• 688 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Bu kitap Marshall Hodgson’un 3 ciltten oluşan İslam’ın Serüveni serisinin ikinci kitabıdır. Amerikalı tarihçi Hodgson, en iyi İslam tarihçisi unvanına sahip bir akademisyendir. Kitabı okurken bir Amerikalının yazdığı kitap değil de sanki Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden bir hocanın yazdığı kitap hissine kapılabilirsiniz. Belki de oluşturduğu bu his nedeniyle en iyi islam tarihçisi unvanını hak ediyor. Ankara İlahiyatı örnek vermemin sebebi İslam araştırmalarında çok kaliteli kitaplar yazmalarıdır. Marshal oldukça uzun bir zaman dilimini anlatmasına rağmen çok başarılı bir çalışma ortaya koymuştur. İslam ,Selçuklu ve Moğol tarihine oldukça hakimdir. Üçüncü kitapta da gördüğüm üzere Osmanlı, Safevi, Babürlü tarihine de hakimiyet takdire şayandır. Muhtemelen çevirmenin de burada önemli bir başarısı söz konusudur.


    945 yılından başlayarak 1500’lü yıllara kadar İslamiyet’in geçirdiği süreci ele almaktadır. İlk kitabımız olan, İslam’ın Serüveni İslam’ın Klasik Çağı, İslamiyet’in gelişi ve merkezi İslam toprakları olarak görülen Arabistan toprakları ile Mısır, Suriye ve Irak ile ilgili anlatımlara sahipti. Yani Arap kültürünün hakim olduğu coğrafyada İslam’ın macerası ele alınmıştı. Serinin ikinci kitabı olan İslam’ın Serüveni Orta Dönemlerde İslam’ın Yayılışı’nda ise coğrafyamız değişmektedir. Artık, İslam, Arap kültürünün hakim olduğu topraklardan çıkarak yeni kültürlerle iletişime geçmekte, onları etkilediği kadar onlardan da etkilenmektedir.


    İkinci kitabın coğrafyasını, başta İran olmak üzere Türkistan ve Anadolu toprakları oluşturmaktadır. Bu topraklarda hakim olan dil Farsça, İslam’ın dili olarak kabul gören Arapça’nın yerini almaktadır. Dini alanda Arapça’nın etkinliği sürse de edebiyat ve yönetim dili artık Farsça’dır. İslamiyet’in coğrafyasının değişmesiyle birlikte İslami devletleri yöneten yönetici kesim de artık Araplardan değil, askeri anlamda Türklerden, idari anlamda Farsi yani İranlılardan oluşmaktadır. Bu kitabın ana kavramı, İslamileşmiş kültürdür. İslam, gittiği toprakları etkilemiş, yaşanan etkileşim İslamileşmiş kültürü oluşturmuştur. İslamileşmiş kültür kavramı ilk kitapta ve daha az olarak üçüncü kitapta da geçmekle birlikte asıl ikinci kitabın konusudur.

    Bizlere yıllardır, İslamiyet öncesinde Araplarda güçlü ve zengin bir edebiyat anlayışının olduğu öğretilmiştir. İslamiyet’in bu zenginlikle birleştiği anlatılmaktadır. Dil üzerine çalışan kişiler Arapça’nın zengin bir dil olduğunu ifade etmektedir. Bu okuduğum 3 serilik kitaptan sonra ben de ya Arapça’nın sanıldığı kadar zengin veya güçlü olmadığı ya da güçlü ve zengin olsa da bu durumun bir süre sonra söndüğü intibasa oluşmuştur. 600 yılından baz alırsak 1000 yılına geldiğinde Arapça’nın hakimiyeti zayıflamıştır diyebiliriz. Dini alanda etkisini sürdürse de 1000 yılından başlayarak 1800’lü yıllara kadar siyasi anlamda Farsça etkili olmuştur. Farsça’nın Arapça’nın etkisini kırarak İslam kültüründe etkili olma sürecinin bir kısmı bu kitapta bir kısmı ise üçüncü kitapta işlenmiştir.


