• 20. yüzyılın ilk yarısında evren anlayışımız tümden değişti.Eski klâsik fizik kuramlarının yerini,dünyaya bakış açımızı değiştiren kuantum mekaniği aldı.Kuantum mekaniği,yalnızca eski Newton mekaniğinin ortaya attığı düşüncelerle değil,sağduyumuzla da pek çok açıdan uyuşmazlık içindedir.Yine de bu kuramların en şaşırtıcı yanı,fiziksel sistemlerin gözlenen davranışını önceden haber vermedeki olağanüstü başarısıdır.
  • Klasik fizik ve kuantum fiziği ile ilgili konuşulurken, ikisi arasında çok net bir ayrım olduğu, birisinin -klasik fizik- makroskobik dünyada yeterli ve geçerliyken diğerinin -kuantum mekaniğinin- sadece atom altı dünyada uygulanabileceği hatasına düşülüyor ve dahası bu hatalar sloganlaştırılıyor. Prof. Dr. Cihan Saçlıoğlu da bu hataya dikkat çekiyor ve relativistik kuantum alan teorisinin günlük hayatımızdaki yerini güzel benzetmelerle açıklıyor. Kendi ifadeleri ile:

    "Profesyonel fizikçi çoğunlukla bardağa
    su dolarken seviye neden yükseliyor falan bunu fazla düşünmüyor da, muonium atomunda şu enerji seviyesinde kuantum elektrodinamiğiyle bilmem kaçıncı mertebeden düzeltmeyi hesaplayabilirim problemi ile ilgileniyor. Ama o relativistik kuantum alan teorisi dosdoğru daha böyle çok daha gündelik bir şeyde karşımıza çıkıyor. Fakat, dediğim gibi beynimiz öyle yıkanmış ki, 'relativist kuantum alan teorisi sadece o düzeltmede kullanılır, gündelik hayatımızda alakası yoktur, orada klasik fizik yeterlidir' yanılgısı var, ben sadece ona dikkati çekmek istedim."
  • Bir nokta daha var: "mikroskobik dünyada kuantum mekaniği lazım, makroskobik dünyada ise klasik fizik tamamıyla yeterli" denilince bir ilave hata yapılıyor. Aslında tabii fizikçiler daha doğrusunu biliyor, ama nedense böyle dikkatsizce laflar slogan haline geliveriyor. Aslında meseleler sadece mikroskobik-makroskobik diye ayrılmıyor, bir eksen daha koymak lazım ortaya. Temelde kuantum mekaniği doğru, o yüzden her şey bir cins dalga ile gösterilecek. Şimdi o dalgalar arasında faz ilişkileri tamamıyla gelişigüzel mi, yoksa bu faz ilişkileri bir şekilde uyumlu mu? Koherens veya inkoherens uyumlu veya uyumsuz olduğu haller. O zaman dörde ayırmak lazım karşılaşacağımız fenomenleri: 'koherent ve makroskobik', 'inkoherent ve makroskobik', 'inkoherent ve mikroskobik', 'koherent ve mikroskobik'. Şimdi bu dört kategoriye ayırdığımız zaman durumu daha iyi tasvir edebiliriz .
  • Klasik fizik hakkında da birtakım yaygın kanılar var, bunlar da şöyle şeyler: Gördüğümüz makroskobik dünyayı tasvir etmek için Newton denklemleri, Einstein denklemleri, bir de Maxwell denklemleri yeterli. Üstelik bu bizim formel olarak da destekleyebileceğimiz bir şey; çünkü Planck sabiti h biliyoruz ki gündelik açısal momentuma göre veya eyleme göre çok ufak; onu tam formel olarak sıfıra götürürsek, zaten kuantum mekaniği denklemlerinden bu yukarıdaki klasik fizik denklemleri bir anlamda elde ediliyor. Deniliyor ki, klasik fizikte determinizm özelliği var, kesinlik özellikleri var ve felsefi yönden de bir problem yok. O zaman gündelik dünya klasik fizikle, atom ve daha ufak sistemler ise kuantum fiziği ile betimlensin. Halbuki, işte benim burada vurgulamak istediğim nokta geliyor: bildiğimiz dünyada aslında kuantum alan teorisiyle her an karşı karşıyayız.
  • Bir ıssız adaya düşseniz yanınıza almak istediğiniz üç şey ne olurdu? Klasik anket sorusunu duymayanımız yoktur. Neden Kabuk Adam? Nedir kabuklarımız? İyileşmeye başlayan yaralarımızı kanatmamamız için oluşan fizyolojik bir koruyucu mu? Kaşıyıp kanatarak unuttuklarımızı hatırlatan bir özeleştiri butonu mu? Ya da kabuklarının altında gizlenmiş gördüklerimizin değil de göremediklerimizin asıl doğru olduğunun izahatı mı?
    Avrupa’nın sayılı nükleer fizik laboratuvarından birinde çalışan, iyi bir eğitim almış, ancak intihara teşebbüs edecek kadar mutluluğu sevgiyi yakalayamamış, isimsiz roman kahramanı kadın gibi.
