aşağı bir atladım, kadın koşuyor ben koşuyorum. Tavşan kaç, tazı tut oynuyoruz mübarek. Beni o kadar uzun süre kovaladı ki. Ben de deli gibi koşarım ha. Olimpiyatlara katılsam madalya garanti :) Yakalayamadı ama hani çok koştuğunuzda ağzınıza kan tadı gibi bir tat gelir ya, aynen oldu. Az kalsın gebertiyordu beni. Hayır zaten okulda mutsuzum ne var bizim aldığımız incirin 100 katı ağaçta var zaten. Üstelik ev sahibi de değil yani. Neyse.

    Okuldaki hocanın adı Kezban Ş. Hoca sizi pek hayırla yad etmiyorum. Anneme beni her ne kadar övse de okulda ne kadar gömdüğünü Allah biliyor. Bizim sınıfta hani azgın çocuk derler ya, şımarıklıkta artık gözü dönmüş zaptedilemez birkaç arkadaş vardı. Ben artık normal bir kızım, aralarda Ökkeş Serisini okuyorum falan. Kimseyle daklaşmıyorum :) [Ay bende de ne gün görmedik tabirler var:)] Bunların adını tahtaya yazardı başkan, kadın hepimizi sıra dayağına çekerdi. Haram zıkkım olsun hakkım. Allah da sana çektirsin, hiç hayır dua falan etmeyeceğim. O kadar da değil yani. Bakın parmaklarımızı bir tutam deriz ya o haraketi yapardık, dik bir şekilde tutardık. Bazen tahta cetveli, bu şekilde dik vururdu. Bazen elimizi normal açardık, cetveli enlemesine normal vururdu. Bazen de iki kulağımızı aynı anda büker, aynı anda iki yanağımıza Allah yarattı demez yapıştırırdı. Kulağım çınlardı ya kulağım. Allah seni bildiği gibi yapsın. Seviye tespit sınavı yapıldı. Ben tembel tenekenin tekiyim. Ali hoca gitti Kübra diplerde hala. Çıkamıyor. Sınıf birincisi, okul altıncısı oldum. Kadın beni yanına çağırdı. Ben de salak salak heyecanla gidiyorum. ''Hoca beni takdir edicek'' falan. Kadın bana bir bağırdı! Sonuç kağıdımı eline aldı ama ne bağırıyor sınıfa, ''Sınıfın 1. bile 73,33 yapmış. Çeyrek dilime bile girememişsin!'' Tam puan da 100. Allah seni alsın deme için çok geç biliyorum. İki de tokat çakmadığına şükredip yerime geçtim. Derslerim daha da kötü oldu. Hayatımın ilk sıfırını aldım. Matematik yazılısı yaptı. Ben kağıda kağıt bana bakıyor. Ben görüp görebileceğiniz en değişik insanlardan biriyim. Bir okudu sonucu: 10/ on/ ON/ oN/On... 100 üzerinden. İdrak etmesi hayli zordu. Silkelendim. Çalışmaya başladım, seviye tespit sınavları il genelinde hep oldu hep derece yaptım ama sınıf başarım orta yani. Öyle çok iyi diyemem. Sonra bu kadın daha bir sürü kalp kırıklığına ve bezginliğe yol açarak bizi mezun etti. Kocası da bunu aldatmış, ayrıldı kocadan. O da sürekli sigara içerdi. Örnek öğretmen bunlar. Müdür yardımcısıydı adam. Herhalde ondan aldığı güçle bizi epey dövdü...

    6. sınıfa geldim. Bir öğretmen, merdivenlerin yukarısında. Kalbim hop etti.. O... Ali Hoca... O mu... O... Değil sanki... Değil evet, müthiş benzeri bir başka hoca. Rıza hocamız, edebiyatçımız. O da iyiydi ama Ali Hocadan sonra o kadar yer eden olmadı. Bir matematikçi geldi dersimize. Allahına kurban, onu da çok ama çok sevdim. Nereliydi hatırlamıyorum ama bazen bizi güldürmek için k'leri g söylerdi. Bize bir matematik öğretti. Yani Allah ondan bin kere razı olsun, matematik bu kadar kolaydı da bize niye böyle göstermiş diğer cadı dedim. Derslerim nirvanaya çıktı. Çekilin uleyn Battal Gazi geliyor modundayım. Bize lise soruları falan çözdürtüyordu. Düşünün. Yapabiliyorduk. Bir gün ÖSS'de çıkan bir soru sordu. Her sınıfa sormuşlar bu soruyu. Bizim sınıfta da bir kız vardı çok çalışkan. Her gün okula gelmeden 10 matematik sorusu çözermiş. Herkes saygı duyardı buna. Ama çok fesattı. Bir tek kendi iyi olsun isterdi. Neyse öğretmen soruyu sordu, biraz sonra zil çaldı. Herkes tenefüse çıktı. Sınıfta 3 kişiyiz. O, benim en yakın arkadaşım ve ben. Arkadaşım konuştukça benim aklım neden bilmiyorum daha iyi çalışırdı :) Konuş konuş dedim, nasıl uğraşıyorum soruyla. Bu kız da ben de bir cevap yazdık. Ben dedim 63 o dedi başka bir sayı. İlk ben söylemiştim, onun cevabını duyunca hemen süngüm düştü demek cevap o diyerek yerime gidiyordum ki öğretmen ''Dur'' dedi. ''Senin cevabın doğru.'' Kızın rengi aldan mora dönerken yaşadığım şaşkınlık ve sevinç yüreğimde kaç kuşu havalandırdı bilmiyorum. Hoca bana döndü, sınıf başkanıydım: ''Başgaan başgaaan zehir gibi kafa var sende'' dedi. Ben onunla matemetiği sevdim. Onunla matematiğin aşılmaz dağ değil aksine bulmaca çözmek gibi zevkli bir şey olduğunu anladım. Kurs verdi gitti. Pür dikkat dinledim. En arka sırada otururken spor salonuna sıralar koymuşlardı kurs için, Başgaaan naber diye seslenir beni mahcup ve mutlu ederdi. Hocam isminizi hatırlamıyorum ama sizden de Allah razı olsun. Siz de şu hayatta karşıma çıkan en güzel insanlardan biriydiniz. Liseden sonra ben çok kötü zamanlar geçirdim. Bir daha böyle güzel günlerim olmadı benim. O yüzden ellemeyin çocukların henüz acımamış yüreğine. Kim bilir güzel anıları bir tek orada var olacaktır...

    Çok uzun yazdım. Biliyorum. Ama içliyim böyle dünden beri... Okuyan ve değer veren herkese çok teşekkürler. Her daim iyi insan olmanız ve iyilerle karşılaşmanız ümidiyle..