    İslam’ın merkez toprakları dışında kalan İran coğrafyasından başlamak üzere devlet kuran Türkler, Türkistan coğrafyasında devlet kurup İran bölgesine ve Anadolu’ya hakim olan Moğollar hep Farsçayı kullanmışlardır. Türkiye Selçukluları ve Osmanlılarda Farsçanın önemli bir yeri olmakla birlikte Türkçeye önem veren Safeviler dışında İran ve Türkistan ile Hindistan’da hakimiyet kuran Türkler hep Farsça üzerinden faaliyetlerini yürütmüşlerdir. Farsçanın bu kadar etkin olmasında bölgenin askeri gücü olan Türklerin ve göçebe Moğolların kurdukları devletlerde köklü bir devlet bürokrasisi anlayışına sahip İranlıları görevlendirmesinden ileri gelmektedir. Türkler bu coğrafyanın devletlerinde hükümdar ve asker olurken İranlılar ise bürokrat olarak devletin hayatiyetinde önemli bir fonksiyonu yerine getirmiştir.


    İslamileşmiş kültür, bu kitapta ve diğer serilerde bahsi geçmese de 1850’lü yıllardan sonra başlayacak olan İslam topraklarının geri kalmışlığına çare arayanlar tarafından temel kavram olarak kabul edilecektir. Bir kısım kimseler, İslam topraklarının geri kalması konusunda İslamiyet’in özüne dönmeyi savunarak Marshall Hodgson’ın İslamileşmiş Kültür dediği İslam kültürünün bidatlarla dolu olduğunu kurtuluşun ise ancak bu bidatların atılmasıyla mümkün olabileceğini söylemişlerdir. Bu düşünce zaman içinde radikalleşmeyi beraberinde getirerek radikal islam söyleminin oluşmasında etkili bir faktör olmuştur.
  • 637 syf.
    ·6 günde·9/10
    Merhabalar yeni bir kitap incelemesi ile karşınızdayım. Diriliş, Tolstoy'un 5 büyük romanından biridir. 1899 yılında yayımlanan Diriliş'te Tolstoy, kiliseye ağır eleştirilerde bulunduğundan 1901 yılında kitabın ve Tolstoy'un Rus Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edilmesine neden olmuştur.

    Kitap mahkemede jüri üyesi olan zengin kahramanımız Nehlüdov' un vicdan azabı ve mahkemeyi sorgulaması üzerine. Geçmişte Maslova ile arasından geçenlerden dolayı vicdan azabı çekiyor onu yüzüstü bıraktığından dolayı Maslovanin kötü yollara düştüğünü düşünüyor. Spoiler vermeme adına detaya girmeyecem.

    Kalınca bir kitap olması gözünüzü korkutabilir. Ama tek bir kelimesi gereksiz değil. Her sayfası dolu dolu sıkılmayacağınız bir klasik. Hatta ilk sayfadaki şu cümle için "Fakat insanlar, büyük yetişkinler, yetişkin insanlar, kendileri ve biribirlerini aldatmaktan vazgeçmiyorlardı. Insanlar, bu ilkbahar sabahını, tüm canlıların iyiliği için yaratılmış olan dünyanın bu güzelliğini, barış, dirlik düzenlik ve sevgi çağrıları yapan bu güzeliği değil, birbirlerine üstün gelmek için kendi uydurdukları şeyleri kutsal ve önemli sayıyorlardı." bille kitabın okunması gerektiğini düşünüyorum. Kitap gerçekten etkileyici bir kitap herkesin okuyacağı kitaplar listesinde ilk sıralarda olması gereken bir kitap son olarak bir kaç alıntı ile incelemeyi bitiriyorum kitapla kalmanız dileğiyle
    ALINTILAR

    Halkın çektiği yoksulluğun başlıca nedeni, halkın da bildiği ve her zaman söylediği başlıca nedeni, karnını doyurabileceği biricik şey olan toprağın, toprak sahibi zenginler tarafından halkın elinden alinmiş olmasıydı.


    Amerikalı yazar Thoreau,Amerikada köleliğin hüküm sürdüğü yıllarda köleliğin onaylandığı ve korunduğu bir devlette namuslu bir yurttaşa en uygun tek yeŕin hapishane olduğudur.

    Otoritelerin dediğine uyduğum sürece değerliyim. Insan olarak duygu, düşünce ve eğilimlerim hiçbir değeri yok. Kendime özgü duygu, düşünce ve eğilimlerim aslında zararlı, acayip, bastırılması gereken utanılacak yönlerim.

    Toprağın üzerinde çalışmayan birinin toprağa sahip olmaması gerektiğini ve her insanın topraktan yararlanma hakkı bulunduğunu düşünüyorum

    Dünyadaki her şey neden bu kadar kötü, insanlar neden durmadan birbirlerine kötülük yapıyorlar, neden acı çektiriyorlar gibi sorular ortaya ciktigi zaman da bu konuları düşünmemek gerekiyordu.