    ‘’ Bir balona şekil veren hava gibi, benim de hayatıma şekil verecek bir şeye gereksinimim var. Şu anda bunun ne olacabileceğini bile bilmiyorum, belki ancak sevgi diye tanımlanacak bir şey’’ (Sayfa-30)
    Bu satırlara gelene kadar roman kahramanının anlattıklarından romantik film tadında gittiği adada Kabuk Adam ile tanışacağı anı hayal etmeye çalışıp durdum.
    ‘’ Yalnızlığa öyle alışmıştım ki bir başkasının ilgisini ancak bir tehdit olarak algılayabiliyordum. Yabani bir hayvanın insan karşısında tedirginliğine benzeyen bir duyguydu bu. İçimdeki ceset uyandırılmaktan korkuyordu. ‘’ (sayfa-42) sessiz çığlıkları atan kadının ters köşe yaptırması ile bir erkeği hayatına dahil etmesi ya da bir erkeğin hayatına dahil olmak istemesi ise bana imkansız gibi gözüktü . Sayfalar ilerledikçe de iyice inandım ki yaşadığı çocukluk anılarından kadının kendince devası olduğuna inanarak , ne kadar bir uyuşturucu satıcısı, siyah derili diye dışlanan, kimsenin güvenemeyeceği bir adam diye tanımlamaya çalışsa da asla kanatmak istemediği ama kaşımaktan da geri kalamadığı , duygusal gel gitlerinin seslenişi olan hayali bir Kabuk Adam oluşturuşu.
    Bir kadın oluşuna rağmen bir erkeğin gözünden kadınlara bakış açılarının anlatımını muhteşem sergilemiş yazar.
    ‘’ Yanlarına vardığımda, Thomas eşyalarını çabucak toparlayıp kalktı. Bu arada ikisinin de , havluya sarılmadan önceki kısacık zamanda vücudumu alıcı gözüyle incelediklerini yakaladım. Thomas’ın bakışı açgözlü ve küstah, Tony’ininki ise hüzünlü ve tutkuluydu’’ (Sayfa-81) satırları ve ‘’ Ben öyle bir kadın istiyorum ki onunla evreni yeniden kurabileyim. Bir aile, bir ev kurmaktan da öte, bütün dünyayı, silbaştan beraber yaratmalıyız ‘’ (sayfa-61) ile birliktelik isteğinin ruh ikizini bulma gayretinde olan Kabuk Adam ile asıl amacının sadece cinsellik yaşamak için yaklaşmaya çalıştığını anlattığı Thomas tanımlamasında olduğu gibi.
    Aynı iş yerinde çok samimi oldukları hatta tek dostu olan Maya’nın hırslarından, kendisini beğendirme çabalarından da bahsederek yaptırdığı dostluk arkadaşlık sorgulaması ve Maya’nın ilişkilerine dair yazdığı ‘’ Genç ve güzel bir kadınsanız eğer, erkekler gövdenizi asla reddetmezler, sizi reddetseler bile ‘’ cümlesi de bir o kadar düşündürücü.
    Farklı ülkelerden insan tasvirleri yaparken kültürel ,coğrafik ve yönetim şekli özelliklerin insanları nasıl etkilediğini anlatışı ise ayrı bir roman yazılacak kadar ince detaylı.
    Kitap hakkında yapılan incelemeleri okuduğumda aşk romanı mıdır değil midir ifadelerine sık sık rastladım. Bence bu roman ne bir aşk romanı ne de bir dostluk öyküsü.
    Ne kadar iyi eğitimler alsak ve ne kadar iyi pozisyonlarda yaşamımızı sürdürsek de gün geliyor herkesin yaptığı şeyleri herkes gibi yapmaya meyilliyiz. Kimseye benzemediğimizi iddia etsek de bir bakıyoruz herkesleşmişiz.
    Yazarın aslında kendine bir tarih yazarken ikinci el bir hayata bakarcasına duygularımıza tercümanlık gayretini ve çoğumuzun sessiz acılarını dile getirmek olduğunu bilmem hissedebilecek misiniz?
    Ne demiştik en başta? Issız bir adaya düşersem yanıma almak istediğim üç şey: yalansız yalın gerçekten hissettiklerim, kayıtsız şartsız özgüvenim ve tümüyle steril edilmiş sitemsiz kararlarım olurdu. Ya sizin?
    Keyifli okumalar.
  • Medenî dünyada okul eğitimi fazlasıyla entellektüel, ilmi; öbür taraftan da pek az manevî, egzakt hümanistiktir. Mûtad tabirler kullanarak onu fazlasıyla egzakt ve pek az klasik diye vasflandırabiliriz.
    Bugün çocuk yuvasından üniversiteye kadar eğitimin bütün merhalelerinden geçmiş bir kişinin tahsili sırasında, “insan doğru dürüst olmalıdır ” diye bir defa olsun bile duymuş olmadığını tasavvur edebiliriz. Evvela okuma yazmayı ve hasabı öğrenmiş, bundan sonra fizik, kimya, etnoloji, coğrafya, siyasî nazariyeler, sosyoloji vs. okumuştur. Bir sürü gerçekleri ve bu arada düşünmeyi de öğrenmiş, fakat asîl olmamıştır. Tarih, sanat, edebiyat, ahlâk, hukuk gittikçe az okunan dallar durumuna düşmüştür.