• 104 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Öncelikle bir müzik ve bir alıntıyla başlamak istiyorum incelemeye.

    ({Bu kısım kitapla ilgili değildir, kitapla ilgili bilgi edinmek için bu incelemeyi okuyacak dileyen arkadaşlar burayı hiç okumadan doğrudan normal parantezin sonuna geçebilirler.}

    ...Ama ondan da önce bir iki yüzlülüğe de değinmek istiyorum. Bu kitabı sadece 67 kişinin okumasıyla ilgili. Bu düşüncem hem bu kitapla hem de Katherine Mansfield isimli yazarla ilgili. Onun kitaplarını da 7-8 kişi okumuş toplamda 60’ı 70’i geçmez yani. Hepsine denk gelemedim ama belki bu türden yazarlar daha fazladır. Neden bu kadar az okunmuş olabilir diye düşünüyorum, bir sebep bulamıyorum. Yayınevi kötü desen değil, aksine modern klasiklerde basılmış İş bankası yayını, çeviri kötü desen değil alanında usta kaç kitap çevirmiş biri çevirmiş, kitap kötü anlaşılmıyor desen e o da değil.

    Tamamiyle piyasa pazarlaması diye düşünüyorum. Bu aralar Zweig, Kafka gibi yazarlar popüler mesela. Etrafta istemediğiniz kadar Zweig öyküsü var. Çok mu iyiler, hayır. Çok mu kötüler hayır. Birkaçı dışında normal öyküler diyebilirsiniz. Neredeyse her yayınevi Zweig’in adını duymadığımız öykülerini, kitaplarını basma konusunda birbiriyle yarışa girdi. Her arz kendi talebini yaratır mantalitesiyle ortalık Kafka veya Zweig sever kaynıyor. Neden basıyorlar? Çünkü piyasa bunu istiyor. Hem kitapların kısa olması, hem ucuza alınabiliyor olması hem de ucuza aldığınız kısa zamanda tüketebileceğiniz bu yazarın, dünya edebiyatında adından söz ettirebilen bir yazar olması. Bir taşla birden fazla kuş vurabiliyorsunuz. Alan razı, satan razı.

    Bir de acı tarafı bu yazarlardan birkaç kitap okuyan, bu alanda söz söyleyebileceğini düşünüyor onu okumayanları ya da onlar kadar okumayanları bilgisizlikleriyle cahillikleriyle suçluyorlar. Bana biraz komik geliyor biraz da üzücü. Çünkü çok sevdiğim iki yazarın böyle popüler hale getirilip her kahvenin, çayın yanına meze yapılmasından rahatsızlık duyuyorum. Umarım bu grotesk durum kısa zamanda stabilleşir.

    Ek: Bu tür kitapların popüler olmasının olumlu yanı yok değil tabiki. İnsanlar en azından popüler olmak için dahi kitap okuyorlar okumaya çalışıyorlar en azından. Zaten okuma oranı az bir ülkede kitap okuyanları eleştirmek doğru bir tutum değil ama bu kitap işinin salt ekonomik bir düzeye indirilmesine de zamanın şartlarına uymasına da bir iki cümle söylemeyi kendi sorumluluğum içerisinde hissediyorum. )

    Müzik herkesin aşina olduğu bir eser. Beethoven-Silence. Peki neden bu müziği seçtim. Şundan dolayı bu müziği YouTube’da saatlerce aralıksız dinlemişliğim vardır. Ve müziğin her saniyesi bana sanki bir sonraki saniyesinden farklı olacakmış hissi verir. Tamamını bilmeme ve yüzlerce kez dinlememe rağmen her seferinde farklı bir şeyler olacak diye beklerim. Yani tamamiyle benim için beklentinin müziği. Aynı bu kitap gibi.

    Bir kitap düşünün başından sonuna kadar sizi bir beklenti içerisinde tutsun. Nasıl spoilersiz yazacağım bilmiyorum ama sürekli bir şeylerin istediğim gibi olmasını bekledim. Ve kitap bana bunu son sayfasında şöyle ifade etti, aynen alıntılıyorum. “Büyük ama bilinmeyen bir şok beklendiğinde, zihin içgüdüsel olarak bir an için şaşırma yetisini yitirerek kendini hazırlar. O savunmasızlık anında yarı yarıya tahmine dayanan çeşit çeşit olasılıklar öne çoklar ve felaket biçimlendiğinde bunu doğaüstü bir yoldan önceden anlamış olma duygusu oluşur. “

    Kitap bitene kadar bende bir çok olasılık ve tahminler yürüttüm ama hiçbiri olmadı. Adeta hevesim kursağımda kaldı. Küskün kahvenin türküsü kitabından bariz bir şekilde daha iyi olan bu “psikolojik” roman, bizleri çok başka dünyalara götürüyor. Neden psikolojik, hem karakterlerin davranış tutumlarıyla, hem düşündükleriyle hem düşünmedikleriyle. Bunları okurken sizde ruh halinden ruh haline geçiyorsunuz. Sinir oldum resmen hadi artık lütfen istediklerim olsun diye. Herneyse olmadı işte.