    Fakat insanlar, büyük yetişkinler, yetişkin insanlar, kendileri ve biribirlerini aldatmaktan vazgeçmiyorlardı. Insanlar, bu ilkbahar sabahını, tüm canlıların iyiliği için yaratılmış olan dünyanın bu güzelliğini, barış, dirlik düzenlik ve sevgi çağrıları yapan bu güzeliği değil, birbirlerine üstün gelmek için kendi uydurdukları şeyleri kutsal ve önemli sayıyorlardı.
  • 112 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Oncelikle okumasi oldukca kolay, akici bir kitap. Bu ilk Henry James kitabimdi ve Henry James okumaya devam edecegim. Daisy Miller Amerikali bir genc kizin toplumsal normlara uymamasi uzerine toplumun bakis acilarini yansitiyor. Tarihle, kultur farkliligiyla ilgili perspektifiniz gelisiyor. Tavsiye ederim, iki saatte bitirilecek bir klasik.
  • Batılı bir perspektiften Haydutlar Kraliçesi Hindistan’da bazen ‘Bollywood’ olarak bilinen Bombay merkezli egemen sinema en­düstrisine karşı değerlendirildiğinde gerçekçilikte bir atılım olarak görüldü. Amerikalı bir eleştirmenin belirttiği gibi: “Büyük bir si­nema endüstrisinin aptalca müzikalleri, sıradan pembe filmleri ve kaba aksiyon filmlerini ürettiği Hindistan’da harika görüntülemenin, güçlü prodüksiyon değerlerinin ve kaçınılmaz toplumsal eleştirinin olduğu Haydutlar Kraliçesi ender bir örnektir”(Guthmann,1995)
    Hindistan’da alternatif film geleneklerinin olmadığını varsayan bu naif cahillik, ‘ilerici’ Birinci Sinemada bulunan estetik tercihlere garip bir biçimde uyan övgü terimleri nedeniyle ikiye katlanır. Bu eleştirmen Hollywood’dan Bollywood’a Birinci Sinemanın temel il­kelerini sorgulayan Kumar Shahani gibi bir yönetmeni bulsa, nasıl da şaşırırdı:
    Giriş, gelişme ve sonucun olduğu klasik mekanik yapı 19. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan dramatik bir yapıdır. Fizik biliminin yöntembilimiyle yakından ilişkilidir - neden-sonuç zinciri. Bildiğim kadarıyla bilim günümüzde bunun ötesine geçiyor ve değişimlere uyum sağlı­yor. Gerçek algılamalarla ilişkili yeni yollar bulunmalıdır. Ritwikda ve Kosambi epik biçimi incelememi sağladı. Siz de bunu her yerde gö­rüyorsunuz. Bu biçim, insanların onu yanlarında eve götürebileceği tarzda bilinçlerine giriyor (Baghdadi ve Rao, 1995: 109).
  • Mitolojide Venüs(Yunancada Afrodit), aşkın ve güzelliğin tanrıçasıdır.Venüs gezegeni geçmiş zamanlardan beri en parlak gezegen olarak gözlendiğinden kendisine bir "tanrıça" ismi verilmiştir.Diğer taraftan, kızıl gezegen Mars'ın adı ise Roma mitolojisindeki Savaş Tanrısı'ndan gelmektedir.Doğal olarak kadınların Venüd'ten, erkeklerin ise Mars'tan dünyamıza geldiği benzetmesi gezegenlerin ad ve karakterlerine bakınca oldukça uygun duruyor.
    [syf.15]

    Tarihsel sürece bakacak olursak insan beyni ile ilgili önemli keşiflerin, özellikle savaş alanlarında gerçekleşen kafa yaralanmaları ve ölümler sonucu ortaya çıktığını söyleyebiliriz.Savaş alanlarında çoğunlukla erkekler bulunduğundan,beyin ile ilgili toplanan bilgilerin büyük bir kısmı erkeklere aitti.
    [syf.21]

    Son 10 yılda yapılan çalışmalar çok net ortaya koymaktadır ki beynimizin kendine ait bir cinsiyeti vardır.
    [syf.46]

