Çok konuşmazdı. Hele boş hiç konuşmazdı. Daha çok dinlemeyi tercih ederdi. Kendisinden hem yaşça hem de rütbe olarak oldukça düşük bu subayların görüşlerine değer verirdi. Sohbetlerinde, mücahitlerin faaliyetleri hakkında çok ayrıntıya girmeden bilgiler verirdi. Zaten uzunca bir zamandır, Türk alayının mensupları TMT’ciler aynı saflarda çarpışmaya başlamıştı. Bunu açıktan yapmasalar bile, sivil kıyafetler giyerek, gece nöbetlerini devralarak gerçekleştiriyorlardı. Bu durumun mücahitlerin psikolojisine çok olumlu yansımaları vardı.
O genç kadının cevabı, ezberletsen anca söylenecek cinsten. Gözlerinden ateş fışkırarak şöyle demiş “Doğacak olan yavrum, Rum’un elinde esir yaşayacağına, hiç doğmasın, hiç büyümesin.”