    Ama yinede her yönüyle güzel bir romandı. Tavsiye ediyorum.
  • Suç ve ceza
    Ithaki yayınları okuyan var mı. Çeviri nasıl.
  • 984 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Azra Kohen 'in #fiçipi serisinde adı geçen ve başucu kitabım dediği "Hayatın Kaynağı" kitabını okuyanlar arasındayım nihayet. Uzun zamandır okuyorum ama sanmayin ki sevmedim, bitmesin diye azar azar kıyamadığımdan yavaş yavaş okudum da kitapta az buz değil hani. 974 sayfa bir de bit kadar puntolarla yazılmış.
    Hayatın Kaynağı Ayn Rand 'ın 1943 yılında kaleme aldığı ve 1920-30 ların New York'unda gökdelenlerin yapılma aşamasında geçen olayları anlatan, Objektivizm Felsefesi'ni işlediği 5 ana karakter ve yan karakterleriyle kurgulanan mükemmel bir eser. Objektivizm ne demek hemen açıklıyorum.
    OBJEKTIVIZM: Objektif kıstasları temel alan "DOĞRU 'dan yana- YANLIŞ'a karşı TARAF" olan bir felsefedir.
    Senin bu felsefeden haberin var mıydı diye sorarsanız Ahh! Tabisi yoktu.
    Kitabın şöyle bir özelliği var 1940 larda yazılmış olmasına rağmen bugün yazılmış gibi güncel. Olaylar insanlar hiç mi değişmez. Gerçi klasiklerde de görüyoruz ya, bu dünyada hiçbir şey değişmiyor. Maalesef katlanarak kötüye gidiyor." Bu dünyayı iyilik kurtaracak diyoruz " inanıyoruz ama öyle olacak mı bilmiyorum.
    Kitapta ana karakterlerden biri olan Howard Roark'ın Mimar Frank Lloyd Wright olduğunu öğrendim ve onun tasarladığı binaların görsellerini internetten inceledim. Bu sayede sayfalarca bahsi geçen eserlerin neye benzediklerini gördüm ve bayıldım.. Kitap sayfalarca, anlatması da sayfalarca sürer aslında. Bencilliğin, ego ve BENlik bilincinin bu kadar güzel işlendiği nadir kitaplardan. Inşallah en yakın zamanda güzel bir yayınevi basar ve dilerim herkes okur. Çünkü şu an karaborsada aşırı pahalı.Yazarın diğer eserlerini de okumayı çok isterim.
    Mutlaka yazarı ve kitaplarını okuyun derim. Sevgiler:)
  • Klasiklerde hangi yayınevi daha kaliteli çeviri yapıyor? İş Bankası'ndan okuyordum fakat kitapları sadeleştiriyor olmaları pek hoşuma gitmiyor.
  • 188 syf.
    ·5 günde
    Ne de güzel bir eser, ne de güzel bir anlatım. Shakespeare seviyorum. Yazdığı dönem düşünülürse kişiler, kullanılan betimlemeler gerçekten çok hoş. Dram sevmesem de alt metin çok önemli. Çok eski bir zamanda yazıldığı için de bir zaman makinesi misali farklı bir dünyaya geçiveriyorsunuz. Tabi ki bu kültür açısından da öyle.

    Hamlet genç bir prens, babasının ölümünden sonra amcası hem kral olur hem de abisinin karısıyla evlenir. Hamlet babasına çok düşkün biri tabi ki ne bu krallığı ne de bu evliliğe onay verir. Yanlış da değil bu tutumu! Fakat entrikasız olmaz tabii. İşin içinden iş çıkar, tesadüfler bambaşka olaylara neden olur. Kişilikler biraz fazlaca yapay sanki. Verilen tepkiler yapmacık. Her şey çok hızlı bir şekilde gelişiyor. Bilemiyorum Shakespeare'ı da tiyatroyu da yeni yeni öğreniyorum.

    Yayınevi sağolsun evet birçok bilgicik paylaşmış notlarda, fakat yazımı hiç sevmedim. Yayınevi çok çok önemli hele ki böyle klasiklerde. Kütüphane sağolsun ağlaya ağlaya elde olanı okuyorum maalesef. Genel olarak sadece yayınevi sıkıntım oldu. Bunun dışında tavsiye edilir efendim, iyi okumalar.