    Hamilelik sırasında bebeğin maruz kaldığı testeron hormonu, beyin cinsiyetini belirlemede çok önemli bir rol oynamaktadır.Eğer bebeğin biyolojik cinsiyeti erkekse testesteronun büyük bir kısmı erkek bebeğin testislerinde üretilip kan dolaşımı aracılığıyla etkisini göstermektedir.Bebğin kız olması durumunda ise annenin ve bebeğin böbrek üstü bezleri ve yağ dokusundan kaynaklanan az miktarda testesteron da duruma göre etkili olabilmektedir.Hamilelik döneminde yaşanılan beslenme farklılıkları, mevsimsel-iklimsel etkiler ve stres gibi çeşitli faktörler, testeronun az ya da çok salgılanmasına neden olacağından bebeğin cinsiyeti üzerinde etkili olacaktır.
    [syf.49]

    "Türk kızını Ay'a gönder,ilk adımı Ay'dan bekler."
    [syf.56]

    Bahsedeceğim bu bilgi hayatınızda ne işe yarayacak bilmiyorum ama erkek sirke sineği eğer çiftleşmek istediği dişi tarafından reddedilirse kendisini alkole vermektedir sevgili okuyucu.
    [syf.59]

    Örneğin Amerikalı psikolog David Buss, farklı kültürlere sahip birçok toplumu incelediği çalıçmasında, kadınların görünüşten ziyade maddi kaynak ve sosyal pozisyon ile daha çok ilgilendiğini öne sürmüştür.
    [syf.63]

    Erkekler kendilerine gülen kadına bayılıyorlar.Çünkü karşısındaki kadının her gülüşü kendisini daha da zeki hissetmesine neden olmaktadır.
    [syf.65]

    Mesela işitme ve konuşma ile ilgili merkezler sol yarıkürede sağ tarafa göre daha baskındır.
    ...
    Yani bu bölgenin kadın beyninde daha fazla alan kaplaması, yine dil işleyişi ve kavrama konularında kadınların erkeklere göre daha iyi olduklarını göstermektedir.
    [syf.72]

    Erkeklerin beynindeki ilgili alan, kadınlarda olduğu gibi müzik dinlerken etkin bir şekilde çalışır ancak parazit sesinş duyduğunda kadınlardan farklı olarak buradaki aktiviteyi durdurmaktadır.Yani parazit gibi kendini tekrarlayan bir ses durumu söz konusu olduğunda erkek beyninde ilgili alanlarda aktivite durmaktadır.Çok ilginç bir şekilde erkek beyni tekrar eden uyarıya daha fazla ket vurmaktadır.O nedenle sevgili kadınlar bir şeyi defalarca tekrarlama çabanız aslında erkeğin sizi hiç duymamasına neden olmaktadır.
    [syf.75]

    Normal bir konuşma sırasında, sol yarıküremizi baskın olarak kullanırken şarkı söyleme sırasında sağ yarıküremizi baskın bir şekilde kullanıyoruz.
    [syf.89]

    Kız çocuklarının konuşma ve oyun davranışlarını yakından incelerseniz genelde eşitlik kurmaya yönelik olduğunu görürsünüz.Rekabet ve üstünlüğe dayalı oyunları daha çok erkekler tercih etmektedir.
    [syf.92]

    Dişi beyin yüz okuma ve ses analizi konusunda tek kelime ile mükemmeldir.İşte bu analiz yeteneği, dişi beyinlerin empati konusunda çok başarılı olmalarının altında yatan temel nedendir.
    [syf.97]

    Kadında ışıl ışıl parlayıp erkekte karanlık olan bu bölgenin adı limbik alandı.Her ne kadar "limbik" gibi komik bir ismi olsa da burası birçok hayati görevden sorumlu olan bölgedir.Tümüyle istemimizden bağımsız, kendi kafasına göre çalışan bu bölge, aynı zamanda duyguların merkezinin de bulunduğu yerdir.
    [syf.100]

    Yakın dönemde yapılan birçok çalışma, oksitosin hormonunun bağlılık ve sadakat konularında da rol oynadığını göstermiştir.
    [syf.107]

    Özetle ANS(ayna nöron sistemi),karşınızdakinin hislerini kendinizde hissetmenize neden olan "duygusal empatiden" sorumluyken;TBS(temporoparietal bağlantı sistemi), karşınızdaki kişinin sorununu çözmek için yollar arayan "bilişsel empatiden" sorumludur.
    [syf.111]

    Duchenne'nin katkılarından dolayı gerçek ve içten gülümsemeye literatürde Duchenne Gülümsemesi denir.
    [syf.123]

    Görünen o ki progesteron, östeojenin ödül merkezleri üzerine olan etkisini azaltıcı bir görev yapmaktadır.Yanş beyindeki ödül merkezleri, artam östrojen ile tam gaz coşacakken progesteron hemen araya giripbu etkiyi azaltıyor ve ortamı sakinleştiriyor.
    ...
    Yani özetle sevgili erkekler östrojen dostumuz, progesteron düşmanımızdı.
    [syf.134]

    Bilinçli yaptığımız tüm davranışlar, üst bilişsel işelvler ve sahip olduğunuz tüm entellektüellik bu bölgede bulunmaktadır.
    [syf.142]

    Tasarımcıların ve photoshop kullananların da çok iyi bileceği RGB (Red,Green,Blue) sistemi de aynı mantığa dayanır.Yani tüm gördüğünüz renkler aslında sadece üç temel rengin birbirleriyle olan etkileşimlerinden oluşan varyasyonlardan ibarettir.
    ...
    Kadınların %15 inde, onlara fazladan bir renk reseptörü daha kazandıran genetik bir mutasyon söz konusudur.
    [syf.153]

    Çürümüş bir yiyecek ya da zararlı-toksik bir koku vücudumuzda çok hızlı bir öğürme refleksi oluşturabilir.Bu etkiyi feromonlar aracılığıyla yaptığı düşünülmektedir.
    ...
    Söylemek gerekirse feromon,kokusu olmayan bir kokudur.
    [syf.161]

    Kadınların sadece tişörtlerini koklayarak seçtikleri erkekler kendilerine göre en farklı MHC grubuna sahip erkekler olmuştur.
    [syf.163]

    Kişiler yabancı birinin kokusunu kokladıklarında beyinlerinde amigdala ve insula bölgeleri aktifleşmiştir.
    ...
    Tanıdık birisinin kokusunu algıladıklarında ise restrosplenial korteks adını verdiğimiz, beynin benzer şeyleri bir arada kodladığı bir alan aktifleşmekteydi.
    [syf.165]

    Ağrı duyusunu taşıyan kablolar oldukça inceyken dokunma duyusunu taşıyan sinir lifleri oldukça kalındır.
    [syf.168]


    Eğer vücudumuz beynimizdeki temsil alanları ile orantılı bir vücut yapısına sahip olsaydı oldukça ilginç bir görünüme sahip olacaktı.Bu temsili vücuda Latincede "küçük adam" anlamına gelen "homunkulus" denir.
    [syf.170]

    "Düşünceler duyguların çekim alanlarına girince bükülürler."
    [syf.173]

    Kadın ve erkek beynini incelediğimizde amigdalanın erkeklerde kadınlara göre daha büyük olduğunu görüyoruz.Ayrıca yapılan çalışmalar erkek amigdalası üzerinde daha fazla testesteron reseptörü oldupunu göstermektedir.Ne kadar çok testesteron reseptörü, o kadar kuvvetli öfke patlaması anlamına gelmektedir.
    [syf.179]

    Klasik hafıza konusunda hipokampüs adını verdiğimiz yapı oldukça önemlidir.Çünkü yeni öğrendiğimiz bir fizik formülü, cep telefonu numarası gibi sıradan olan bilgilerin depolanmasında hipokampüs düzenleyici rol oynamaktadır.Bu gündelik bilgilerden farklı olarak hayatınızda duygusal anlamda sizi etkileyen önemli olaylar ise amigdala aracılığıyla depolanmaktadır.Yani amigdala duygusal hafızadan sorumludur.
    [syf.182]

    Beste yapmak ve benzeri tüm üretim yetenekleri konusunda erkek beyni oldukça avantajlıdır.Çünkü dişiyi etkileyebilmek için bir şeyler üretmeye ihtiyacı vardır.En azından doğadaki canlılar için bunu söyleyebiliriz.Sonuç olarak erkek; şarkı üretmekte, kadınsa üretilen şarkının kalitesini anlamada oldukça başarılıdır.
    [syf.188]

    Belirli miktardaki stres, yine erkeklerde öğrenmeyi artırmıştı.Ama dişilerde, bırakın hipokampüstekş bağlantı sayısının artmasını aksine akut stres doğrultusunda bir azalma meydana gelmişti.Yani böyle bir stres uygulamasının erkeklerde işe yaram ihtimali söz konusuyken kadınlara zarar verebilme ihtimali yüksektir.
    [syf.196]

    Bruce olarak doğan bu çocuk, Brenda olarak yetiştirildi ve David olarak hayatına son verdi.Tek bir yaşama sığdırılmış üç farklı karakter ile.
    [syf.217]